Siyasette bazı kararlar vardır; yalnızca bir kişiyi hedef almaz, bir anlayışın neye dönüştüğünü de gözler önüne serer. Mahir Başarır'ın partiden ihracı ve Grup Başkanvekilliği görevinden alınması da böyle bir karardır.
Mersin'in bağrından çıkan, Türkiye'nin dört bir yanında tanınan ve sevilen bir milletvekiline yönelik bu tasarruf, siyasi bir tercih olmanın ötesinde, parti tabanına verilmiş ağır bir mesajdır: "İtaat etmeyen cezalandırılır."
Mahir Başarır, Meclis'te en görünür muhalefet figürlerinden biri oldu. Genel Kurul'da iktidarı zorlayan konuşmalar yaptı. Hukuksuzluklara itiraz etti. Emeklinin, işçinin, çiftçinin, depremzedenin sorunlarını gündeme taşıdı. Gece yarılarına kadar süren komisyon çalışmalarında bulundu. Parti adına en zor dönemlerde televizyon ekranlarına çıktı, eleştirilerin hedefi olmayı göze aldı. Mücadeleden kaçmadı.
Böylesine çalışan, sahada karşılığı olan ve seçmenle güçlü bağ kuran bir ismin tasfiyesi, siyasi akılla açıklanabilecek bir durum değildir.
Ortaya çıkan tablo, hesaplaşma siyasetinin geldiği noktayı göstermektedir.
Kılıçdaroğlu ve etrafında kümelenen anlayışın yıllardır en çok eleştirildiği konu tam da buydu: Partiyi halkın beklentileriyle değil, dar kadroların tercihleriyle yönetmek. Farklı düşünenleri dışlamak. Eleştiriyi ihanet saymak. Sadakati liyakatin önüne koymak.
Türkiye değişirken değişime direnen bu siyaset tarzı, bugün kendi çocuklarını yemeye başlamıştır.
Mahir Başarır'a yönelen bu tavır, milyonlarca seçmenin emeğine ve tercihine saygısızlıktır. Mersin'de sokakta yürürken insanların selam verdiği, sorunlarını anlattığı, desteklediği bir siyasetçiyi yok saymak; halkın nabzından ne kadar uzaklaşıldığının göstergesidir.
Vatandaşın öfkesi tam da buradan doğmaktadır.
İnsanlar koltuk kavgası görmek istemiyor. Mücadele edenlerin cezalandırılmasını kabul etmiyor. Partiye yıllarını vermiş isimlerin, kişisel hesaplaşmaların kurbanı edilmesine itiraz ediyor.
Siyaset, kapalı kapılar ardında kurulan denklemlerden ibaret değildir. Toplumun vicdanı vardır. O vicdan, kimin zor zamanlarda meydanlarda olduğunu, kimin ekranlardan sustuğunu, kimin risk aldığını unutmaz.
Mahir Başarır'ın eksikleri elbette tartışılabilir. Hiçbir siyasetçi eleştiriden muaf değildir. Tartışılması gereken nokta, mücadele eden kadroların neden birer birer hedef haline getirildiğidir.
Tasfiye kültürü, siyasi hareketleri büyütmez; küçültür.
İntikam duygusuyla verilen kararlar, örgütleri güçlendirmez; parçalar.
Halktan kopan yönetim anlayışları, bir süre kendi yankı odalarında alkışlanabilir. Sandık günü geldiğinde gerçeklerle yüzleşmek zorunda kalırlar.
Mahir Başarır'a yönelik bu tutum, yalnızca bir milletvekiline yönelik değildir. Emek verenlere, itiraz edenlere, susmayanlara yönelik bir gözdağı niteliği taşımaktadır.
Türkiye'nin ihtiyacı; biat edenlerin değil, mücadele edenlerin çoğalmasıdır.
Mahir Başarır'ın siyasi kaderini belirleyecek olan dar kadroların kararları değil, halkın vicdanıdır.
Siyasetin hafızası kısa olabilir.
Milletin hafızası değildir.