“BİZ VE DİĞERLERİ”/ İKİYÜZLÜ SİYASET ÜZERİNE!
Ali Türer

“BİZ VE DİĞERLERİ”/ İKİYÜZLÜ SİYASET ÜZERİNE!

Bu içerik 879 kez okundu.

Bu ikiyüzlülük, S. P. Huntington’nun Sovyetlerin dağılması ardından ürettiği “Medeniyetler Çatışması” (1996) ile Batı’ya armağanıdır. Post modern süreç içinde giderek dünyada yaygınlaştı, yaygınlaşmaya da devam ediyor.

Savaşlarla, kapitalizmin iç çelişkileri ile yorgun düşmüş Batı’yı Huntington; Asya, Afrika hatta Amerika’da dini orijin temelinde yükselme eğilimine girecek daha genç kültürlerden gelecek tehdit ile korkutmasını bildi. “Medeniyetler çatışması” ile Yeni sağı Batı’nın tarihi “böl, kontrol et ve yönet” politikalarına geri çağırdı. Yeni sağ da bu sesi duydu.

Batı’da yönetim süreçlerini kontrol eden Yeni Sağ, Asya ve Afrika da yaşanan otoriterleşme eğilimlerini, katliamları, insan hakları ihlallerini, çatışmaları aslında bugün oldukça doğal karşılıyor. “Ha, öyle mi olmuş, vah vah” taziye ve yakınmalarına sakın kanmayın; “Yazarlar, gazeteciler Türkiye’de hapislere mi atılıyormuş, ne kötü” demelerine de aldanmayın. 40’lı yıllarda Nazım için, soğuk savaş döneminde; Aleksandr Soljenitsin, Baris Pasternak gibi yazarlar için Batı’da yapılan kampanyalar nerede? Türkiye’deki tutuklu gazeteciler, siyasi tutuklular için bu tür kampanyalar sizce bugün niçin yapılmıyor? Türkiye’de yaşanan otoriterleşme sürecine, tek adam yönetimi için yapılan ayıplı referanduma Batı tepkisi bu mu olmalıydı?

 “Diğerleri mi, uyuz olsunlar da kaşıyacak tırnakları olmasın” Batı’da Yeni Sağın yaklaşımı tam da bu. Az sayıda dürüst demokratın, sosyalistin sesini ise zaten duyamıyoruz. Batı’da kurumları kontrol eden Yeni Sağın asıl kaygısı ya da korkusu, kendisine yönelik tehdidin kontrolden çıkma eğiliminde olması.

Yeni Sağ, Batı kültürü için diğerlerinin tehdit oluşturmasını aslında doğal, hatta son derecek gerekli buluyor. Çünkü birliğini, gücünü, enerjisini bu tehdide borçlu olduğunu biliyor.   

Düne kadar görmezden gelinen Esad yönetimi, Suriye’de kimyasal silah kullandığı bahanesi ile neden bugün vuruluyor? IŞID varlığını aslında ABD ye borçlu değil miydi? PYD ve Irak Kürt yönetiminin bu kadar ABD desteği almalarının altında yatan ne?

Asya’da, Afrika’da Orta Doğuda ülkeler, gruplar, insanlar birbirini yesin, İran, Rusya enerjilerini buralarda tüketsin, yeter ki Yeni Sağın başı rahat olsun. Orta Doğu’da, Asya’da, Afrika’da demokrasi olmuş olmamış, bu yeni sağın umurunda değil.

“Biz ve Diğerleri” ikiyüzlülüğünün orijini böylesine güçlü olunca,  bunun bizim gibi ülkelere taşınması, yansıması da elbette daha sert oluyor. Milliyetçilik, kökten dincilik, Radikal İslam dilediği gibi at oynatabilecekleri bir ortama, alana kavuşmuş oldular.

Bu koşullarda açıkçası, otoriterleşme yolunda hangi aktör başat, hangisi daha kullanışlı, hangisi figüran bunları ayırt etmek de çok kolay değil.

Şu “milli İrade” dışı kalan % 48.6’nın içinde, “biz ve diğerleri” kültünün çekim alanına girmemiş kitlenin sizce oranı nedir, % 10’u bulur mu?

Şimdi kalkıp örneğin, “Kerkük’te Irak Kürt devleti bayrağının çekilmesine karşı çıkmasına çıkıyorsunuz da, Diyarbakır’da, Hakkari’de niye Kürtlerin al yeşil renklerini görmeye dahi tahammülünüz yok”, diye sorsam; bana % 48.6’nın acaba kaçı “sen ne zırvalıyorsun be adam” tepkisi vermez?

AKP ve yandaşları otoriterleşme yolundaki engelleri bertaraf etmeye çalışırken CHP ne yaptı, örneğin mecliste dokunulmazlıkları kaldırma yolu ile HDP’yi siyaset dışı bırakmaya çalışılırken? Dokunulmazlıkların kaldırılması nedeni ile CHP, MHP milletvekillerinden hangisinin başına bir iş geldi? AKP meclise müdahaleyi o gün yapmasaydı 16 Nisanda milli iradenin “Hayır” olarak ortaya çıkma ihtimali güçlenir miydi yoksa azalır mı? 

Her yenilgiden sonra CHP kanadında lideri sorgulamak alışkanlıktır. Halbuki belki “biz ve ötekilere” dayalı siyaset yapma alışkanlığını sorgulamaları lazım asıl.

CHP’nin dönüp AKP’ye “tek devleti anladım da şu tek millet ne anlama geliyor?” diye bir sorması gerekmez mi? Bu çağda Kürtlere dönüp hala “siz aslında Türksünüz” ya da “bu vatanın, bu bayrağın altında bir yeriniz yok” demenin bir anlamı var mı? Çağdaş devleti ortaya çıkaracak siyasi birliği örmenin yolu hala bu olabilir mi?

Çok kültürlülüğü, herkes için ana dilde eğitimi, farklı inançların birbirini incitmeden bir arada yaşamasını kabul etmeden bu topraklarda huzurlu bir gelecek mümkün mü?  Bunu halletmeden hangi “Hayır” peşinde koşulur ki? Bugün AKP’ye hayır, yarın “Kürtlere Hayır”, peki sonra ne olacak? “Hayır” cephesinin, 2019 seçim sürecine birliğini koruyarak girebilme şansı var mı bu sorunu çözmeden?

Şiddet, birliği bozmanın en provokatif yoludur.  O nedenle şiddet yolu ile AKP’ye hareket alanı yaratan PKK’ya elbette karşı çıkacaksınız. Ancak, kendi kültürel varoluşu ile eşitlik temelinde Türklerle birlikte yaşama duygusuna ve iradesine hala sahip çıkan Kürtlerle dostluk, mücadele arkadaşlığı kurabilecek bir siyaset kültürü geliştirmeniz gerekmiyor mu? CHP buna hazır mı, ya da ne zaman hazır olacak? CHP’nin kendine sorması gereken soru bence bu.

Kürt siyaseti de bunu nasıl kolaylaştırırım diye oturup kafa yormalı. Bunun da sağı ile solunu birbirinden ayırmaya karar vermekten geçtiğini artık görmeli, yer yer milliyetçiliği solculuk olarak pazarlamaya bir son vermeli.

Bunu yapmadan “biz ve ötekiler” ikiyüzlülüğü reddedilmiş olmaz. Sürdürülebilir bir “Hayır” cephesi geliştirilemez. Bunun için önce milliyetçi politikalardan, yeni sağın çekim alanından kurtulmak gerekir.

“Evet” cephesi ne istediğini biliyor. Diğerlerini kontrol edebilme gücünü de asıl buradan alıyor. Laik yaşam standardına, birlikte yaşama kültürüne, hukuka, çoğulculuğa, demokrasiye sahip çıkmak isteyenleri ötekileştirmesi “Evet” cephesinin varoluş sebebi.

Peki ya siz, ötekileştirilen Kürtler ve Türkler ve dahi ötekileştirilen inançlar; birlikte yaşama kültüründen beslenmeden, “biz ve ötekiler” psikolojisinden kurtulmadan “Hayır”ı sürdürülebilir kılabilir misiniz? 16 Nisan, sürdürülebilir “Hayır” için, gerçek bir doğuş olabilir mi?

 

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Baro Başkanı Er: “İsrail, ateşle oynamaya devam ediyor”
Baro Başkanı Er: “İsrail, ateşle oynamaya devam ediyor”
Mersin’deki engellilere Alman gurbetçilerden şefkat eli
Mersin’deki engellilere Alman gurbetçilerden şefkat eli