El arkayla kalkar!.
AYÇA ÖZTORUN

El arkayla kalkar!.

Bu içerik 1109 kez okundu.

ONUN İKİ EVLADI VARDI EVİNE EKMEK GÖTÜRÜYORDU VE ÇALIŞTIĞI İŞ YERİNDEN BİR ERKEK TARAFINDAN ŞİDDET GÖRDÜ.

Sevgili Nehir’e destek olsun diye, ilk önce başımdan geçen bir olayı anlatarak başlayacağım yazıma.

Sene 2008 ve aylardan Şubat. 14 Şubat Sevgililer günü. Aslında benim için her hangi bir günden başka bir şey değil. Eşimden ayrılmamın üzerinden yıllar geçmişti. Geride bana iki sevgili bırakmıştı.

Birbirinden güzel iki evlat ve tüm zamanların en güzel armağanıydı çocuklarım.

 İki evladım da, “biz annemizin sevgilisiyiz” dedikleri için, bu sefer bir ilki yapacak, bu 14 Şubatta tüm günümü onlara ayıracaktım. Sırf bir hafta önce aldığım işten ötürü keyfim oldukça yerindeydi. 14 Şubat’ta kızım il dışında anneannesindeydi. O gün oğlumla baş başaydık. Sevgililer gününde ne isterse yapacaktım.

Sabah ilk işim ona kahvaltı hazırlamak oldu. “Dile benden ne dilersen sevgilim” diyerek, sıkıca sarıldım. Benden kitap istedi. Hem de bir tane de değil. Birçok. O anki mutluluğumu tarif edemem. Giyindik, hazırlandık ve oğlumla alışveriş merkezine gittik. İstediği kitapları aldım ve o minicik ellerinden coşkuyla tutup, oğlumu yemeğe götürüyordum ki telefonum çaldı.

Oğlum telefonumu açtı. Karşı taraftan ses yankı yapıyor, çok rahatlıkla duyabiliyordum. Yaşlı bir kadın sesiydi algıladığım. Beni soruyordu ve senin baban doktor mu? Dedi. Annen, babandan ayrımı gibi bir şey sorunca oğlum durakladı. Yanlış bir şeylerin olduğunu algılayıp, oğlumdan telefonu aldım.

Buyurun kimsiniz diye sordum. Karşıdaki ses tonu daha da fazla yükselmişti.

“Bana bak! Sen dul bir kadınmışsın,  kocamdan iş aldım diye sevinme uzak dur kocamdan.” diyor, avazı çıktığı kadar; “Ben dul kadınların ne halt olduğunu iyi bilirim” diye bağırıyordu. 

Şaşkındım. Yakın bir dostum ses değiştirip bana şaka yapıyor olmasın diye düşündüm. Ama benim çevremde böyle düzeysiz şakalar yapacak kimse de yoktu. “Kimsiniz” diye ısrarla sordum. Bu türlerin kendine münhasır isimleri yoktur hiçbir zaman. Onlar kocalarının adıyla yaşadığı için, kendi adını değil, kocasının adını söylerler. Bu kadın da kocasının adını söyleyenlerdendi. O an kollarım düştü sanki yere.

Abartmıyorum, kadının eşi seksenine merdiven dayamış, babamdan yaş olarak büyük olduğunu düşündüğüm bir beydi. Site içindeki villasını satın aldığım kişiydi. Bu beyi ömrümde iki kere görmüştüm. İlk karşılaşmam villa pazarlığındaydı. Gayet asil, beyefendi bir amcaydı. Tapu işlemlerine bile gelememiş, vekâletini muhasebecisine vermişti.

Muhasebeciyle birlikte tapuya giderken, kendisi de Adanalı olduğundan beni soyadımdan tanıdı. Siyasetçi ve devrimci bir babanın kızı olduğumu çok iyi biliyordu. Yol boyunca katil Kenan Evren’i faşizan bir ruhla göklere çıkarıyordu. Bunu bilerek yapıyordu. Biliyordu babam o kanlı alçak darbenin kıyımından geçen aydınlardan biriydi. Tartışmaya bile gerek duymadığım, kültürel donanımı olmayan bu tür adamları iki kelimeyle susturmak, zekâyla ilintili bir şeydir ve ben onu yaptım. Adam bırak susmayı, ağzında dolu olan kelimeleri yutmak zorunda kaldı. Kısacası hiç hoşlanmamıştık birbirimizden.

 O dönemler restorasyon işi yapıyordum. Satın aldığım bu villayı restore ettikten kısa bir süre sonra iyi paraya satmıştım. Villayı kısa sürede sattığımı öğrenen mal sahibi amca, beni telefonla arayıp, elinde kalan beş villası daha olduğunu, aynı şekilde restore edip, edemeyeceğimi sordu. Bu benim işim ve emeğimle para kazanacaktım. Ön görüşme için gittiğimde, muhasebeciyle göz göze geldik. Patronuyla el sıkışmış ve sevinçle evime gitmiştim. Yavrularımı kazandığım para ile en az bir yıl geçindirebileceğimi düşünüyor ve çok mutlu oluyordum. İnsanın emeğiyle evine ekmek götürmesi kadar güzel bir şey olamaz.

Beni telefonla arayan kadın, yukarıda anlattığım gibi, ev işlemleri için iki kere gördüğüm seksenine merdiven dayamış eşinden beni çok kıskanmıştı. Üstelik bu kadın beni hiç görmemişti.

Hemen çözmüştüm olayı. Aileme yönelik siyasi kin güden muhasebecileri, kadını ne şekilde doldurduysa, kadın beni telefonda potansiyel tehlike gibi görüp, ötekileştirmeye çalışıyordu. Çünkü benimle hiç karşılaşmamış olan bir kadın neden bu kadar saldırganlaşabilirdi ki? Belki de kendine güveni olmayan biriydi. Ya da muhasebeci yalakalık olsun diye kadına yalanlar atmıştı. Çünkü bu tür yan itleri belden aşağı vurmayı severler.

 Kadının hakaret dolu hırlayan sesi etrafa yayılıyordu. Bir anda oğlumun gözlerinde kederi gördüm. Kadının konuşmalarına şahit olmuştu. Bir anda kendimi toparladım ve kadına, “çocuklarınız var mı?” diye sordum.

“Ne yapacaksın çocuklarımı?” diye bağırıyordu. Sırf eşimden ayrıyım diye beni tehlike bilen bu kadın, restorasyon işini almamam için sesiyle beni sindirmeye çalışıyor, bağırmaya devam ediyordu.

“Belki de çocuklarınız benden büyüktür, çocuklarından utanmalısınız” dedim ve hayatının en büyük dersini, nezaketimi bozmadan verdim. Bu konuşmayı belki de ömrü boyunca unutamayacaktı.

Ben bu dersi kendi onurlu duruşumun yanı sıra, oğlum için de vermiş oldum. Çünkü toplumun her kesiminde bu tür taciz ve şiddetlere tanıklık yapacak oğluma, toplumdaki bu tür gereksiz insanlara karşı nasıl bir duruş sergilememiz gerektiğini öğretmem için büyük bir sınav veriyordum. Bu ülkede kadın olmanın zorluğunu, eşinden ayrılmış kadınları ve kadınlığa aday kızlarımızda yaşayacaktı.

Yazar kimliğimle bu tür aymazları kaleme alarak ifşa etmem belki de benim için daha kolay olacaktı. En azından şunun bilincindeyim. Taciz edilen mi suçlu, eden mi? Tabi ki taciz eden suçludur. Fakat ne yazık ki erkek egemen toplumda bir kadın taciz edeni ifşa etmeye kalktığı an, psikolojik linç girişimi başlar.

Tacizcilerin ve yandaşlarının utanmazca söylemleri vardır. “Kadın kuyruk sallamazsa!” Kadına birde kuyruk eklemişlerdir. Yani kuyruklu bir hayvan benzetmesi yaparak aşağılamışlar, kadını hafif meşrep kılmışlardır.

Yukarıda sizlere anlattığım bu tatsız olayda ne var? Kadının kadına şiddeti de var. O zaman ne yapıyoruz. Şiddet, taciz veya tecavüz kimden ne şekilde gelirse gelsin, kadın erkek diye sınıflandırmadan, korkmadan hesap sorup, bu tür aymazları ifşa etmek gerekmektedir. Aksi takdirde senin özgür yaşam alanını her zaman taciz edip, her zaman sinmeni, toplum içinde ötekileşmeni sağlayacaklardır.

NEHİR, MERSİN BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİNDE ÇALIŞIYORDU. BİR DÖNEM BEYİN AMELİYATI GEÇİRMİŞ OLMASINA RAĞMEN YAVRULARINI VE KENDİNİ GEÇİNDİRMEK İÇİN AYAKTA KALMAYA ÇALIŞIYORDU. ÇALIŞTIĞI BELEDİYEDE, AMİRİ TARAFINDAN ŞİDDET GÖRMÜŞ VE İŞİNE ZORLA SON VERDİRİLMİŞTİR.

Avukat Şerife Arıcı Yıldız’ın aldığı davalar ayrı bir hikayedir ve mağdur olan müvekkillerini sonuna kadar savunur. Davaları hep ses getirmiştir. Kendisini bir haberci olarak yakından takip ettiğim için, tesadüf Nehir’e yapılan bu saldırıyı öğrenip, hemen iletişime geçtim. Aynı iş yerinde çalıştığı bir adam tarafından şiddet görmüş olan bir kadına sahip çıkmaya çalışan Avukat Şerife Arıcı Yıldız da hedef gösterilmiştir. Bu arada, bir davasını daha yakından takip etmekteyim. Beş yaşındaki bir kız çocuğunun dedesi tarafından taciz edildiği iddiası ve bunun üzerine, o çocuğun annesinin sessiz çığlığı. Dava sonucunu çok merak etmekteyim.

Sevgili okurlarım, cehaletin, yobazlığın, şiddetin, tecavüzün kol gezdiği bir ülkede bu konulara sessiz kalmak yerine, hassasiyet göstermeli, olayların üzerine korkusuzca gitmeliyiz. Aksi takdirde bu tür insanların kirli elleri, bize ve evlatlarımıza kadar uzanır.

Şiddet gören Nehir’i belki de siyasi düşüncesinden ötürü içselleştiremediler. Belki de kadınlığını içselleştiremediler. Ya da namusuyla işinden evine ekmek götüren kadının kırmızı kartını gördüler, ulaşamadılar mundar dediler. Hiç kimse, ama hiç kimse, aynı kurumda çalıştığı bir insana el kaldırma hakkını kendinde tanıyamaz. Profesyonellikten uzak, hayvansal içgüdülerle saldırganlaşan bu insanlara, çalıştığı kurumun başı hesap sormalıdır. Ama görüyorum ki bu böyle olmadı. Kısa bir süre önce beyin ameliyatı geçirmiş bir kadına tekme tokat dayak atan kişiler ödüllendirilmiş ve Nehir’in işine de son verilmiştir. Bundan sonrası yüce adalette tecelli edecektir diye umuyorum ve hukukçulara güveniyorum.

Bugün Nehir’in elinden ekmeğini çalanlar, biz sessiz kaldığımız sürece, yarın başkalarının da ekmeğini çalacaklardır.

Ozanın söylediği gibi; “ARDI OLMAYANIN DERDİ ÇOK OLUR. LEŞİNİ YEMEYE KURDU ÇOK OLUR. ÖMRÜ SÜRGÜN GEÇER YURDU ÇOK OLUR. ELİM SENİ ARAR OLDUM NERDESİN”

Bizim Çukurova’da, “el arkayla kalkar” derler. El arkayla kalkar!..

 Bu tür mağduriyetlerde aileler, mağduriyete uğrayan kan bağının yanında olmalı ve manevi desteklerini esirgememelilerdir. Şiddetçi, tacizci insanlara, hukuki yollarla hesap sormalıdırlar.

Sevgili Nehir; sen ve senin gibi şiddet görmüş, hezimete uğramış, hakkı çalınmış insanların yanında olmayı ben ve birçok insan kendine borç bilir. Bazen kardeş olmak için aynı karından doğmak gerekmez. Güçlüyüz, güçlü olacağız.

Belediye Başkanı Sayın Kocamaz’a, bir yazar olarak değil, evine emeğiyle ekmek götüren bir anne olarak sesleniyorum. Siz bir toplum lideri olarak, siyasi düşünceleri bir kenara bırakarak, erk söylemlere kulak asmadan, ne konuda olursa olsun şiddetin her türlüsü kötüdür diyerek, hatta bir insanın elinden ekmeğinin alınması çok daha kötüdür diyerek, işine son verdiğiniz Nehir Göklü’nün ötekileştirilmesine müsaade etmemelisiniz. Şiddet uygulayan her kim olursa olsun hesap sormalısınız. Çünkü siz Mersin toplumunun Belediye Başkanısınız. Kişilerin başkanı değilsiniz. Bu konuda duyarlı olmanızı diliyorum.

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Mersin Barosu, çocukları eğitmeye devam ediyor
Mersin Barosu, çocukları eğitmeye devam ediyor
Koca, İçel Anadolu Lisesi’nin ‘Robotik Kodlama Atölyesi’ni inceledi
Koca, İçel Anadolu Lisesi’nin ‘Robotik Kodlama Atölyesi’ni inceledi