AYÇA ÖZTORUN DANAM KAÇTI ALLAHIM ŞAŞTI
DANAM KAÇTI ALLAHIM ŞAŞTI
AYÇA ÖZTORUN

DANAM KAÇTI ALLAHIM ŞAŞTI

Bu içerik 711 kez okundu.

   Gürbüz, sabahın erken vakti soluğu hayvan pazarın da aldı. Kurban bayramına iki gün kalmıştı. En besili dana onun olmalıydı. Her kurban bayramın da olduğu gibi bu yılda kasabanın ileri gelenlerini görkemli bahçesinde ağırlayacak, koca danayı kesip mangal partileri düzenleyecek, ardından mis gibi ev yapımı baklavalarını başmisafirlerine ikram edecekti. Nede olsa devletin önemli makamlarına işi düşerse yedirdiklerinin hikmetiyle ona da tüm kapılar açılacaktı!

Gürbüz ve eşi Mahire gösteriş meraklısı, parayı dalaverelerle bulmuş, para düşkünü, hava atmayı seven, kaz gelecek yerden tavuk esirgemeyen insanlardı. Çıkarlarının olduğu insanlar için iki gün evvel den başladılar davet hazırlığına.

Mahire’nin kız kardeşleri baklavaları açmışlar, Mahire ve Gürbüz’ün görkemli bahçesini tertemiz etmişlerdi.

Gürbüz, en besilisinden kurbanlık danayı almış bahçedeki çam ağacının gövdesine bağlamıştı. Mahire keyifle kocasını tembihledi;

“Arefe günü keselim danayı. Bayram günü ortalık berbat olmasın. Misafirlerimiz erken gelecek”

     Gürbüz’ün bahçesinin duvarına tırmanan mahallenin gariban çocukları, kurbanlık dananın büyüklüğün den bahsediyorlar; “Kaça aldın danayı Gürbüz emmi?” diye bağrışıyorlardı.

Mahire sinirle elini beline koydu;

“Defolun arsız sıpalar! Her yıl böyle sümsüklenirsiniz*! Eğer bayram sabahı da duvarlara çıkıp bahçeye bakışırsanız gözünüzü oyarım!”

   Gürbüz doğru söylüyorsun der gibi baktı karısına. Mahire daha da coşup yerden taş alıp çocuklara doğru fırlattı.

   Mahire ve Gürbüz, komşularını küçümser hiçbiriyle anlaşamazlardı. Komşuları da bu aileyi sevmezler, ‘ne oldum demeyeceksin, sonradan gördüm diyeceksin’ diye laf ederler, selam bile vermezlerdi.

Arefe günü sabahı danayı kesmeye karar veren Gürbüz, dananın etini kekikle, salçayla terbiyeliyecek, bayramın ilk günü devletin büyük başlarına, pamuk gibi etle güzel bir ziyafet çekecekti.

   Kasabanın pala bıyıklı iri kıyım kasabı, bıçakları ile Gürbüz’ün bahçesine geldi. Gürbüz’le birlikte danayı kesmek için yere yatıracaklardı ki, dana var gücü ile ellerinden sıvıştığı gibi kaçmaya başladı. Dananın kuyruğundan yakalayan Gürbüz, danayı çekiştirmeye çalışırken, dana son sürat yola doğru koşmaya başladı. Dananın kuyruğunu sıkıca tutan Gürbüz, sanki buz dağında kızağa binmiş gibi hızla yerlerde sürükleniyor bir türlü dananın kuyruğunu bırakmıyordu. Kasap Gürbüz’ün ardından şaşkınlıkla baka kaldı.

   Mahire “yetişin dana kaçıyor” diyerek bağırırken,  danayı yakalayabilmek için kestirme yoldan önüne geçmeye çalıştı. Dana, boynuzuyla Mahire’ye ağır bir darbe indirdi. Mahire’nin göğe uçmasıyla kaldırıma yapışması bir oldu. Baygın yere yığılan Mahire’nin yardımına iri kıyım kasap yetişirken, Dana kuyruğunu Gürbüz’ün elinden kurtardı. Yel olup uçarcasına dananın ardından koşmaya başlayan Gürbüz, yerlerde sürüklenmekten bir paçavrayı andırıyordu. Dana sokak sokak koşuyor, Gürbüz ardından yetişmeye çalışıyordu. Soluğu nereden aldığını bilemiyordu!

   Kasabanın insanları dananın hışmından korkup can havliyle sokak aralarına kaçışıyorlardı. Gürbüz baktı ki olacak gibi değil itfaiyeyi aradı.

   “Yetişin danam kaçtı! Allahım şaştı! Bulunduğum mıntıka Vicdan sokak yetişin!” diye feryat ediyordu.

   Tam o esnada karşıdan gelen kamyon acı acı korna çaldı, ama nafile! Danaya çarpan kamyon ancak durabildi. Gürbüz’de ardından acı çığlığı bastı.

   “Allahsız! Görmedin mi koca danayı? Öldürdün danamı! Danamın parasını hemen ödeyeceksin” diye bağırıyordu.

Kamyoncu sinirlendi.

   “Danana sahip çıksaydın. Sende benim kamyonumun hasarını ödeyeceksin”

Dana yerden tekrar doğrulur gibi oldu.

Gürbüz dananın yaşadığını görünce gözleri parladı.

   “Ölmemiş mübarek! Bıçak getirin mundar olmadan keselim şunu!” diyerek, dananın başına toplanan insanlardan yardım istedi.

   Kasapta olay yerine yetişmiş en keskin bıçağı Gürbüz’e uzatmıştı. Gürbüz, dananın boynuna tam bıçağı sürerken; “Yandım anam!” diye bağırdı.

   Keskin bıçak, Gürbüz’ün parmağını uçurmuş, işaret parmağının yarısı yere düşmüştü.

   Kasap, Gürbüz’ün kesik parmağını yerde görünce “Tüh keşke ben kesseydim danayı Gürbüz efendi” diye dizine vurarak böğürürcesine feryat ediyordu.

Gürbüz, panikle kopan parmağı diğer eline aldı.

   “Beni hastaneye götürün” diye bağırırken kan tutmuş, kesik parmağı ile yere yığılmıştı.

Tüm mahalleli seferber olmuş Gürbüz’ü ve karısını hastaneye yetiştirmişlerdi.

   Bayram sabahı Doktor Hanım, Gürbüz ve Mahire’nin odasına girdi. Geçmiş olsun ucuz atlattınız deyip her ikisi ile bayramlaştı.

Gürbüz, Doktora yağcılık yaparcasına;

   “Doktor Hanım, biraz kendime geleyim sizi bahçeme buyur edip ağzınıza layık bir kuzu çevireceğim” dedi.

   Gürbüz’ün çıkarcılığı konusunda ününü duyan Doktor Hanım, Gürbüz’ün yatağının kenarına oturdu ve ona davet için teşekkür ettiğini ama gelemeyeceğini söyledi.

Mahire yattığı yerden doğruldu;

   “Olmaz Doktor hanım. Kabul etmem böyle bir şeyi. Muhakkak geleceksiniz”

Doktor, Mahire’nin ısrarına sinirlenmeye başladı.

   “Boş verin şimdi daveti! Bu arada siz hastaneye getirildiğinizde dana ölmemiş, Mahalleli danayı kesip pay haline getirip poşetlere koymuşlar”

Gürbüz ve Mahire sinirle yataklarından doğruldular.

   “Vay namussuzlaaar! Zaten gözleri kalmıştı danamda!” dedi.

    Gürbüz ve Mahire “Tüm etleri almışlar mı? Sorarım onlara bunun hesabını!” diye söylenmeye başladılar.

Doktor Hanım, alaylı bir halde gülümseyerek;

   “Komşularınız gelmiş hastaneye. Hemşire hanım[ao1]  uyuyorsunuz diye gelenleri içeri almamış. Size bahçelerinden topladıkları çiçekleri getirmişler “Kurbanı kestik, etleri doğrayıp paketledik ve götürdük Mahire Hanım’ın kardeşlerine verdik deyip, geçmiş olsun dileklerini iletmişler. Ayrıca ben sizin davetinize neden geleyim ki? Bizler ekonomik durumu iyi olan insanlarız. Etimiz, sütümüz her zaman var.  Kurban bayramının anlamı fakir fukara ile kestiğin kurbanı paylaşmak değil mi? Aç susuzun karnını doyurmak değil mi? Bak mahallenizde muhtaç insanlar varmış dağıtın sevap olsun.

Mahire;

   “Öyle deme doktor hanım, sen mahalleliyi bilmezsin. Oldum olası bizi çekemezler. Ver ver doymazlar. Fakir tayfasına Allah el versin tırnak vermesin! Tırnakları ile adamın gözünü oyarlar alimallah!”

Gürbüz, karısını onaylarcasına kafasını salladı.

   Doktor hanım, Mahire ve Gürbüz’ü dinlemeden odadan dışarı çıktı.

Mahire, kocasına sessizce fısıldadı;

   “Bu doktoru davet etmedin miydi?”

   “Yeni gelmiş hastaneye bileydim çağırırdım” dedi Gürbüz.

   “Ona hasetlendi zahir. Baksana ukalalığına. İyileşince bunu da özel davet edelim”

   Gürbüz sinirlendi; “Zıkkımın dibini yesin, bu kim ki? Ben baştabibi çağırdıydım. O da bize yeter. Baştabibi görürsem bu kadına edeceğimi bilirim” dedi.

                                                                           *

   Doktor hanım hastanenin bahçesine inip, bir banka oturup düşüncelere daldı. Gözleri dolu dolu oldu. Çocukluk yıllarında çektiği yokluk geldi aklına. Şeker bayramların da abisi ile birlikte kapı kapı şeker toplardı. Abisi ile topladıkları şekeri evlerine götürüp gelen misafirlere ikram ederlerdi. Kurban bayramında da kardeşleri ile birlikte kurban payı beklerdi. Evlerine gelen kurban payında da, yağın arasında bir lokma et olurdu. Gelen bir avuçluk kurban payına bile sevinirlerdi.

   Hastanenin anonsu ile irkilen Doktor telaşla acil bölümüne doğru yürüdü…

   Doktor Ece Hanım!

   Doktor Ece Hanım!

   Yoğun bakım ünitesine lütfen…

 

                                                                                                

                                                              Ayça Öztorun’un ‘Çukurova hikâyelerinden alıntıdır.’


 [ao1]

 

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
istanbul ordu evden eve nakliyat