Uhrevileşmeye doğru!
Ali Türer

Uhrevileşmeye doğru!

Bu içerik 45 kez okundu.
Kilise, Batıda feodal yapının temel bileşeni, meşrulaştırıcısı, moral dayanağı idi. Modernleşme Batıda, aynı zamanda toplumsal alanın dinin kontrolü dışına çıkarma süreci içinde gelişti. Çünkü bu süreç içinde ortaya çıkan ulus devletler, hukuk gibi, yasama gibi toplumu birleştirici daha demokratik mekanizmalara ihtiyaç duydular. Bütün bu mekanizmalar dini olan ile bilimsel olan arasında yaşlanan çatışma sonucunda sekülerleşme (dünyevileşme) süreci içindeortaya çıktılar. Klasik Osmanlı Devletinde sistemi meşrulaştırma, sosyal ilişkilerde kullanılacak dayanakları üretme rolünü ilmiye sınıfı üstlenmişti. Tanzimat ile birlikte içine girilen Modernleşme sürecinde ulemanın rolü gerilerken modernleşme için ihtiyaç duyulan bilgiye dayalı çözüm arayışları öne çıkmaya başladı. Kemal Kılıçdaroğlu, Ayhan Oğan’ın densizliğine basın toplantısında karşı çıkarken “Osmanlı eğitim sistemi bozulduğu için battı” demiş. Tarih ile ilgili böyle ulu orta yargılarda bulunursanız, tartıştığınız asıl olgudan uzaklaşır öne sürdüğünüz yargı ile ilgili kendiniz tartışma konusu haline gelirsiniz. Osmanlı 1770 Osmanlı-Rus savaşından (Çeşme bozgunundan) sonra daha bir buçuk asır ayakta durabildi ise bunu, bu süreçte sürekli gelişen modern eğitime borçlu. Jön Türkler, İttihat Terakki, Cumhuriyet’in kurucuları bu modern eğitim içinde yetiştiler. Atatürk’ün eğitim düşüncesine bakarsanız, Ziya Gökalp’in, Satı Bey’in, Emrullah Efendi’nin, Prens Sebahattin’in izlerini bulursunuz. Eğer bir Osmanlı Modernleşmesinden söz edilecekse bunun temel kaldıracı, Osmanlının son dönemlerinde ortaya çıkan, II. Abdülhamit döneminde kurumsallaşan, II. Meşrutiyet döneminde kavramsal kuramsal çerçevesi oluşan modern eğitim olmuştur. Bizde II. Meşrutiyet sonrasında kontrolü ele geçiren İttihat Terakki kanadı, Türk etnik kimliği etrafına uluslaşma arayışı içine girerken süreci yumuşatma arayışı içinde Milliyetçilikle İslamcılığı -biraz da mecburiyetten- hep uzlaştırmaya çalıştı. Cumhuriyetin kurulma süreci içinde bu kafa karışıklığı Modernleşme (Batılılaşma) ile Uluslaşma arasında bir uzlaşma arayışı içinde aşılmaya çalışıldı. Halkın geleneksel alışkanlıklarını baskı altında tutma pahasına dini alan kontrol altına alınmaya çalışıldı. Bu bir çeşit dünyevileşme arayışı, Türkiye’ye özgü laikleşme denemesi idi. Böylece bilimsel olan ile dini olan arasında belirli bir sınır oluşturulmaya çalışıldı. Kurumsallaşma içinde siyasi alan dini olandan belirli ölçüde ayrışmaya başladı. Ancak Türkiye’ye özgü bu sekülerleşme süreci Batı’da olduğu gibi tamamlanamadı. Halk geleneklerine bağlıydı, dini nikâhın yanı sıra mutlaka bir de imam nikâhı kıydı. Cumhuriyetin kurucu gücü siyasi birliği, moral değerleri Türk etnik kültürü etrafında ararken, aslında dini duygular insanları bir arada tutmaya devam ettiler. Dini olanın bıraktığı boşluğu etnik kültüre dayalı kararlılıkla doldurma çabası, bu anlamda sonuç vermedi. Dahası Milliyetçiler, bir yandan da hep dini kullanmak zorunda hissettiler kendilerini. Sağ muhafazakârlık içinde üretilen “Türk- İslam sentezi” buna hizmet etti. 17 Ağustos 1999 Marmara depreminin ardından ülkenin sürüklendiği ekonomik ve sosyal türbülansın 2001 ekonomik krizi ile sonuçlanması Türk kültürü altında uluslaşma arayışının da (Türk-İslam sentezinin) bir anlamda iflasıydı. Ortaya çıkan güvensizlik ortamında merkez sağda ortaya çıkan boşluğu Sünni-İslam orijinli siyasi yapının doldurması zor olmadı. 2010 yılına yeni merkez sağ çeşitli ustaca manevralarla zaman zaman liberalleri, sol liberalleri de kullanarak Türk-İslam sentezci siyasal yapılanmanın kurumsal yapı içindeki kalıntılarını birer birer temizledi, kadrolaştı. Şimdilerde bünyenin baypas ile değiştirilen kurumsal yapı içindeki yeni damarlara alışması, “yeni” yaşam biçimini benimsemesi için gerekli tadilat, lojistik destek verilmeye çalışılıyor. Bunun için eğitim sisteminde bilimsel olan ile dini olan arasındaki sınırlar önce silikleştirilmeye, giderek de bilgi inancın (ortak kabulün) kontrolü altında alınmaya çalışılıyor. Eğitim sisteminde yeni program değişiklilerinin anlamı budur. MEB danışmanlık hizmeti almak için Ensar vakfı ile protokol imzalıyor. Bu protokole göre Ensar Vakfı Milli Eğitim Bakanlığına Bağlı okullarda sanatsal, sportif, sosyal, kültürel, bilimsel ve teknolojik gelişimi desteklemeye yönelik eğitim, seminer verebilme; proje, gezi, kitap okuma, yarışma, kamp, yaz okulu gibi etkinlikler düzenleyebilme, okullarda kulüpler kurabilme hakkı ve yetkisi elde ediyor.Bu etkinliklerde görev alacak “eğitimcilerin” ücretlerini de MEB ödeyecek. Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi müfredatında toplumu birleştiren değerlerleri de değiştirdi. Artık bu değerlerin içinde Hürriyet, Bağımsızlık, İnsan Haklarına Saygı, Milli Seciye gibi Kavramlar ile Atatürk yok. Artık, “din, peygamber ve Ehl-i Beyt Sevgisi” gibi yeni değerlerimiz var. Maliye Bakanlığı’nın yeni yönetmeliğine göre, vakıflar, eğitim faaliyetleri için Diyanet’ten artık görüş almak zorundalar. Ayrıca artık Diyanet’in onayı ile kamu taşınmazları 49 yıllığına Ensar, TÜRGEV gibi vakıflara yurt olarak da verilebiliyor. Evlenme akdinin müftülüklerin kontrolünde olması için yasa teklifleri hazırlanıyor. Bütün bunlar yeni yolculuğun Dünyevileşmeye değil “Uhrevileşmeye” doğru olduğuna işaret ediyor? 2017 Yükseköğretime Geçiş Sınavı’na (YGS) 2 milyon 265 bin 902 kişi katıldı. Üniversitelerde Lisans ve ön lisansta 910 bin 671 kontenjan vardı. YGS ve LYS sonrası bu kontenjanın ancak 696 bin 241’i doldu. Yani üniversitelerdeki lisans ve ön lisans programlarının dörtte biri boş kalırken, üniversitede okumak isteyip de sokağa bırakılan öğrenci sayısı 1.569.661’dir. Bu 2017 itibari ile rekordur. Üniversitede okumak için seçme sınavlarına giren lise mezunu 100 öğrenciden ancak 31’i üniversitelerdeki programlara yerleşebildi. Tüm lise türlerinde ön lisans ve lisans programlarına adayların yerleşme yüzdesinin bu kadar düşük olması, kontenjanların %25’inin boş kalması bir yandan da ortaöğretimde verilen eğitimin düzeyini gösteren bir sonuç değil midir? Anadolu liseleri %44’, Genel liseler %24, Meslek liseleri %28,Fen liseleri %55 ile son üç yılın en kötü performansını gösterdiler. Bir tek İmam Hatip Liseleri son üç yıl içinde en yüksek performansı göstererek %30’oranda lisan ve ön lisans programlarına öğrenci verdiler. Meslek liselilere üniversiteye girişlerde seçtikleri alana göre katsayı uygulandığı 2004 yılında İmam Hatip liselilerin üniversitelere giriş oranı neydi biliyor musunuz:%4. İşte eğitimde uhrevileşmenin sonuçları **** Girilen son dönemeçte ortaya, iki partili emme basma tulumbaya benzeyen bir siyasi bir sistem ortaya çıkıyor görünse de gerçek şu: Muhalefetin hiçbir zaman iktidara gelemeyecek bir muhalefet partisine mecbur edildiği bir parti-devlet sistemi. Ayhan Oğan “Yeni devlet kuruluyor” deyince niye kızılıyor, anlamadım; vatandaş süreci tanımlıyor. Peki, bu ülke bu girdaptan kurtulup normalleşebilir mi? Kuşkusuz, buna yürekten inanıyorum. Ama dilerim, bunun için yine bir İstanbul depremi ve onu takip eden ekonomik kriz beklemek zorunda kalmayız!
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Tuğamiral Gürbüz’den Vali Su’ya ziyaret
Tuğamiral Gürbüz’den Vali Su’ya ziyaret
Akdeniz’de kurban satış ve kesim yerleri belli oldu
Akdeniz’de kurban satış ve kesim yerleri belli oldu