Ali Türer TEOG YERİNE BU SİSTEMİ Mİ BULDUNUZ?
TEOG YERİNE BU SİSTEMİ Mİ BULDUNUZ?
Ali Türer

TEOG YERİNE BU SİSTEMİ Mİ BULDUNUZ?

Bu içerik 2709 kez okundu.

MEB, nihayet 26 Mart’ta Ortaöğretime Geçiş Yönergesini yayınladı.

Bu yıl ilk kez uygulanacak

Liselere Giriş Sınavında  (LGS’de) başarılı olacak, yüzde onluk dilime girecek öğrenciler için MEB, Fen liseleri, Sosyal Bilimler Liseleri, proje uygulayan eğitim kurumları ve bazı teknik Anadolu liselerinin Anadolu teknik programları içinden “nitelikli” 600 okul seçecek.

Peki, bu okulların “niteliğini” gösteren ölçütler neler olacak? Donanımları mı, öğretmenlerinin, yöneticilerinin yetiştirilme biçimleri mi, nedir? Bunları bilmiyoruz, açıklanmıyor da.

O zaman geriye bu okullarla ilgili tek bir ölçüt kalıyor: En iyi yüzde onluk dilimdeki öğrencilerin gidiyor olması. Bu bir okulu “nitelikli” yapar mı? Yaparsa o zaman bu okulları kura ile belirleseniz yeridir. Hatta İmam Hatipleri bile bu listeye alabilirsiniz. Belki de aldınız. Eğitim Sen sekreteri LGS ile yerleştirilecek okullar listesinde Ankara’da belirlenen 24 okuldan 16’sının Anadolu İmam Hatip Lisesi olduğunu açıklıyor. Eğer doğru ise bu 600 okulu “nitelikli” değil de “gözde” diye tanımlamak daha yerinde olacak. (İmam Hatip Liselerinin üniversiteye en az öğrenci veren okullar olduğunu hatırlayalım).

Sormak lazım: MEB çıkardığı yönergenin ekinde Haziranda yapılacak sınavda öğrencilerin hangi okullar için yarışacaklarını niye açıklamıyor?

LGS’de sorulacak 90 sorudan 10’u İnkılâp Tarihi ve Atatürkçülük, 10’u da Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi konularından gelecekmiş. Öğrenciler ilgi, bilgi ve yeteneklerine göre değil de ezberinde olanlarla, imanları ile mi değerlendirilip, yerleştirilecek?

Yerleştirmede kullanılacak seçici bir sınama aracı için sayısal düşünme,  fen okuryazarlığı, dili kullanma becerisi konu alanları neden yeterli olmuyor? PISA sınavlarında sorulan soru tiplerini dikkate alsanız eşyanın tabiatına daha uygun olmaz mı? Ezbere dayalı sorularla belirli puan aralıklarında olası yığılma nasıl önlenir? Bu tür sorularla ölçmenin, objektif değerlendirmeye katkısı ne olur?

Peki, 100-120 bin öğrenci “gözde” okullara yerleşti diyelim, okuma talebinde bulunan diğer 1.100 bin öğrenciye ne olacak?  Bölgelerinde tercihte bulunabilecekleri beş okul bulabilecekler mi?

2017 TEOG sonuçlarını hatırlayın. Yerleştirecek örgün ortaöğretim kurumu bulunamadığı için 84 Bin öğrenci Açık Liseye kaydedilmişti. Böylece Açık Lise zorunlu öğretimin zorunlu bileşeni haline geldi.

Bilimsel Laik Eğitim Hareketi temsilcisi geçenlerde bir rapor açıkladı. Bu rapordaki öngörüye göre sadece İstanbul’da 77 binin üzerinde öğrenci yeni sistemde okuyacak ortaöğretim kurumu bulamayacak. Bu doğru ise korkarım bütün Türkiye’de açıkta kalacak öğrenci sayısı 250-300 bini bulabilir. Bu öğrencilere de adres olarak Açık Lise mi gösterilecek? Sonra da oturup “ortaöğretimi zorunlu eğitim kapsamına aldık” diye öğünecek misiniz?

Türk Eğitim Derneği’nin araştırma kuruluşu TEDMEM,  son beş yılda Açık lisede okuyan öğrenci sayısının %65 arttığını açıkladı. Düne kadar Açık Öğretim, bütün formel eğitimin öğrenci sayısı bakımından sadece %10’unu oluştururdu. MEB istatistiklerine göre 2016-2017 eğitim öğretim döneminde ortaöğretimde okuyan öğrencilerin %36’sı Açık Lise’de okuyor. Açık Lisede okuyan 1.5 Milyonun üzerinde öğrencimiz var. Bu gidişle ortaöğretim öğrencilerinin giderek yarısı Açık Liseye taşınacak.

Türkiye bilişim teknolojisine böyle mi hazırlanacak, kalkınmada çağı böyle mi yakalayacak?

Diğer yandan ortaöğretimde okul terkinde 35 Avrupa ülkesi arasında birinci olduğumuzu, her yıl öğrencilerin %38’inin okulu terk ettiğini de unutmayalım. Bir de bunun üstüne eğitim için yurtdışına gitmek isteyen gençlerin oranının geçen yıla oranla yüzde 30 artmasını da ekleyin. PISA sıralamasında eğitim kalitesi bakımından 70 ülke arasında 50. sırada 

bulunuyoruz, ama yurt dışına en çok öğrenci gönderen 15 ülkeden birisi de biz olmuşuz, acaba neden? TEOG yerine bula bula bu sistemi mi buldunuz? Üniversite sınavına giren öğrencilerin en az bir milyonunu her yıl sokağa bıraktığımızı da unutmayalım. Öyle ise ille de bu öğrencilere ortaöğretim okutacağız diye niye yırtınıyoruz ki? Yerleştirme-yönlendirme süreci böylesine sakat işleyen bir okullaşmanın nitelikli insan gücü yetiştirmeye, ülke çağdaşlaşmasına, kalkınmasına, huzura istikrara katkısı ne olur? Ortada olan gerçek şu: Ortaöğretim boyutunda çuvalladık. Bu sorun AKP ile başlamadı kabul, ama AKP Hükümetleri çare bulmak bir yana deyim yerindeyse soruna tüy diktiler. İdeolojik müdahalelerle sorunu kangren hale getirdiler. Soruna çare olabilecek bir anlayışa, bir bakış açısına hiç yaklaşamadılar. Okul yönetimlerine siyasi müdahalelerde bulundular. Ortada ne okul kültürü kaldı, ne birikim. Varsa yoksa demagoji, bol bol idare-i maslahatçılık olan bu! Ortaöğretim elbette zorunlu hale getirilebilir. Eğitim reformu ile yapısal sorunları çözülmüş, yönlendirme süreci, rehberlik sistemi oturmuş zorunlu ortaöğretimin ülke kalkınmasına katkısı kuşkusuz büyük olur. Öğrencilerimizin neredeyse yarısını açık lisede okuttuğumuz, okul terklerinin %38’i bulduğu bir ortaöğretimle nereye varılabilir ki? Ortaöğretim süreci yazık ki ideolojik müdahalelerle içinden çıkılamaz bir hale getirilmiştir. Elinizi vicdanınıza koyup bir düşünün: Türkiye’de mevcut ortaöğretimin öğrenciyi hayata, akademik yaşama hazırlamaya, öğrenciye temel çalışma alışkanlıkları kazandırmaya, meslek edindirmeye, öğrencinin kendi gelişim sorumluluğunu üstlenmesine, Türkiye’nin kalkınma-çağdaşlaşma perspektifindeki önceliklerine katkısı nedir?
DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
istanbul ordu evden eve nakliyat