ÖĞRETMEN YETİŞTİRMEDE YAŞANAN KARMAŞANIN TEMELİNDE NE VAR?
Ali Türer

ÖĞRETMEN YETİŞTİRMEDE YAŞANAN KARMAŞANIN TEMELİNDE NE VAR?

Bu içerik 629 kez okundu.

Geldiği topraklarda tutunma yolunda her türlü tehdidi savuşturmak için kendini her an tetikte olmak zorunda hisseden bir toplum, ister istemez seçimlerini hâkim bu duygunun baskısı altında yapmak zorunda kalır. Tıpkı sevgisiz bir ortamda yetişen bir çocuğun ya insanları tümüyle reddeden el becerisine dayalı meslekleri ya da tam tersi insanla uğraşmayı gerektiren pisikolog, öğretmenlik, polislik gibi meslekleri seçiyor olmasında olduğu gibi bu tür toplumların yaptıkları seçimler de istemez sorunlu hale getirir. Çok sık kaza yapan şoförlerin çoğunda, yetişme koşullarına bağlı olarak gelişmiş saldırganlık ve düşmanlık duyguları saptayan yapılmış pek çok araştırma var.

Bu nedenle, Türk toplumunun içinden geçtiği modernleşme sürecinde, geliştirdiği modern eğitim anlayışını, bu anlayışı rehber almış modern eğitim yaşantılarını sorunlu buluyorum.  Elbet de bu, bu eğitim anlayışı içinde ortaya çıkmış başarıları görmediğim anlamına gelmiyor, fakat sonuçta bu anlayışın ürettiği sorunları da görmek gerekiyor.

Bizde modern eğitim Avrupa toplumlarından farklı koşullarda gelişti, sonuçları da farklı oldu. Modern eğitimimiz devleti çökmekten kurtaracak önce askeri sonra siyasi elit yetiştirme temelinde gelişti. İttihat Terakki’nin eğitimden sorumlu bakanı Emrullah Efendi’nin “bizde eğitim Tuğba ağacı gibi yukarıdan aşağıya gelişir” derken işaret ettiği buydu.

Modern eğitime rehberlik eden anlayış içinde ortaya çıkan ürün ile ilgili şu eleştiriler yönetilebilir:

  • Hukuka bağlılık, liyakat temelinde modern bir bürokrasi geliştiremedik. Kendini atayana intisab (bağlılık), kendi atadığını himaye (koruma-kollama): Geleneksel biat kültürü üzerinde inşa edebildiğimiz devlet memuru kültürü bu oldu. Bugün siyasi iktidar-memur ilişkisinin içinde yaşadığı kültürel atmosferi bu oluşturuyor.
  • Partiler temsil temelinde değil “devleti kurtarmak için” ortaya çıktılar. Bu nedenle siyasal yaşamda ona bağlı olarak da sosyal yaşamda uzlaşma kültürü gelişemedi. Lidere endeksli siyaset anlayışı yerleşti.
  • Temel istihdam alanı devlet, esas olan devlet memurluğu olduğu için mesleki eğitim, mesleki kişilik sahibi birey yetiştirme, mesleki olgunluk gibi kavramlar da eğitim sistemi içinde gelişemedi.
  • Kendini güvence altına alma duygusu Milliyetçilik, İslamcılık gibi akımları diri tuttu. Siyasi çatışmalar, kıyımlar, sürgünler, katliamlar, faili meçhuller bu topraklardan o nedenle hiç eksik olmadı.

Biz öğretmeni yetiştirirken ondan öncelikle dinine, devletine, milletine bağlı kendini bunun için feda etmeye hazır fedakâr, vefakâr evlatlar yetiştirmesini istedik. Bugün hala eğitim sistemini bunu beceremedi diye eleştiriyoruz. 1889-1890’lı yıllarda dersler dualarla açılır dualarla kapanırdı, Cumhuriyet’ten sonra bunun yerini “Andımız” aldı. Eğitim “din ve devlet için” idi “millet ve devlet için” haline geldi. Oysa bu topraklarda sadece Türkler, sadece Müslümanlar yaşamıyordu. İlan edilmiş gelecek tasavvuru içinde (2023 Vizyonu) bu unsurların hala bir yeri yok, var mı?

Fakat haksızlık da etmeyelim, bu toplumun bu rotaya nasıl mecbur kaldığını da görmemiz lazım.

Modernleşme sürecinde önce, Osmanlıcılık adı altında ortak siyasi birlik, ortak kültür yaratma çabası içinde olduk. Tanzimat bunun adıdır. Fakat sonuçta bu tutmadı işte, bunu başarabilseydik belki bugün başka bir geleceği tartışıyor olacaktık.

Ama bu süreci (Osmanlıcılığı) iyi ki yaşadık. Bu süreç yaşanmasaydı öğretmen yetiştirmede iz bırakan Satı Bey gibi Arap kökenli bir eğitimcinin eğitime katkılarından, Jön Türklerin yetişmesine önemli rol oynamış Aristoklis Efendi gibi değerli sanat tarihçisinin, antropoloğun modern eğitime katkılarından mahrum kalacaktık. Özellikle Sati Bey’in öğretmen yetiştirmeye ve modern eğitime pedagojik boyutta katkıları son derece belirleyicidir. Fakat, paradoks bu ya katkı verdikleri ürün sonuçta sonlarını getirdi.

Bu topraklarda Türkçülük ihtiyaç ve zorunluluğa dayalı olarak gelişti. Yani bugün her ne kadar inkâr edilse de Türkçülük başka türlü olunamadığı için içine girilmiş bir süreçti. MEB bürokratlarının “Türkler ulus bilincine geç ulaştılar” dedikleri için işlerinden olmaları, güvenlik eksenli travmanın hala toplumda ne kadar güçlü olduğunun göstergesi olması bakımında önemlidir.

Türk unsuru önemli yaşam alanlarının Balkan savaşları ile birdenbire elinden çıktığına tanık oldu. Millî Mücadelenin Türkçülük temelinde yükselmesinde bu travmanın etkisi göz ardı edilebilir mi? Cumhuriyetin başlarında siyasi birliğin Türk etnik kimliği etrafında sağlamaya çalışması bu nedenle anlaşılır bir olgudur. 

Fakat bu süreçte yaşanan nüfus değişikliğinin, servetin el değiştirmesinin, nüfus mübadelelerinin, varlık vergisi uygulamalarının, Dersim’de yaşananların, 6-7 Eylül olaylarının sonuçları da kabul edilmeli ki geride kalanlar için çok da hayırlı sonuçlar doğurmamıştır.   

Demek istediğim öğretmen yetiştirme alanında bugün yaşanan karmaşayı anlamak için, toplumun içinde yaşadığı kültür atmosferini, yaşadığı duygusal travmaları, geliştirdiği savunma mekanizmalarını görmek gerekiyor. Yaşanan karmaşa bunlardan bağımsız, bunlar göz önünde tutulmadan anlaşılamaz.

Türkiye'de bugün 93 eğitim ve eğitim bilimleri fakültesi ile 50 eğitim enstitüsünde toplam 221 bin 530 öğrenci eğitim görüyor. Diğer yandan ilahiyat fakültesi mezunlarının din dersi öğretmeni olarak atanmasını 2017’de Danıştay durdursa da 60’ın üzerinde ilahiyat fakültesi bütün öğrencilerine pedolojik formasyon vermeye devam ediyor. Ayrıca Fen ve Edebiyat Fakültelerinden mezun olanlara eğitim fakültelerinde pedagojik formasyon da verilmeye devam ediliyor. Sonuçta bu okullar her yıl 70.000 civarında öğretmen adayını mezun ediyorlar.

MEB, Özel okullar, kurslar dahil kabaca 1 Milyon öğretmenimiz var istihdam edilen. Öte yandan 500 bin civarında da diplomalı atama bekleyen öğretmen adayımız var. Hatırlayın 30 yıl önce 1996-1998 yılları arasında MEB hangi fakülte mezunu olursa olsun önüne geleni üniversite mezununu öğretmen olarak istihdam ediyordu. O yıllardan yetiştirdiği öğretmenlerin ancak 3/2 sini istihdam edebilen bir noktaya nasıl geldik, bunun sorgulanması lazım.

Var olma serüveniniz sonuçta sizin özünüzü belirler, eylemleriniz de bu özü yansıtır. Eğitim sistemleri her toplumda modernleşme sürecinde yaşanan kültürel değişim süreçlerine, bireysel ihtiyaçlara, toplumsal beklentilere, bunlarla belirlenen egemen ideolojiye, toplum tasarımına dayalı olarak şekillenirler. Öğretmen yetiştirme sistemi bunlardan bağımsız olarak ele alınamaz, anlaşılamaz.

Söylemek istediğim şu

Elbette geçmiş ile barışık olmalıyız. Geçmişiniz ile barışık olmadan oradan gelecek için deneyim çıkartamaz, ondan yararlanamazsınız. Fakat barışmanın yolu geçmiş ile yüzleşmekten geçiyor. Güvenliği önceleyen, bir tür savunma mekanizması anlamına gelen Türkçü, İslamcı anlayışlar içinde sıkışıp kaldığınız yerde bizatihi siz “Beka sorunu” haline gelirsiniz.

Ülkedeki bütün farklılıkları kucaklamadan, eğitimi demokratik, laik, farklılıklara saygı temeline, mesleki eğitim temelinde yeniden düzenlemeyi göze almadan, öğretmen yetiştirmenin programın yanı sıra bir yönetim, örgütlenme, rehberlik, hizmet içi eğitim sorunu olduğunu görmeden hiç bir soruna kalıcı çözüm bulamazsınız.

Bunun için geçmişle yüzleşmek, onunla barışmak ama buradan gelen ayak bağlarından kurtulmayı da göze almak zorundasınız.

Öğretmen yetiştirme alanında olağanüstü bir zenginliğe sahibiz. Peki bu zenginlikten yararlanabiliyor muyuz? Sahip olduğumuz olağanüstü zenginliği görmemiz, değerlendirebilmemiz sonuçta Çağdaş toplum, çağdaş devlet olma yolunda yeni bir paradigma geliştirmemize bağlı.

Sonraki yazımda öğretmen yetiştirme alanında yaşanan karmaşayı, bu konudaki düşüncelerimi sizlerle paylaşmaya devam edeceğim.

Bu duygularla öğretmen yetiştirme boyutunda boyutunda katkıyla kalıcı izler bırakan Selim Sabit Efendi, Sati Bey, Ethem Nejat, Emrullah Efendi, Aristoklis Efendi, Ayşe Sıddıka Hanım, İsmail Hakkı Tonguç, Nafi Atuf Kansu gibi eğitimcilerimizi, bu sürece yön veren Mustafa Necati, Hasan Ali Yücel, Saffet Arıkan, Reşit Galip, Rüştü Uzel gibi yöneticilerimizi saygı ve rahmetle anıyorum.

Eğitim davasına kendini adamış bütün öğretmenlerimizin, eğitimcilerimizin öğretmenler gününü kutluyorum.

 

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Bedensel Engelliler Atletizm Milli Takımı’nda hedef olimpiyatlarda madalya kazanmak
Bedensel Engelliler Atletizm Milli Takımı’nda hedef olimpiyatlarda madalya kazanmak
Ayı ve domuzlar onun tarlasının yanından bile geçemiyor
Ayı ve domuzlar onun tarlasının yanından bile geçemiyor