MISIR’DAN – 4
İbrahim Arı

MISIR’DAN – 4 "PİRAMİTLER"

Bu içerik 172 kez okundu.

Nihayet çok sıkı güvenlik önlemleri altında piramitlerin bulunduğu alana giriyoruz. Nil Nehri’nin yosun kokusuyla karışık çöl rüzgarı yüzümüzü okşuyor. Etraf ana baba günü. Kalabalığın çoğu Japon turist... "Milli gelir yüksek olunca ve bu milli gelirden herkes biraz olsun eşit pay alınca işte yurttaşı da gezip ve görüyor" diye mırıldanıyorum. Yan tarafta ise para kazanma derdinde, gelir düzeyleri arasındaki korkunç uçurumu yüzümüze vurup huzursuz eden gariban Mısır çocukları...
Rehberimiz ikram edilen yiyecekleri yemememiz ve cep telefonumuzu fotoğraf çektirmek için kimseye vermememiz konusunda uyarıyor.

Dünyanın yedi harikasından biri olan Keops Piramidi’nin tam önündeyiz. Rehberimizin verdiği bilgilere göre Keops Piramidi 10-15 ton ağırlığında 2.300.000 blok taşın üst üste yığılmasıyla oluşturulmuş. Bazı blok taşlar benim boyumdan yüksek. Yüksekliği 147 metreymiş ancak zamanla tepeden 10 metre kadar aşınmış ama hala çok etkileyici ve büyüleyici. Dilimiz damağımız tutuluyor...

Piramit dörtgen tabanlı. Sadece bir kenarı 227 metre olmak üzere tabanı 50.524 m² bir alanı kaplıyormuş. Piramidin içinde, tepeden 100 metre kadar aşağıda ve tabandan 40 metre kadar yukarıda olmak üzere Keops’un odası bulunuyormuş. Firavun’un mumyası, hazinesi ve özel eşyaları da bu odadaymış. Oda 10,5 metre uzunlukta, 5 metre genişlikte ve 6 metre yükseklikteymiş. Buraya 50 metrelik bir dehlizden giriliyormuş ve orada biri kraliçeye ait iki oda daha varmış.

Merakımızın ve heyecanımızın arttığını gören rehberimiz; "Rahat olun! Bahsettiğim 50 metrelik koridorlardan girip Firavun odasını siz de göreceksiniz" diyor. Keops Piramidi’nin yanında biraz daha küçük olan Kefren ve Mikorinos piramitleri var. Ayrıca, içlerinde prenseslere ve Firavun'un en yakın yardımcılarına ait mumyaların bulunduğu beş piramit daha varmış. Piramitlerin hepsini aynı anda görebilmek için develere binip biraz ilerideki tepeye çıkıyoruz. Çöldeyiz, hava açık ve gayet güzel. Bir yanda bana oldukça yorgun görünen Kahire, diğer yanda dev piramitler var. Hemen cep telefonlarımızı çıkarıp bu mükemmel anı ve görüntüleri kaydediyor piramitlere parmaklarımızla bastırıp avucumuzun içine alıyoruz.

Bulunduğumuz nokta Napolyon’un, 1798'de Mısır'a girdiğinde askerlerine; "Askerler, piramitlerin tepesinden 40 yüzyıl bize bakıyor" dediği yer.
Pramitlerin; Orion takımyıldızının izdüşümünü yansıtmaları,
yılın belli günlerinde ışık alan odaların tasarımı,
piramidin üstünden geçen meridyenin tüm dünya üzerindeki karaları ve denizleri iki eşit parçaya bölmesi,
en uzun mesafe boyunca karada ilerleyen boylam (doğal sıfır boylamı) olması,
Keops'un yüksekliği ile çevresi oranlandığında Pi sayısına çok yakın bir değer elde edilmesi,
piramidin ağırlığının 10 üzeri 15 ile çarpıldığında dünyanın ağırlığını vermesi,
yüksekliğinin bir milyar katının dünya - güneş mesafesine eşit olması piramitleri bu denli gizemli yapan ilginç özelliklerindenmiş…

Rehberimizin anlattıklarına göre, taş ocaklarından çıkarılan ve Nil Nehri üzerinden sallarla getirilen ağır granit blokları, piramidin üst bölümlerine çıkarmak için 925 metre boyunda, 19 metre genişlikte bir rampa yapılmış ve sadece Keops Piramidi 100.000 kişinin çalıştırılmasıyla 30 yılda tamamlanmış. Daha sonra da Keops'un ve eşinin mumyalanmış cesetleri eşsiz hazineleri ile birlikte bu mezara yerleştirilmiş.

Hazine ve mezar deyince aklıma Mut - Balabolu’daki define avcıları tarafından parçalanmış erken Roma dönemine ait lahit mezarlar geliyor. İşte burada da zaman zaman firavunların hazineleri yağmalanmış, çalınmış, satılmış ve de kaçırılmış. Tarih bilinci şart; yetkim olsa başta tarih öğretmenleri olmak üzere tüm eğitimcilerin ve öğrencilerin tarihin medeniyetlerini yerinde görmelerini sağlardım…

Rehberimizin bahsettiği 50 metrelik tünele benzeyen dar ve karanlık dehlizlerden girip Firavun’un odasına iniyoruz. Oda boş. Mezar odası olduğunu bildiğimizden midir nedir, içim bir tuhaf oluyor. İçerideki mumyaları ve hazineleri; altın muhafazaları ile birlikte, tarih hazinelerini sergileyen Kahire Müzesi’nde görmüştük. Bir özçekim de burada yapıp kendimizi dışarı atıyoruz.

Etrafımızdaki, bir şeyler satma, para kazanma derdinde oğlum yaşında küçük çocukların arasından burnu çöl rüzgarından aşınmış Büyük Sfenks’e doğru yol alıyoruz. Yol boyunca kenarlarda antik çağı çağrıştıran hediyelik eşyalar satılıyor. Hediyelik eşyalar arasından Tanrıça Bastet’i temsil eden kedi heykelleri dikkatimi çekiyor. Eski Mısırlılar, yaşamdan sonraki hayata inandıklarından onlarla tekrar birlikte olabilmek için ihtiyaç duydukları her şeyi birlikte mumyalatırmış. Bu yüzden Nil vadisinde tarım ürünlerini depoladıkları ambarları fareler basınca kedilerin fareleri yakaladığını farketmişler. Kedileri üstün yaratık olarak görmelerinin nedeni oymuş. Hatta kutsal saydıkları kedileri de mumyalamışlar.

Kedilerle ilgili ilginç bir olayda şöyle gelişmiş: M. Ö. 525 yılında Pers kralı 2. Kambis, askerleriyle Mısır'ın kapılarına dayanıyor ama Peluz'da bekleyen Mısır ordularının direnişiyle karşılaşıyor. Ancak kurnaz Pers kralı, Mısırlıların hassasiyetini göz önüne alarak çevrede ne kadar kedi varsa, askerlerine toplattırıp onları birer kalkan olarak kullanıyor. Mısırlılar da Tanrıça Bastet'in temsilcisi kedilere zarar gelmesin diye silahlarını bırakarak teslim oluyorlar.

Kafası Firavun başı olan, yatan aslan biçiminde pençelerinin arasında bir tapınak olan Büyük Giza Sfenksi’ne geliyoruz. Sfenks 73.5 metre uzunluğu, 6 metre genişliği ve 20 metre yüksekliği ile dünyanın en büyük tek taş heykeliymiş. Yüzü doğuya dönük olan Sfenks, doğan güneşi ve Firavun için yeniden dirilişi temsil ediyormuş. Buradan da görüntüler alıyor, özçekimlerimizi yapıyoruz.

Bu güzel Antik Mısır tarihi yolculuğunun ardından otobüsümüze doğru yol alıyoruz. Önümüzde 6 saatlik Hurgada yolculuğu ve birkaç günlük deniz tatili var.

Her ne kadar Mut kokusunu hiçbir coğrafya kokusuna değişmesem de oğlum Ada ile birlikte 2 haftalık tatilimize unutulmayacak anlar katmak için, bir yandan ülke insanlarının yaşam ve davranış biçimlerini irdelerken diğer yandan gizemli Mısır Firavunları’ndan Osmanlı Hanedanlığı’na, Osmanlı’dan Fransız’a, Fransız’dan İngiliz’e kadar beşiklik etmiş Mısır'ın kalbine dokunmaya, biraz da ruhunu koklamaya çalıştım.

Bitti.

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Mersin Barosu, çocukları eğitmeye devam ediyor
Mersin Barosu, çocukları eğitmeye devam ediyor
Koca, İçel Anadolu Lisesi’nin ‘Robotik Kodlama Atölyesi’ni inceledi
Koca, İçel Anadolu Lisesi’nin ‘Robotik Kodlama Atölyesi’ni inceledi