Öğretmen Atamalarında Keyfilik!
Ali Türer

Öğretmen Atamalarında Keyfilik!

Bu içerik 769 kez okundu.

3 Ağustos 2016’da yürürlüğe giren “Sözleşmeli Öğretmen İstihdamına İlişkin Yönetmelik” ile MEB bundan böyle eğitim sistemine öğretmeni sözleşmeli olarak alacağını ilan etti (Resmi gazete sayı:29790).

Sözleşmeli olarak alınacak öğretmenlerin adaylık süresi fiilen dört yıl olacak. Dört yılın sonunda bulunduğu okulda kadroya alınanlar iki yıl daha aynı yerde görev yaptıktan sonra tayin isteyebilecekler.  Ne güzel!

Öğretmenlerin atanmasında belirleyici olacaklar, belli bölgelerde kamu personeli içinden (!) Milli Eğitim Bakanı ya da birim amiri tarafından seçilerek görevlendirilecek üç kişilik (duruma göre iki yedek üye ilave edilebilir) sözlü komisyonlar olacak.

Peki, bu komisyonların önüne kim gelecek, sözlü sınava kimler girecek?

Eğitim fakültelerinde 4-5 yıl eğitim görmüş, ya da Fen ve Edebiyat fakültelerinde 4 yıl alan eğitimi üzerine 28 hafta pedagojik formasyon almış diplomalılar. Bunların içinden KPSS sınavına girip de en yüksek puanı almış olanlar. O alanda istihdam edilecek öğretmen sayısının üç katı kadar en yüksek puan almış adaylar sözlü sınav komisyonlarının önünde bir kez daha ter dökecekler.

Öğretmen adaylarının performanslarında komisyon üyeleri neye bakacak, ne gibi özellikler arayacaklar?

1. Bir konuyu kavrayıp özetleme, ifade yeteneğine ve muhakeme gücüne

2. İletişim becerileri, öz güven ve ikna yeteneğine

3. Bilimsel ve teknolojik gelişmelere açıklığa

4. Topluluk önünde temsil yeteneğine ve eğitimcilik niteliklerine

Her komisyonun günde ortalama 100 aday ile ilgili karar vereceğini düşünün. Bu komisyonların bir adaya ayırabilecekleri zaman 5 bilemediniz 7 dakikadır. 8-10 saat çalışıp peş peşe yüz adayla ilgili en doğru kararı vermek zorundalar. Olağanüstü, insanüstü bir gözlem gücüne, bu meziyetleri ayırt edebilme bilgisine, deneyime ve 8-10 saat aynı performansta yoğun çalışabilme yeteneğine falan sahip olmaları lazım.

MEB Nisan ayı içinde 25-30 bin öğretmenin atamasını önümüzdeki Nisan ayı içinde bu yöntemle yapmaya hazırlanıyor. Bu nitelikte ve büyüklükte bir değerlendirme yapabilecek yeterli sayıda ve özellikte uzmanı MEB nereden bulacak? Bu mümkün mü? Böyle yetişmiş personeli var mı?

20 yıldır sözü edilen, MEB’e bağlı kuruluşlarda adı geçen Eğitim Akademisini (Hasanoğlan’da) kurmuş, oradan böyle nitelikli yöneticiler, müfettişler yetiştirmiş olsalardı bu işin altından belki kalkabilirlerdi. Ama MEB eğitim yöneticisini, eğitim uzmanını bilimsel, akademik metotla yetiştirme gibi bir anlayışa hiç sahip olmadı. Literatürde “çıraklık modeli” olarak tanımlanan “usta çırak” ilişkisi içinde atayanla uyumlu çalışacak yöneticiye sahip olmayı esas alan bir modeli benimsedi hep.

Peki, öğretmen atamalarının daha uygulanabilir, daha mantıklı, bilimsel, adil, daha fırsat eşitliğine dayanan bir yöntemi bulunamaz mıydı? Bulunurdu bulunmasına da bunun önce niyet olmalı! Yönetici için böyle bir arayışı olmayanın öğretmen için olur mu?

Eğitim Fakültelerinin işi, işlevi nedir peki? Bu okullarda ne yapılıyor?

Madem bir öğretmende kavrama, özetleme, muhakeme, ikna yeteneği, özgüven, liderlik, bilimsellik, açıklık gibi özellikler arıyorsunuz, eğitim fakültelerine öğrenci seçerken bu özellikleri niye göz önünde bulundurmuyorsunuz? Sorun girdilerdeyse eğitim fakültelerine öğrenci seçerken kullanın sözlü komisyon modelini?

Eğitim Fakültelerinin programları, kadroları mı yeterli değil öğretmen adaylarına bu özellikleri kazandırmaya, bu konuda bir güvensizliğiniz mi var? O yüz den mi bu sözlü komisyon oluşturmalar. Hal böyle ise bunu düzeltin, öğretmen fakültelerinin programlarını, kadrolarını değiştirin, geliştirin, elinizi tutan mı var?

Eğitim Fakültelerinde verilen Pedagojik formasyon işe yaramıyor mu? Yoksa bu fakülteler öğretmen adaylara ne kazandırdıklarını bilmekten mi acizler? Onların yerine günübirlik oluşturulan sözlü komisyonlar 5-10 dakika içinde daha geçerli ve güvenilir ölçme değerlendirme yapacaklar öyle mi? Buna gerçekten inanıyor musunuz?

Bir sürü masraf, emek, çaba ile 4-5 yıl gençler öğretmen olacakları umudu ile eğitim alacaklar, sonra eğitim fakültelerindeki performanslarını hiç dikkate almadan bu gençleri hem alan bilgisi, hem pedagojik formasyon bakımından yeniden sınava (KPSS) sokacaksınız. Yetmeyecek bütün bu akademik geçmişi, birikimi bir kere daha yok sayıp, sıfırlayıp “bakalım sende benim aradığım özellikler var mı” diye, sözlü sınava alacaksınız. Beş dakika içinde de karar verip bazılarını öğretmen olarak atayacaksınız. Diğerlerine “kusura bakma bu güne kadar sen boşa kürek çekmişsin” deyip kapıyı göstereceksiniz.

Sözlü dediğiniz sınama aracı geçerliliği güvenilirliği en düşük, spekülasyona, istismara, keyfiliğe en açık, ölçüt oluşturmanın en zor olduğu sınavdır. Neyi ölçtüğünü çoğu kez ölçen de bilemez. El yordamı ile karar verme olasılığı yüksektir. Her defasında farklı bir soru kullanmanız gerekir. Her adaya aynı güçlükte standart soru da soramazsınız.

Böyle bir yöntemde ısrar etmenin bir tek izahı olur:

Diyorsun ki bu güne kadar ne yaşadığın, ne öğrendiğin, ne çektiğin, ne masraf ettiğin, ne umut ettiğin, hakkın, hukukun benim umurumda değil. Bu kurum benim. Bu kurumda kimi çalıştıracağıma ben karar veririm. İşime gelirsen seni alırım, baktım işime yaramıyorsun dört yıl sonra bile olsa kapının önüne seni koyabilirim. Kimin patron olduğunu unutma. Ona göre davran!

İyi de niyetini böyle açığa vururken, ne diye TÜBİTAK kanalı ile öğretmen yetiştirme konusunu araştırma konusu yapıyorsunuz ki. Bu uygulama cari iken öğretmen okulları öğretmeni öyle yetiştirse ne olacak, böyle yetiştirse ne olacak. Zaten “nakli ilimlerde” görev alan öğretmenleri İlahiyat Fakültelerinde yetiştiriyorsunuz. Yurt dışında görevlendireceklerinizi de Maarif Vakfı yetiştirecek. Diğer yanda geçerliliği güvenilirliği yüksek bir ölçme değerlendirmeden (KPSS) yüz akı ile çıkan gençleri geçerliliği ve güvenilirliği en düşük sözlü sınava sokup, öznel biçimde yeniden sıralıyor, bu sıralamaya göre pazardan karpuz seçer gibi öğretmen ataması yapıyorsunuz.

Bunun akıl, mantık, insaf, adalet, fırsat eşitliği, çağdaşlık ile izah edilebilir hiç bir yanı yok!

Böyle atanan, dört yıl fiilen aday öğretmen olarak sözleşme ile burnu sürtülen öğretmende moral mi kalır. Eğitimin kalitesi eğitim sisteminde böylemi artacak. Eğitime yatırım dediğiniz, reform dediğiniz bu mu? Bu kadar üstün özellikler arıyorsunuz da ilk atanan öğretmenin eline kaç para veriyorsunuz?

Hal böyle iken bu gençlerin karşısına geçip diyorsunuz ki, şu 16 Nisanda önüne koyacağım sandığa git de buna “yasal” zemin oluşturmak için önüne getirdiğim sistemine bir “evet” de.

Pes doğrusu!

Eğitim Fakültelerini belirli bölgeleri temsil eden eğitim akademileri haline getirin. Bırakın öğretmeni, yöneticiyi bunlar yetiştirsin. Bu Akademilerin kendi girdilerini belirlemelerine (öğretmen-öğrenci-yönetici, program) izin verin. Orta öğretim öğretmenine alan eğitimi üzerine eğitim bilimlerinden yüksek lisans yapma koşulu getirin. Sonra her eğitimciye performansı oranında ödüllendirin. Bakın bakalım o zaman eğitim örgütünde kalite nasıl yükseliyor.

Tabi böyle bir sistemde keyfilik olmaz. Esasen Türkiye de başka bir ülke olur. Bu da birilerinin işine gelmez.

 

 

 

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Baro Başkanı Er: “İsrail, ateşle oynamaya devam ediyor”
Baro Başkanı Er: “İsrail, ateşle oynamaya devam ediyor”
Mersin’deki engellilere Alman gurbetçilerden şefkat eli
Mersin’deki engellilere Alman gurbetçilerden şefkat eli