Ali Türer YENİ” PROGRAMLAR ÜLKEYE NE GETİRİR!
YENİ” PROGRAMLAR ÜLKEYE NE GETİRİR!
Ali Türer

YENİ” PROGRAMLAR ÜLKEYE NE GETİRİR!

Bu içerik 735 kez okundu.
MEB, İlkokul, ortaokul ve lise düzeyinde 51 dersin programlarını değiştirdi. Bu programlar 2017-2018 eğitim öğretim yılından itibaren okullarda kullanılmaya başlanacak. Durun, asıl uygulama değil pilot uygulama bu! Peki, bu ilk uygulama geçmişte olduğu gibi özel olarak belirlenmiş 500-600 civarında “pilot” okulla mı sınırlı olacak? Hayır, Türkiye’de ilk, orta, lise düzeyinde bütün 1, 5 ve 9. sınıflarda yürürlüğe girecek “yeni” programlar. Nereden baksanız üç-dört milyon öğrenciyi içine alacak bir ilk uygulamadan bahsediyoruz. Böyle pilot uygulama mı olur, demeyin. Henüz kitabı, araç gereci, ölçme araçları belirlenmemiş ama olsun, burası Türkiye, olur. Peki, programlarda önemli zafiyetler, eksikler, hatalar ortaya çıktı diyelim, ilk uygulamayı böylesine geniş tutarak, geleceğe dönük risk almış olmuyor muyuz? Oluyoruz da, bunu sorgulamak kimin haddine! Bakanın açıklamasına göre Ocak 2018'e kadar sahadaki uygulamalar üzerinden programlarla ilgili izleme-değerlendirme çalışmaları yapılacakmış. Haziran 2018'e kadar “yeni” müfredatların eğitim araç gereçleri, ölçme araçları hazırlanacak. Öğretmenlere, velilere programlar ancak 2018 Eylül ayından itibaren tanıtılabilecekmiş. Şimdi programlar değişti ya, öğretmenlerin eylülde uygulayacağı programa MEB üzerinden ulaşabilmeleri gerekir değil mi? Programlar sözde “askıda”, askıda olmasına da, ben denedim ulaşamadım. Demek oluyor ki, Eylül’de okula gittiğinde öğretmen arkadaş uygulayacağı programı önünde bulacak. Hazırlıklar böylesine “titiz” sürdürüldükten sonra 2018-2019 eğitim öğretim yılından itibaren tüm sınıflarda yeni müfredatların uygulandığını görebilecekmişiz. Sayın Bakanının sözleri ile “istikrarlı ve çok daha güçlü, yeni ve yenilikçi bir şekilde” devam edecekmiş eğitim sistemimiz yoluna. Bu mantık “kervan yolda düzülür” mantığıdır. MEB’ aslında bunu hep yapıyor. Bu mantığı kadrolaşırken de kullanıyor, program üretirken de. Gelelim programların ne yenilikler getirdiklerine! Evrim teorisini Biyoloji Dersi müfredatından çıkardık. Gerekçe ilginç: evrim teorisi için öğrenciler yeterli felsefi alt yapıya henüz sahip değillermiş, gereksiz tartışmalara yol açıyormuş bu durum okullarda. O nedenle bu konu üniversitede verilecek felsefe programlarına bırakılmış. Bilimsel bilgi, belirli bir problem alanında deney ve gözlem ile ortaya çıkarılmış somut bulgudur. İleri görüşlü siyasetçi olarak inanç sistemi için zararlı “virüs” muamelesi yaptığınız bir konuyu bilimin konusu olarak kabul edemezsiniz kuşkusuz. Bu durumda bir cinlik yapıp önce konuyu Felsefe alanına dâhil etmeniz gerekir. Böylece konu önce tartışmalı hale gelecektir, sonra da çözersiniz zaten. Çünkü Felsefi önermeler bilindiği gibi kanıtlanabilir değildir, tartışmalıdır. Felsefeye ortaokul ve lisede yer vermeme nedeni de bu değil mi zaten? Bırakın bu konu üniversitede Felsefe alanında tartışılsın. Nasıl olsa orada ilahiyatçılar onun hakkından gelir. Peki, Biyolojide konu dönüp dolaşıp oralara geldiğinde ne yapacaksınız? Ne olacak canım başka kavramlarla olayı geçiştirirsiniz olur biter. 4. ve 5. sınıf Sosyal Bilgiler dersinde de konuların işlenişinde değişiklik yapma zamanı gelmiş anlaşılan. Yeni taslakta 'Milli Mücadele' başlığı altındaki konuda Atatürk'ün adına yer verilmemiş (Hürriyet-Gamze Kolcu). Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Dersi müfredatından da, sadeleştirmek adına çoğu yerde, Atatürk’ün din ile ilgili görüşlerinden, laiklik ilgili bilgilerden feragat edilmiş. Ama Tekbir, Zikir, Cihat gibi yeni ve son derece gerekli kavramlarla müfredatı zenginleştirmesini de bilmişiz. Anlaşılan MEB’de mantık böyle işliyor. Peki, getirilen daha başka ne gibi yenilikler var? Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi dışındaki seçimli dini derslerde de yeni müfredata ilginç kavramlar sokmuşuz. Normal ortaokullarda ve imam hatip ortaokullarında verilen Temel Dini Bilgiler dersinde öğrencilere Cihat, Cin, Şer’i ve Tesettür gibi yeni kavramlar öğreteceğiz artık. MEB’e bakan Sayın İsmet Yılmaz "Kırmak, dökmek, savaşmak cihadın içine girmez” buyurmuş. Cihat, Sünni itikada göre Allah'ın dinini her tarafa ulaştırmak için yapılan her türlü faaliyet ve hareketi içine almıyor mu, yanlış mı biliyoruz? Bu faaliyetlerin içinde "kırmak, dökmek, savaşmak” yok mu yani, geçmişte yürütülen Cihatlarda bunlar hiç yaşanmadı mı? Cihadı vatan savunması olarak mı anlamalıyız? İyi de Sünni yorum üzerinden hareket edeceksek İslamî yasalarla (şeriat) yönetilmeyen bir ülke zaten vatan olarak kabul edilmiyor. Bu durumda Cihat kavramı için önce şeriatla yönetilen bir vatana sahip olmamız gerekmiyor mu? Yapılan müfredat değişiklikleri ile yoksa böyle bir hazırlık süreci içine mi giriyor Türkiye! Liselere yönelik Temel Dini Bilgiler dersinin yeni müfredatında da önemli “yeni” kavramlarımız var artık. “Edille -i Şeriyye” (şeriat hukukuna uygun deliller), “Had” (Şer’i cezalar: hırsızın elinin kesilmesi, zina edenin taşlanarak öldürülmesi vb.), Talak (Erkek “boş ol” dediğinde eşini boşamış olur), Mehir (evlenen erkek, evlendiği kadına maddi bir bedel öder) gibi. İyi de bu kavramlarla nasıl bir Türkiye hazırlanıyor? Sayın Bakan basın toplantısında “Bu müfredat, şu ana kadar yapılmış en demokratik, en katılımcı, en çoğulcu müfredattır" buyurmuşlar. Hadi canım! Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi adı altında farklı inançlara sahip ailelerin çocuklarına, bu ailelerin onaylarını almadan, zorla inancınızı dayatarak; farklı inançlar arasına husumet tohumları ekerek mi çoğulcu, demokratik, katılımcı bir Türkiye yaratacaksınız? Türkiye’nin huzur için, kalkınma için, nitelikli insan gücü için ihtiyaç duyduğu kavramlar bunlar mı? ***** Program geliştirme, yalnızca programı ortaya çıkarmak için yapılacak işler ve süreçlerle ilgili bir kavram değildir. Program geliştirme, sürekliliği olan ve örgütlenilmesi gereken bitimsiz bir süreçtir. Programın yaşantı içinde sürekli geliştirilmesini ifade eder. Program geliştirmenin hakkı ile uygulandığı yerde programlar 5-10 yılda eskimez, sonra da değişmez. Çünkü program sürekli geliştiği için hep yeni kalır. Program Geliştirme, aynı zamanda programın ortaya çıktıktan sonra, uygulamada sürekli kontrol edilmesini ve geliştirilmesini güvence altına almak anlamına da gelir. MEB hala program geliştirmeyi programı ortaya çıkarma süreci olarak görüyor anlaşılan. Programlar ortaya çıkardıktan sonra da uygulayıcılar için birer direktif haline geliyorlar. Programı ortaya çıkarmakla iş bitmiyor. Program materyallerini (araç gereçleri, çalışma yapraklarını, ders kitaplarını), programa uygun yöntem ve teknikleri geliştirmek, ortam düzenlemesini belirlemek, program geliştirme sürecini sistem içinde örgütlemek gerekiyor. Her siyasi rejim, ders programlarını, ders kitaplarını egemen ideolojik yapısını meşrulaştırmak için kullanır. Eğer siyasi yapı demokratik, çoğulcu, katılımcı, uzlaşmacı ve hukukun üstünlüğüne dayalı ise; program malzemeleri bu yapıyı meşrulaştıracak şekilde üretilir. O zaman ilgili sivil toplum örgütleri (eğitim vakıfları, sendikalar, kurumlar) birer paydaş olarak program geliştirmenin içinde fiilen yer alırlar. Süreç son derece açık ve şeffaftır. Bu süreçte program için farklı, zengin kaynaklar, ders kitapları, çalışma yaprakları üretilir. Bütün bu malzeme içinden öğretmen uygulayacağı program-ders planı için bir seçme yapar. Bunun için de eğitilir. Bilimsel, demokratik laik temelde örgütlenmiş her eğitim sistemi, içinde temel öğretim programına uygun farklı program örneklerinin ortaya çıkmasına, bunların sistem içinde örnek modeller olma fırsatı yakalamalarına izin verir. Bunlar eğitim sistemini zenginleştirir, sağlıklı bir moral zemin oluşmasına yardımcı olurlar. Programın kendisi kadar, program materyallerinin nasıl hazırlandığı da önemlidir. Ders kitapları, çalışma yaprakları ile programdaki ideolojik tutum yumuşatılabileceği gibi, daha katı hale de gelebilir. MEB olarak programları geliştirirken yaptığınız ihtiyaç analizlerinde ne tür bulgulara ulaştığınızı, geliştirdiğiniz programların etkili uygulanabilmesi için nasıl bir altyapı öngördüğünüzü açıkça ortaya koymanız gerekir. Her ders programının başına “değerler eğitimi” adı altında kendi ideolojik tutumunuzu dayatırsanız, bunun alt sistemlerde nasıl yorumlanacağını, uygulanacağını böylesine merkezileşmiş bir eğitim sisteminde bilemezsiniz, kontrol da edemezsiniz. Bunu aynı ideolojik katılık içinde kontrol ettiğinizde de telafisi mümkün olmayan sonuçlar ortaya çıkabilir.
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
istanbul ordu evden eve nakliyat