maltepe escort alanya escort kartal escort manavgat escort bets10 giriş bets10 giriş bets10 giriş güncel film izle gunesli escort sirinevler escort bahcelievler escort
MAHCUP MİLLİYETÇİLİK ÜZERİNE!
Ali Türer

MAHCUP MİLLİYETÇİLİK ÜZERİNE!

Bu içerik 566 kez okundu.

Gerçek, sizin iradeniz dışında, dışarıda orada bir yerde. “Benim söylediğim her halükarda gerçektir” diyorsanız, bu sizi Dogmatik yapar. Dışınızdaki gerçeklikle örtüştüğü oranda söylediğiniz “doğru”dur.    Örneğin “yağmur yağıyor” hükmünüz, yağmur gerçekten yağıyorsa doğrudur. Hükümlerinizin gerçek ile uzlaşmadığı örtüşmediği oranda, kendinizi kandırıyor olma, bir tür hayal dünyasında yaşıyor olma olasılığınız var!

Neden böyle bir giriş yaptım.

İlla Kürtleri Türk “üst kimliği” altında görmek isteyen, kendini hem Atatürkçü hem Solcu, hem demokrat hem ulusalcı olarak tanımlayan eski yol arkadaşlarımızın var ya. İşte bu arkadaşların karmaşık duygu ve düşünce dünyası içinde nasıl talihsiz kıvrandıklarını gördükçe içim acıyor da ondan. Sen Türklük üst kimliktir, sen de Türksün deyince Kürtler “ya hakikaten doğru” mu diyecekler. Sen hükmü böyle verdin diye, bu gerçek olacak mı?

İlker Başbuğ, 29 Ekimde Haber Türk televizyonunda (Didem Arslan’ın programında) Cumhuriyetin esas anlamının demokrasi olduğunu, Atatürk'ün gerçek hayalinin de demokrasi olduğunu açıklıyordu. Atatürk’ün dillendirdiği “Milli hâkimiyete dayanan Türk devleti” kavramından demokrasi vurgusu çıkarmış bir zamanlar Ergenekon’dan yargılanan Paşam. Gerçi Başbuğ, benim hiç yol arkadaşım olmadı. Bir zamanlar hani “Yaşa Türk ordusu yaşa/ Dünya şaştı bu işe/Ordu madalya göndermiş/Yusuf’u vuran çavuşa” diye devam eden Şarkışla türküsünü söyleyen şimdi kendini Ulusalcı gören “devrimci” arkadaşlar var ya, belki onların yol arkadaşı olabilir.

İlker Başbuğ’un söylediği de gerçek ile örtüşmüyor. Evet, Cumhuriyet’e anlam katan demokratik olup olmadığıdır, bu doğru. Ama Türkiye’de Cumhuriyet’in demokratik zeminde kurulduğu ve demokrasi ile gelişip güçlendiği, gerçeği yansıtıyor mu?

M. Kemal Atatürk’ün amacı siyasal birliği (ulus devleti) Türk etnik kültürü etrafında oluşturmaktı. 1950’li yıllara kadar ulus devlet haline gelmenin anlamı buydu. Halkçılık 1921 Anayasasına aittir, orada da kaldı. Atatürk Milliyetçiliği, Atatürk İlke ve İnkılâplarının ortak payda olarak kullanılması,  Türklük kavramının bir üst kimlik olarak vaaz edilmeye başlaması, bunlar 1960’lı yıllardan sonradır.

“Medeniyetin beşiği Orta Asya’dır,  dünyada medeniyet Türk göçleri sonucu oluşmuştur” savını merkeze alan Türk Tarih Tezi, Türkçenin ilk dünya dillerinden olduğunu savunan Güneş Dil Teorisi Atatürk’ün öncülüğünde geliştirildi.

Bayrağına “ırkıma bir gül”, gencine “ihtiyaç duyduğun güç damarlarındaki asil kanda mevcuttur” denen; Türkçe sözcüklerin başında “H” olmadığı için Hitit’in “Eti” yapıldığı bir dönemden söz ediyoruz.  Bu dönemdeki Türkçülüğü daha iyi anlamak istiyorsanız 1930’lu 1940’lı yıllarda çıkan Cumhuriyet Gazetesinin Manşetlerine, Halk Evlerinin bu dönemde bastırdığı matbuata bakın.

 “Türkiye'de tek bir millet vardır o da Türk milletidir” (Metin Feyzioğlu) Buradan demokrasi çıkar mı? Bu, Kürt varlığını yok saymak değilse nedir? Türklük bir etnik kimlik değil mi? Sizden kendinizi başka bir etnik kimlik ile tanımlamanız istense, bunu kabul eder misiniz? Peki, siz bunu başkasından nasıl isteyebiliyorsunuz. Kürt çocuklarından And’ı sizin gibi coşku ile okumasını nasıl beklersiniz?

Kimin kendini nasıl hissedeceğine, nasıl tanımlayacağına, siz nasıl ve ne hakla karar veriyorsunuz? Bunda etik bakımdan vicdan sızlatacak bir durum görmüyor musunuz?

Daha 1930’lu yıllarda Fevzi Çakmak “Dersim evvela koloni gibi nazarı itibara alınmalı. Türk camiası içinde Kürtlük eritilmeli, ondan sonra ve tedricen öz Türk hukukuna mazhar kılınmalıdır” diyordu. (Jandarma Umum Kumandanlığı’nın Dersim raporu, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, s. 219, 2010). Bunun gereği 1937-38 yıllarında Dersim uçaklarla bombalanarak yerine getirildi. Sonuç: 13.800 ölü, bir o kadar sürgün.

1938’de Nazım Hikmet 28 yıl hapis cezasına mahkûm edildi, dile kolay tam 12 yıl yattıktan sonra ancak Demokrat Parti iktidarında salıverildi (1950). 1948’de Sabahattin Ali ülkesini terk etmek zorunda kaldı, yurt dışına çıkarken öldürüldü. Bunlar Demokratik Cumhuriyet görüntüleri mi?

Demokrasi geleneği yerleşmiş olsaydı; bugün yasama, yargı ve yürütmenin tek elde toplandığı Cumhurbaşkanlığı sistemi gibi kerameti kendinden menkul bir yapı içinde yaşıyor olur muyduk? Türk etnik kimliği içinde siyasal birlik arayışı dayatmasının bunda hiç mi payı yok?

Bu ülkenin iki tane resmi dili olsaydı, Kürtlerin yoğun yaşadığı illerde Kürtçe, eğitim dili olsaydı ne olurdu? Belki şimdi olduğumuzdan daha huzurlu, daha istikrarlı, ekonomik yönden daha kalkınmış, daha demokratik, komşuları ile daha barışık bir ülke olurduk; başımızda da belki AKP olmazdı, bu hiç aklınıza gelmiyor mu?

Şu “Andımız” üzerinden çıkan tartışmada tarafların söylediklerine bakar mısınız?

“Andımız etnik bir ifade değildir. Türk'üm demek ayıp mıdır? Türklük üst kimliktir. Elbette Türk’üz, Türkçüyüz" (Bahçeli). Aynı anlama gelecek biçimde “Türküm demek ayıp mı”? (Kılıçdaroğlu) "Ben Türk'üm ama Türkçü değilim. O başka bir şey. Irkçılık bizim dinimizde yasaklanmıştır. Her etnik unsur kendi etnik unsuruyla iftihar edebilir. Sizin Türkçülük yapma hakkınız var ama benim Kürt vatandaşımızın Kürtçülük yapmak hakkı doğar. (Erdoğan)-Cümlenin bozuk olması benim suçum değil-

Hangi söz gerçek ile daha çok örtüşüyor, hangisi halkın nabzını tutma potansiyeli taşıyor? Bu tartışmanın da altında kim kaldı dersiniz? Neden seçimlerde Kürtlerin önemli bir kısmı AKP’ye oy veriyor, bu sözler karşılaştırılınca yeterince anlaşılmıyor mu?

Fakat tam da bu nokta da AKP Genel Başkanına sormak gerekiyor: Maden bu kadar farklılıklara saygılısınız, neden hala okullarda din dersi zorunlu.  Neden öğrencileri açık liseye gitmek ile İmam Hatip’e gitmek arasında tercih yapmak zorunda bırakıyorsunuz? Farklı düşüneni, konuşanı ya terör destekçisi diye ya da hakaret etti diye içeri atıyorsunuz? 

MHP, İyi Parti Milliyetçilerine söyleyecek sözümüz yok. Onlar değerler bakımından geleneksel takılmayı benimsemişler. Çocukluktaki bencilliği yetişkinlikte toplumsal bencilliğe (yani Milliyetçiliğe) yükselterek, aidiyet duygusuna yaslanarak güçlü olduğunu sanan halkımızın bir bölümü nezdinde bu anlayışın hala bir piyasası var, bunu anlıyoruz.

Ama CHP içinde kendini  “Ulusalcı” diye tanımlayan mahcup Milliyetçi arkadaşlarımıza bir sözümüz var: Yeter artık geçmişte takılmaktan vazgeçin, geçmiş ile yüzleşin, barışın ve onu aşın, boşuna kendinizi artık kandırmayın, bir karar verin! Tuttuğunuz bu yoldan demokrasi adına varılabilecek bir liman yok!

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Kıl çadırlarda yaşayan Yörük kadınları çamaşır makinesi ile tanıştı
Kıl çadırlarda yaşayan Yörük kadınları çamaşır makinesi ile tanıştı
VM Medical Park Mersin Hastanesi muhtarlarla buluştu
VM Medical Park Mersin Hastanesi muhtarlarla buluştu
bursa escort - bursa escort - bursa escort