30 AĞUSTOS: TESLİMİYETİ YIRTIP ATAN HALKIN ZAFERİ

Abone Ol

30 Ağustos, yalnızca bir askerî zafer değildir. 30 Ağustos, emperyalizmin Anadolu’yu parçalama planının bozguna uğratıldığı gündür. 30 Ağustos, bir halkın esaret kararını kendi elleriyle yırtıp attığı gündür.

30 Ağustos, Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde ayağa kalkan Anadolu’nun, emperyalist işgale ve işgale boyun eğenlere karşı kazandığı büyük zaferdir.

104 yıl önce Anadolu’nun üzerine çöken karanlık açıktı. İngiliz emperyalizmi İstanbul’u işgal etmişti. Fransız emperyalizmi Anadolu’nun güneyine yerleşmişti. İtalyan emperyalizmi topraklarımızı paylaşmaya hazırlanıyordu. Yunan ordusu, İngiliz emperyalizminin desteğiyle Anadolu’ya sürülmüştü.

Anadolu’nun paylaşılması için yalnızca dışarıdaki emperyalist güçler çalışmıyordu. İstanbul’da oturan saltanat da halkın bağımsızlık iradesinin karşısına geçmişti. Vahdettinler, Damat Feritler ve onların etrafında toplanan teslimiyetçi siyaset, emperyalizme karşı savaşmak yerine emperyalizmle uzlaşmayı seçmişti.

Mondros’un ardından gelen işgaller, bu teslimiyet siyasetinin sonucuydu. Sevr ise bu siyasetin mühürlenmiş belgesiydi. Sevr’i imzalayanlar Anadolu’nun bağımsızlığını değil, kendi saltanatlarının devamını düşündüler. Ülkenin parçalanmasına razı oldular; milletin egemenliğini emperyalist devletlerin kararlarına bıraktılar ve Anadolu halkına esareti reva gördüler.

Tarih onların önüne iki yol koymuştu: Ya teslimiyet ya bağımsızlık.

Mustafa Kemal Atatürk ve mücadele arkadaşları ikinci yolu seçti. Mustafa Kemal, kurtuluşu saraydan beklemedi. İngilizlerden merhamet dilenmedi. Amerikan mandasına sığınmadı. Emperyalist devletlerin vereceği kararı beklemedi.

“Milletin istiklalini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır” diyerek bütün hesabı halkın iradesi üzerine kurdu.

Samsun’dan başlayan yürüyüş, Anadolu’nun dört bir yanında örgütlenen direnişle büyüdü. Erzurum’da irade ortaya kondu. Sivas’ta bütün vatanı kapsayan mücadele örgütlendi. Ankara’da Türkiye Büyük Millet Meclisi açıldı. Saltanatın karşısına milletin egemenliği dikildi.

Sevr’in karşısına Ankara’nın iradesi çıktı. İşgale karşı Kuvâ-yi Milliye çıktı. Teslimiyete karşı halk çıktı.

Emperyalizmin ordularına karşı Anadolu’nun yoksul köylüsü, emekçisi, genci, kadını ve askeri çıktı. Büyük Taarruz, işte bu iradenin silahlı gücüydü.

26 Ağustos’ta başlayan Büyük Taarruz, 30 Ağustos’ta emperyalist planın bel kemiğini kırdı. Mustafa Kemal’in başkomutanlığında Türk ordusu, Anadolu’yu işgal eden Yunan ordusunu ağır bir yenilgiye uğrattı.

9 Eylül’de İzmir kurtarıldı. Emperyalizmin Anadolu macerası sona erdi.

Sevr kâğıt üzerinde kalmadı. Sevr’in kendisi tarihin çöplüğüne atıldı.

Bu zaferin gerçek sahibi yalnızca savaş meydanındaki komutanlar değildi. Cephede can veren askerler vardı. Köyünden son öküzünü orduya veren yoksul köylü vardı. Cephane taşıyan kadınlar vardı. Kışın ortasında yalınayak yürüyen çocuklar vardı. Kuvâ-yi Milliye’nin adı tarihe yazılmayan kahramanları vardı. Bir ülkenin bağımsızlığı için hayatını ortaya koyan milyonlar vardı.

Mustafa Kemal Atatürk, bütün bu büyük halk iradesinin önderiydi.

Onun tarihsel büyüklüğü, yalnızca bir savaşı kazanmasında değil, yenilmiş ve parçalanmak üzere olan bir ülkede bağımsızlık fikrini yeniden ayağa kaldırmasındaydı.

30 Ağustos’un büyüklüğü tam da buradadır.

Bu zafer emperyalizme karşı kazanılmıştır. Bu zafer işgale karşı kazanılmıştır. Bu zafer Sevr’e karşı kazanılmıştır. Bu zafer, emperyalistlerle işbirliği yapan teslimiyetçi siyasete karşı da kazanılmıştır.

Vahdettinlerin, Damat Feritlerin temsil ettiği siyasal çizgi yenilmiştir. Saltanatın halktan kopuk iktidar anlayışı yenilmiştir. Emperyalizmin Anadolu üzerindeki hesapları yenilmiştir.

Milletin egemenliği yükselmiştir. Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğindeki bağımsızlıkçı çizgi kazanmıştır.

30 Ağustos’un bize bıraktığı ders budur: Emperyalizm yenilebilir. İşgale karşı direnilebilir. Teslimiyet reddedilebilir. Bir halk kendi kaderini kendi ellerine alabilir.

Aradan geçen 104 yıl, bu dersin unutulması için yeterince çaba harcandığını gösteriyor. Bir zamanlar silah zoruyla kovulan emperyalizm, farklı biçimlerde yeniden ülkemize yerleşti.

Askerî ittifaklar üzerinden geldi. Ekonomik bağımlılık ilişkileri üzerinden geldi. Siyasi baskılar üzerinden geldi. Ülkenin çıkarlarını emperyalist merkezlerin çıkarlarıyla aynılaştıran iktidarlar eliyle geldi.

NATO’ya, IMF’ye, dışa bağımlılığa ve emperyalist hesaplara teslimiyet; 30 Ağustos’un ruhuyla bağdaşmaz. Mustafa Kemal Atatürk’ün “tam bağımsızlık” anlayışı, emperyalist güçlerin yanında saf tutmak değildir. Ülkenin geleceğini başka devletlerin stratejik hesaplarına bağlamak değildir.

Tam bağımsızlık, kendi kararını kendi veren bir ülke demektir.

30 Ağustos’u gerçekten kutlamak istiyorsak, onun tarihsel anlamını törensel sözlerin içine hapsetmeyeceğiz. Mustafa Kemal Atatürk’ün adını yalnızca meydanlarda anmayacağız. Onun emperyalizme karşı bağımsızlık mücadelesini anlayacağız.

Halk egemenliğini savunacağız. Ülkenin bağımsızlığını savunacağız. Emperyalizmin her türlü tahakkümüne karşı çıkacağız. Teslimiyet siyasetinin karşısında duracağız.

Çünkü 30 Ağustos bize yalnızca bir zafer bırakmadı. Bir görev bıraktı: Bağımsızlığı savunma görevi, halkın egemenliğini savunma görevi, emperyalizme karşı direnme görevi ve Mustafa Kemal Atatürk’ün açtığı bağımsızlık yolunu savunma görevi.

104 yıl önce emperyalist ordular Anadolu’dan kovuldu. Sevr parçalandı. Saltanat tarihe gömüldü. Bir halk ayağa kalktı.

Bugün de aynı tarihsel gerçeğin karşısındayız: Emperyalizm ne kadar güçlü görünürse görünsün yenilebilir. Teslimiyet ne kadar kurumsallaşırsa kurumsallaşsın parçalanabilir.

Bir ülkenin kaderi ne sarayların, ne emperyalist merkezlerin ne de onların yerli işbirlikçilerinin malıdır. Bu ülke, halkındır.

30 Ağustos, bunun tarihsel kanıtıdır.

Başta Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, bağımsızlık mücadelesinin bütün kahramanlarını saygıyla anıyoruz.

30 Ağustos Zafer Bayramı kutlu olsun.

Yaşasın bağımsızlık!

Yaşasın halk egemenliği!

Yaşasın tam bağımsız Türkiye!