DOLAR 0,0000
EURO 0,0000
STERLIN 0,0000
ALTIN 000,00
BİST 00.000
Ali Türer
Ali Türer
Giriş Tarihi : 08-06-2017 15:09

MESLEKİ EĞİTİM ANLAYIŞIMIZ NASIL DOĞDU, NASIL GELİŞTİ?

Avrupa’da Modern eğitim Ticaret Burjuvazisinin muhasebe bilen, matematik bilen elaman ihtiyacına dayalı olarak, Burjuvazinin yaşam alanı (kent) talebi içinde, kilisenin içinden 13. Yüzyıldan itibaren ortaya çıkmaya başladı. Bir piskoposun başında yer aldığı Üniversitas ile Kolej adları altında hayata gözlerini açan modern okullar, mesleki eğitimle dirsek teması içinde belediye bağlı birer yerel okul idiler. Osmanlı Devletinde ise modern eğitim 18 yüzyılın birinci çeyreğinden itibaren çözülmekte olan Osmanlı devletini ayakta tutacak asker-sivil kurtarıcı (Halaskar) arayışı içinde, devlete adam yetiştirmek üzere ve klasik-sivil Osmanlı eğitim sistemini kontrolü altında tutan İlmiye sınıfının ve ona destek olan yeniçerinin sürekli baltalamasına rağmen ortaya çıktı. Genç Türkiye devletinin Osmanlıdan devraldığı modern eğitimin böyle (devlet için) ortaya çıkmasının iki önemli sonucu oldu: Birincisi belirli sınıf ya da toplum kesimlerini temsil etme yerine devleti kurtarmak için ortaya çıkan bir türlü uzlaşma kültürü geliştiremeyen, lider sultası altında, siyasi partilerdir. Çünkü bu partilerin kurucuları modern eğitim içinde yetişmiş birer kurtarıcıydılar (halaskar). İkincisi ise modern eğitim içinde mesleki eğitimin, “devletin ihtiyaç duyduğu ara insan gücü yetiştirme” olarak algılanmış olmasıdır. Aslında mesleki eğitimin ihtiyaçların çeşitlenmesine, iş bölümümün gelişmesine bağlı olarak devletten özerk ortaya çıkması, üretici güçlerin gelişmesine fırsat vermesi doğası gereğidir. Ama bizde böyle olmadı, o yüzden bizde mesleki eğitimin “kadük” doğduğu iddia edilebilir, bir türlü mesleki kimlik sahibi vatandaş yetiştirme rolünü oynayamamıştır. Bizde ilk meslek okul, Özel bir çiftlik sahibinin iplik üretecek eleman yetiştirmek üzere 1847’de açtığı Ziraat Talimhanesidir. Ancak bir gelenek olarak Osmanlı Modern eğitim sistemi içinde mesleki eğitim, öksüz kalmış, yetim kalmış çocuklara bir el sanatı öğretmek gibi, bir çeşit “hayır işi” olarak ortaya çıkmıştır. Eğitim anlayışının, modern anlamda mesleki olmayan yönü hakkında bir fikir vermesi bakımından bu ortaya çıkış oldukça ilginçtir. Bu geleneği Mithat Paşa, 1860’lardan itibaren rüştiyeler ile İdadilere denk görülen görev yaptığı yerlerde açmaya başladığı “Islahhanelerle” başlattı. İyi ki başlattı. 1863-1870 arasında Niş, Rusçuk, Sofya, İzmir, İstanbul, Bursa, Kastamonu, Bosna, Diyarbakır, Trabzon, Erzurum, İşkodra gibi çeşitli merkezlerde kurulan bu okullar günümüzün meslek okullarından çok Çıraklık Eğitim Merkezlerine benzetilebilir. Terzilik, Kunduracılık, Mürettiplik, Fotoğrafçılık, Dokumacılık, Makinistlik, Marangozluk, Demircilik, Dökümcülük, Halıcılık, Tenekecilik, Modelcilik, Tesviyecilik, Tabaklık gibi pek çok alanda nitelikli insan gücü yetiştirme rolü üstlenmiş ciddi kurumlardı bunlar. Bu alanların pek çoğunda bugün meslek okulumuz yoktur. Islahhanelere 13 yaşın üzerinde yetim ya da öksüz çocuklar alınır, beş yıl atölyelerde uygulamalı eğitim verilirdi. Birinci sınıfı geçen “çırak”, 2.,3,4. Sınıfları tamamlayan “kalfa”, okulu bitiren “usta” unvanı alırdı. Eğitim süresince atölye ya da iş yerlerinde öğrencilerin kazandıkları paraların yarısı eğitim giderleri olarak alıkonur, geri kalanı mezun olduklarında dükkân açmaları için sermaye olarak ellerine verilirdi. Bu okulların bir başka özelliği de Müslüman-Türk olmayan çocuklara da açık olmalarıydı. Gayrimüslim öğrenciler bu okullarda dini bilgilerini kendi dillerinde kendi inançları doğrultusunda alabilirlerdi. Bugün okullarımızda farklı inanç ve kültürdeki öğrencilerin böyle bir hakkı yok. Ayrıca bir elin parmak sayısını geçmese de 1904 yılına kadar yine öksüz ve yetimleri alan kız Islahhaneleri, Kız Sanayi mektepleri de vardı. Kız öğrencilere Dikiş, nakış, örgü, aşçılık, tatlıcılık, dokumacılık dallarında eğitim verilir, ayrıca programlarda müzik eğitimi de önemli yer tutardı. Bütün bu Islahhaneler II. Meşrutiyetten itibaren Vilayet Sanayi Mektepleri adını aldılar ve Cumhuriyet yıllarına kadar faaliyetlerine devam ettiler. Cumhuriyetin başında (1923) ülkede topu topu üç kız sanat, bir erkek sanat bir de ziraat mektebi vardır ve bu okullarda 592’si kız 931 öğrenci eğitim görmektedir. Meşrutiyette ve Cumhuriyetin başında kızların eğitim boyutunda kendini ifade edebildikleri tek alanın mesleki eğitim olması, ayrıca altı çizilmesi, üzerinde kafa yorulması gereken bir durumdur. Neden bu böyledir, kızların eğitimine çok önem verildiği için mi? Pek, değil, bunun daha çok askerlerin giysilerini hazırlamanın en pratik yol olması ile bir ilgisi olduğunu söyleyebiliriz. Ayrıca bu yolla kadınların iyi birer ev kadını olmayı öğreniyor olmaları, aldıkları müzik eğitimi ile kocalarının gönüllerini hoş edebilmeleri bu tür “mesleki” eğitimi destekleyen bir şeydi. 1925-1927 arasında Alfred Künhe ve Omar Buyse gibi mesleki teknik eğitim alanında iki uzmanın Türkiye’ye çağırılmış olmasını bu alanda yeni bir bakış açısı geliştirme çabasının bir göstergesi olarak kabul edebiliriz. Bu uzmanların verdikleri raporlara dayanılarak 1927 yılında çıkarılan “Meslek Mektepleri Hakkında Kanun (sayı:1052) ile resim iş gibi alanlarda öğretmen yetiştirilmek üzere Avrupa’ya öğretmen adayları gönderildi. Öğretmenlerin hizmet içi eğitimlerinde görevlendirilmek üzere ülkeye uzmanlar getirildi. Mesleki eğitim alanında yeni programlar hazırlamanın koşulları hazırlandı, ve yeni okullar açılmaya başlandı. 1923-1932 arasında mesleki okul sayısı 20’ye, bu okullarda öğrenim gören öğrenci sayısı ise üç kattan fazla artarak 3117’ye çıkar. Fakat bütün bu adımlar modern bir mesleki eğitim anlayışı içinde atılan adımlar olmaktan henüz uzaktır. Daha çok Türk Kültürü temelinde ulusal birliği güçlendirme gibi temel amaç doğrultusunda öğrenciyi pratik yaşama hazırlama yolu ile ekonomiyi canlandırmaya dönük adımlardır. Artık mesleki eğitim anlayışı içine kimsesiz çocukların yanı sıra fakir fukara çocukları da alınmıştır. Geleneğin bir biçimde Cumhuriyet sonrasına taşınmış olduğunu kabul etmek gerekir. Mesleki Teknik Eğitim Genel Müdürü Rüştü Uzel tarafından (1933) 1935’de başlatılan, ardından Hasan Ali Yücel tarafından sürdürülen mesleki teknik eğitim çalışmalarındaki canlanma için de bu geçerlidir. 1950’lere kadar 400 civarında meslek okulu sayısına ulaşılacaktır. Köy Enstitülerini de bu gelişme içinde değerlendirmek doğru olacaktır. Cumhuriyetle başlayan eğitim seferberliği sonuçlarını vermeye başlamış, 1930’lu yılların sonunda ortaöğretime dönük güçlü bir eğitim talebi ortaya çıkmıştır. Oysa özellikle Lise, henüz bir yandan elit yetiştirmek için gençleri üniversiteye hazırlayan, öte yandan devletin ihtiyaç duyduğu memur kadrolarını yetiştiren bir okullaşma olarak görülmektedir. Bu nedenle Liseye gelecek öğrenci sayısına sınırlama getirmek gerekmektedir. Çünkü devletin bu kadar çok memura ihtiyacı yoktur. Bu düşüncedeki endişeyi daha iyi anlamak, görmek için 1. Şurada (1939) Tahsin Banguoğlu’nun yaptığı konuşmaya bir göz atmak yetecektir. 1935’li yıllardan itibaren mesleki teknik eğitime önem verilmeye başlanmasının altında yatan asıl gerçek budur. Yani eğitim anlayışı tıpkı Tanzimat döneminde olduğu gibi bir anlamda henüz mesleki olmaktan uzaktır. 1950’li yıllardan itibaren mesleki eğitimdeki gelişme duraklar. Bu aynı zamanda Köy enstitülerinin de ortadan kaldırıldığı “dışa açılma” süreci içinde gerçekleşir. Bu süreç ile birlikte liseye öğrenci akışını tutma girişimi de çöker. Sanayileşmedeki gelişme mesleki eğitim yoluyla ortaya çıkan iş gücüne istihdam alanı yaratabilecek düzeyde değildir. Mesleki eğitim, ekonomi politikaları ile desteklenmemektedir. Bu nedenle Yurt dışına (özellikle de Almanya’ya) yetişmiş işgücü göçü başlayacaktır. Bu dönemde ilkokuldan ortaokula, ortaokuldan liseye öğrenci akışı yeniden patlamıştır. 1943-1955 arasında ortaokuldan liseye öğrencilerin geçiş oranı %39.3 iken, 1955-1963 arası bu oran bir anda % 206.4 olmuştur. Ortaöğretimin aynı zamanda öğrenciyi hayata da hazırlaması gerektiği düşüncesi 1960 darbesinden sonra ortaokul düzeyinde, 1970 muhtırasından sonra ise lise düzeyinde gündeme gelebilmiştir. “Sanayinin gerektirdiği nitelikli insan gücünü yetiştirmek” ise ancak 1980 darbesinden sonra ortaöğretim reformu içinde gündeme gelebilecektir. Bu alanda 10. Milli Eğitim Şurası (1981), ardından atılan mesleki teknik eğitim ile ilgili adımlar bakımından son derece önemlidir. Çıraklık ve Meslek Eğitimi Kanunu ancak 1986'da (sayı:3308) çıkarılabilecektir. Sonuç: Gerek Maddi alt yapının gerek ise ideolojik üst yapının elverişli olmaması nedeni ile Türkiye’de mesleki teknik eğitimdeki gelişmeler iş yaşamının eğitim sonunda alınan belgeye bağlı olarak gelişmesini sağlayacak, uzmanlaşmayı ve derinleşmeyi getirecek, ekonominin kayıt dışı gelişmesini önleyecek, insanların mesleki kimlik sahibi kılacak biçimde gelişmemiştir. Buna bağlı olarak sosyal yaşam zenginleşememiş, siyasal yaşamda uzlaşma kültürü gelişememiştir. Peki, 2000’li yıllardan itibaren mesleki eğitim anlayışımız gelişebilmiş midir? Bu da bırakalım bundan sonraki yazımızın konusu olsun. MESLEKİ EĞİTİM ANLAYIŞIMIZ NASIL DOĞDU, NASIL GELİŞTİ? ALİ TÜRER Avrupa’da Modern eğitim Ticaret Burjuvazisinin muhasebe bilen, matematik bilen elaman ihtiyacına dayalı olarak, Burjuvazinin yaşam alanı (kent) talebi içinde, kilisenin içinden 13. Yüzyıldan itibaren ortaya çıkmaya başladı. Bir piskoposun başında yer aldığı Üniversitas ile Kolej adları altında hayata gözlerini açan modern okullar, mesleki eğitimle dirsek teması içinde belediye bağlı birer yerel okul idiler. Osmanlı Devletinde ise modern eğitim 18 yüzyılın birinci çeyreğinden itibaren çözülmekte olan Osmanlı devletini ayakta tutacak asker-sivil kurtarıcı (Halaskar) arayışı içinde, devlete adam yetiştirmek üzere ve klasik-sivil Osmanlı eğitim sistemini kontrolü altında tutan İlmiye sınıfının ve ona destek olan yeniçerinin sürekli baltalamasına rağmen ortaya çıktı. Genç Türkiye devletinin Osmanlıdan devraldığı modern eğitimin böyle (devlet için) ortaya çıkmasının iki önemli sonucu oldu: Birincisi belirli sınıf ya da toplum kesimlerini temsil etme yerine devleti kurtarmak için ortaya çıkan bir türlü uzlaşma kültürü geliştiremeyen, lider sultası altında, siyasi partilerdir. Çünkü bu partilerin kurucuları modern eğitim içinde yetişmiş birer kurtarıcıydılar (halaskar). İkincisi ise modern eğitim içinde mesleki eğitimin, “devletin ihtiyaç duyduğu ara insan gücü yetiştirme” olarak algılanmış olmasıdır. Aslında mesleki eğitimin ihtiyaçların çeşitlenmesine, iş bölümümün gelişmesine bağlı olarak devletten özerk ortaya çıkması, üretici güçlerin gelişmesine fırsat vermesi doğası gereğidir. Ama bizde böyle olmadı, o yüzden bizde mesleki eğitimin “kadük” doğduğu iddia edilebilir, bir türlü mesleki kimlik sahibi vatandaş yetiştirme rolünü oynayamamıştır. Bizde ilk meslek okul, Özel bir çiftlik sahibinin iplik üretecek eleman yetiştirmek üzere 1847’de açtığı Ziraat Talimhanesidir. Ancak bir gelenek olarak Osmanlı Modern eğitim sistemi içinde mesleki eğitim, öksüz kalmış, yetim kalmış çocuklara bir el sanatı öğretmek gibi, bir çeşit “hayır işi” olarak ortaya çıkmıştır. Eğitim anlayışının, modern anlamda mesleki olmayan yönü hakkında bir fikir vermesi bakımından bu ortaya çıkış oldukça ilginçtir. Bu geleneği Mithat Paşa, 1860’lardan itibaren rüştiyeler ile İdadilere denk görülen görev yaptığı yerlerde açmaya başladığı “Islahhanelerle” başlattı. İyi ki başlattı. 1863-1870 arasında Niş, Rusçuk, Sofya, İzmir, İstanbul, Bursa, Kastamonu, Bosna, Diyarbakır, Trabzon, Erzurum, İşkodra gibi çeşitli merkezlerde kurulan bu okullar günümüzün meslek okullarından çok Çıraklık Eğitim Merkezlerine benzetilebilir. Terzilik, Kunduracılık, Mürettiplik, Fotoğrafçılık, Dokumacılık, Makinistlik, Marangozluk, Demircilik, Dökümcülük, Halıcılık, Tenekecilik, Modelcilik, Tesviyecilik, Tabaklık gibi pek çok alanda nitelikli insan gücü yetiştirme rolü üstlenmiş ciddi kurumlardı bunlar. Bu alanların pek çoğunda bugün meslek okulumuz yoktur. Islahhanelere 13 yaşın üzerinde yetim ya da öksüz çocuklar alınır, beş yıl atölyelerde uygulamalı eğitim verilirdi. Birinci sınıfı geçen “çırak”, 2.,3,4. Sınıfları tamamlayan “kalfa”, okulu bitiren “usta” unvanı alırdı. Eğitim süresince atölye ya da iş yerlerinde öğrencilerin kazandıkları paraların yarısı eğitim giderleri olarak alıkonur, geri kalanı mezun olduklarında dükkân açmaları için sermaye olarak ellerine verilirdi. Bu okulların bir başka özelliği de Müslüman-Türk olmayan çocuklara da açık olmalarıydı. Gayrimüslim öğrenciler bu okullarda dini bilgilerini kendi dillerinde kendi inançları doğrultusunda alabilirlerdi. Bugün okullarımızda farklı inanç ve kültürdeki öğrencilerin böyle bir hakkı yok. Ayrıca bir elin parmak sayısını geçmese de 1904 yılına kadar yine öksüz ve yetimleri alan kız Islahhaneleri, Kız Sanayi mektepleri de vardı. Kız öğrencilere Dikiş, nakış, örgü, aşçılık, tatlıcılık, dokumacılık dallarında eğitim verilir, ayrıca programlarda müzik eğitimi de önemli yer tutardı. Bütün bu Islahhaneler II. Meşrutiyetten itibaren Vilayet Sanayi Mektepleri adını aldılar ve Cumhuriyet yıllarına kadar faaliyetlerine devam ettiler. Cumhuriyetin başında (1923) ülkede topu topu üç kız sanat, bir erkek sanat bir de ziraat mektebi vardır ve bu okullarda 592’si kız 931 öğrenci eğitim görmektedir. Meşrutiyette ve Cumhuriyetin başında kızların eğitim boyutunda kendini ifade edebildikleri tek alanın mesleki eğitim olması, ayrıca altı çizilmesi, üzerinde kafa yorulması gereken bir durumdur. Neden bu böyledir, kızların eğitimine çok önem verildiği için mi? Pek, değil, bunun daha çok askerlerin giysilerini hazırlamanın en pratik yol olması ile bir ilgisi olduğunu söyleyebiliriz. Ayrıca bu yolla kadınların iyi birer ev kadını olmayı öğreniyor olmaları, aldıkları müzik eğitimi ile kocalarının gönüllerini hoş edebilmeleri bu tür “mesleki” eğitimi destekleyen bir şeydi. 1925-1927 arasında Alfred Künhe ve Omar Buyse gibi mesleki teknik eğitim alanında iki uzmanın Türkiye’ye çağırılmış olmasını bu alanda yeni bir bakış açısı geliştirme çabasının bir göstergesi olarak kabul edebiliriz. Bu uzmanların verdikleri raporlara dayanılarak 1927 yılında çıkarılan “Meslek Mektepleri Hakkında Kanun (sayı:1052) ile resim iş gibi alanlarda öğretmen yetiştirilmek üzere Avrupa’ya öğretmen adayları gönderildi. Öğretmenlerin hizmet içi eğitimlerinde görevlendirilmek üzere ülkeye uzmanlar getirildi. Mesleki eğitim alanında yeni programlar hazırlamanın koşulları hazırlandı, ve yeni okullar açılmaya başlandı. 1923-1932 arasında mesleki okul sayısı 20’ye, bu okullarda öğrenim gören öğrenci sayısı ise üç kattan fazla artarak 3117’ye çıkar. Fakat bütün bu adımlar modern bir mesleki eğitim anlayışı içinde atılan adımlar olmaktan henüz uzaktır. Daha çok Türk Kültürü temelinde ulusal birliği güçlendirme gibi temel amaç doğrultusunda öğrenciyi pratik yaşama hazırlama yolu ile ekonomiyi canlandırmaya dönük adımlardır. Artık mesleki eğitim anlayışı içine kimsesiz çocukların yanı sıra fakir fukara çocukları da alınmıştır. Geleneğin bir biçimde Cumhuriyet sonrasına taşınmış olduğunu kabul etmek gerekir. Mesleki Teknik Eğitim Genel Müdürü Rüştü Uzel tarafından (1933) 1935’de başlatılan, ardından Hasan Ali Yücel tarafından sürdürülen mesleki teknik eğitim çalışmalarındaki canlanma için de bu geçerlidir. 1950’lere kadar 400 civarında meslek okulu sayısına ulaşılacaktır. Köy Enstitülerini de bu gelişme içinde değerlendirmek doğru olacaktır. Cumhuriyetle başlayan eğitim seferberliği sonuçlarını vermeye başlamış, 1930’lu yılların sonunda ortaöğretime dönük güçlü bir eğitim talebi ortaya çıkmıştır. Oysa özellikle Lise, henüz bir yandan elit yetiştirmek için gençleri üniversiteye hazırlayan, öte yandan devletin ihtiyaç duyduğu memur kadrolarını yetiştiren bir okullaşma olarak görülmektedir. Bu nedenle Liseye gelecek öğrenci sayısına sınırlama getirmek gerekmektedir. Çünkü devletin bu kadar çok memura ihtiyacı yoktur. Bu düşüncedeki endişeyi daha iyi anlamak, görmek için 1. Şurada (1939) Tahsin Banguoğlu’nun yaptığı konuşmaya bir göz atmak yetecektir. 1935’li yıllardan itibaren mesleki teknik eğitime önem verilmeye başlanmasının altında yatan asıl gerçek budur. Yani eğitim anlayışı tıpkı Tanzimat döneminde olduğu gibi bir anlamda henüz mesleki olmaktan uzaktır. 1950’li yıllardan itibaren mesleki eğitimdeki gelişme duraklar. Bu aynı zamanda Köy enstitülerinin de ortadan kaldırıldığı “dışa açılma” süreci içinde gerçekleşir. Bu süreç ile birlikte liseye öğrenci akışını tutma girişimi de çöker. Sanayileşmedeki gelişme mesleki eğitim yoluyla ortaya çıkan iş gücüne istihdam alanı yaratabilecek düzeyde değildir. Mesleki eğitim, ekonomi politikaları ile desteklenmemektedir. Bu nedenle Yurt dışına (özellikle de Almanya’ya) yetişmiş işgücü göçü başlayacaktır. Bu dönemde ilkokuldan ortaokula, ortaokuldan liseye öğrenci akışı yeniden patlamıştır. 1943-1955 arasında ortaokuldan liseye öğrencilerin geçiş oranı %39.3 iken, 1955-1963 arası bu oran bir anda % 206.4 olmuştur. Ortaöğretimin aynı zamanda öğrenciyi hayata da hazırlaması gerektiği düşüncesi 1960 darbesinden sonra ortaokul düzeyinde, 1970 muhtırasından sonra ise lise düzeyinde gündeme gelebilmiştir. “Sanayinin gerektirdiği nitelikli insan gücünü yetiştirmek” ise ancak 1980 darbesinden sonra ortaöğretim reformu içinde gündeme gelebilecektir. Bu alanda 10. Milli Eğitim Şurası (1981), ardından atılan mesleki teknik eğitim ile ilgili adımlar bakımından son derece önemlidir. Çıraklık ve Meslek Eğitimi Kanunu ancak 1986'da (sayı:3308) çıkarılabilecektir. Sonuç: Gerek Maddi alt yapının gerek ise ideolojik üst yapının elverişli olmaması nedeni ile Türkiye’de mesleki teknik eğitimdeki gelişmeler iş yaşamının eğitim sonunda alınan belgeye bağlı olarak gelişmesini sağlayacak, uzmanlaşmayı ve derinleşmeyi getirecek, ekonominin kayıt dışı gelişmesini önleyecek, insanların mesleki kimlik sahibi kılacak biçimde gelişmemiştir. Buna bağlı olarak sosyal yaşam zenginleşememiş, siyasal yaşamda uzlaşma kültürü gelişememiştir. Peki, 2000’li yıllardan itibaren mesleki eğitim anlayışımız gelişebilmiş midir? Bu da bırakalım bundan sonraki yazımızın konusu olsun.
NELER SÖYLENDİ?
@
Ali Türer

Ali Türer

DİĞER YAZILARI Abdülhamit üzerinden Türkçü-islamcı kapışması ve çağrıştırdıkları! 06-07-2020 10:36 BİR ANI: DURSUN DUMAN NASIL KATLEDİLDİ! 26-06-2020 00:46 DAYANIŞMAYA ENGEL DAVRANIŞ KALIPLARI VE ÖNYARGILAR ÜZERİNE! 17-06-2020 01:10 NECATİ EĞİTİM ENSTİTÜSÜNDE BİR SALDIRI, BİR ÖLÜM: NAVER ENGİN 11-06-2020 09:52 CHP İKTİDARINDA NECATİ EĞİTİM ENSTİTÜSÜ VE BALIKESİR’DE SOL (1978) 04-06-2020 23:02 NECATİ EĞİTİM ENSTİTÜSÜNDE ÇATIŞMALI YILLAR -1- (1976-1977) 31-05-2020 05:34 KURTULUŞ SAVAŞI YILLARINDA KARESİ DARÜLMUALLİMATI 28-05-2020 08:47 DEVRİM ÇOCUKLARININ NECATİ EĞİTİM ENSTİTÜSÜ KAVGASI (1972-1976) 21-05-2020 03:29 BALIKESİR’DE 1968’Lİ YILLAR VE NECATİ EĞİTİM ENSTİTÜSÜ ÖĞRENCİ ÖRGÜTÜ 15-05-2020 08:49 NECATİ EĞİTİM ENSTİTÜSÜ TALEBE CEMİYETİ 08-05-2020 09:56 ANILARA YOLCULUK: 1 MAYIS 1977! 01-05-2020 10:34 BUGÜN 23 NİSAN, NEYİ KUTLAYACAĞIZ, NE İLE ÖVÜNECEĞİZ! 23-04-2020 19:40 Toplumda Adalet Duygusu, Bugün Dünden Daha YARALI! 16-04-2020 14:34 TÜRKİYENİN CORONA VİRÜS İLE İMTİHANI! 13-04-2020 07:36 DIŞARIDAKİ MAHPUSTAN İÇERDEKİ SİYASİLERE! 05-04-2020 13:10 VİRÜS İLE YAŞAMAYA HAZIR MISINIZ? 26-03-2020 23:15 VİRÜSLE MÜCADELE NASIL OLMALI! 15-03-2020 11:21 BİR VEFASIZLIK ÖRNEĞİ: SAVAŞTEPE KÖY ENSTİTÜSÜ YERLEŞKESİ! 10-03-2020 09:51 “ŞEHİTLER TEPESİ BOŞ KALMAYACAK!” ÖYLE Mİ 01-03-2020 22:58 CHP, İKTİDARA HAZIR MI? 16-02-2020 06:53 KULLANILMA SIRASI ŞİMDİ DEPREME Mİ GELDİ! 08-02-2020 23:15 EFSANE OLMUŞ MÜDÜR YARDIMCILARI 04-02-2020 17:20 ATATÜRK’ÜN NECATİ ÖĞRETMEN OKULUNU ZİYARETİ 28-01-2020 17:51 DOĞAYI, YAŞAMI TAHRİP PAHASINA EKONOMİYİ CANLANDIRMA: BU NASIL SİYASET? 21-01-2020 00:53 KAMUDA KIYAFETLER İNANCA UYGUN HALE Mİ GETİRİLECEK! 13-01-2020 08:33 Yeni bir başlangıç olsun gelecek yıllar 29-12-2019 13:09 ÖĞRETMEN OKULU MÜDÜR YARDIMCISI MEHMET FUAT GÜNDÜZALP 23-12-2019 07:18 TÜRKİYEDE ÖZEL ÖĞRETİM NEYE HİZMET EDİYOR? 14-12-2019 09:08 ÖĞRETMEN YETİŞTİRMEDE SON NOKTA: BUYURUN CENAZE NAMAZINA! 30-11-2019 12:16 NECATİ EĞİTİM FAKÜLTESİ TARİHİNDEN BİR ÖĞRETMEN 25-11-2019 10:47 YÜKSELEN DUVARLAR VE İKİYÜZLÜLÜK ÜZERİNE 16-11-2019 12:45 KİM KAYBEDİYOR? 05-11-2019 08:51 Yurtta Barış, Dünyada Barış! 30-10-2019 07:56 NECATİ EĞİTİM FAKÜLTESİ TARİHİNDEN: ADNAN ÇAKMAKÇIOĞLU (1922-1998) 26-10-2019 23:35 OPERASYONA İÇİ YANARAK DESTEK OLANLARA BİR SORU! 11-10-2019 12:24 NECATİ EĞİTİM ENSTİTÜSÜ TARİHİNDEN: OSMAN HATİPOĞLU 01-10-2019 07:34 POSMODERN SÜREÇTE EĞİTİM 23-09-2019 07:38 OKULLAR AÇILIRKEN 2019 TÜRKİYE’SİNDE EĞİTİMDE SORUNLAR! 07-09-2019 06:47 BİR BASKETBOL MAÇININ DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ 04-09-2019 13:51 HUKUK DEVLETİ OLMADAN MODERN DEVLET OLUNMAZ! 03-09-2019 09:38 BİR ÖĞRETMEN YETİŞTİRME MODELİ: NECATİBEY EĞİTİM FAKÜLTESİ 27-08-2019 09:29 KAZ DAĞLARINA BAK, EĞİTİM İLE YABANCILAŞMIŞ İNSANI GÖR! 04-08-2019 07:50 İZMİR GÜZEL SANATLAR FAKÜLTESİNDE NELER OLUYOR 25-07-2019 08:04 İZMİR GÜZEL SANATLAR FAKÜLTESİNDE NELER OLUYOR 25-07-2019 08:04 MUHALEFET, SİSTEM DEĞİŞİKLİĞİNE HAZIR MI? 19-07-2019 09:43 BALIKESİR HALKEVİ NECATİ ÖĞRETMEN OKULU İLİŞKİSİ 11-07-2019 09:02 BU REFORMLA ÖĞRENCİ, SORU YERİNE SORUN ÇÖZEBİLECEK Mİ? 29-05-2019 07:56 TÜRKİYE DE ÖĞRETMEN YETİŞTİRME SİSTEMİ NASIL BOZULDU! 05-05-2019 08:05 İKİYÜZLÜ SİYASET ÜZERİNE! 13-04-2019 09:26 AYIPLI SEÇİM! 02-04-2019 12:12 Toplumun yeni yıl hediyesi savaş mı olacak! 28-12-2018 09:06 ÖĞRETMEN YETİŞTİRMEDE YAŞANAN KARMAŞA ÜZERİNE (2) 10-12-2018 09:00 ÖĞRETMEN YETİŞTİRMEDE YAŞANAN KARMAŞANIN TEMELİNDE NE VAR? 24-11-2018 20:42 GÜZEL NEDİR, SEÇİM GERÇEKTEN BİZE Mİ AİT? 12-11-2018 12:07 MAHCUP MİLLİYETÇİLİK ÜZERİNE! 03-11-2018 00:23 BEKA SORUNU! 14-10-2018 07:32 Karma Eğitim İlkesine Alternatif Oluşturmak Demokratik Görev Olabilir mi? 13-09-2018 11:40 PARTİLER YAŞANAN YEREL SORUNLARIN NE KADAR FARKINDA! 10-09-2018 10:40 POST MODERN YAKLAŞIMLARIN EĞİTİME ETKİLERİ (2) 18-08-2018 09:40 POST MODERN YAKLAŞIMLARIN EĞİTİME ETKİLERİ (1) 13-08-2018 08:25 EĞİTİM HAKKI VE LİSEYE GEÇİŞ MODELİ ÜZERİNE! 02-07-2018 08:26 SATİ BEY’İN TÜRKİYEDE EĞİTİMİN MODERNLEŞMESİNE KATKILARI! 21-06-2018 06:05 ERDEMLİ İNSAN YETİŞTİRME YOLU OLARAK EĞİTİM! 10-06-2018 01:34 EĞİTİMDE ETİK VE AHLAKİLİK SORUNU! 03-06-2018 15:31 CHP’NİN CUMHURBAŞKANI ADAYI İÇİN BİR FİKRİM VAR! 30-04-2018 07:51 TEOG YERİNE BU SİSTEMİ Mİ BULDUNUZ? 01-04-2018 02:04 2017’DE EĞİTİMDE NE DEĞİŞTİ! 26-12-2017 17:11 Parası olana eğitim ve sağlık/ Bağlılığı olana iş ve koruma! 09-12-2017 19:11 Öğretmen nasıl değerlendirilmeli? 06-11-2017 22:37 Lider nasıl yetişir? 08-10-2017 09:45 SORUN TEOG DEĞİL, YÖNLENDİRME SİSTEMİ! 24-09-2017 09:24 Eğitimde Adalet var mı? 04-09-2017 19:29 Uhrevileşmeye doğru! 10-08-2017 16:23 YENİ” PROGRAMLAR ÜLKEYE NE GETİRİR! 23-07-2017 13:35 Anlam Arayışı 01-07-2017 12:54 Zorunlu Arabuluculuk 20-06-2017 20:39 MESLEKİ EĞİTİM ANLAYIŞIMIZ NASIL DOĞDU, NASIL GELİŞTİ? 08-06-2017 15:09 ÖĞRETMEN NASIL GÖRÜNMELİ? 28-05-2017 08:27 CHP'NİN SORUNU, TÜRKİYE'NİN SORUNU 07-05-2017 11:09 “BİZ VE DİĞERLERİ”/ İKİYÜZLÜ SİYASET ÜZERİNE! 23-04-2017 10:41 BİR TEŞEKKÜR İÇİN BORÇLANMAK! 16-04-2017 09:45 YGS SONUÇLARI VE ORTAYA ÇIKAN EĞİTİM HALİ ÜZERİNE? 03-04-2017 13:29 Öğretmen Atamalarında Keyfilik! 18-03-2017 19:03 EVRİM KARŞITI YAPILANDIRMACILAR! 06-02-2017 10:50 BİREY OLABİLMEK! 01-02-2017 08:00 AKIL TUTULMASI 18-01-2017 09:07 ZİHİNSEL BECERİ VE YARATICILIK NASIL ÖLÇÜLÜR? 08-01-2017 09:58 Yeni Yıl Kutlamasına İntizar 31-12-2016 12:32 EĞİTİME İDEOLOJİK MÜDAHALE VE DEĞİŞİM İHTİYACI 20-12-2016 06:49 İDEOLOJİ, EĞİTİM VE DEĞİŞİM! 09-12-2016 11:56 Eğitimde İşler Yolunda mı ? 05-12-2016 10:10
NAMAZ VAKİTLERİ
Gazete Manşetleri
Yol Durumu
ANKET OYLAMA TÜMÜ
Bugün seçim olsa hangi partiye oy verirsin?
ARŞİV ARAMA