ANNEM GÜLNAZ HATUN
Şerife ARICI YILDIZ

ANNEM GÜLNAZ HATUN

Bu içerik 379 kez okundu.

Evladı olmaktan gurur duyduğum annem Gülnaz Hatun'u anlattığım yazımı gerçek doğum günümde paylaşamamıştım.
Resmi doğum günümde beni dünyaya getiren sevgili annem Gülnaz Hatun ve sevgili babam Kemal Arıcı' yı büyük şükran, özlem ve rahmetle anıyorum...
Toplumsal cinsiyet eşitliğinin 5 yıllık kalkınma planından çıkarıldığı şu günlerde Türkiye'deki milyonlarca kız çocuğunun hayatını anlatır annemin hayatı...

BİR TOZKOVAN KADINI GÜLNAZ HATUN.

Babası Zeybek Ahmet'in kıymetlisi Gülnaz'ın nüfustaki adı Elife'ydi. Babaannesinin adını koymuşlardı. Göbek adı Gülnaz'dı. Gülnaz adıyla çağırıyorlardı onu, bir kişi dışında;
Babası ise Binnaz derdi. Ona özel sevgisini böyle ifade ediyordu.

Annesi Fatma, Gülnar'ın kurucu köyü Tozkovan'ın Paşalar sülalesindendi. Babası ise Zeybekler.
Annesinin dokuz çocuğundan beşincisiydi. Yani tam ortancaydı. Nedeni bu muydu bilinmez, evin de orta direğiydi.
Daha yedi yaşındayken annesi çifte çubuğa gittiğinde kardeşlerine bakmaya başlamıştı.
Dokuz yaşında ise annesi abisini okutmak için Mersin'de çırçır fabrikasına çalışmaya gittiğinde evin idaresi ona kalmıştı.
Çok zekiydi ama okutmadılar onu çünkü bir tek ablası Melek onyedisinde evlendirilince evi onun çekip çevirmesi gerekiyordu.
Okuma seferberliği için hükümet memuru eve okuma yaşına gelen çocukları yoklamaya geldiğinde onu kapının arkasına saklamışlardı bu yüzden. Zeki olduğu kadar hamarat ve öğrenmeye hevesliydi. 
Sabah ezanından önce kalkıp, hamur yoğurup ekmek yapmak, keçiyi, ineği sağmak, eve odun taşımak, ekin ekmek, dermek, harman kaldırmak, pınarın başında çamaşır yıkamak, eve pınardan su taşımak, günlük rutin işleri arasındaydı.
Gücü kuvveti, becerisi dile destandı.
Tarlada taş çıkarırken, sırtına odun yüklerken değme erkekler onunla yarışamazdı.
Dokuzundan yirmiikisine kadar ailesine adanmış bir ömür yaşadı. Hiç bir zaman şikayetlenmedi, okutulmaması hariç.
Tatilde okuldan Gülnar'a gelen abilerinden okuma yazma öğrenmeye çalışıyordu.
Ana yazmayı öğrenirken N yerine M yazması üzerine abisinden yediği tokat, sadece yüzüne değil, gururuna, benliğine, öğrenme hevesine inmişti.
Bir daha ne kalem ne kitap aldı eline. Taa ki büyük kızı Şerife ortaokula geldiğinde, onun okulunda okuma yazma kursuna yazılıncaya kadar.
Okumamış olmak, yaşamı boyunca eksik kalan, buruk kalan yanıydı.
Onun bu, ağabey ve kardeşlerine, evlerine adadığı özverisi sayesinde ondan bir sonraki kız kardeşi Meral okumuş, öğretmen olmayı başarmıştı.
Bundan büyük gurur duyardı. Meral'ine hiç kıyamaz, üstüne toz kondurmazdı.
21 Yaşına geldiğinde Arıcılar'ın Kemal'e istediler onu.
Allah'ın işi bu ya, görmeye geldiklerinde kapının deliğinden bakıp görebildiği Yusuf Çavuş'un oğlu Kemal'e gönlü kayıvermişti.
Ağabeyler bu evliliğe rıza göstermiş, ona da fikrini sorduklarında, "siz bilirsiniz" diyebilmişti utanarak.
Bir yıl nişanlı kaldılar.
Okuyup yazamadığına en çok o zaman hayıflanmıştı.
O günlerde nişanlı ile konuşmak görüşmek mümkün değildi.
İletişimin tek yolu mektuptu.
Nişanlısı marangoz Kemal'e sefer tasında yemek gönderir, nişanlısı boş tasları talaşla doldurup geri gönderir, içine mektup bırakır, mektubu evdeki ağabeyinin eşi gelinlerine okutup, ona cevap yazdırırdı.
Evlendiklerinde birbirlerini büyük bir aşkla seviyorlardı. Bu aşk evliliğin 51 yılında bu dünyadan Gülnaz'ın ayrılışına kadar her gün büyüyecekti.

Ne tesadüf ki Kemal'in yazgısı da aynıydı. Dokuz yaşında marangoz çırağı olarak başlamıştı hayata. En küçük kardeşi Fevzi'nin okuması için ilkokuldan sonra eğitiminden feragat etmişti.
Onun desteğiyle okuyan kardeşi de üniversiteyi bitirmiş, sonrasında milletvekili olmuştu. O da onun gururu olmuştu. Evlenip Gülnar'da iki erkek çocukları olduktan sonra Mersin'e göçtüler. Kemal hızarcılığa başlamıştı. Mersin'in ilk üç dört hızarcısından biriydi. Gülnaz bir yandan çocukları büyütüyor ama bir yandan da bir kız çocuğu olsun istiyordu. Biliyordu ki kız çocuk evin direği olurdu. Allah'ın hikmeti ya bir türlü üçüncü çocukları olmuyordu. Beş yıl tedaviden sonra bir kız çocuğa kavuştular. Adını gelini Gülnaz'ı çok seven kaynanası Şerife hatun, Şerife koydu.
Kız çocuğuna bir başka özeniyordu, ne de olsa beş yıldan sonra gücün doğurdum derdi. En büyük arzusu onun okuması, bir meslek sahibi olmasıydı.
Kızı Şerife'nin ilkokul birinci sınıfta okul birincisi olarak okumayı sınıfında ilk öğrenen olması, sonra ilk,orta, liseyi birincilik ve dereceyle bitirmesi, içindeki ukdeyi bir nebze olsun azaltıyordu.
İkinci kızı Fatma ise dört yıl sonra geldi dünyaya. Ona da Gülnaz'ın annesinin adı kondu.
Mersin'de evleri sadece sevgi dolu bir yuva değil, Gülnar'dan iş, eğitim, hastalık nedeniyle gelenler için bir aşhane ve yatakhaneydi.
Gülnar'dan, Mut'tan, Anamur'dan gelen eş dost akraba işi bitene kadar ağırlanır, ihtiyacı görülür, işine yardımcı olunur, güler yüzle karşılanır, aynı güler yüzle uğurlanırdı.
O günlerin tek odalı iki odalı evlerinde kimseye yüz eğilmezdi.
Anne babaları yaşlanıp, bakıma muhtaç hale gelip, evlatlarında sırayla kalır olunca Gülnaz'ın sırası bitsin istemezlerdi. Öyle sevgi, saygı ihtimam görürlerdi ki.

Şerife Orta 3.sınıfa geldiğinde, o yıllarda başlatılan okuma yazma kursuna yazılmaya ikna etti annesini. Hiç kolay olmadı bu. Gururu öylesine incinmişti ki. Okuma yazma bilmemeyi kendine yediremiyordu.
Kızının ilk okul öğretmeninden aldı okuma yazma sertifikasını.
Ancak okula gidememenin acısını hayatta hiç bir şey söküp atamayacaktı içinden.
Ailede, akrabalar, eş ve dost arasında bilgeliğiyle, vakurluğuyla hep sözüne saygı duyulan danışılan biri olsa bile...
Bir de okusa profesör olacakmış denirdi onun için. Nükteli, ağdalı, konuşmaları, esprileri hem düşündürür, hem güldürürdü.
Dara düşen ondan akıl sormaya gelirdi.
Çocukluğunda yatığı ağır işler, ileri yaşlarda hastalıklarla döndü ona.
Evlilikte iyi ve kötü günler yaşandı. Şen kahkahasını herkes duyar ama gözyaşını öfkesini kimseye göstermezdi.
Ne kara günlerden yakındı, ne hastalıktan."İyiyim"derdi soranlara, en kötü halinde bile.
İki kızından Şerife avukat, Fatma öğretmen olmuştu. Övünmezdi ama mutluluk duyardı bundan. Okuyamamıştı ama okutmuştu kızlarını. Çocuklarına vasiyeti, çocuklarını en yükseğine kadar okutmalarıydı.
72 yaşında ardında subay, iş adamı, avukat, ögretmen olarak memlekete hizmet eden dört çocuk, paha biçilmez hatıralar ve altın sözler bırakarak hayata veda etti Gülnaz Hatun.
Sevgisiyle, özverisiyle, çalışkanlığıyla, sabrıyla, örnek bir Gülnar kadınıydı.
Bu satırların yazarı Avukat Şerife Arıcı Yıldız, meslek hayatı boyunca kadına yönelik şiddetle mücadele çalışmaları yapmış ve örgütlemiş, Mersin Barosu Kadın Hakları Merkezi'nin kurucularından olup, annesi Gülnaz hatunun vasiyeti üzerine bundan sonraki yaşamını kız çocuklarının okumasına adamıştır.

Görüntünün olası içeriği: 2 kişi
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Mersin’de elektrik kesintisine karşı ağaçlar budanıyor
Mersin’de elektrik kesintisine karşı ağaçlar budanıyor
Büyükşehir Belediyesi, toplu taşımada kalitenin artması için çalışmalarını sürdürüyor
Büyükşehir Belediyesi, toplu taşımada kalitenin artması için çalışmalarını sürdürüyor