EĞİTİM
Giriş Tarihi : 18-06-2021 12:37   Güncelleme : 18-06-2021 12:37

İdarecilerden öğretmenlere mobing iddiası

Mersin Eğitim-İş Sendikası Yönetim Kurulu Adına bir yazılı basın açıklaması yapan Şube Başkanı Nesime ASLAN, "Pandemi sürecinde eğitim yüz yüze devam ederken en temel hak olan yaşam hakkı ihlal edilen öğretmenler, eğitimin uzaktan sürdüğü dönemlerde de okul yöneticilerinin mobbingine maruz kalmış.' açıklamasını yaptı.

İdarecilerden öğretmenlere mobing iddiası

Mersin Eğitim-İş Sendikası Yönetim Kurulu Adına Şube Başkanı Nesime ASLAN konuya ilişkin açıklaması şöyle:

"UZAKTAN EĞİTİM BİR MOBBİNG AĞINA DÖNÜŞMÜŞTÜR

- Bu eğitim dönemi, meslek onuru açısından da bizlere farklı dersler vermiştir. Eğitimin uzaktan ya da yakından sürmesinin değil liyakatle yönetilmesinin önemli olduğunu ortaya seren örnekler, meslek onuru için verilen mücadele açısından da öğreticidir. Pandemi sürecinde eğitim yüz yüze devam ederken en temel hak olan yaşam hakkı ihlal edilen öğretmenler, eğitimin uzaktan sürdüğü dönemlerde de okul yöneticilerinin mobbingine maruz kalmış, pedagojiden bihaber olan velilerin gözetiminde ders işlemek durumunda bırakılmış, mesai kavramını çöpe atmak zorunda kalmıştır. Öyle ki öğretmenlerimiz haftasonu ya da gece saatlerinde dahi sorulara cevap vermek ya da ders işlemek durumunda bırakılmıştır.

- Öğretmenler bu eğitim döneminde de kadrolu, ücretli, sözleşmeli diye kademelendirilerek sömürülürken seçim öncesi AKP'nin defalarca vadettiği 3.600 ek gösterge rafa kalkmıştır. Mülakat adı altında yandaş kadrolaşma sistemi sürmüş, MEB'in kendi verilerine göre bile 100 binden fazla öğretmen açığı varken bu dönemde sadece 20 bin öğretmen atanmış ve onlarda "sözleşmeli" olarak işe başlayabilmiştir. Kamuda bile güvencesiz çalışmanın normalleştirildiği bu süreçte, hükümet mevcut öğretmen açığının 5'te 1'inden bile az atama yapıyor olmayı müjde olarak sunma pişkinliğini sergilemiştir. Ataması yapılmayan öğretmen sayısı bu eğitim döneminde daha da artmış ve ne yazık ki 700 bini aşmıştır. Hak ettiği halde mesleğine kavuşamayan gençlerimiz, inşaatlarda çalışarak, kuryelik yaparak, pazarda tezgah açarak geçinmeye çalışmakta ve öğrencilerine kavuşacakları günleri beklemektedir.

YAŞANANLAR, TALEPLERİMİZİN HAKLILIĞININ ALTINI ÇİZMİŞTİR

Özetle bu eğitim dönemi, eğitimi inşaat ve turizm sektörlerinden bile daha önemsiz gören bir zihniyetin, insan hayatını ve yarının bireyleri umursamayan bir bakış açısının, ülkenin geleceğini günlük çıkarlara feda eden bir kötü hesap uzmanının kurbanı olmuştur. Eğitime tutunamayan yoksul öğrencilerin devlete olan güveni sarsılmış,

Başöğretmen Atatürk'ün "kimsesizlerin kimsesi"olsun diye kurduğu Cumhuriyet, kötü yönetim yüzünden kendi çocuklarını görmezden gelmiştir. Yine ülkemizin kurucusu Atatürk'ün gelecek nesilleri emanet edecek kadar güvendiği öğretmenlerin değil hakları, canlarının bile hiçe sayıldığı bu eğitim dönemi, tarihe bir utanç yılı olarak geçmiştir. Yani işçi sınıfının virüse, güvensiz çalışmaya, daha derin bir yoksulluğa itildiği bu dönemde eğitim emekçileri de maddi-manevi ağır yaralar almıştır.

Geride bıraktığımız bu eğitim ve öğretim dönemi akıllarda yer eden adaletsizlikleriyle, Eğitim-İş'in kurulduğu günden bu yana savunduğu "laik, parasız, bilimsel, adil, kamusal eğitim" şiarının ne kadar hayati olduğunu toplumun büyük bir kesimi tarafından daha anlaşılır kılmıştır. Dolayısıyla bu karanlık tablo "nasıl olmayacağını" göstermesi açısından önemli, "ne yapılması gerektiğini" işaret etmesi açısından kıymetlidir. Mücadelemiz, bir daha böyle karanlık eğitim dönemleri yaşanmasın, hiçbir öğrencinin boynu garibanca bir mahcubiyetle bükülmesin, hiçbir meslektaşımız kendini yalnız ve değersiz hissetmesin diyedir. Ve bunlar sağlanana kadar inatla sürecektir!"