POST MODERN YAKLAŞIMLARIN EĞİTİME ETKİLERİ (2)
Ali Türer

POST MODERN YAKLAŞIMLARIN EĞİTİME ETKİLERİ (2)

Bu içerik 806 kez okundu.

Geçen hafta Post modern yaşamın eğitime olumlu-olumsuz etkilerini tartışmaya başlamıştık. Kaldığımız yerden devam edelim.

Bütün bu gelişmeler, eğitim sistemlerinde hem örgütlenme hem de program düzeyinde yeni yaklaşımların ortaya çıkmasına yol açıyor. Eğitimde yerelleşme, yerel inisiyatif kullandırma giderek daha fazla gündeme geliyor.

Birçok programcı (Bruner, Shawab vb.) eğitim programlarının toplumun karşı karşıya kaldığı sosyal problemlerle daha fazla ilgilenmesi gerektiğini savunuyorlar. Diğer yandan Post modern süreç ile birlikte yıldızı parlayan Pragmatist, Yapılandırmacı, Hermeneutik (Yorumlayıcı) ve Fenomelojik yöntemler; eğitime bilim dışı yaklaşımların, ideolojik müdahalelerin birer aracı olarak daha fazla kullanılmaya başlandı.

Barış ve silahsızlanma savunusu B.Russel (ölm:1970) devletin ve siyasetin eğitim üzerindeki olumsuz etkilerinin ortadan kaldırılabilmesinin önündeki engeller olarak; savaşları, savaş tehdidini, boş inançları, adaletsiz ekonomik yapıyı, aynılığa karşı özel ilgiyi gösteriyordu. Postmodern süreçte bugün bu olumsuz koşullar değişmek biryana daha da derinleşti.

Erich Fromm  (ölm:1980) kendini hem satıcı hem de satılacak mal olarak gören, asıl derdi pazardaki değerini (imajını) arttırmak olan “pazarlamacı tip insanı” ortaya çıkardığı için kapitalist üretim ilişkilerini eleştirmiştir.  Fromm’a göre "kar daha fazla kar"a endeksleşmiş üretim ilişkileri içinde eğitimin amacı pazar için yararlı bilgileri mümkün olduğu kadar daha çok toplayabilmek haline gelmiştir. Eğitimciler olarak öğrencilerden o kadar çok şey istedik ki, öğrencilerin kendilerini nasıl geliştireceklerini düşünmeye zamanları ve enerjileri kalmadı.

Fromm’un eleştirdiği bu koşullar postmodern süreç ile birlikte azalmak bir yana daha da derinleşti. Postmodern eğitim belki modernleşme sürecinde olduğu kadar bilgi aktarma-dayatma ağırlıklı gelişmiyor. Fakat bu durum insana verdiği değerden kaynaklanmıyor. Bir yönü ile bilginin üretimini tekellerin kontrolüne bırakma arzusundan, bir yönüyle de tüketim çılgınlığını kışkırtmaya duyduğu ilgi ve ihtiyaçtan kaynaklanıyor. Bir yönü ile de sığ bir dünya vatandaşlığı yaratmaya duyduğu ilgiden kaynaklanıyor.

Fakat piyasada ortalama yetişmiş insan ihtiyacı, teknik güce olan ihtiyaç yerini üstün vasıflı eleman ihtiyacına bırakmış durumda. Bu da azalan istihdam olanakları, rekabetin daha da sertleşmesi, yetişmiş ortalama insan gücünün atıl kalması gibi sonuçlar ortaya çıkarıyor.

Ortaya çıkan boşluk ise uyuşturucu, sosyal medya ilişkileri, bilgisayar oyunları, şans oyunları, eğlence içinde yarışma sektörü gibi kaynaklara el altından kolay ulaşım yoluyla doldurulmaya çalışılıyor.

Bu arada Aristocu bilgi edinme anlayışımız, düşünsel ilişki kurma biçimlerimiz kökten değişiyor. Eskiden eğitim sürecinde edindiğimiz kavramlardan hareket eder, yeni karşılaştığı kavramları mantıksal bağ içinde algılar, birbirleriyle bütünleştirme yoluyla bir takım sonuçlar ortaya çıkarmaya çalışırdık. Böylece dünyayı zihnimizde belirli kategorilere göre aşamalı olarak düzenler, algılar, sonuçlar çıkarır, buna göre davranırdık. Bu determinist (gerekirci) anlayış bize her olayın bir nedeni ve sonucu olduğunu söylerdi. Geçmiş hakkında yeterince bilgili sahibi olduğumuzu düşünüyorsak, çözümü her zaman doğru biçimde belirlediğimizi varsayardık. Nedensellik ilkesi bize bir olayın neden o biçimde gerçekleştiğini görmemiz için yeterdi. Her şeyin kontrol altında olduğu duygusu psikolojik bir rahatlık yaratırdı.

Oysa bugün her şey belirsiz haline geldi.

Çünkü artık yaşanacak olanın determinist bir yapısı olmadığını, önümüzü görmenin o kadar kolay olmadığını biliyoruz. Dünyayı sınama-yanılma süreci içinde rastlantısal biçimde keşfettiğimizin sanki yeniden farkına vardık. Bilgiler bütünümüzün giderek daha istatiksel nitelikte ve anlık ihtiyaçlarımıza uygun seçilmiş verilerden oluştuğunu fark ettik.

Pek çok insan için bilgi, daha çok yaşamın içinde kurduğu ilişkilerden, basından, iletişim kanallarından gelişi güzel bilgilerden geliyor. O yüzden artık algılarımızı kontrol edemez olduk. Algılarımız içinde bize dönük manipülasyon ürünü olanların payı ne, gerçekten ihtiyacımız olan bilgi hangisi, davranışlarımızı ihtiyacımız olan bilgilerler mi yönlendiriyor? Yoksa aslında bizden beklenen, bize biçilen rolün sınırları içinde mi davranıyoruz. Bunları bilmiyoruz. Daha da kötüsü bunlara her geçen gün daha az kafa yoruyor, kendimizle yüzleşmeyi hep erteliyoruz.

Üstelik gençlerin bu eğilimleri “ben çektim çocuğum çekmesin” diyen orta gelirli ailelerin olağanüstü hoş görülü davranışları ile çocuğunun ihtiyaçlarını yeterince karşılayamadığı için çocuğundan beklentisi düşük olan yoksul ailelerin “Saldım çayıra Mevla kayıra” yaklaşımları ile de besleniyor.

Bilgi edinme boyutunda yaşadığımız bütün bu farklılaşmalar biz eğitimcileri eğitim anlayışlarımızı, program düzenleme anlayışlarımızı gözden geçirmeye zorluyor. Bütün bunlar amacımızı, niyetimizi yaşanacağı önsel olarak belirlemeye dönük program faaliyetlerini daha önemli hale getiriyor.

Bütün bu bulgular, ekonomik-siyasal gelişmeyle eğitim alanındaki sorunların giderek daha da arttığını, karmaşıklaştığını gösteriyor. Ancak diğer yandan iletişim ve teknoloji alanındaki gelişmelerle, geçmişe göre çok daha zengin olanaklara, fırsatlara sahip olduğumuzu da biliyoruz.

Türkiye’de modern eğitimin devleti kurtaracak asker sivil elit kadrolar yetiştirmeye dönük bir araç olarak ortaya çıkışının ekonomik, sosyal, siyasal, eğitimsel olumsuz bazı sonuçları oldu.

  • İntisaba (bağlılığa) ve himayeye dayalı devlet memurluğu kültürü yerleşirken, hukuka bağlılık ve liyakat temelinde bir bürokrasi gelişemedi.
  • Siyasi partilerin temsil temelinde değil devleti kurtarma temelinde ortaya çıkmaları sonucu siyasal-sosyal yaşamda uzlaşma kültürü gelişemedi, lidere endeksli siyaset yapma alışkanlığı yerleşti.
  • Mesleki eğitim, mesleki kimlik sahibi birey yetiştirme anlayışı geliştirilemedi. Eğitim-iş yaşamı bağlantısı doğru kurulamadı.

Dünyada 1990’lardan sonra giderek etkisini arttıran post modern sürece Türkiye modernleşmesini tamamlayamadan, demokratik, çağdaş devlet yapısını üretmeden yakalandı. Türkiye’de 200’li yıllardan itibaren giderek etkili olan İslamcı ve yeni İslam-Türk sentezci ideolojik yöneliş dünyadaki küreselleşme-post modernleşme sürecinden ayrı düşünülemez.

Yeni ideolojik şekillenişin Türkiye’de eğitime etkisi, daha çok eğitim sisteminde huzursuzluğu, karmaşayı, eğitim kalitesinde düşmeyi, fırsat eşitsizliğinde derinleşmeyi, okullar ve bölgeler arasında dengesizliği, moral değerlerde yıpranmayı arttıran bir rol oynadı, oynamaya da devam ediyor.

Merkeziyetçi örgütsel yapının, geleneksel yukarıdan indirmeci yönetim, denetim ve program anlayışlarının korunduğu, hatta daha da güçlendiği bir sistemde yönetici, öğretmen ve öğrenciler için ortak davranış standartları geliştirmek mümkün değildir.

Geçmişle barışmadan geçmişin bilgi ve deneyim birikiminden yararlanmadan, diğer yandan geçmiş ile gelen ayak bağlarından kurtulma iradesi ortaya konmadan gelecek ile ilgili ile ilgili                      hiçbir anlamlı adım atılamaz.

Çözüm kendi içinde barışık, huzurlu, kalkınmaya dayalı, gençlerinin enerjisini doğru yolda kullanabilen çağdaş demokratik bir eğitim anlayışı geliştirmekten geçiyor.

 

KAYNAKLAR

Nevin Saylan, Program Tasarısının Tarihsel Gelişimi (Balıkesir: Ders notları,1996),s.6.

Bertrand. Russel, Eğitim ve Toplum Düzeni. Çev.: Nail Bezel. İstanbul: Varlık Yayınları, 1969.

Bertrand. Russel, Din ve Bilim, Çev.:Akşit Göktürk İstanbul: Elif yayınları, 1963.

Moles, Abraham, A. Kültürün Toplumsal Dinamiği. Çev.: Nuri Bilgin. İzmir: Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yayınları, 1983.

Fromm, Erich Erdem ve Mutluluk Çev.: Ayda Yörükan. Ankara: Türkiye İş Bankası Yayınları, 1993.

 

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Spor kursları gençleri bekliyor
Spor kursları gençleri bekliyor
Trafik kazasında hayatını kaybeden uzman çavuş  toprağa verildi
Trafik kazasında hayatını kaybeden uzman çavuş toprağa verildi