Emin Güleç Kral Çıplak!
Kral Çıplak!
Emin Güleç

Kral Çıplak!

Bu içerik 1509 kez okundu.

Kral Çıplak!

80'li yılların sonları.

12 Eylül 80 Askeri darbesiyle parlamento  feshedilmiş, arkadan yeni hazırlanan ve  halka da onaylatılan, yeni anayasa yürürlüğe girmiş, 03 Kasım 1983'te genel seçimler, arkadan Mart 84'te yerel seçimler yapılmış.

Seçim sonuçlarına göre; Başbakan olarak,  ANAP (Anavatan Partisi) Genel Başkanı, Sn. Turgut ÖZAL  iktidara getirilmiştir. Yerel seçim sonuçları da genel seçim sonuçlarına benzer çıkmış ve başta büyük şehirler olmak üzere belediyelerin büyük  çoğunluğu da ANAP'lı belediye başkanları tarafından yönetilmektedir.

Ana Muhalefet Partisi; TBMM'nde HP' (Halkçı Parti) ve Genel  Başkanı, Sn. Prof. Dr. Aydın Güven GÜRKAN'dır.

83'te yapılan  genel seçimlere sokulmayan, ancak yerel seçimlere katılan SODEP'in (Sosyal Demokrasi Partisi) Genel Başkanı, Sn. Prof. Dr. Erdal İNÖNÜ'dür.

Aynı tabana hitabeden; HP. ile SODEP'in o günkü yöneticilerince, tabanın zorlaması ve yapılan genel değerlendirmeler neticesinde, bu iki partinin birleşmesine karar verilmiştir.

Birleşme; yeni SHP (Sosyal Demokrat Halkçı Parti) de yapılmış, yapılan olağanüstü kongrede, Genel Başkanlığa Sn. Prof. Dr. Erdal İNÖNÜ, Genel Sekreterliğe ise Sn. Deniz BAYKAL seçilmişlerdir.

Kurulan bu yeni  partide, mevcut Siyasi Partiler Yasasına rağmen, 12 Eylül öncesinin parti gelenekleri henüz terk edilmemiş, başta aday belirlemede başvurulan ön seçim olmak üzere, geçmiş gelenekler ve etik değerlere bağlılık sürdürülmektedir.

ANAP'ta; gerek kabinede, gerekse yerelde, kamuoyunda bilinen güçlü, konumlarıyla da ön plana çıkmış, deneyimi olan yada öyle gözüken isimler, iş başında bulunmaktadır.

Sn. Özal, Türkiye Cumhuriyetinin ilk sivil Cumhurbaşkanı olma yolunda, kararlı ve önemli aşamalar kat etmiş bulunuyordu.

Kimilerine göre; Sn. İnönü, saygın, dürüst bir beyefendi ve bilim adamı kimliğiyle, günlük siyasette beklenen, güncel polemik ve geçerli olan bir takım davranışlara hiç ısın(a)mamış, bir siyasinin her zaman yapması gereken, her türlü ajitasyon ve ateşli söylemleri yok, kitleleri peşinden sürükleyemiyor, üniversite kürsüsünde konuşur gibi konuşuyor, genel başkanlığı sanki zoraki yürütmek mecburiyetinde kalıyor ,...,vb. yakıştırmalarla sürekli yıpratılmaya çalışılarak başkaca hesaplar yapılmaktaydı.

Aslında Sn. İNÖNÜ, hiçte öyle olmayan, farklı bir lider özelliğini sergilemekteydi. Mikrofonu eline aldığında, hemen sesini yükselten, bağırmaya başlayanlar için kongrenin birinde yanındakilere, "Bu arkadaşımız, mikrofonda neden böyle hiddetli ve bağırarak konuşuyor, işitme sorunu mu var?"  diye merakla sorar. "Sesi daha çok duyulsun!" yanıtı üzerine de "Bu arkadaşımız, mikrofonun sesini yükselttiğini bilmiyor mu?" diyecek kadar, zeki, hoşgörülü, şakacı, nezaketli,.. bir kalite kişilikti. Allah rahmet eylesin, Işıklar içinde uyusun,

Gerek parti içerisinden gerekse dışarıdan, sürekli böyle yanlış bir algı yaratılmaya çalışılmış, sonuç olarak partide güçlü bir genel başkanlığa ivedi bir gereksinim var, O da benden başkası değil, havasında kişi ve arkadaş gurubu, çok ciddi bir  çalışma  veriyordu. Bu nedenle de parti içi iktidar kavgası, tüm şiddeti ile sürmektedir.

Partinin; (SHP) genel ve yerelde iktidar mücadelesi için yapılması gerekenler, maalesef sürekli ertelenmiş yada göz ardı edilmiş, yönetim çoğunluğunun hedefi, adeta yalnız genel başkanlık hedefine odaklanmıştır.

Ancak; 89 yılında bu çalışmaların gölgesinde yapılan yerel seçimlerine, İstanbul'da zamanın Belediye Başkanı Sn. Dalan'ın karşısına adayın dahi çık(a)madığı bir zamanda, ön seçim yapılmak koşuluyla ve tek aday olarak çıkan Prof. Dr. Nurettin SÖZEN, Ankara'da Kent-Koop. Başk. Sn. Murat KARAYALÇIN, İzmir'de  Sn. Yüksel ÇAKMUR, Adana'da ki tarihinde, Sn.Aytaç DURAK, sadece Sn. Selahattin ÇOLAK karşısında sadece bu seçimi kaybetmiştir, ..., ön seçim  delegelerinin, Mersin'de ise Rahmetli, Işıklar içinde uyusun! Sn. Ali Kaya MUTLU, tüm partililerin katılımıyla yapılan ön seçimlerde, önce partinin (SHP) adayı olarak, daha sonra da halkın oylarıyla Belediye Başkanı olarak  seçilmişlerdir.

SHP, iktidar partisi ANAP'ı açık ara geçmiş ve seçimlerden birinci parti olarak çıkmıştır.

Bazıları, maalesef bu sonuçları o zaman doğru okuyup anlayamamışlar ve gereğini yapmakta geç kalınca hatalar, arda arda sıralanarak bu günlere hep birlikte gelinmiştir.

Hedef; yerelden genele bir iktidar yürüyüşü olması gerekirken, bu durum atlanılarak ,parti içi iktidar kavgalarına yönelinmiş ve önce parti tabanı, sonucunda da iktidar hedefi unutularak,  yapılan kısır çekişmelerle bu günlere gelinmiş, acıdır ki hala benzeri  davranışlar maalesef sürdürülmektedir.

Parti teşkilatları; 12 Eylülün yok ettiği demokratik kurumlar, sendikalar, dernekler, kooperatifler, üretici birlikleri,... vb. gibi örgütlerinin eksikliği ile adeta akciğerlerini kaybetmiş  vaziyette, kendi seçtiklerine (atadıklarına) kendilerini seçtirme görevi verilen, taban ve geniş halk kitleleriyle hiç bir bağı olmayan, tabelaların gölgesine düşmüşlerdir.

Genel Merkez, İl Başkanı ve yönetimini, onlar İlçe Başkanı ve yönetimini seçerek oluşan bu yapı da geriye doğru, Sezar'ın hakkının Sezar'a teslimi yada vefa (beni seçeni bende seçerim) anlayışıyla  görevlerini yapar konumundalar.

Bu şekilde yapılan her türlü listeler sonuçta, halkta karşılık bula(a)mamakta!

Bize de bahanelerimizle doldurduğumuz, suçlular yarattığımız, limanlarımız bekler ve hazır  tutulmakta.

Aynı hataların, tekrar tekrar yapılarak, farklı sonuçların alınamayacağını ne zaman öğreneceğiz?

89 yılında; o günün kısıtlı fiziki, teknik, sosyal, kültürel olanaklarıyla tüm üyelerle, ön seçim delegeleriyle,yapılan ve halkta karşılığını da bulan aday belirlemesini, bu günün her türlü ve son derece gelişmiş iletişim olanaklarını kullanarak, parti üyeleri, ön seçim delegeleri, artı STÖ (Sivil Toplum Örgütü,), hatta Sendikalar, Odalar, Muhtarlar, Dernekler, Birlikler, Spor Kulüpleri,...vb. tüm üyeleri, olmazsa bile yönetim kurulu üyeleri, yada başkanlarının katılımıyla yapılacak bir ön seçimin sonucu belirleyeceğiniz, partinizin her yer (Milletvekili, Bl. Bşk. Meclis üy.,..) için adaylarının, toplumda acaba nasıl bir karşılığı olur?

Buna kafa yormak, bunu düşünmek, uygulamak çok mu zor olur? Uygula(n)ması, ne tür sıkıntılara yol açar?

Yoksa hep birlikte, partimizle beraber perişan mı oluruz? Çarpılır mıyız? Çarpılırsak, belki de düzelir miyiz.?

Ancak, bu işten şu sonuç kesinlikle çık(a)maz! Böylesine yapılan seçimler sonucunda seçilenler,  onları parti yöneticileri olarak,  biz (siz) atamadığımız, seç(e)mediğimiz ki ön hepsi yapılacak olan ön seçimlerde kimlik ve birikimleriyle aday olup gelmişlerdir.

Kimseye diyet borcu yok, istemezse de seçme mecburiyet olmaz!

Evet, "Olmak yada ol(a)mamak." Acaba asıl mesele bu mu? Ne ders'iniz?

İtalya'da; bir Siyasi Parti büyük kongresinde, genel başkanını seçmek  için, öncelikle kendisinin iki milyon üyesinin oyuna başvuruyor. Bu yetmiyor kongresinde üyelerinin oylarıyla öne çıkan, ilk üç genel başkan adaylarını, bir de doğrudan İtalyan seçmenine soruyor, buradan en çok oyu alarak öne çıkan adayı da partinin lideri ve ülkeyi başbakan olarak da yönetecek kişi olarak  belirliyor. Bu, çok zor olan bir iş midir? Biz yapamaz mıyız?

Hiç olmazsa bu İtalyanlar ne yapmak istiyor diye birbirimize soramaz mıyız? Denemekte fayda var gibi gelmiyor mu?

Bir Düşünmeye Ne Dersiniz?

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
istanbul ordu evden eve nakliyat