BİR ŞAİR SUSAR, SÖZÜ KALIR

Abone Ol

Bir şairin ardından yazmak, eksik kalmayı baştan kabullenmektir. Çünkü şairler yalnızca yazdıkları dizelerle değil, çağlarına bıraktıkları sesle de var olurlar. Bugün Türkçe şiirin güçlü ve özgün seslerinden Ahmet Telli’yi uğurlarken, geriye yalnızca kitaplarının değil; insanı, hayatı ve toplumu anlama biçimimizin de kaldığını görüyoruz.

Bazı şairler yaşadıkları dönemi anlatır; bazıları ise o dönemin vicdanına dönüşür. Ahmet Telli, kuşkusuz böyle bir şairdi. Onu okurken yalnızca sözcüklerin ahengini değil; bir toplumun sevinçlerini, kırgınlıklarını, yaralarını ve yeniden ayağa kalkma iradesini de duyarız. Dizelerindeki içtenlik, büyük iddialardan değil; insan onuruna duyduğu derin inançtan beslenirdi.

Telli’nin şiirindeki devrimci damar, yüksek sesli söylemlerden çok, insanın gündelik hayatına gösterdiği özenle kendini gösterdi. Aşkı anlatırken de toplumsal acıları dile getirirken de aynı sahiciliği korudu. Onun şiiri, bir dönemin tanıklığı olmanın ötesinde; her kuşağın yeniden dönüp bakacağı bir dayanışma, özgürlük ve umut çağrısı olarak yaşamaya devam edecektir.

Yeniden okuduğumuzda, Su Çürüdü ile Gidersen Yıkılır Bu Kent’in sayfalarında bireysel acılarla ortak belleğin aynı damarda aktığını görürüz. Bu şiirlerde kentler yalnızca birer mekân değildir; özlemin, umudun ve direncin taşıyıcısıdır. Belki de Ahmet Telli’nin şiirini kalıcı kılan şey tam da budur: İnsanla hayat arasındaki o kırılgan ama güçlü bağı görünür kılması.

Ahmet Telli artık aramızda değil. Fakat iyi şiirin en büyük gücü burada saklıdır: Şair susar, sözü kalır. Onun dizeleri, insanın daha adil, daha özgür ve daha insanca bir dünya arayışına eşlik etmeyi sürdürecektir.

Bir şair gider; fakat açtığı pencere kapanmaz. O pencereden hâlâ şiirin ışığı, umudun sesi ve insanın iyiliğine duyulan inanç içeri süzülür.

Ahmet Telli’nin anısı önünde saygıyla eğiliyoruz.