Anlam Arayışı
Ali Türer

Anlam Arayışı

Bu içerik 263 kez okundu.
İnsan, daha huzurlu, daha güvenli bir yaşam için anlam arayışını nerede sürdürmeli? Anlam arayışını sürdürmek için hangi araçları kullanmalı? Ölüm gerçeğine teslim olup, ruhun sonsuz olduğu düşünülen yolculuğunu güvence altına almak için bir inanca mı bağlanmalı, aklı inancın yol göstericiliğine mi emanet etmeli? Yoksa belirli bir gelecek beklentisi muştulayan düşünce sistemine mi bağlanmalı? Bilimsel gerçek katına yükseltip onu mu kerteriz olarak almalı? Ya da salt akla mı güvenmeli, akıl ile her koşulda gerçeğe ulaşmaya mı çalışmalı? Bu yazı için ilhamı bayramdan önce CNN-TÜRK’de yayımlanan Deniz Bayramoğlunun yönettiği “İnsanın anlam arayışı” adlı bir söyleşi programından aldım. Tabi konukların ezici çoğunluğu İslam’ı referans alınca, anlam arayışının mecrası da buna uygun olarak tecelli etti. Oturumda, çalışma alanı Psikiyatri olan ağırbaşlı bir Profesör, İslam’ı referans almayan anlam arayışlarını, boş emzik kullanılan nafile bir oyalanma olarak izah etti. Çünkü bilgi her şeyden önce İslami olduğuna göre, çıkış noktası İslam olmayan bir anlam arayışı mümkün değildi. Yaratıcısı olmayan bir evrende, yaşamın anlamını yakalama arayışı boş bir çaba haline gelmeye mahkûmdu. Kanımca burada din ya da ideolojiler içinde “doğru” ile “gerçek” kavramları arasında tehlikeli bir değiş tokuş gerçekleşiyor. “Doğru” insanın verili koşullar altında bir yargıya varabilme durumudur, o nedenle de özneldir. Her “Doğru” evrensel olma iddiasını elbette içinde taşır. Bu önerilebilir ya da kabul edilebilir. Ancak bir ilkenin bir grup tarafından kabul edilmiş olması, onun evrensel olduğu anlamına gelmez. İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’ne göre “herkes ırk, din, cinsiyet ayrımı gözetilmeksizin yasanın korunmasından eşit olarak yararlanma hakkına sahiptir.(Madde 7)”. Keşke bu ilke evrensel olabilse, ama yazık ki böyle bir dünya yok. “Doğru”, sonuçta belirli bir anda eldeki verilerle yapılmış bir durum tespiti, ancak o yargıyı paylaşanları bağlayabilir. “Gerçek” ise sizden –yani akıldan- bağımsız olarak, sizin dışınızda orada bir yerlerde zaten var. Onu bilimsel araştırma yolu ile fark eder, kabul edersiniz, ya da etmezsiniz. Ama onun varlığını kabul etmemiş olmanız, var olduğu gerçeğine halel getirmez. Bilimsel bilgi gerçektir. Çünkü deneyseldir, kanıtlanabilir, verili koşullarda dünyanın her yerinde aynı sonuç doğurur. Bilgi evrensel olduğu için zaten “gerçektir. Kabul ederseniz aynı zamanda sizin de doğrunuz olur. Sizin için doğru olan başkası için de doğru olmak zorunda değildir. Ama “Gerçek” ise eninde sonunda bize kendini kabul ettirir. Çünkü yaşamın dışında kalamayız. Örneğin “yer çekimi” gerçektir, o dikkate alınmadan başlatılan bir hareket amacına ulaşamayabilir. Sıkıntı tam da burada ortaya çıkıyor. Bütün dinler ve ideolojiler kendi doğrularını birer evrensel gerçeklik olarak kabul ederler ve bunu vaaz ederler. Burada artık söz konusu olan inançtır. Doğrunun gerçek olduğuna iman edilmiştir. Olay burada kalsa, kuşkusuz bu kendi başına anlaşılabilir bir durum olur. Ancak belirli bir din ya da ideoloji kendi doğrusunu gerçek katına yükseltip toplumu belirli bir inanç doğrultusunda şekillendirmeye soyununca işin rengi değişir. Çünkü bunun gerçekleşebilmesi için, bir kesimin “gerçek” olarak kabul ettiğine bütün bir toplumun iman etmesi, ya da en azından iman ediyor görünmesi gerekir. Artık anlam arayışı açık bir dayatma halini almıştır. Demokrasi varsa, orada herkesten aynı ilkeye aynı biçimde inanmasını bekleyemezsiniz. Bir grup için doğru olanı, diğerleri için de geçerli hale getirmenin yolunu açmak gerekir. Anlam arayışının artık, uzlaşma içinde sürdürülmesi mümkün değildir. Direnç ortadan kaldırılmalı, aynılaşmanın önü açılmalıdır. Önce o din ya da ideolojinin liderini bütün bir toplum için asıl oyun kurucu haline getirmek gerekecektir. Oyun kurucu, toplumda bireyler arası ilişkileri belirleyecek ilkeleri oluşturma yetkisini eline almış olmalıdır, ilkelerin uygulayıcılarını belirleme yetkisini de elinde bulundurmalıdır. Bütün yetkileri bir elde tutabilme dayatma yolu ile güvence altına alınabilir. Yoksa anlam arayışını bütünlük içinde sürdürmek mümkün olmaz. Bu, kuşkusuz toplumun yönetim biçiminin yeniden düzenlenmesi, yeni anlam arayışının adının konması anlamına gelecektir. Bu eşik atlatılırsa, artık toplumdaki farklı yaşama biçimlerini aynılaştırmaya sıra gelebilir. Bunun yolu da bellidir. Yaşamın etrafında şekillendiği bütün ilkeler (hukuk), bu ilkelere uymama durumunda ortaya konması gereken cezalar, referans alınan dine ve ideolojiye göre yeniden belirlenmesi gerekecektir. Güce dayalı anlam arayışları içinde neler yaşandığının, bu tür süreçlerin ne gibi sonuçlara yol açtığının yaşanmış pek çok örneği var çevremizde. Bunun için Afganistan’da, Suriye’de olanlara bir göz atmak yeter. Belirli bir kesim kendi anlam arayışı içinde yakaladığı doğruyu diğerleri içinde yaşanacak gerçeklik haline getirme yolunda her şeyi göze almışsa, üstelik bu yolda kontrolü de ele geçirmişse, bu durumda demokrasi, adalet arayışlarının elinde yapabilecekleri ne kalır? Belki de tek bir yol kalır: Vicdana yatırım yapmak!
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Mersinli Öykü Akılı Projesine destek bekliyor
Mersinli Öykü Akılı Projesine destek bekliyor
Vali Su, Ortodoks Kilisesini ziyaret etti
Vali Su, Ortodoks Kilisesini ziyaret etti