FETÖ ve Aydın Doğan hakkında dikkat çeken yazı

Türkiye Gazetesi Yazarı Yücel Koç bugünkü köşesinde "Ahtapotun kolları: FETÖ ve Doğan" başlıklı dikkat çeken bir yazıya yer verdi.İşte o yazı;

FETÖ ve Aydın Doğan hakkında dikkat çeken yazı
Bu içerik 268 kez okundu.

Birkaç yazımızda kibarca dedik ki; bu ülke 27 Mayıs’ı, 12 Eylül’ü gördü...

İlkinde Başbakan ve Bakanlar asıldı…
Öbüründe 50 kişi idam edildi, 171 kişi işkenceden öldü...
Bu darbeleri de FETÖ teröristleri yapmadı.
Yapanların amacı da hiçbir şekilde ülkenin, milletin menfaati değildi.
FETÖ, 15 Temmuz’da nasıl Batı’ya hizmet için teröristlerini sokağa döktüyse onlar da bu darbeleri aynı odaklar için yaptı…
Yalan mı?
***
Yine dedik ki; Batıcı olmakla övünen laiklerin 28 Şubat postmodern darbesi ülkenin muhafazakâr kesimini, Anadolu sermayesini ezip geçerken FETÖ’yü güçlendirdi.
Fetullah Gülen’e toz kondurmayan Bülent Ecevit, Aydın Doğan’ın bir dediğini iki etmeyen Mesut Yılmaz, FETÖ’nün kılına bile dokunmadı, aksine onların önünde kim engelse ortadan kaldırdı.
FETÖ’cüler aynı dönemde ‘Genelkurmay Karargâhı’nda, Genelkurmay Başkanı’nın odasında ağırlandı.
Yalan mı?
***
O dönem derin devlet 'Beyaz Türkler'di.
28 Şubat'ı bunlar organize etti.
Gericilik ve 'yeşil sermaye' yalanlarıyla Anadolu Aslanları hedef alındı.
En az 500 bin şirket kapandı.
Minimum 5 milyon insan işsiz kaldı.
Amaçları, "Türkiye sanayileşmesin, güçlenmesin. Batı'nın arka bahçesi olmaya devam etsin"di.
Bu yüzden firmaların işletme sermayeleri ellerinden alınarak, kasıtlı batırıldı.
Bunların içinde bir tane bile FETÖ'nün müessesesi yoktu.
Yalan mı?
***
AK Parti döneminde ‘Batılı laik kuklaların’ yaptığı Cumhuriyet yürüyüşleri, kapatma davası ve muhtıralar da hep FETÖ’ye yaradı.
Ahtapotun bir kolundan kurtulmaya çalışırken, ‘Batı’lı üst akıl bize öbür kolunu uzattı.
Yalan mı?
***
Terörün bitmemesi için Oslo görüşmelerini sızdıran, Erdoğan ameliyata gireceği sırada MİT Müsteşarı’nı gözaltına almaya çalışan FETÖ'ydü.
Fetullahçı düşmanı görünen CHP ve Aydın Doğan medyası, FETÖ’nün gerçek yüzü ile karşılaştığımız bu süreçten itibaren hep FETÖ’nün yanında yer aldı.
Yalan mı?

***
Bozuk saat bile günde iki defa doğruyu gösterir.
Doğan medyası, sadece bir kez doğrunun yanında durdu, o da 15 Temmuz gecesi...
Sonrasında özüne döndü... 15 Temmuz akşamı kazandığı krediyi istismar edip “Karargâh Rahatsız” manşeti attı.
CHP'nin FETÖ'yü kurtarmak için uydurduğu “Kontrollü darbe” yalanına çanak tuttu.
FETÖ'nün projesi Meral Akşener'i parlatmaya soyundu.
Yalan mı?

***
Belli ki FETÖ beceremeyince, üst akıl yeniden eski kolu harekete geçirdi.
Muhafazakâr kesime efelenmeleri, yeni 28 Şubat oyunlarına soyunmaları bu yüzden...
Yalan mı?

***
Oysa umutlanmıştık...
Bu sütunlarda demiştik ki, “Hayır çıksın diye uğraştığınız yeni Cumhurbaşkanlığı sistemi bakın size yaradı...
Artık kim yüzde 50'nin üzerinde oy almak istiyorsa toplumun geniş kesimini kucaklamak zorunda.
2019 ve sonrası büyük fırsat...
Sen-ben davasını bırakalım, Yeni Türkiye'yi, hepimizin haklarını koruyacak şekilde birlikte inşa edelim...”
Ama onlar bunu, “Türkiye'yi yeniden biz yöneteceğiz”e çevirmeye başladı...
Yalan mı?

***
Az gittik, uz gittik...
Sonuçta şunu öğrendik;
Devşirilmiş beyinlerden kurtulmadıkça bu ülkede bize huzur yok.
Ama şunu unutmayın; 15 Temmuz, imanın şaha kalktığı gecedir.
Milletin o geceki zaferi, bu asrın tamamına şamil olacaktır.
Yani...
Ne yapsanız boş, göklerden gelen bir karar vardır...

*****

TGRT sobeledi, Aydın Doğan çıldırdı

“Ya uy, ya çekil” (04.03.1997)
“Gerekirse silah bile kullanırız” (12.06.1997)
Aydın Doğan, Hürriyet’te attırdığı bu manşetlerle Refah-Yol hükûmetini yıktı ve postmodern darbenin mimarı oldu.
Oysa, dönemin Başbakanı Necmettin Erbakan, 18 Haziran’da, görevi koalisyon ortağı Tansu Çiller’e devretmek için istifa etmişti.
Hürriyet, bir gün sonraki manşetinde rotayı çizdi…
“Refahsız arayış” (19.06.1997)
***
Bu manşetten tam 10 gün sonrası…
Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, tam da Hürriyet’in dediğini yapmış, hükûmeti kurma görevini ikinci büyük partinin lideri Tansu Çiller yerine, Aydın Doğan’ın maaşlı elemanı gibi çalışan Mesut Yılmaz’a vermişti.
“Yıkılan hükûmete karşı benim medya organlarım savaş verdi” diyen Aydın Doğan’ın, 29 Haziran Pazar günü önemli bir misafiri vardı.
***
Benim önemli dediğime bakmayın, Aydın Doğan’ın verdiği önem, kıyafetinden belliydi…
Hükûmeti kurma görevi alan Mesut Yılmaz’ı Çamlıca’daki villasında tam 6 saat ağırladı.
Spor kıyafetleriyle eli cebinde, uğurlama için dışarı çıktığında karşısındaki kamerayı görünce çıldırdı.
“Hangi kanal?” diye sordu.
Aldığı cevap, “TGRT efendim.”
***
‘Ben size sorarım’ kavlinden başını salladı.
Sonra Enver Ağabey’i aradı.
Tehditvari bir üslupla “Peşime adam mı takıyorsunuz? Uygun olmayan görüntülerimi niye yayınlıyorsunuz?” dedi.
Başka neler söyledi, orasını bilmiyorum.
Fakat, niye bu kadar rahatsız olduğu, Hürriyet ve o dönem Aydın Doğan’a ait olan Milliyet’in ertesi günkü manşetinde anlaşıldı.
“Hükûmet tamam” (30.06.1997)
***
Tutturulan isimlerden anlaşıldı ki, kabine orada belirlenmişti.
Bu hadise, bir süreliğine TGRT ve İHA’dan iki yöneticinin başını yedi.
Çünkü Aydın Doğan’a hiç bulaşılacak günler değildi…
Fetullah Gülen’in sözlerini manşetlerinden çarşaf çarşaf yayınlayarak, verdiği değeri ve iş birliklerini ortaya koyan Aydın Doğan ile Başbakanlık koltuğuna oturttuğu Mesut Yılmaz, o görüntünün faturasını da İFK üzerinden Enver Ağabey’e çok ağır ödetecekti.
Keşke sadece İhlas ödeseydi…
Ağır ekonomik krizi getiren 28 Şubat, Türkiye’ye en az 200 milyar dolara mal oldu.
Ve bu efendiler hiç hesap vermedi…

*****
Biz resepsiyon yazamazmışız...

Öyle diyor Ertuğrul Özkök Efendi...
Peki kendileri neyi yazdılar?
Anayasa Mahkemesi Başkanı Zühtü Arslan'ın Cumhurbaşkanı’na verdiği selamı...
Vay efendim, yargının başındaki kişi nasıl Cumhurbaşkanı'nın karşısında 'eğilir'miş...
Bunun sıradan bir selamlama olduğu, 'eğilme yorumuyla konunun abartıldığı' düzeltmesini yine kendileri yaptı.
İyi o vakit, ben de size bir gözlemimi aktarayım.

***
Cumhurbaşkanlığı Külliyesinin 'Havuzlu Bahçe' bölümünde toplanmış, Cumhurbaşkanımızın ve Hanımefendi’nin gelmesini bekliyorduk ki, merdivenlerde Aydın Doğan belirdi.
Yanında kızları da vardı.
Doğan Medya Grubu da neredeyse tam tekmil oradaydı.
Bir telaş hâlindelerdi, belliydi...
20 dakika kadar sonra Cumhurbaşkanımız ve eşleri geldi.
Ne göreyim!..
Cumhurbaşkanımızla tokalaşmaya ilk seyirten Aydın Doğan.
***
Canhıraş bir şekilde fotoğraf alma çabaları, yan yana poz verme çırpınışları...
Ve alelacele Hürriyet'in internet sitesinden yayınlanan bol kareler...
Ama Cumhurbaşkanı ile tek kare, sadece yanında yürürken...
Gerisi, Başbakan ve diğer liderlerle çektirdikleri ya da resepsiyonda verdikleri ‘Biz buradayız’ pozları...
Haberin metninde ise “Cumhurbaşkanı Erdoğan, Aydın Doğan'la sohbet etti” üfürmeleri...
Bu taklacılığı görünce, aklıma Aydın Doğan'ın Mesut Yılmaz'ı eli cebinde evinden uğurladığı, yanda gördüğünüz kareler geldi.
Başka ne diyeyim?..
Analiz istediniz, alın size analiz...


*****

Kim, kimin trenine binmiş, öğrenelim…

Sene 1997…
28 Şubat’ın civcivli günleri…
Fetullah Gülen, heyetiyle medya patronlarını dolaşır.
Sağın en güçlü medyasına sahip Enver Ören Ağabey’i ararlar, bir bahane uydurup reddeder.
Aydın Doğan’ı da ararlar…
“Hayhay! Buyursunlar” der…
Gerisini FETÖ’cü Halit Esendir kitabında anlatır.

Aydın Doğan, Gülen’e şöyle der;
“Ben, siz kapıdan girinceye kadar kendimi dindar gibi hissetmiyordum.
Hatta dinsiz gibi yaşadığımı sanıyordum.
Sizi görünce dindar olduğumu anladım.
Neden bugüne kadar bu güzellikleri bize göstermediniz, bu kadar geç kaldınız…” (Sayfa 308, 309)
***
Yazmıştım...
Bu görüşmenin bir başka ayrıntısını Fetullah Gülen anlatır;
“Bana da bir görev ver hocam. Vazifemi yerine getireyim, dedi.” (Lâtif Erdoğan'ın açıkladığı arşiv kayıtlarından)
***
Sene 2009…
Yani, Enver Ağabey’in vefatından üç yıl öncesi…
Fetullah Gülen’in adamlarından biri İhlas Holding Özel Kalemini arar.
“Bir mesaj iletmek istiyoruz” deyip, randevu isterler.
Enver Ağabey, “Gelsinler bakalım” der.
Gelirler…
Yarım saat sonra odadan çıkarlar.
Enver Ağabey, Özel Kalem Müdürü’nü odaya çağırır;
- Cemil, niye gelmişler, biliyor musun?
- Bilmiyorum efendim.
- Hocalarının üç isteğini ilettiler.
Bir: Gazetelerinde sadece ‘Lâ ilahe illallah…’ demenin kurtuluş için yeterli olduğunu anlatsınlar.
İki: Televizyon programlarında “Muhammedün Resûlullah” demeye gerek olmadığını söylesinler.
Üç: Prof. Dr. Ramazan Ayvallı Hoca “Muhammedün Resûlullah” demeden de imanın olacağını anlatsın.

Enver Ağabey, canı sıkkın şekilde devam eder;
- Sen ne yapacağını bilirsin Cemil…
Özel Kalem Müdürü, gazete ve televizyonun yöneticileri ile Ramazan Hoca’yı arar ve şu talimatı verir;
- Bundan sonra kelime-i tevhidi ve ‘Muhammedün Resûlullah’ dememenin imanı götüreceğini daha çok anlatmanızı istiyoruz.

Kim, kimin trenine binmiş? Şimdi anladın mı Ahmet Hakan Efendi!..

*****

Astana notları...

Cumhurbaşkanımızın iki günlük Kazakistan ziyareti çerçevesinde ülkenin yeni başkenti Astana'dayız.
Yeni diyorum, çünkü 1997'ye kadar başkent Almatı’ydı.
Coğrafi ve stratejik konumu sebebiyle bu tarihten itibaren ülkenin merkezi Astana oldu.
Eski hâlini bilmiyorum ama, gördüğüm o ki, bu şehir sil baştan yeniden inşa edilmiş.
Singapur’da bile arka sokaklarda karşıma çıkan gettolar burada yok.
Her şey yeni ve gösterişli...
***
Geniş caddeler, ihtişamlı binalar...
Akorda Cumhurbaşkanlığı Sarayı, Bağımsızlık Sarayı, Hazret Sultan Camii, opera ve müze binaları, hepsi birer sanat eseri...
Tabii burada Türk inşaat firmalarının da emeği büyük...
Ancak, her şey yeni baştan yapıldığı için şehirde ‘tarih’ yok...
***
FETÖ, her yerde olduğu gibi, zamanında buraya da el atmış.
Otuzun üzerinde okul açmış.
Şimdi bunlar teker teker devletin kontrolüne alınıyormuş.
Yetkililer “Burada uzun süre barınabilmeleri söz konusu olamaz” diyor.
Hülle yoluyla devrettikleri birkaç okul kalmış sadece...
Onların da çözülmesine artık ramak kalmış...
***
Gelelim ziyaretimizin sebebine...
Cumhurbaşkanımızın gündeminde, iki ülke ilişkilerinin yanı sıra dönem başkanlığını yürüttüğü İslam İş Birliği Teşkilatı Zirvesi var.
Buradan özellikle İslam dünyasına, Arakan’la ilgili önemli mesajlar vermesini bekliyoruz.
Ayrıca ‘Astana EXPO 2017 Fuarı’nın bugün son günü...
Kazakistan'ın uluslararası tanıtım ve prestij bakımından büyük önem verdiği fuarın ana teması “Geleceğin Enerjisi.”
Edindiğim izlenim, ülkenin EXPO'dan beklediğini bulamadığı...

FETÖ Aydın Doğan
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Erdemli yeşilleniyor
Erdemli yeşilleniyor
Mersin’de yılın ilk sedir tohumları toprakla buluştu
Mersin’de yılın ilk sedir tohumları toprakla buluştu