NECATİ EĞİTİM ENSTİTÜSÜ TARİHİNDEN: OSMAN HATİPOĞLU
Ali Türer

NECATİ EĞİTİM ENSTİTÜSÜ TARİHİNDEN: OSMAN HATİPOĞLU

Bu içerik 163 kez okundu.
(Hüseyin Çalışkan tanıklığı)
Osman Hatipoğlu Matematik öğretmenidir. Aynı zamanda Necati Eğitim Enstitüsü ve İlköğretmen Okulu tarihinde, en uzun müdürlük yapmış isimdir (1962-1972 yılları arası). Babacan, müşfik, halden anlayan, öğrencisini kazanmayı bilen, öğrencisine maddi manevi her türlü desteği veren özellikleri ile öğrencileri arasında sevilen, saygı gören efsaneleşmiş bir kişiliktir. Necati Eğitim Enstitüsü ve İlköğretmen Okulu içinde kendisine tahsis edilen lojmanda Balıkesir Kız Meslek Lisesi Müdürü olan eşiyle birlikte kalmaktadır. Çocukları olmamıştır, öğrencilerine bunca düşkünlüğü, öğrencilerini oğlu-kızı gibi görmesi biraz da bundandır.

Kaplumbağa tipi küçük bir arabası vardır. Kız Meslek Lisesi ile Necati Eğitim Enstitüsü arası aslında çok kısa bir mesafe olmasına karşın eşine kıyamaz, eşini okuldaki görevine arabasıyla götürmeyi alışkanlık haline getirmiştir.

Fakat arabayı okulda park ettiği yer oldukça dar bir alandır, bu alanda manevra yapmak da öyle kolay değildir, arabayı yola döndüreyim derken kan ter içinde kaldığını öğrencileri fark etmişlerdir. Hocaları görünür görünmez, 5-6 öğrenci bir araya gelir arabayı tutup çevirirler, arabayı yola zahmetsizce çıkmaya hazır hale getiriverirler. Biride kapıyı açar hocasını içeri buyur eder.

Hatipoğlu mahzunlaşır, “Çocuklar gene beni mahcup ettiniz” der, demesine de diğer yandan kendisine gösterilen bu ilgiden çok memnun kaldığını da gizlemez. Artık bu durum, öğrencilerin öğretmenlerine minnet borcu olarak, her sabah tekrarlanan bir ritüel haline gelmiştir.

***

Osman Hatipoğlu bu ilgiyi aslında fazlası ile hak etmektedir.

Okulda öğrencilerin %75’i yatılıdır. Kış geceleri uzundur. Sonraki günün derslerine hazırlanmak lazımdır, sınavların da eli kulağındadır. Yemekhane açık olsa da mutfak kısmı akşamları belirli bir saatten sonra doğal olarak kapatılır. Fakat Hatipoğlu ekmek peynir yiyecek bir şeyler hazırlayıp bir tepsi içinde yemekhanedeki masaların üzerine bırakılmasını hizmetlilere tembih etmiştir, gece sınıflarda ders çalışırken karnı acıkan olursa, gitsin de karnını doyursun diye.

Onu bir gece yarısı pijamalarının üstüne meşhur paltosunu çekmiş, ayağına terliklerini geçirmiş yatakhanede çocuklarını yoklamaya giderken görebilirsiniz. Kimi öğrencisinin üstünü örter, kiminin yere düşmüş bir eşyasını kaldırır.

Bazen akşam olunca öğrencilerden birkaç kafadar Balıkesir’in salaş meyhanelerinden birine efkâr dağıtmaya giderler. Arkadaşlarından biri mutlaka oldukça dertlidir, ya âşıktır, sevgiliye açılamaz, ya da evden olmadık acılı bir haber almıştır. Dertli ölçüyü kaçırır, sarhoş olur. Serde delikanlılık vardır, hıncını okulun arkasında ıskartaya çıkarılmış tahta bir dolaptan alır, yumruğu vurmasıyla eskimiş kontrplak göçer, gencin kolunu keser.

Kimse farkına bile varamamıştır, Hatipoğlu öğrencilerin dibinde bitivermiştir. Tutar öğrencinin yaralarını bir güzel temizler, sargı bezi ile sarar. Sonra da “Aman kimse duymasın çocuklar, Mahir Hocanızın kulağına gitmesin (Mahir Gürsel Müdür Yardımcısıdır, Hatipoğlu’nun yumuşak başlılığını disiplini ele dengelemesini bilir) boşboğazlık edip kimseye de söylemeyin, arkadaşınız öğretmen olacak itibarı zedelenir sonra, sakın ha…” der.

Ertesi gün öğrenci kendine gelmiş, utancından yerin dibine girecek delik aramaktadır. Dayak yemişten bin beterdir, pişmandır. Hocasından dayağı yemiş olsa, üzerindeki etkisinin o kadar olmayacağı çok açıktır. Hocasının yüzüne nasıl bakacaktır, onu düşünmektedir. Hatipoğlu işin farkındadır, öğrencisini tanır, dersini aldığını bilir, olay büyütülmeden kapatılır. Geriye öğrencinin hocasına duyduğu minnet kalır. Hayatı boyunca böyle bir duruma bir kez daha düşmeyecektir.

****

Bir gün yine öğrencilerin akşam gittikleri bir düğünde olaya karıştıkları haberi gelir. Şikâyet vardır, polisler okula öğrenciyi almaya gelmişlerdir. O yumuşak adam gitmiş, Hatipoğlu kartal kesilmiştir. Öğrencisini polise vermemeye kararlıdır. Okula gelen polislere “Tamam der, mesaj alındı. Siz rahat olun, bunu bana bırakın, ben onun dersini veririm.”

Oysa müdürlüğü bıraktıktan fazla değil üç-beş yıl sonra Necati Eğitim Enstitüsünde aklının ucundan geçiremeyeceği olaylar yaşanacaktır. Polisler değil okulda, koridorlarda cirit atacaklar, sınıflara girip çıkacaklar, ideolojik tutumlarına uygun biçimde yerli yersiz müdahalelerde bulunarak olayların çığırdan çıkmasına bir çeşit katkıda bulunacaklardır.

****

Hatipoğlu yerine göre de son derece yumuşak kalplidir. Okul yine bir Bayram tatiline girmeye hazırlanmaktadır. Öğrencilere, kısa bir süre de olsa aileleri ile birlikte olma, hasret giderme fırsatı doğmuştur. Fakat çoğunun cebinde beş para yoktur. “Hatipoğlu para dağıtıyor” diye bir haber gelir. Müdür Kapısının önünde (zaten o kapı hep açıktır) öğrenciler sıraya girerler.

Hatipoğlu sorar “Memleketin neresi?”, “Afyon” der öğrenci. “Ha öyle mi, senin yolun uzun al bakayım”. “Senin neresi?”, “İzmir “, “Eh yakınmış trenle gider gelirsin, bu sana yeter, al sen de bunu!” Hatipoğlu o gün aldığı maaşı olduğu gibi dağıtmıştır. Ama kapıda hala bir iki öğrenci beklemektedir. Koltuğundan kalkar, ceplerini dışarı çıkarır. “Valla beş kuruşum kalmadı” der. Ama hemen ardından göz kırparak ekler. “Siz bir de yengenizi bir yoklayın. O da bugün maaş aldı, çabuk çabuk durmayın gidin hadi..”

Bayram sonrası okula dönüşte öğrenciler aldıkları paraları Hatipoğluna geri vermek isterler. Kapıdan giren öğrencinin hareketinden derdini hemen anlar Hatipoğlu, “O ne, boş ver, onunla arkadaşlarına gazoz ısmarlarsın, hadi bakalım işim var benim”der.

Okulda her ay “Çay” adı altında kantinde eğlence düzenlenmektedir. Bir caz grubunun çaldığı müzik eşliğinde Hatipoğlu ilk dansı öğrencinden birini kaldırarak açar. Ardından erkek öğrenciler gündüzlü okuyan kız arkadaşlarını birer birer dansa kaldırırlar. Birkaç gün öncesinden erkek erkeğe yatakhanede alıştırma yapılmıştır. Sonra Hatipoğlu ve öğretmenler usulca sahneyi öğrencilere bırakır çekilip giderler, öğrenciler kendi kendilerine eğlenmeye devam ederler. Böylece okulda bir boyutuyla sosyalleşme eğitimi verilmiş olur.

****

27 Mayıs 1960 devirmesinin sonra, gelişmelerden memnun olmayan Kara Harp Okulu Komutanı Talat Aydemir öncülüğünde 22 Şubat 1962’de Türkiye’de bir ayaklanma girişimi daha yaşanır. Olaylar sırasında 6’sı subay 2’si harp okulu öğrencisi 8 kişi hayatını kaybeder. Kalkışma başarısız olmuş, bastırılmıştır. Olaya karışan askeri yöneticiler ağır hapis cezalarına çarptırılmışlardır. Kara Harp Okulundan 1.459 öğrenci de atılmıştır. Aslında bu gençlerin birçoğunun olaydan haberi bile yoktur. Okulda tatbikat var diye alarm verilmiş, silahını alanın dışarı çıkması istenmiştir. Bu öğrenciler sonuçta, o gün için ülkenin en kaliteli eğitim veren kurumunda eğitim görmektedirler. Tümüyle bir kenara atılmaları kimsenin yararına değildir. Olaya bilinçli katılan az sayıda öğrenci dışında kalanlar Türkiye’de faaliyette bulunan10 eğitim enstitüsüne dağıtılırlar. Tıpkı Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitünün kapatılması sırasında (1947) olduğu gibi 1962 yılında da bu öğrencilerden 52’si Necati Eğitim Enstitüsüne gönderilecektir.

Bu öğrencilerin geleceği haberini alınca Osman Hatipoğlu konferans salonuna herkesi toplar.

“Ben bugüne kadar sizden hiçbir şey istemedim” der. “Şimdi siz öğrencilerimden bir ricam olacak. Aranıza 52 arkadaşınız daha katılacak. Bu öğrenciler okulumuza Harp Okulundan gelecekler. Bu arkadaşlarınıza kucak açacaksınız, onları kardeşiniz bileceksiniz. Başlarına bir şey gelmiş, onları bağrınıza basın, kendilerini burada yalnız, dışlanmış hissetmesinler. Sizden isteğim bu!” der. Böylece, okulu bu öğrencilere hazırlama işi tamamlanmıştır.

Gerçekten Harp Okulundan gelen öğrenciler son derece disiplinlidirler. Onlara öğretmenlik çok iyi gelir. Necati Eğitim Enstitüsünden başlarına gelenden memnun ayrılacaklar, hemen hepsi çok iyi birer öğretmen olacaklar, okulun başarısına da çok şey katacaklardır.

****

Dönem sonunda kimin mezun olacağı ile ilgili listenin okulun giriş kapısında bir yere asılması bir rutin haline gelmiştir. Bu okuldan mezun olmak öyle kolay bir iş de değildir. Öğrenciler listede mezun olanlar belli olur olmaz, sağda solda mezun avına çıkarlar. Haberli- habersiz dolaşan mezunları yakalar, karga tulumba yapıp bahçedeki havuza atarlar. Bu gelenek Necati Eğitim Fakültesi döneminde de o havuz iptal edilene kadar sürmüştür.

1965- 1966 öğretim yılı sonudur. Mezunlar listesinin asılmasını öğrenciler merak ve heyecan içinde beklenmektedirler. Liste henüz asılmamıştır, ama okulun Müdürü olarak Hatipoğlu o listede kim var kim yok elbette bilmektedir. Hatipoğlu balkonda görünür. Sözde kimseye çaktırmadan kendisini fark eden öğrencilere işareti verir, “Ahmeti, Ahmeti yakalayın!” der. Ahmet vaziyeti anında

anlamıştır, başlar kaçmaya. Ama arkadaşları peşindedirler, uzun sürmez Ahmet yakalanır, hooop haydi havuza…

****

Osman Hatipoğlu, öğrencilerini hep iyiye, güzele yönlendirmeyi başarmış bir eğitimcimiz. Onun davranışlarında, benlik duygusuna zarar vermeden bir gencin kişiliğini bulmasına nasıl yardım edilebileceğinin en güzel örneklerine tanık oluyoruz. Onun yönetiminde Necati Eğitim Enstitüsü ve İlköğretmen Okulu en parlak yıllarını yaşadı.

Ülkenin dört bir yanında ilkokullarda ortaokullarda öğretmenlik yapmış, kimi yazar, kimi bilim insanı olmuş öğrencilerinin pek çoğu, bugün emekliliklerini yaşıyorlar. Öğrencileri olarak hemen hepimiz her daim hocamızı sevgi, hürmet, şükran ve özlemle anmaya devam edeceğiz.

Hüseyin Çalışkan

1944 doğumlu Hüseyin Çalışkan Manisa Lisesini bitirdikten sonra 1963-1965 yıllarında Necati Eğitim Enstitüsü Edebiyat bölümünde okudu. Öğretmenlik mesleğine Van’ın Özalp ilçesi Özalp ortaokulunda başladı. Uzun yıllar Bandırma’da ortaokul öğretmeni olarak görev yaptı. Aynı dönem edebiyat bölümü öğrencilerinden Yazar İncila Çalışkan ile evli olan hocamız Bandırma’da anılarıyla yaşamaya emekliğin tadını çıkarmaya devam ediyor. Eşine ve kendisine NEF Tarihi Yazımına verdikleri katkı dolayısıyla teşekkürü bir borç bilirim.

MEHMET TOYGAR:

1948 yılında Anamur’un (Mersin) Güngören köyünde doğdu. Necati Enstitüsünde 1966-1968 arasında parasız yatılı okudu ve mezun oldu. Artvin Arhavi’de başladığı öğretmenlik hayatına son noktayı, ağırlıklı olarak görev yaptığı Balıkesir Erdek’te koydu. 1977-1979 arasında Fransa’da öğretmenlik yaptı.

“Müdürümüz Osman Hatipoğlu birinci dönemde Fizik dersimize girdi. 1. Sınıfta Fizik dersinde mekanik konusunu bitirdikten sonra bize sınava soktu. Hepimize farklı problemleri içeren, numaralandırılmış kâğıtçıklar dağıttı. Cevap kâğıtlarını odama getirirsiniz dedi ve sınıftan çıkıp odasına doğru yürüdü gitti. Sınıfta kimse birbirinin kâğıdına bakmadı, yardımlaşmadı. Hepimiz sınavımız bitince odasına birer birer gidip cevap kâğıtlarımızı masasının üzerine bıraktık. Ona böylesine saygı duyardık.”

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
MİSİAD Mersin Şubesi’nden ’Barış Pınarı Harekatı’na destek
MİSİAD Mersin Şubesi’nden ’Barış Pınarı Harekatı’na destek
Belediye personeline yangın tatbikatı
Belediye personeline yangın tatbikatı