DOLAR 0,0000
EURO 0,0000
STERLIN 0,0000
ALTIN 000,00
BİST 00.000
Kazım ALDOĞAN
Kazım ALDOĞAN
Giriş Tarihi : 12-07-2020 11:51

Türkiye Sağının Halk Dalkavukluğu

Edmund Burke Fransa Üzerine Düşünceler adlı çalışmasında, devrim günlerinde Fransız entelektüellerinin ilkesizliğinde söz ederken şöyle bir tespitte bulunuyor; ’dalkavukluk hem yapanı hem de yapılanı bozar; pohpohlama kralların dışında kimsenin işine gelmez. Bu nedenle hükümetle, kamu gücüyle, orduların disiplini ve itaatkârlığıyla, etkili ve iyi dağıtılmış bir gelirle, ahlakla ve dinle, mülkün sağlamlığıyla, huzur ve düzenle, sivil ve sosyal davranışlarla nasıl birleştirildiği konusunda bilgilendirilene kadar Fransa’nın yeni özgürlüğünü tebrik etme işini askıya almalıyım’’.

Modernleşme ve uluslaşma sürecinde Fransa devriminin düşünce kaynağını model alan Türkiye’nin siyaset insanı da Edmund Burke’nin tarif ettiği benzer özellikler taşıyor. Bir taraftan bedel ödeyen aydınlar varken, diğer taraftan ilerlemenin önünde engel olan oportünist ve pragmatik siyasetçi topluluğu.

Türkiye sağının modernleşme ve ilerlemenin önüne koyduğu sözde gelenekçi bariyer hala kalkmış değil.

Türkiye sağının bu kalıplaşmış siyasi geleneğini biraz daha tartışalım.

Kemalist ideolojinin kökleri tarihsel bir gerçek olarak Avrupa aydınlanmasının bir sonucu olarak Fransa devriminin felsefesine dayanmaktadır. Bu tarihsel devrimin Osmanlı’ya etkisi I.Meşrutiyet ile başlayan ve İttihat Terakki Cemiyetinin Osmanlı’nın yerine neyi koyacağı tartışmasıyla devam eden bir süreci takip eder.

İttihat ve Terakki’nin düşünce akımından gelen M.Kemal Atatürk Anadolu’yu gezdikten sonra toplumun sosyal ve kültürel dinamikleri hakkında bilgi sahibi olduğunu düşünerek, Kurtuluş Savaşından sonra modern ve seküler bir Cumhuriyetin kurulmasını planladı. Ancak sorun bu modern cumhuriyeti taşıyacak kitlenin olmamasıydı.

Asker ve bürokratların eliyle kurulan Cumhuriyet, kuruluşuyla beraber birçok dirençle karşılaştı. M.Kemal Atatürk’ün önderliğinde bu dirençlerin hepsi deyim yerinde ise bertaraf edildi.

1946 yılında çok partili sisteme geçiş ile birlikte Adnan Menderes’in kurduğu Demokrat Parti bir taraftan demokrasi ve özgürlükler alanında yeni söylemlerde kullanırken, diğer taraftan da gelenekçi ve dini motifler üzerinden popülist politikaların merkezi haline geliyordu.

İşte yazılarımda sık sık dile getirdiğim Türkiye sağının popülist ve halk dalkavukluğunun miladı Adnan Menderes ile başlar. Politik İslam’ın yani camide siyasetin tarihi DP ile başladı. DP ve ondan sonra gelen bütün partiler Anadolu’nun gelenekçi sosyal yapısı üzerinden Siyasal İslamcı bir ideoloji ürettiler. Bu ideolojinin bugünkü uygulayıcısı AKP’dir.

Uzatmayalım, bugün AKP ile Siyasal İslam’ın modern cumhuriyet ile olan çatışması 2010’daki Anayasa değişikliği referandumu ile bir dönüm noktasına gelmişti. Tek adam sistemine geçişin önü o referandum ile açılmışt.

Bugün çoklu baro sistemi ve Ayasofya’nın camiye çevrilmesi meselesi de AKP’nin sahip olduğu zihinsel yapının Adnan Menderes’ten kalan mirasıdır.

Ayasofya’nın siyasete açılması, AKP’nin iflas eden politikalarının halka gösterdikleri diğer karanlık yüzüdür, yani halk dalkavukluğudur.

NELER SÖYLENDİ?
@
Gazete Manşetleri
Yol Durumu
ARŞİV ARAMA