maltepe escort alanya escort kartal escort manavgat escort bets10 giriş bets10 giriş bets10 giriş güncel film izle gunesli escort sirinevler escort bahcelievler escort
EĞİTİMDE ETİK VE AHLAKİLİK SORUNU!
Ali Türer

EĞİTİMDE ETİK VE AHLAKİLİK SORUNU!

Bu içerik 596 kez okundu.

Bir eğitim sürecinden söz edilebilmek için, o süreç içinde öğrenilenin yaşam içinde bir anlam taşıması, bu anlamın bireyin yaşamını dönüştürme boyutunda bir işlev yüklenmesi gerekir. Edinilen bir bilgiyi ya da öğrenilen bir eylemi bir “değer” hükmü ile ilişkilendirmediğiniz zaman, amaç hâsıl olmaz. Dolayısı ile orada bir eğitim durumundan da söz edemezsiniz. Amaç ve ilkenin olduğu yerde değerler alanında bir işlem mutlaka olacaktır. Bu yüzden bilişsel ve devinişsel alanda ortaya konan her davranışın, mutlaka bir değerler boyutu vardır, eğitim sürecinde değerler alanında işlem yapma zorunluluğu da buradan gelir.

Fakat, “Etik” ve “Ahlak” kavramları birbirinin yerine kullanılabilecek eş anlamlı kavramlar değildirler.

Etik insan için “esas ile ilgili olan” anlamında “Ethos” sözcüğünden gelir, Ahlak Kuramı ya da teorik ahlak olarak da düşünülebilir. Bu anlamda estetik ile birlikte Değerler Felsefesi’nin bir alt disiplinini oluşturur.

Ahlak ise, bir topluluğun benimsediği değerler sistemine uygun olarak bireyin sonradan edindiği tutum ve davranışların sorgulanması anlamında kullanılan bir kavramdır. Bu anlamda bir Müslüman Ahlakından ya da Hıristiyan ahlakından söz etmek mümkündür.

Yani “ahlaki tutum” deyince, bireyin verili anda ortaya koyduğu tutumun toplumsal normlara uyup uymadığına bakarız. Etik ise evrensel  “iyi” ve “doğru” nedir, ne değildir ona bakar. Fakat aynı zamanda toplumda geçerli olan ahlakla ilgili değer ölçülerini, yani ahlakilik durumlarını da sorgular.

Elbette toplumun benimsediği değerleri öğrenciye tanıtmak her eğitim sisteminin bir görevidir. Fakat bu alanda ölçme ve değerlendirme yapılamaz. Çünkü türdeş olmayan birbirinden farklı topluluklara hizmet veren bir eğitim sisteminde öğrenciler “ahlaklı”, “ahlaksız” diye sınıflandırılamaz. Bunun belirli bir topluluğa yönelik eğitim sistemlerinde (örneğin İmam-Hatiplerde, İlahiyat Fakültelerinde) yapılıp yapılamayacağı bile etik boyutuyla tartışmalıdır. Çünkü belirli inancı ya da ideolojiyi temsil edip etmeme noktasında bir ehliyete sahip olup olunamayacağı da tartışmalı bir konudur.

O yüzden Eğitim sistemlerinde ideolojik dayatmalarla, inanç dayatmalarıyla öğrencilere ayar vermek Etik değildir, dolayısı ile ahlaki de değildir.

Birbirinden farklı ahlaki değerler ve ölçütler etrafında bir araya gelmiş topluluklara genel eğitim hakkı ve fırsat eşitliği içinde eğitim vermeyi taahhüt eden bir eğitim sisteminde belirli bir aynilik peşinde koşmanın ötesinde neyin etik neyin etik dışı olduğunu sorgulamak daha önemlidir.

Konuyu daha iyi kavramak için değerler alanında bazı kavramlar üzerinde durmak, bu alanda yaşanabilecek işlemlerin özelliklerine bakmak gerekir.

Etik alanda cevaplandırılması gereken köklü sorular vardır. İlk soru şudur:

Benimsenmesi beklenen değerlerin kaynağı “nesnel” midir, yoksa “öznel” midir? Yani bireyin ya da grubun arzu ve isteklerinden bağımsız, bir takım nesnel özelliklere sahip bütün zamanlar için geçerli değerler söz konusu olabilir mi? (Esasiciler ve Daimiciler bu soruya “evet” yanıtı verirler).

Yoksa bütün değerler bireyin ya da grubun arzu ve isteklerine dayalı olarak mı ortaya çıkarlar? (Pragmatistler de bu soruyu “evet” diye yanıtlarlar.)

Ya da değer nesne ile öznenin arasındaki ilişkiden doğan o ana özgü ilişkisel bir olgu mudur? (Varoluşçuları bu kategoriye koyabiliriz.)

Öte yandan değer; yani neyin iyi ya da kötü olduğu bir grup için önsel olarak tanımlanabilir mi? (İdeolojik-totaliter yapılarda durum budur.) Gruptan biri değer ile ilgili ortak tanımlamaya katılmadığında, onu ahlaksız ilan edip dışlamak mı gerekir?

Bu yanlış ise herkesin doğrusu, değeri kendine diyebilir misiniz? (Postmodenizmin savunduğu da budur). Bunu derseniz değerler karmaşası ortaya çıkmaz mı? Bu durumda ortak yaşam nasıl sürdürülebilir?

Toplumsal var oluşun sürebilmesi için ortak değerlere ihtiyaç var ise, bu değerler uzlaşma içinde nasıl belirlenecek?  

Bir olguya değer katan nedir? Bize haz vermesi mi? Beklentilerimiz, isteklerimiz, arzularımız mı?  Neyin iyi ya da kötü olduğunu ne belirler?

Ahlaki olan son tahlilde bir inanç sorunu mudur? Ya da “iyi”, Tanrının emrettiği midir? Kötü olan aynı zamanda “günah mıdır”? (Teokratik yapılar bunu savunur)

Bir din için iyi olan başka bir din için iyi olmadığına göre bu anlayış içinde evrensel bir takım değerlerden söz etmek nasıl mümkün olabilir? Hangi dinin daha ahlaki olduğu nasıl belirlenebilir? Buna hangi ölçütlere göre nasıl karar verilir? Tanrının Krallığında iyi olan gerçekten iyi midir?

Etik ve Ahlak alanında bunlar son derece ciddi sorulardır ve bu sorulara verilen yanıtlar farklı Ahlak anlayışlarının kaynağını oluştururlar.

Değerler Felsefesi içinde ahlaki olan ile olmayanı değerlendirebilmek için bir takım ölçütlere ihtiyaç duyulması kaçınılmazdır. Elde geçerli ölçütler olmadan bu Değerler alanında gerçeklayrıcalık bilişsel ve devinişsel alandaki ElimiiiiElikavram karmaşası içinden bir yol bulmak mümkün değildir.

Bir davranışın Etik ve Ahlaki olarak nitelenebilmesi istemli, bilinçli ve özgürce ortaya konmuş bir davranış olmasına bağlıdır. Çocukların ve delilerin davranışları istemli, bilinçli ve özgür irade ürünü olmadıkları için ahlaki değerlendirmeye tabi tutulmaz, tutulamaz.

Peki, değerler alanında “özgür”, “bilinçli”, “istemli” davranıştan kastedilen nedir?

Özgürlük, herkesin kafasına göre takılacağı bir durum mudur? Bir belirlenmemişlik durumu mudur; tutkulara, içgüdülere göre ortaya çıkan bir akıl dışılık durumu mudur, özgürlük?

Tersine özgürlük de sonuçta bir belirlenmedir. Ancak dışarıdan dayatılan değil, bizzat birey tarafından, bireysel irade ile belirlenen bir durumudur. Serf determinasyon (kendini öyle görme) durumudur. Özgürlük, toplumsal dayatmalardan olduğu kadar, tutku ve önyargılarından da arınmışlıktır aslında. Burada belirleyici olan akıldır, iradedir. Aklı, gerçekliği ve doğruları tarafından kendi doğrultusunu belirlenmiş insan, özgür insandır. Bireyde akıl ile iradenin buluştuğu, duyguların- tutkuların akıl ile irade tarafından kontrol edildiği yerde ortaya çıkar özgürlük.

Ancak bu tür insan davranışları “ahlaki” olarak değerlendirmeye tabi tutulabilir.

Öyleyse eğitimcilerin ve öğretmenlerin değerler alanında asli görevleri iradesini aklının yol göstericiliğinde ortaya koyabilen, sorumluluk üstlenmiş, kendini gerçekleştirmiş insanı yetiştirmektir. Esas olan, öğrencilerin özgürce kendi değerlerini geliştirmelerine, vicdan sahibi olmalarına yardımcı olmaktır. Bilinçli farkındalık içinde değerlerine uygun yaşama iradesi geliştiren özgür bireyler olarak yetişmeleri için onlara destek olmaktır. 

Özgürlük, sonuçta seçim yaparken yaşanan zihin durumudur. Örneğin “Sigara içme davranışı” ahlaki değerlendirmeye tabi tutulabilecek bir durum değildir. Ama sigara içilmeyecek bir ortamda sigaranızı yakarsanız, etik alana giren sorunlu bir seçim yapmış olursunuz.

Toplumsal kuralların, yasaların “iyi” olan etrafında buluşma gibi açık bir anlamı olmalıdır. Hukuk toplumsal yaşamın işleyişinde ortaya çıkan ortak paydalar ürünüdür. Sonuçta bir tür uzlaşma halidir, dayatma değil.

Bireyin özgürlük temelinde ortaya koyduğu istemli ve bilinçli ahlaki tutuma “vicdan” diyoruz. Türkçe Sözlükte vicdan “Kişiyi kendi davranışlarıyla ilgili olarak bir yargıda bulunmaya yönelten, kişinin kendi ahlak değerleri üzerinde dolaysız ve kendiliğinden yargılama yapmasını sağlayan, kişiye doğruyu ve iyiyi yapma yükümlülüğü (sorumluluğu) yükleyen içsel güç” olarak tanımlanır.

Dolayısı ile “Vicdan” bireyin özgürlük alanı içinde akıl ve iradenin buluştuğu bir ahlakilik durumudur. Toplumsal alanda işleyen hukukun bireysel alandaki karşılığıdır.  

O yüzden hukukun işlemediği yerde vicdanların giderek dumura uğraması kaçınılamaz bir durumdur. Vicdanların dumura uğradığı toplumsal yapıda da hukukun işlemesini beklemek gerçekçi olmaz. Toplumda karşılıklı saygı ve işbirliğin yerini huzursuzluk, güvensizlik ve sürtüşme almışsa, bu o toplumda ahlaki erozyonun bir göstergesidir.

Sonuçta böyle bir manzara varsa bu, o toplumda eğitim sisteminin nitelikli insan yetiştirme bakımından sınıfta kaldığını gösterir.

Kaynaklar:

Ahmet Arslan,Felsefeye Giriş. Ankara: Adres Yayınları, 2012.

Abdulkadir Mahmutoğlu, Etik ve Ahlak; Benzerlikler, Farklılıklar, İlişkiler. Ankara: Türk İdare Dergisi, http://www.tid.gov.tr/Makaleler/11abdulkadirmahmutoğlu.doc.

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Erdemli Belediyesi Basketbol Takımı şampiyonluk yolunda
Erdemli Belediyesi Basketbol Takımı şampiyonluk yolunda
Kablo hırsızları yakalandı
Kablo hırsızları yakalandı