Ayça Öztorun, Sadık Gürbüz Söyleşisi.

Ayça Öztorun, Sadık Gürbüz Söyleşisi.

-Sadık Gürbüz: Belli bir amaç için iktidara gelmiş yönetimlerin yapacakları bellidir. Karşı devrim için ne yapılması gerekiyorsa onu yaparlar. İlk önce eğitim sistemiyle başlar. Biz bunu insanlara anlatmakta geç kaldık...

Ayça Öztorun, Sadık Gürbüz Söyleşisi.
Bu içerik 1791 kez okundu.

Çocukluğumdan bu yana keyifle dinlediğim Sanatçımız Sadık Gürbüz’le söyleşi yapmanın onurunu sonsuza kadar yüreğimde taşıyacağım…

Ayça Öztorun: Sadık abi, bana zaman ayırıp güzel bir söyleşiye olanak verdiğiniz için çok teşekkür ederim. Sizin her çalışmanızı, türkülerinizi, dönem dönem sinemada, dizilerde ve geçmişteki tiyatro çalışmalarınızı yakından takip etmişliğim vardır ve hâlâ türkülerinizi keyifle dinlerim. Okurlarımın da eminim sizin hakkınızda öğrenmek istedikleri birçok şey vardır. Bu nedenle müsaade ederseniz size fazlaca sorum olacak.

Sadık Gürbüz: Ben teşekkür ederim. Tabi ki, bende sizinle güzel bir söyleşi yapmaktan büyük keyif alacağım.

Ayça Öztorun: Klasik sorumu soracağım fakat bu sorumun yanıtının sıra dışı olacağını tahmin edebiliyorum.

Sadık Gürbüz: Tabi, sor.

(Sadık abinin mütevazı gülümsemesi ve babacan bakışlarıyla tabi demesinden duyduğum huzurla, sanıyorum yüzlerce soru sorabilirim. Çünkü ondan öğreneceğim, bizlere örnek teşkil edecek çok şey olduğunu düşünüyorum.)

Ayça Öztorun: İlk müzik eğitiminiz ne zaman başladı?

Sadık Gürbüz: İlk müzik öğrenimimi lise yıllarında müzik hocamdan aldım. O da batı müziği kökenli olduğundan, ondan yararlanarak modern yaklaşımlı müzik yaptım. Bu zevkli bir şeydi benim için. İlk yaptığım çalışmalardan itibaren türküleri bu şekilde yorumladım.

Ayça Öztorun: Çok sesli müzik çalışmalarınız hangileriydi?

Sadık Gürbüz: İlk 1976 yıllarındaydı zannediyorum. Yeni bir dünya için serisi içerisinde Atilla Özdemiroğlu’nun yönetmenliğini yaptığı çok sesli çalışmalarla başladık. Türkiye’de ilkti. Ben daha sonra o gruptan ayrıldım. Kendi başıma çalışmaya başladıktan sonra 1977’de Pir Sultan Abdal üzerine çalışmalar yaptım. Pir Sultan türkülerine çok ses vererek, kendi çapımda orkestra ve vokaller kullanarak, Pir Sultan türkülerini yorumladık. Bu benim için çok keyifliydi ama halk müziğinde böyle bir eğilim, sol çevrede, devrimci çevrede biraz burjuva özentisi olarak değerlendirildi ve o dönemlerde baya eleştirilerde aldım. Ama beni pek ilgilendirmiyordu. Ben yaptığım şeye inanıyordum, inandığım şekilde yaptım. Bugün yanlış bir şey olmadığını zaman bize gösterdi. Onu takip eden yıllarda daha da geliştirerek yapmaya çalıştım.

Ayça Öztorun: Çok da iyi olmuş bence. Sizin çalışmalarınızı diğerlerinden ayıran ve insanın ruhuna işleyen enstrümanların tınısıyla türküleriniz adeta çağlayan nehri anımsatıyor bana. Peki, o günün şartlarına göre olanaklarınız var mıydı? Çünkü vokaller ve müzik enstrümanları fazlaca vardı.

Sadık Gürbüz: Olanaklarımız bizim her zaman dardı. O koşullarda yapabileceğimiz çalışmalarda büyük orkestra olamazdı. Zaten bunu 1986’ya kadar değişik boyutlarda pop orkestranı kullanarak yaptım ama 86’da bir çılgınlık yapalım dedik Sarper Özhan’ın yönetmenliğini yaptığı çok önemli bir çalışmaya girdik. Senfonik türküler yaptık. Türküleri senfoni boyutlarında, çok gelişmiş bir orkestrayla yaptık. Onlar da halk müziği. Ben onu yurt dışında yabancı müzikleri dinlediğimde, hatta Yunanistan’da, Azerbaycan’da onların müziğini dinlediğimde bana kompleks geldi. Bu ülkelerde yöresel müzikler senfoni orkestrasında söyleniyor da benim türkülerim benim ülkede niye söylenmesin? Tereddütsüz girdim o işe. Konserlerden aldığım parayla hemen ertesi gün giriyorduk stüdyoya, orkestrayı çağırıyorduk. Uzun sürdü belki ama yüz akım diyeceğim bir çalışma oldu. Ondan sonra bu kadar büyük orkestra çalışmasına giremedim tabi. Büyük bir olanak istiyor. Bir destek olmazsa, arkanızda bir ekonomik güç olmazsa hiç şanssınız yok. Bizim gibi küçük bütçelerle yaşayan insanların hiç yok.

Ayça Öztorun: Para araç bir bakıma fakat başarı konusunda paranın da hükmü geçmiyor. Çok öyle milyon sayıp CD’ler çıkaran sanattan bihaber insanlar var. Ne oldu? Hepsi kayboldu gitti. Siz küçük bütçeler de olsa başarılarınızla zirveye çıkmış saygın bir sanatçısınız.

Sadık Gürbüz: İmkânsızlıklar içinde çok zor oldu ama iyi şeyler yaptığımı düşünüyorum.

Ayça Öztorun: Kardeş Payı dizisinde Şerif abi karakteriydiniz ve yeni nesil sizi hayranlıkla izliyordu. Sadık Gürbüz başarılarıyla zaten olması gereken en güzel yerdedir. Bizler sizin türkülerinizi dinleyerek büyüdük. Çocuklarımıza ninni dedik söyledik. Eylemlerimizde türkülerinizi dilimize doladık, halayımıza taçlandırdık. Şimdi gençlerin dilinde de sizin türküleriniz var. Örneğin en sıkıntılı günümde oğlum bana, “gelme ey ecel” türküsünün linkini atmıştı. O an öyle duygulanmıştım ki, hem sizi dinliyor olması, hem de bana sizin türkünüzle moral olması beni çok etkilemişti. “Sen bu türküyü nereden biliyorsun” diye sorduğumda Anne, Sadık Gürbüz bilinmez mi?  Son dönemlerde Kardeş Payı dizisinde Şerif abi olarak karşımıza çıktı ve artık türküleri biz gençlerin dilinde deyince daha da duygulandım. Gençler bizim geleceğimiz ve toplumun gerçek sanatçılarını tanımlayabiliyorlarsa o gençlik bize umut demektir.

Sadık Gürbüz: Evet, hepsi pırıl pırıl gençler. Delikanlının anneye moral olsun diye benim türkümü göndermesi de oldukça mutlu etti beni.

Ayça Öztorun: O diziden sonra türkülerinize ilgi daha da arttı mı?

Sadık Gürbüz: İlk önce şunu söylemem gerekiyor. Benim tanıtımım hiç olmadı. Ben tanıtımımı konserlerimle yaptım. Konserlerimi dinleyen insanlar başkalarına söyledi. CD’leri kasetleri alanlar birbirlerine söylediler. Tanıtımsız bir şekilde yürüdüm. Gelme ey ecel türküsünün şansı televizyonda izlenen dizide söylenmiş olması. Gelme ey ecel ve yetim kalan türküsü diziden sonra beş milyona yakın tıklanmış.  

Ayça Öztorun: Diğer türkülerde o iki parça kadar güzel. Reklam yapmadan emeğinizle buralara geldiniz fakat kurumsal hiçbir destekte mi görmediniz?

Sadık Gürbüz: Emeğimle geldiğim kesindir. Hiçbir yapının içerisinde yer almadım. Ne parti, ne dernek, ne kuruluş! Kazanan, yürüyen arkadaşlarımızın büyük bir çoğunluğunun, kurumsal ya da derneksel destekleriyle bir yerlere gelmiştir. Benim o da yok! Ben tek tabancayım.

Ayça Öztorun: Türküleri nasıl derliyorsunuz ve nerelerden buluyorsunuz?

Sadık Gürbüz: Türkü derlemelerimi eskiden daha çok yapıyordum. Nedeni konserlerimiz çok fazlaydı. Anadolu’dan çok sık çağrılar geliyordu. Anadolu’da konser yaptığımız yerlerde ilişkide olduğumuz yörenin âşıklarıyla, ozanlarıyla diyaloglarımız oluyordu ve onlardan türkü alabilme şansımız vardı. Şimdilerde bu biraz daha zor! Ancak yakın çevrenizdeki insanlar size bir türkü getiriyorsa onları değerlendiriyorsunuz. Sizin belli bir kriteriniz olur. Kimsenin bilmediği, sadece sizin bildiğiniz! Bazen o kriterlerinizin içerisinde olmayabiliyor. Bazen çok güzel türkülerde çıkabiliyor ama içinde bir sözcük geçiyorsa, kriterime de uymuyorsa bana o söz batar.

Ayça Öztorun: O sözcüğü çıkarsanız olmaz mı?

Sadık Gürbüz: Onu da yapana saygısızlık olur.  

Ayça Öztorun: Ama müsaade ediyorsa!

Sadık Gürbüz: Yok, yine de saygısızlık olur. Bazı türkülerin akıcılığında eksiklik oluyor. Müziğini aldıysam fonetik yapıları farklı olabiliyor. İşte o zaman türküsünü aldığım arkadaşımın iznini aldıysam, bir şeyler yapıyorum.

Ayça Öztorun: Türkü yakmak kolay mı?

Sadık Gürbüz: Türkü yakmak çok kolay ama bu soruya cevap vermek zor. Neden diye soracak olursan, insanların duygularıdır, yaşadıklarıdır, Yaşadıklarını ezgiye dökmesidir. Birden gelir ve berrak bir su gibi akar. Onun adı türkü yakmaktır. İnsan yakmaya benzemez.

Ayça Öztorun: Âşıkların türkü yakmasıyla, ozanların türkü yakması aynı şey midir?

Sadık Gürbüz: Türkü yakmak konusunda değim olarak aynı şeydir ama konu olarak çok farklıdır. Âşıkların yaktığı türküler sevda üzerinedir, sevgi üzerinedir, gurbet üzerinedir. Ozanların türkü yakmasında farklılık vardır. Ozan muhaliftir. Ozan muhalif olmazsa ozan olmaz. Şimdi bana sanatçı nedir dersiniz, sanatçı da muhaliftir. Muhalif tavrını koyan kişidir ve sanatçı sıfatını alması ona bağlıdır. Ozanlıkta bir karşı duruş vardır. Olmazsa olmazıdır ozanlığın. Pir Sultan Abdal ozandır, Karacaoğlan âşıktır. Âşık Veysel âşıktır, Mahsuni Şerif ozandır. Bu tavırdır onlara sıfatı veren.

Ayça Öztorun: Yaptığınız müzik protest müzik mi?

Sadık Gürbüz: Türkülerim hakkında konuşmak zordur. Ben niteleme yapmıyorum. Yapamıyorum. Ne kadar doğru onu da bilmiyorum ama protest konusuna katılıyorum. Ben protest demedim hiç. Protest denmesi için bu tavrı ilk çıkartan kişi olduğumdan bu yaptığım müziğe isim vermeye kalktılar. Özgün müzik o dönemlerden geldi. Protesti de o dönemlerde öğrendiler. İkisine de karşı çıktım. Protest olması için ya içerde ya dışarda olmanız gerek dedim. Çünkü bir şeyleri protesto ediyorsunuz, yasalara da karşı çıkıyorsunuz, o zaman olmanız gereken yer içerisidir. Bütün bunları özgür bir ortamda söyleyebilmeniz ve protest müzik yapabilmeniz için yurt dışında olmanız lazım. Özgün isimlendirmesine gelince, her müziğin kendine özgü yanı vardır bu nedenle isim vermek zorunda değiliz.

Ayça Öztorun: Şimdi bu soruma ya güleceksiniz, ya da konunun dışında diyeceksiniz belki. Fakat sanatçının gözlemi ve yorumları toplumu yakından ilgilendirir. Sizce damat deyince aklınıza ne geliyor?

Sadık Gürbüz: Komik desem komik değil, trajik desem, yani hakikaten trajik. Çok üzücü. Bir aile şirketi gibi yönetilmeyi bu ülke hak edecek mi onu bilmiyorum. Devlet hazinesini aileden birine devretmek! Benim aklım almıyor. Mantığım hiç almıyor. Yolun gittiği yeri ben görüyorum. Ama bunu insanların görmediğini hiç düşünmüyorum. Bir zaman sonra görecekler, farkına varacaklar. Halkın hangisine sorarsanız sorun, yüzde on, yüzde yirmi diyelim, Kemikleşmiş, bir yerlerden çıkar bekleyen militan grubunu geçin, onun dışında insanlara soracaksınız; “arkadaş sen cumhuriyetin ne demek olduğunu biliyor musun?” Eğer biliyorsa halkın kendi kendini bağımsız bir şekilde yönetmesidir. “Kuvvetler ayrılığının ne demek olduğunu biliyor musun?” Devletin içerisindeki denetim mekanizması. Geldiğimiz nokta, özgürlüğümüzün bitirildiği nokta mı diye sorgulamalıyız. Bu sisteme isim de verilemiyor. Denetimsiz bir gücü kimin eline verirseniz verin kuraldan çıkar. Böyle bir sistem olamaz. 

Ayça Öztorun: Siz hukuk fakültesi mezunusunuz. Avukat olduğunuzu biliyorum. Neden Avukatlığı devam ettirmediniz?

 Sadık Gürbüz: Müzik sevdiğim bir alandı. Mutlu olduğum, üretkenliğimi gördüğüm, saygıyı sevgiyi gördüğüm, insan olarak bir yerlere konulduğum bir alandı. Bu nedenle müziği tercih ettim.

Ayça Öztorun: Hem müzik, hem Avukatlık bir arada olmaz mıydı?

Sadık Gürbüz: Olmazdı. Ben birkaç davaya girdim. Duygusal tarafım fazladır. Ben Avukatlık yapamayacağımı çok erkenden anladım.

Ayça Öztorun: Bir dönem Şehir Tiyatrolarındaydınız. Sinema çalışmalarınızda oldu ve çok başarılıydınız. Neden aktif olarak sürdürmüyorsunuz?

Sadık Gürbüz: Evet, Şehir Tiyatrolarına girme şansım oldu.

Ayça Öztorun: Siyasi duruşunuzdan dolayı işinize son mu verildi?

Sadık Gürbüz: Evet, o dönemlerde sıkıntılıydı. Muhsin Ertuğrul’un özel yetiştirdiği bir ekiptik. Muhsin Ertuğrul’un görevden alındığı dönemlerde o ekibin içinde ben de olmak üzere tasfiye edildik.

Ayça Öztorun: Ne yazık ki geçmişten bu yana sanata ve sanatçıya karşı bir linç girişimi var. İçler acısı bir durum. Ülkenin çağdaşlık yolunda aydınlanmasının önünü kesmek, ülkeyi karanlığa, cehalete sürüklemektir. Ülkemizin yararına olabilecek her türlü sanatsal faaliyeti hainlik olarak görmeleri ne kadar ironik bir durum. Nazım Hikmet’i vatan haini diye ülkesinden ölünceye kadar sürgün edin, bugün kürsülerde de şiirlerini okumaya kalkın. Bu ne kadar eserekli bir durum diye hayıflanıyor insan. Gerçi Nazım’ı sevdiklerinden mi okumaya kalktılar şiirini. Aklı sıra sol kesime de şirin görünmekti amaçları. Siyaseti çıkar temelleri üzerine kurup, bunu her alanda fırsata çevirmelerini gülerek izliyoruz.

Sadık Gürbüz: Evet, maalesef!

Ayça Öztorun:  Sadık abi, sizi dizilerde ve sinemalarda da görüyoruz. Çok da mutlu oluyoruz. Dönem dönem sizi sinema ve dizilerde görebilecek miyiz?

Sadık Gürbüz: Evet, hobi amaçlı devam ediyorum. Sanatsal tarafı ağır filmler olduğu zaman hoşuma gidiyor. Ben yaptığım çalışmalarda öncelikle kültürüme saygıyı birinci planda tutarım. Benim halkımın kültürü her şeyin önündedir. Halkımın değerleri her şeyin önündedir. Bunu tiyatro yaparken de, sinema yaparken de, müzik yaparken de, günlük yaşamımda yolda yürürken, üstüme başıma giydiğim giysilerden, konuşmama kadar dikkat eden biriyim. Halkın kültürüne çok önem veren kişiyim. Müziklerimin kaynağını, bazı şiirlere uyarlıyorum. Nazım Hikmet’ten tutun, birçok genç arkadaşlarımızın şiirlerini müzikledim. O müzik çalışmalarında da yapmaya çalıştığım halk müziği motiflerinden harekettir. Kendi kültürümüzden yola çıkarım. Ben yaptığım müziklerde cazda kullandım, folk da, pop da kullandım ama ezgiler hiçbir zaman halk müziği ezgilerinin dışına çıkmadı. Benim önceliğim her zaman halk kültürünü yansıtan müzikler olmuştur. Genç arkadaşlarıma önerim hep bu yönde olmuştur. Kaynağınızı halktan alın, kaynağınızı bu topraklardan alın, kendi kültürünüzü geliştirmeye çalışın. Sizi eleştirebilirler ama geliştirmekten korkmayın. Aynı şeyi sürdürmek kolaydır. Bunun adı tutuculuktur. Otantizmi sürdürmek çok ayrı bir durum. Ben âşıkları, halk ozanlarını müthiş bir zevkle dinliyorum. Onları tanıyorum. İsim olarak sima olarak bilmesem de tanıyorum onları. Çünkü onların edebiyatı, onların gelmişi geçmişi, efsaneleri bu topraklarda ve o öykülerle, o efsanelerle mayalandım. Benim mayamda onlar var.

Ayça Öztorun: Ailede müzikle ilgilenen birisi var mıydı? Çocuk yaştan bu yana mı müzikle iç içeydiniz?

Sadık Gürbüz: Yok, çocuk yaşta sadece ozanlardan, âşıklardan dinlerdik. Âşık Veysel’i çocukken köy kahvesinde dinlemiştim.

Ayça Öztorun: Lise yıllarında mı başladınız müziğe?

Sadık Gürbüz: Üniversite yıllarında başladım dersem doğru olur.

Ayça Öztorun: İnanılır gibi değil.

Sadık Gürbüz: Evet, lise yıllarında mandolinle başladım. Müzik öğretmenim bendeki hevesi gördü ve bana keman dersi verdi. Keman eğitimine başladım hatta birinci metodu bitirmiştim. Üniversitede de, lise de aldığım müzik temeliyle devam ederek korolar çalıştırırdım. Lisede de koroları çalıştırıyor, opera sesi kullanıyordum. Lisede matematik hocam vardı. Beni dinleyince; “sen Ruhi Su’yu çok seviyorsun herhalde” dedi. Ben Ruhi Su’nun adını bile duymamıştım. İstanbul’a gelip, üniversiteye başlayınca Ruhi Su plakları dinlemeye başladım.

Ayça Öztorun: Demek ki öğrenmenin ne sınırı ne yaşı var! Yeter ki isteyin. On beş yılın getirmiş olduğu bir eğitim sistemi var ve bu eğitim sisteminin öğretileriyle büyüyen çocuklar için ne düşünüyorsunuz? Halkın nasıl bilinçlenmesini sağlamalıydık?

Sadık Gürbüz: Belli bir amaç için iktidara gelmiş yönetimlerin yapacakları bellidir. Karşı devrim için ne yapılması gerekiyorsa onu yaparlar. İlk önce eğitim sistemiyle başlar. Biz bunu insanlara anlatmakta geç kaldık. Organizasyonları yapacak kurumlara anlatmakta yetersiz kaldık. Partilere, derneklere söyledik dilimizde tüy bitti. İnsanlarla diyaloğa geçin, köylere kasabalara kadar gidin, kültürel etkinlikler yapın, bu bir eğlence değil, bunlar kültürel faaliyetlerdir. Bilinçlenmedir. İnsanların bir araya gelmesi, bilgi alışverişinde bulunmaları, yalnız olmadıklarını görmeleri, kendileri gibi düşünen insanların hiçte az olmadıklarını görmeleri güvendir.

Ayça Öztorun: Ben bu konuda sosyal demokrat Belediyelerin bu faaliyetler konusunda eksiğinin çok fazla olduğunu görüyorum.

Sadık Gürbüz: Çok ama… Çok ama… Çok!

 

Ayça Öztorun: Belediyelerin bir misyon yüklenip, ilerici aydın sanatçılarla beraber halkla bütünleştirmelerini çok fazla istiyorum. Bunların belirli birkaç etkinlikte aynı isimlerle sınırlı sanatçılarla her yıl etkinliği kopyala yapıştır yapıp, yaptık oldu demelerini de etkinlik olarak görmüyorum. Birçok ilerici aydın sanatçılarımız var bilgilerinden yararlanacağımız, faaliyetlerini nesile aktaracağımız ama maalesef Belediyelerin akıllarına bile gelmiyor.

Sadık Gürbüz: Belediyelerin kültürel faaliyetleri yerine getirmeleri görevleridir. Görevlerini yapmıyorlar, görevlerini eğlenceye çeviriyorlar. Bir bakıyorsunuz hiçbir misyonu olmayan, sesi ve müzik bilgisi olmayan, sıradan ama popileritesi yüksek popçuları tercih ediyorlar. Bunu düzen belediyeleri zaten yapıyor. Sosyal demokrat belediyelerin ne farkı kalır ki onlardan. Bu tutum içinde olurlarsa kime neyi anlatacaklar?

Ayça Öztorun: Evet, çok haklısınız. Uluslararası platformda parmakla gösterilecek kadar özel, çok zor şartlarda burs bularak belirli yere gelmiş, piyano, keman ve aklıma gelmeyen birçok müzik aletleriyle kendi bestelerini çıkaran gençlerimiz var. Etkinliklerde bu çocuklara da yer vermek, diğer gençleri de başarıya teşvik etmektir ama maalesef dediğiniz gibi, tınısı kulağımızda kalmayan, özü olmayan, anlam yüklenmemiş nakarattan ibaret, müzik demeye dilimizin varmadığı şarkılarla sahnelerde boy gösteren kişilere konser fırsatı verilmesi içler acısı. Biz çocukluğumuzda “eşkıya dünyaya hükümdar olmaz” türkülerini söylerken, şimdi beş yaşındaki çocukların dilinde; “şişt fıstık çıkı çıkı!” gibi şarkıları duyuyoruz. Bilgisizliğin getirisidir eşkıyaların dünyaya hükümdar olması… Sadık abi, bu arada aklıma gelmişken siz Çukurova’da konserler verdiniz mi?

Sadık Gürbüz: Adana’ya geldim. Seyhan belediyesinin düzenlemiş olduğu etkinliğinde konser verdim. Çukurova belediyesine de sanıyorum uzun zaman oldu, bir etkinliğinde bulundum.

Ayça Öztorun: Konserlerinize tek sazla mı katılıyorsunuz?

Sadık Gürbüz: Ben artık konserlerimi tek sazla yapmıyorum. Orkestrada oluyor. İnsanlar geliştiler. Siz aynı yerde kaldığınızda onların gerisine düşersiniz.

Ayça Öztorun: Müziğin kaynağı nedir?

Sadık Gürbüz: Müziğimizin en önemli unsuru şiir tarafıdır. Sözdür. Sözlü müziktir ve söze dayanır. O nedenle aynı ezgiyle birçok sözde türküler dinlersiniz. Ezgi aynıdır ama şiir farklıdır. Hatta çok garip gelir size, Doğu’da dinlediğiniz türküyü Batı’da farklı sözlerle dinlersiniz. Güney’de dinlediğiniz bir türküyü, Kuzey’de başka sözlerle dinlersiniz. Bazen de aynı sözü değişik müziklerle dinlersiniz. Söze dayanır, sözü paylaşır insan. O söze ezgi giydirir. Şiir bir şey anlatır.

Ayça Öztorun: Şiirin benim içinde önemi oldukça fazla. Ben çocukluğumda Nazım Hikmet, Ahmet Arif, Ataol Behramoğlu gibi önemli şairlerle edebiyatı sevdim. Dil bilgisi eğitimimizi kardeşlerim ve ben ilk babamızdan alırken, şiirlerin içinde oluşan sözlerden örnekler alarak yüklemi, özneyi, filleri öğretti bize. Şiirin içeriğindeki mesajların öneminden söz etti.

Sadık Gürbüz: Siz çok şanslıymışsınız. 80 sonrası öğrencilerin bir kaybı vardı. Üniversitelerde araştırma yasağı koydular. 12 Eylül darbe yönetimiyle birlikte Kenan Evren koydu bu yasağı. Ders kitapları dışında başka bir kitap bulundurmak yasaktı. Öyle olunca, araştırmadan yoksun bir süreç geçirdi gençler. Ezberci oldular.

Ayça Öztorun: 12 Eylül darbesiyle beraber avantür ve arabesk film furyaları başladı ve bu kanlı darbe, insanların yozlaşması için adeta kampanya başlatmışlardı.

Sadık Gürbüz: Evet, hatta o dönemlerde sinemalarda esrar alışverişine göz yumuyorlardı. Çünkü gençler esrar içsin, sanatsal ve kültürel faaliyetten uzak, politika yapmaktan uzak insanlar haline gelinsin istiyorlardı. O dönemler esrarın eroinin fazlasıyla arttığı dönemdi.

Ayça Öztorun: Abi sanıyorum çok fazla sorular sordum fakat yine de bu söyleşiye doyamadım. Son olarak okurlarıma sohbetimizin sonunda ne demek istersiniz?

Sadık Gürbüz: Çağdaş bir dünya için sanatsal ve kültürel faaliyetlerle bağlarını koparmasınlar. Barış ve özgürlük dolu bir dünya için mücadeleden vazgeçmesinler. Tüm okurlara sizin aracılığınızla selam ve saygılarımı gönderiyorum.

Ayça Öztorun: Okurlarım ve kendi adıma size ve bu güzel söyleşide bizi İstanbul Beyoğlu’ndaki Divriği derneğinde ağırlayan tüm dernek yetkililerine sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum.

 

 

 

 

ayça sadik gürbüz sanat dizi film beste gelme ey ecel yetim kalan türküsü
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
istanbul ordu evden eve nakliyat