Şerife ARICI YILDIZ SOY AĞACI III-IV
SOY AĞACI  III-IV
Şerife ARICI YILDIZ

SOY AĞACI III-IV

Bu içerik 1100 kez okundu.

Abisi o tokatın neye malolacağını bilse vurmazdı eminim...
Okula gönderilmediği için tatillerde abilerinden okuma yazma öğrenmeye çalışıyordu.
Bir gün Abisi kalemi eline verdi ANA yazmasını istedi.
Yazarken 'N' yerine 'M' yazınca suratına tokadı yedi.
Gururluydu, bunu kendine yediremedi.Kalemi elinden attı.Atış o atış, bir daha eline ne kalem, ne defter aldı.
Böylece kardeşlerden belki en zekisi Gülnaz okula gitmediği gibi okur yazar olamadı.Bunun acısını bir ömür içinde taşıdı.
Tokadın acısı geçmişti ama okur yazar olmamanın derin sızısı ömrünce içinde kaldı.

Bu olgunlaşmasına, bilgeleşmesine engel olmadı.
Yaşamı boyunca ailesinde, sosyal çevresinde sayılan, sözü dinlenen, fikrine başvurulan bir insan oldu.

21 yaşına geldiğinde, Gülnar eşrafından Yusuf Çavuş'un oğlu marangoz Kemal' e istediler onu.
Abiler olur verdi, ona sordular, o da dessiz kalarak onayladı.

Şöyle bir uzaktan görmüşlüğü vardı sadece ama görücü geldiklerinde kalbi çarpmış, kanı ısınıvermişti.Nişanlanınca aşık oldular birbirlerine.
Ama nişanlıya değil aşkını söylemek, görmek , yalnız kalmak mümkün mü?
Marangoz olan nişanlısına erkek kardeşi ile sefer tasında öğle yemeği gönderir, nişanlısı boş tasın içine hızar talaşı doldurur, talaşın arasına bir mektup bırakır, Gülnaz'ına gönderir.
Mektubu evdeki abisinin karısı geline okutur.
Okuttukça aşkı büyürdü.
Naciye gelinin bu iyiliğine minnetini hayatı boyunca söyledi durdu.

Düğün günü gelir çatar. Seçimler yakındır.
CHP li bir ailenin kızıdır.Amcası Gülnar'ın ilk Belediye başkanıdır.
Demokrat Parti ise yükselmektedir.İlçede iki parti arasında amansız bir rekabet vardır.
Kemal'in ailesi ise Demokrat Partili'dir.Seçimden iki gün önceye nikah günü alırlar D.P.ye bir oy kazanmak için.
Oyunu kullanır ama kime verdiğini kimseye söylemez.
İlçede bulunan tek cip, düğün arabası olarak ayarlanır.
Arıcı'ların evine bu ciple gelin gider...
Gülnar'da iki erkek çocukları olur Celal ve Yusuf. Çocuklar okul yaşına gelmeden Mersin'e göç edilir.
Kaynanası çok sevmektedir Gülnaz'ı.
"Bir kız doğur da adımı koy" der.
Ancak iki çocuktan sonra hamile kalmaz.
Doktor doktor gezilir, 5 yıl sonra bir kız çocuk dünyaya gelir. Çocuğa babaannesinin adı, Şerife adı verilir.
Şerife yayla zamanı Gülnar'da dünyaya gelir.
"O kadar küçüktün ki donumun içine düşüverdin" diye anlatır kızına doğumunu.
Kızının ebesi, ablası Melek'tir...

O nasıl kızkardeşi Meral' e hem ana hem bacı olmuşsa, ablası Melek de ona öyledir.
Hem ana, hem bacı.
Bundan dört yıl sonra bir kızı daha olacak, ona da kendi anasının adını verecektir : Fatma.

Son yıllarında şu sözü çokça söyleyecektir "keşke bir iki kız daha doğursaymışım !"

Kız kardeşi Meral'in okuyup öğretmen olması onun için büyük mutluluk ve gurur kaynağıdır.
Ona olan düşkünlüğü bırakın kardeşlerini, kocasını kıskandıracak düzeydedir.
Öyle ki evde çocuklardan birine sesleneceğinde ağzından önce "Meral " çıkar, sonra çocuğun adını getirir.
Uykularında Meral'i sayıklar.
Bu düşkünlüğü herkes bilir ve ona göre davranır.
Örneğin onun yanında kimse Meral hakkında olumsuz bir şey söyleyemez. Söylerse başına geleceği bilir.

42 yaşında, bir öğrenci olarak okul sırasına oturur...

1960 lı yıllarda Mersin'e gelen Gülnar'lılar çoğunlukla 23 Evler, Nusratiye, Mesudiye Mahallelerine yerleşiyorlardı.
Onlar da öyle yaptılar. Mesudiye Mahallesinde bir ev ilk uğrakları oldu.İlk kızları Şerife orda dünyaya geldi.(Yayla mevsiminde Gülnarda Kaynar mahallesindeki yazlık evde doğdu, güzün Mersin'e döndüler.)

Birkaç yıl sonra Nusratiye mahallesi 62 sokaktaki hızar atölyesi üzerindeki bir oda bir salon bir mutfak eve taşındılar.
Fatoş burada dünyaya geldi.

Bu mahalle Türkiye'nin her yerinden gelen sevkiyatçıların mağazalarının, üstünde evlerinin olduğu bir mahalleydi.Bir de Giritlilerin

Çorumlu, Adıyaman'lı, Ankaralı, Erzurum'lu Kars'lı, Diyarbakır'lı komşuları vardı.
Hızarda Kemal Arıcı'nın yaptığı Mersin' e nam salan sandıkları alan sevkiyatçıların eşleri de, tatlı dilli, güler yüzlü, çok güzel batırık yapan komşuları Gülnaz Hatun'u sevmişlerdi.

Mahallenin çocuklarıysa okulda, sokakta arkadaşlık ediyorlardı.Ayrılık gayrılık yoktu, komşuluk vardı.

Şerife küçüklüğünden babasına düşkündü.Üç yaşında ya var ya yoktu, bir gün annesi mutfaktayken evden çıkan babasının arkasına düşmüş, arkasından yürurken yolda kaybolmuştu.

Kuruçeşmenin yanına geldiğinde, bir seyyar satıcı onu farkedip, arabasının üstüne sandığın içine koymuş, sahibinin gelmesini beklemeye koyulmuştu.
Çok geçmeden can havliyle kızını arayan babası,onu sandığın içinde kiraz yerken bulup bağrına basmıştı.
O günlerde insan insandan korkmuyordu.

Ailenin son gülü Fatma bu evde dünyaya geldi.
Birinci kattaki eve, kenarında parmaklık olmayan dik bir merdivenden çıkılıyordu.
Bir gün Şerife merdivenin başındaki kapının önünde otururken, yeni yürümeye başlayan Fatoş, ablasının arkasından ona sarılacağım derken her ikisi birden merdivenden düşmüştü.Şerife yuvarlanarak düşmüş, Fatoş sa merdivenin yanındaki boşluktan direk yere çakılmıştı.
Bebek annenin kucağında baygın ambulansla hastaneye yetiştirilirken, Şerife " kardeşim gitti" diye ağlıyordu.

Dört gün koma sonrası bilinci açıldı Fatoş'un.
Bu ailenin ilk büyük travması oldu.
Bir süre sonra Gülnaz'ın en küçük kardeşi 24 yaşındaki Mithat'ın trafik kazasında öldüğü haberi geldi Dört yoldan.

Kardeş acısı büyük acıydı.Bir gecede saçları ağardı Gülnaz'ın. Yıllar ve yıllarca arkasından yakım yakarak ağladı kardeşinin.

O bir oda bir salon evde, bütün Gülnar ağırlanırdı.Yerlere yataklar serilir, evin her san timetrekaresi misafirlere açılırdı.
İşi olan, hastası olup Gülnar'dan Mersin'e gelen Akraba eş dost Kemal Arıcı'yı bulurdu.
İş güç, tedavi bitene kadar misafir burada ağırlanır, ihtiyaçları karşılanırdı.
Karı koca her ikisi ailenin sevileniydiler.

Oğlanlar Kayatepe Ilkokulunda okudular.
Şerife Cengiz Topel ilkokolunda dördüncü sınıfa başladığında, iki sokak alttaki Fasih Kayabalı Caddesinde bir apartmana taşındılar.

Apartman hayatı 1979 da başladı.
1980 de beşyoldaki kendi evlerine geçtiler.
Evle birlikte misafir kafileleri de büyüyor, kardeşler, kardeş çocukları, akrabalar Gülnaz Hatun'un ev sahipliğinden memnun...

Yıllar geçerken, her ikisinin anne babası da yaşlanmış, evlatlarının evinde bakılır olunca, yılın bir kaç ayında onlarla yaşayan anne babalarla aile büyüyordu.

Bu arada oğlanlardan Celal Askeri Deniz Lisesine, Yusuf Ticaret Lisesine başlamıştı.
Şerife Atatürk ortaokulu son sınıftayken, yetiskinler için okuma yazma seferberliği başladı.

Annesinin hikayesini öğrenip buna içerlenen Şerife, onu elinden tuttuğu gibi Cengiz Topel İlkokulundaki öğretmenine götürdü, okula kaydettirdi.

Bu durumdan çok utanıp sıkılsa da, Gülnaz Hatun, kızının ısrarına dayanamayıp, 42 yaşında, onun okuduğu sıraya öğrenci olarak oturdu.
Oturdu ama çok utanıyordu.Kızı, vaz geçmesin diye her gün okula yanında gidip geliyor, annesine cesaret veriyordu.

Derste herkes birbirinden hem utanıyor, hem cesaret buluyor, fıkralık olaylar yaşanıyordu.
Gülnaz Hatun gülse de, kalemi her ele alışında aklına yediği tokat geliyor, sanki o hatayı bir daha yapacakmış gibi korkuyor, sırtından terler döküyor, için için ağlıyordu...

Bu duyguyla tutuklaşıyor, kalemi defteri atmak istiyor, kızı her seferde bırakmaması için yalvarıyordu.
Şerife o günlerde avukat olmaya karar verdi.

Zoraki de olsa okuma yazma belgesini aldı...
Aldı ama bundan mutlu olamadı...

Tesellisi kızlarının şevkle okumasıydı.Fatoş İleri ilkokulda okurken, Şerife ortaokulu birincilikle bitirmişti.
Gülnaz ile Kemal'in aşkları çocukları ile birlikte büyümüş, birbirlerine olan sevgi ve saygıları dillere destan olmuştu.

Hızarcı Kemal, işini oturtup 2.hızarını açmış, bir yatırım için varını yoğunu ormana yatırdığı bir anda gelen 80 darbesi ile hayatları altüst olmuştu.

Zor günler onları bekliyordu...

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
istanbul ordu evden eve nakliyat