Şerife ARICI YILDIZ SOYAĞACI ll.
SOYAĞACI ll.
Şerife ARICI YILDIZ

SOYAĞACI ll.

Bu içerik 1162 kez okundu.

Oğlum Deniz'e ilk yaşında babaannesi bakmış, ilk damak tadını büyük babasından almış, sonrasında ilk taraftarlık duygusunu, ilk tavlada yenilme duygusunu, ilk rakı muhabbetini büyük babası Alaattin Yıldız'la yaşamıştı...

Bu nedenle düşkündüler biribirlerine...
İki üç yaşlarındayken, büyükbabası ve babaannesi onu görmek için bize gelirken ayağı takılmış düşmüş dizinden hafif yaralanmıştı.

Büyükbabasının dizindeki yarayı gören Deniz, üzüntü ve merak içerisinde büyükbabasının önünde diz çökmüş halde, yaraya bakıyor, soruyordu : " Ayağına yooldu büyükbaba ? Büyük babası düştüm yaralandı diyor, Deniz bir iki saniye sustuktan sonra tekrar soruyordu : " Ayağına yooldu büyükbaba ?"

Büyükbabası sabırla cevap veriyor ama Deniz soruyu sürekli tekrar ediyordu.
Anlamasına anlamıştı ama üzüntüsünü bu şekilde dile getiriyordu.
O akşam bu diyalogla geçti.
Deniz büyükbabasının yarası geçene kadar bu soruyu sormaya devam etti.

Yıllar sonra Deniz lisede okurken, rahmetli büyükbabası İstanbulda iken şeker ve damar rahatsızlığı sonucu iki bacağını kaybetmiş olarak Mersin'e döndüğünde büyükbabasına bu soruyu soramamıştı

Üzüntüsü bu kez çok daha büyüktü.
Yaşamdan kopmayan büyükbabasını öpüp kokluyor, etrafında dolanıyor ama soramıyordu bu kez...

Anılarını soruyor, büyük babasından, merhameti, sevgiyi, paylaşmayı,kaybetmeyi de kazanmayı da, hastalığı da olgunlukla karşılamayı öğreniyordu.

Bundan beş yıl sonra geride sevgili eşi Suna, Oğulları Mustafa, Ayhan, Orhan, kızı Banu, torunları Deniz, Taylan, Eylül, Duru' yu ve
kendisini minnetle seven bir çok insanı bırakarak, ölümü de olgunlukla karşılayarak, kimseleri incitmeden bu dünyadan ayrıldı...

İstanbul'da tesadüfen tanıştığı orta yaşlı bir Mersin'liye kendisini tanıtırken, "büyükbabam Alaattin Yıldız" dediğinde , tanıstığı kişi sen o güzel insanın torunu musun diye boynuna sarılıp, büyük babasının ne kadar iyilik sever biri olduğunu anlatırken, Deniz'in yüreği bu kez gururla kabarıyordu...

İşte ölümünün 3.yıldönümünde rahmet ve özlemle andığımız kayın pederim Alaattin Yıldız'ı büyük oğlu Eşim Mustafa böyle anlattı bugün...

"Babamız Alaattin Yıldız’a Vedamızın 3. Yılı...

Bize öğrettiği değerlerin başında vicdanlı, ahlaklı ve adaletli olmak geliyordu. İşçi bir babanın çocuğu olarak, daha 7 yaşında simit satarak ailesinin geçimine katkı sağlayan çalışkan bir insandı babamız. Ki Samsun’da yanında işçi olarak çalıştığı Mevlüt Kurt amca ve oğlu Yusuf Kurt’un güveni ve sevgisini kazanmış, 1960’ların başında Mersin’e göç ederek, artık onların işçisi değil ortakları olarak sebze-meyve sevkiyatı işine terfi etmişti pazarcılıktan.

Güler yüzü, tatlı dili ve yapıcı tavırlarıyla Mersin’in sevilen ve güvenilen bir tüccarı olmuştu. 1965’den sonra her yıl büyüyen işiyle yüzlerce insana istihdam sağlamıştı. İskenderun’dan Anamur’a kadar olan coğrafyada narenciye tezgahlarıyla kimi sezonda 200-250 insana mevsimlik iş sağlayan bir işletmesi olmuştu.

Ortaklık ve işbirliğine inanır, bu nedenle de pek çok kimse ile dönemsel iş ortaklıkları yapardı. Ortakları hep razı ve mutlu olarak yollarını ayırmıştır onunla.

Çekirdek ailesine olan düşkünlüğünün yanında erkek ve kız kardeşlerinin eğitimi ve geçimleri için de hiç bir şeyden sakınmazdı. Okula başladığının 3. gününde sabahın köründe kalkıp simit satma işinden sonra okula geç kaldığı için öğretmeni tarafından azarlanınca, okulu terkedecek kadar da onuruna düşkün bir “küçük adammış” daha 7-8 yaşlarında. Sesinin güzel olması ve güzel şarkı türkü söylemesi sayesinde herkesten önce simit tablasını satıp bitirdiğini, müşterilerinin Alaattin bir türkü söylersen daha çok simit alırım diyerek ona sevgi ve sempatilerini gösterdiğini gururla anlatırdı bize.

Ölüm haberini üç gün boyunca saklamak durumunda kalışımızın nedeni ise bu güzel şarkı-türkü söyleme yeteneğini ailemizin en küçük üyesi kardeşim Orhan’a genleriyle aktarmış olmasıydı. Orhan Yıldız dünya çapında yarışmalarda dereceleri olan bir opera solisti olarak yurtdışında Almanya’da büyük bir operada önemli bir temsilde sahne alacakken babamızı 25 Şubat 2015 günü kaybetmiştik. Ama duyurmak için ise, mesleki kariyerinde çok önemli bir dönemeç olan büyük bir temsilde üç gün sonra rol alacak kardeşimin temsilini tamamlamasını beklemek sancısını da kattık acı kaybımıza…

Kalan ömrünün son 5 yılında iki bacağından yoksun yatağa bağlı bir hayat sürdü. Bu dönemde başta emektar, vefakar ve cefakar annem olmak üzere, dönem dönem nöbetleşe anneme yardım için evinden barkından ve hatta kendi hasta eşinden zaman çalarak babama vefalarını esirgemeyen kıymetli halalarımın hepsinin desteğiyle hayata tutundu. Son günlerine kadar yaşama sevincini ve bağlılığını kaybetmedi…

Bize hem iş yaşamında hem aile yaşamında sevgi ve saygının, sadakatin değerini öğreten, adını gururla andığımız, soyadını taşımaktan şeref duyduğumuz bir babanın evladı olmak, onun adına-soyadına layık birer iyi insan olmaktan başka değerli mirasımız yoktur…
Allah razı olsun, huzur içinde yatsın..."

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
istanbul ordu evden eve nakliyat