Kumaş'a hayat veren Kadın!

Kumaş'a hayat veren Kadın!

Resimleri kumaşa çizen ve kumaşa can verip, birbirinden güzel bebekler haline getiren Nuray Türk, ebeveynleri Çin malı oyuncaklara değil, çocukların hayal dünyasını geliştirme yönünde, imkânlar dâhilinde, elimizdeki malzemeleri oyuncağa çevirmeye davet ediyor.

Kumaş'a hayat veren Kadın!
Bu içerik 2553 kez okundu.

“ Çocukluğumdan bu yana bez bebeklere olan düşkünlüğümü yakın çevrem çok iyi bilir. Bu sanırım çocukken edilemediğimiz ve özlemini çektiğimiz oyuncakların yokluğundandır. O dönemler çocuk dünyamızda lüks çocuk odası düşlemek hiç aklıma gelmezdi çünkü çocuklara ait bir odanın olduğundan bile haberim yoktu. Evin içinde bulduğum her alan benimdi zaten. Şimdiki zamanın şartlarına baktığımda bence o dönemin çocukları olmanın ayrıcalığını yaşıyorum. Çünkü o dönemin şartlarında büyüyen her çocuğun yaratıcı gücü çok daha fazla.

      En azından vitrinden alınan bir bebeğim olmasa dahi çöpten bebeğim vardı. Kibrit kutusundan yapılmış arabam, evimizin bahçesinde sağdan soldan topladığım, etrafını çevrelediğim üç oda bir salon şeklinde taşlarla sıraladığım evim vardı. Evimin kapı zili benim çıkardığım sesti. İncir yaprağından misafir tabağım vardı. En önemlisi sokakta özgürce oynadığım birbirinden güzel arkadaşlarım vardı. Arkadaşlarım, kıyafetleriyle, yedikleri içtikleriyle, mal ve mülkleriyle hava atmayan masum çocuklardı.

       Bizler yoktan var etmeyi, üretmeyi, eğer annemizden babamızdan istediğimiz oyuncaklar alınmıyorsa sessizce sineye çekmeyi bilen çocuklardık. Şimdi büyüdük ve çocukluğumuzda eksikliğini duyduğumuz birçok şeyi gerçekleştirmek üzere hayallerimizi sanata çevirerek üretmeye başladık.

Okurlarıma son dönemlerde el becerileri ve ürettikleriyle gönlüme taht kuran, Ela bebeğin yaratıcısı Nuray Türk’ü tanıtmak istedim. Resimleri kumaşa çizen ve kumaşı can verip, birbirinden güzel bebekler haline getiren Nuray Türk, ebeveynleri Çin malı oyuncaklara değil, çocukların hayal dünyasını geliştirme yönünde, imkânlar dâhilinde, elimizdeki malzemeleri oyuncağa çevirmeye davet ediyor.

                                                                                                                                     Ayça Öztorun

Ayça Öztorun Nuray Türk röportajı

 

      OYUNCAKÇILARDAN ÇOCUKLARINIZA ÇİN MALI OYUNCAK ALMAYIN…

      Bugün size bez bebek ustası Nuray Türk’ü tanıtacağım. Sanatçı kişiliğiyle bezlere can veren ve birbirinden güzel bebek tasarımlarını hayata geçiren Nuray Türk, çocukların internet ortamından uzak durmaları için anne ve babaların sınır koymalarını ve bunun dışında zararlı plastiklerden üretilen oyuncakları almamaya özen göstermeleri gerektiğini söyledi. Çocukların her isteğine sorgusuz olanak sağlanılması, yarardan çok zarar getirir diyen bez bebek tasarımcısı Nuray Türk’e bez bebekler hakkında sorular sorduk.

 

   ÖZTORUN  -Nuray Hanım siz bezden bebekler üretiyorsunuz ve hepsi birbirinden güzel bebekler. Bu işe nasıl başladınız?

  NURAY TÜRK -Çocukluğumuzda yaşadığımız eksiklikler bazen çocuk usumuzda saklı kalıyor. Çocukken istediğimiz oyuncağa sahip olamıyorduk. Oyuncak bebekleri çok seviyorum. Sanırım çocukluğumda eksik kalan bu yanımı bebek üreterek tamamlıyorum. Çocuklukta neye özlem duyuyorsa insan bilinçaltına yerleşebiliyor. Çevremde örneklerine tanık olduğum birçok insan var.

  Örneğin, muhteşem ev yemekleri yapıp işletmeye çeviren bir arkadaşıma; “bu kadar nefis yemekleri yapmayı nasıl öğrendin” dediğimde, ‘kendi kendime öğrendim, yemeklerimi yaparken hayallerimi ve sevgimi katmanın yanı sıra çocukluk özlemimi gerçekleştirdim’ Demişti. Merakla; “çocukluk özleminle yemeğin ne alakası var” diye sormuştum.

     ‘Çoğu zaman unla bulamaç çorbası yapan annem karnımızı bu şekilde doyurmaya çalışırdı. Yokluğu dibine kadar yaşamış ve çoğu zaman aç yatmış bir çocukluk süreci geçirdim ve hangi evin ne pişirdiğini gelen kokulardan anlayıp, bende bu yemeğin aynısını istiyorum diyerek annemi kedere boğardım.’ Diye anlattığında, onun neden bu kadar güzel yemek yaptığını çok iyi anlamıştım.

      ÖZTORUN - Bize biraz kendinizden bahseder misiniz?

     NURAT TÜRK -Tabi bahsederim. Kendime Gepetto diyorum. Gepettoo tahtaya can veriyordu ve Pinokyo’yu yarattı. Gerçi Gepetto’yu da Pinokyo öyküsünü yazan Carlo Colodi yarattı. Ben de kumaşlara can vererek, bebekler yaratıyorum...

     ÖZTORUN – Gepetto’nun Pinokyosu varsa, Ela bebeklerinde Nuray Türk’ü var…  (gülüşmeler) Yapmış olduğunuz bebekleri görünce çocuklarınızın çok şanslı olduğunu düşünüyorum. Kaç çocuğunuz var ve onların da ilgisi var mı el sanatlarına?
 

   NURAY TÜRK-16 yaşında oğlum, 10 yaşında bir kızım var. Kızımın bütün becerileri ve hobileri benimle aynı! Çoğu zaman onunla beraber yüz boyuyoruz ama oğlum için aynı şeyleri söylemem mümkün değil. Malum erkek çocuklarının oyuncak bebeklere karşı ilgisi olmuyor. Yaşı da on altı olduğu için onun ilgi alanına girebilecek hobilerini, eşim ve ben yeteneğe çevirmesine yardımcı olabiliyoruz. Resme ilgi duymasını isterdim fakat o kadar çizemiyor ki, çizdiği şeyleri ok işaretiyle belirtiyor.

   ÖZTORUN-Çalışmalarınız ince titizlik gerektiren fazlaca zaman alan bir iş. Eşiniz bu konuda destek mi?

-Evet, eşim bu konuda oldukça destek veriyor bana. Güzel sanatlara ilgimin olduğunu biliyor. Çalışmalarımın ruhumu dinlendirdiğini görüyor ve çok mutlu oluyor. Kendisi Avukat olduğu için, gün içinde davalar, koşuşturmalar derken, akşam eve geldiğinde, ürettiklerimi ona gösterdiğimde çok mutlu oluyor. İşin özünde biz çocukları seven bir aileyiz. Ürettiğim bebeklere sahip olan çocukların mutluluğu bize çok heyecan veriyor.

     ÖZTORUN -Sadece çocuklar mı mutlu oluyor? Bende her ay sizden bir bebek aldığımda mutlu olanlardanım. Bu ay kızımın yüzüne benzettiğiniz bez bebek bana ulaştığında mutluluğumun tarifi yoktu. Ellerine sağlık. Kızıma da büyük sürpriz oldu.

      NURAY TÜRK -Beğenmiş olmanız beni çok mutlu etti. Aileler dönem dönem çocuklarının fotoğrafını çekip, kızımın yüzünün aynısından bez bebek istiyorum diyor. Bu biraz zor bir iş ama elimden geldiğince benzetiyor ve çocuğun mutlu olmasını sağlıyorum.

     ÖZTORUN -Siz kendine güvenen, azimli, hırslı ayakları yere sağlam basan, sosyal bir kadınsınız, çocukluk yıllarınız nasıldı?

    NURAY TÜRK  -Okula bile başlamadığım yıllarda, yani kendimi bildiğim yaşlardan beri hiç konuşmayan, içine son derece kapanık, aileyle bile iletişim kuramayan bir çocuktum. Bu sebepten öğretmenimden dayak yediğim bile oldu. Hiç unutamadım o ilkokul öğretmenimin tokadı ve acısını!

      Biraz öncede dediğim gibi konuşmuyordum, konuşmayı bilmiyor değildim. Çokta iyi biliyordum. Hatta daha okula bile başlamadan bütün kelimeleri ve rakamları içimden saniyesinde tersten okuyacak kadar başarılıydım ama neden suskundum ve sosyal hayatta konuşmayı red ediyordum ben de bilmiyordum. Hoş hâlâ da bilmiyorum...

       ÖZTORUN  -Benimde ilkokul birinci sınıf öğretmenim tebeşir silgisini kafama geçirmiş, küçücük bedenim acıdan savrulmuştu sanki. O günden sonra okuldan nefret etmiştim. Babamın siyasi düşüncesinden ötürü küçücük çocuğa duyduğu kin olduğunu çok sonra öğrenmiştim. O kadını ömrüm boyunca hiç affetmem. Öğretmeninizin size attığı tokadın nedeni neydi?

          NURAY TÜRK -Öğretmen bir şeyler sorup duruyordu. Her zamanki gibi suskundum. Bunun nedenini irdelemek yerine ısrarla soru soruyor, yanıt alamayınca sinirleniyordu. Ben bunu bilerek yapmıyordum. Sadece cevap vermek istemiyordum. Öyle bir tokat attı ki altı yaşında ki bedenim sıradan yere savruldu. Çokta zayıf ve çelimsiz bir çocuktum üstelik. Bu olaydan sonra çok hırslanmış, daha da içime kapanmıştım. O günden sonra elimde kalem, bütün gün kâğıtlara resim çiziyor asla dersleri dinlemiyordum. Öğretmen günden güne daha çok sinirleniyor ve baskılarını arttırıyordu. O öğretmen ben üçüncü sınıfa geçince başka bir okula gitmişti. Sonra ki gelen öğretmen çok anlayışlıydı. Bana asla kızmıyor, şefkatle yaklaşıyordu. Hatta çizdiğim resimleri sınıfa gösteriyor takdir ediyordu. Çok seviyordum onu. O beni kazanmış ve toplumla iletişim sağlamama yardımcı olmuştu. Onunla konuşarak bağ kurmaya başlamıştık. Bana sevgiyle yaklaşan öğretmenimin, resme olan ilgimi takdire dönüştürmesi sayesinde kazanmıştım resim yeteneğimi… Sonra ne oldu bende bilmiyorum. Hani derler ya bir açıldı, pir açıldı diye! Uçuk, kaçık deli dolu bir kişiliğe sahip olmaya çok konuşmaya, artık ortaokul dönemimde hiç susmamaya başlamıştım fakat derslerde resim çizme ve dersleri dinlememek huyumdan bir türlü vazgeçemiyordum.

      ÖZTORUN -İlk oyuncak yapmaya ne zaman başladınız?

    NURAY TÜRK -ilk oyuncak yapmaya o sene ortaokulda el işi dersinde başlamıştım. Hamurdan kaplumbağa yapmıştım. O kadar güzel yapıp, boyayıp, verniklemiştim ki gerçek gibi olmuştu. Hamurla oyuncak yapmayı çok sevmiştim. Çiçekler, böcekler ve daha bir sürü şeyler yapıyor, boyuyor vernikliyordum. Hamurlar canlanıyordu adeta. Bir gün evde sıkılmış ne kadar kıyafet varsa bir pantolonun içine sığdırmış, ona gövde,  kafa kol yaptım. 1.80’e yakın kocaman bir bebek yapıp odadaki yatağa yatırıp, üzerini örtmüştüm. Muzurluk bu ya, gece olmuştu, abimi çağırdım. O zamanlar Özlem diye bir tanıdık vardı. “Abi, Özlem odada ağladı sonra sesi kesildi dedim. Abim odaya girdi, güya Özlem’le konuşmaya başladı. Baktı ki Özlem’den ses çıkmıyor,  üzerini açtı. Bebek gerçek gibi, kocaman ve korkunçtu. Abimin korkuyla odadan çıkışını hiç unutmama. Bu bebekle aynı yöntemle bir kaç kişiyi korkuttuktan sonra, kendimde korkmaya başlamış, odaya giremez olmuştum.

     O zamanlar oyuncak yoktu, en azından bizlerin yoktu. Mahallemizdeki çocuklarla çamurdan sebzeler, tabaklar yapar, bakkalcılık, evcilik filan oynardık. Aslında istemeden yaratıcı oluyorduk. Şartlar buna bizi itiyordu. Bisikletimiz yoktu, tornet yapardık. Bebeğimiz yoktu, kare süngerden bebekler yapardık ve daha bir sürü şey... Bizler çok şanslıydık. Hiç bir zaman unutulamayan, unutulamayacak olan oyuncaklarımız oldu...

      İlk bezden bebeklerimiz, tahtadan tüfeklerimiz, mızıkamız, beş taşlarımız vs vs.. Zihinlerimizde yer eden ve hâlâ zaman zaman keşke hâlâ olsa da oynasak dediğimiz oyuncaklarımız oldu. Çünkü çocuk için oyuncak hayat demekti. Ötesi yoktu ki bunun.

      Artık çocuk olmadığım, olamadığım için, bilgisayar ortamını ışık hızıyla algılayan çocuklar için, sokaklarda oyun oynadığı günleri hatırlayan herkesin burnunun direğini sızlatmak, onları geçmişlerine götürmek adına bu projeye başladım.
      Bizlerin yaşadığı her şeyden mahrum ve eksik kaldıkları için çocuklar adına fazlaca endişeliyim. Hayali olmayan çocuk hedefe ulaşamaz. İşte bu noktada, etrafımdaki her şeyi oyuncağa çevirmeye başladım. Tıpkı çocukken yaptığım gibi...

 Çocukluğumdan gelen resim yeteneğim ve tekstilde ki 18 yıllık deneyimimle ilk örgü oyuncaklar yaptım kızıma. Sonra kuzenime, arkadaşlarıma, eşime, dostuma derken ev oyuncaklarla dolmaya başladı. Çoğunu ihtiyacı olan çocuklara dağıtmaya başladım. Çünkü ördükçe örüyor oyuncaklara ve çocukları mutlu etmeye doyamıyordum. Bu aylarca sürdü. Sonra bez bebek yapmaya karar verdim. Bir kaç deneme, yanılma yoluyla onu da başarmıştım. Kumaşlar, elyaflar, boyalar alıyor, bütün gün bez bebekler yapıyordum. Her yaptığımda, bir öncekinden daha iyisini istiyordum.

      Bebeklerimi marka yapmak, plastik ve ruhsuz bebeklere savaş açmak istiyorum artık. Ben bu sebepten Ela’m oyuncak bebek ve sanat atölyemi açma kararı aldım. Sarılıp uyumaya alıştığımız ve bebeğimiz olmadığında uyuyamadığımız, yokluğunu fark ettiğimiz bez bebeklerimizi yaşatmaktı amacım ve bunu gerçekleştirdim.
Zararlı plastiklerden yapılan bebekler yerine sağlıklı olan bebekleri çocuklarımız için üretmek ve onları mutlu etmek misyonum oldu.

      Umuyorum elam bebek markası, benden kızıma, kızımdan torunuma geçecek.

    ÖZTORUN  -Çok teşekkür ederim Nuray Hanım. Çocuklarımız adına harika bir sohbet oldu.

     NURAY TÜRK - Gazetenize ve size ben teşekkür ederim Ayça Hanım…

kumaş bebek cocuk cin malı üretim
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
istanbul ordu evden eve nakliyat