SAĞLIK
Giriş Tarihi : 12-02-2020 12:54   Güncelleme : 12-02-2020 13:28

Prostat kanseri erken teşhisinde robotik teknoloji devrimi

Prof.Dr. Ahmet Tuncay Turgut, robotik teknoloji uygulaması hakkında bilgiler verdi..

Prostat kanseri erken teşhisinde robotik teknoloji devrimi

Prof.Dr. Ahmet Tuncay Turgut, robotik teknoloji uygulaması hakkında bilgiler verdi.
Radyoloji Uzmanı Prof.Dr. Ahmet Tuncay Turgut, “Erkeklerin korkulu rüyası prostat kanserinin tespiti 3 boyutlu Robotik biyopsi yöntemi ile çok kolay. Eski yöntemle yapılan biyopside sadece yüzde 70 civarında olan kanser yakalama başarısı, MR füzyon biyopsiyle yüzde 100’e yakındır. Bir başka ifadeyle, klasik yöntemle yapılan prostat biyopsisinde prostat kanserlerinin yüzde 30’u maalesef atlanmaktadır; bu oran iyi yapılan bir MR füzyon biyopside sıfıra yakındır. Erkek üreme sisteminin bir parçası olan prostat bezi idrar torbasının hemen altında yer alır; içerisinden idrar borusu geçmektedir. Prostat bezinin en önemli iki hastalığı yaşlanmayla birlikte her erkekte belli ölçüde görülebilen prostat büyümesi ve daha da önemli bir durum olan prostat kanseridir. Prostat kanseri erkekte en sık görülen kanser türü ve kansere bağlı ölüm sebepleri arasında akciğer kanserinden sonra ikinci sırada yer almaktadır. Ülkemizde, her on iki erkekten biri yaşamı boyunca prostat kanserine yakalanıyor. Prostat kanseri genellikle 50 yaşında üzerinde görülmekle birlikte daha erken yaşta da saptanabiliyor” dedi.
Prostat kanserinde maalesef hastalığa özgü şikayetlerden söz etmenin mümkün olmadığını ifade eden Dr. Turgut, “Erken dönemde görülen bulgular da yaşlanmayla ortaya çıkan prostat büyümesine bağlı şikayetlerle hemen hemen aynıdır. Bu kapsamda sık idrara çıkma, idrarını tam yapamama, idrar yaparken ağrı veya yanma gibi şikayetler görülebilir. Prostat kanseri, erken dönemde yakalandığında tedavi başarısı yüksek kanser türleri arasında yer almaktadır. Ancak, prostat kanseri belirtilerinin ortaya çıktığı ileri dönemde uygulanacak tedavinin başarı oranı azalır. Nitekim, tedavi sonrasında 5 yıllık sağ kalım oranı erken evrede yakalanan prostat kanserlerinde yüzde 100’e yakınken, bu oran tanı konduğunda ileri evrede olanlarda sadece yüzde 29’dur. Hastalık genellikle sinsi seyirli olduğu için erken dönemde ne yazık ki fark edilmeyebilir. Prostat kanserini erken tanısı için öncelikle prostat spesifik antijen (PSA) olarak bilinen kan testinden yararlanılır; 40 yaşından itibaren her erkeğin yıllık prostat kontrolünü ve kan tahlillerini mutlaka yaptırması gerekir” diye konuştu.
Son dönemde MR füzyon biyopsi adı verilen, akıllı biyopsi robotu ve gelişmiş bilgisayar yazılımlarının kullanıldığı çok yeni bir yöntemle prostat kanserinin erken tanısının artık mümkün hale geldiğini kaydeden Dr. Turgut, “Bunun için ilk olarak, prostat bezinin uygun nitelikteki cihazlarla MR’ı çekildikten sonra görüntülerde kanser yönünden şüpheli alanlar özel bir bilgisayar yazılımıyla belirlenerek işaretleniyor ve biyopsi sırasında bu alanlardan parça alınıyor. Eski yöntemle yapılan biyopside sadece yüzde 70 civarında olan kanser yakalama başarısı, MR füzyon biyopsiyle yüzde 100’e yakındır. Bir başka ifadeyle, klasik yöntemle yapılan prostat biyopsisinde prostat kanserlerinin yüzde 30’u maalesef atlanıyor; bu oran iyi yapılan bir MR füzyon biyopside sıfıra yakındır. Çünkü klasik biyopside prostat bezinden rastgele çok sayıda parça alınarak kanser yakalanmaya çalışılırken MR füzyon biyopside kanser şüphesi olan odaklara ileri teknoloji yardımıyla nokta atışı yapılarak parça alınmaktadır. MR füzyon biyopsi ile şüpheli doku tam olarak hedeflenebildiği için, klasik biyopsiye göre daha kolay ve doğru tanı konulabiliyor. MR füzyon biyopsi, kanda bakılan prostat spesifik antijen (PSA) değerinin normalden yüksek olması nedeniyle ilk kez biyopsi yapılacak hastalarımızda eski tip biyopsiye göre çok daha iyi sonuçlar veriyor. Ayrıca daha önce eski yöntemle yapılan biyopsi sonucu “temiz” gelmesine karşın, prostat kanseri şüphesi devam eden hastalarımıza mutlaka MR füzyon biyopsi yapılmalıdır. MR füzyon biyopsi işlemi sırasında damardan ilaç verilerek uygulanan aneztezi (sedasyon) sayesinde hastalarımız herhangi bir ağrı hissetmemektedir” açıklamalarında bulundu.