Bölge yeniden şekillenirken… Körfez Petrolünün yeni rota arayışları…

Abone Ol

İran'daki savaştan önce, Basra Körfezi petrolünün yaklaşık 15 milyon varili her gün Hürmüz Boğazı'ndan sevk ediliyordu.

Hürmüz krizi sona erse de, ağır kayıplara uğrayan Körfez ülkeleri, birkaç yıl içinde bu petrolün büyük bölümünün boğazı bypass edebilecek bir altyapıya kavuşturulması amacıyla yeni güzergâh planları üzerinde çalışıyor…

İran'ın boğaz üzerindeki hâkimiyeti arttıkça ve gerilim sonucu petrol fiyatları yükseldikçe Körfez ülkeleri; Kızıldeniz ve Umman Körfezi'ndeki limanlara daha fazla petrol yönlendirmelerini sağlayacak boru hatları inşa etmek için milyarlarca dolar harcamayı planlıyor.

Bölge ülkelerinin yönetimleri, petrol şirketleri ve uzmanlara göre en az yedi büyük boru hattı projesi üzerinde yoğun çalışmalar sürdürülüyor..

Savaş, İran kıyılarına yakın bir geçiş noktasına olan bağımlılıklarını azaltmaya kararlı olan Körfez petrol üreticisi ülkeler için, planlanan boru hatlarını en kısa zamanda faaliyete geçirmelerini gerektiren şok etkisi yarattı…

Ancak Körfez ülkelerinin Hürmüz’e bağımlılıktan kurtulma ve petrolü Kızıldeniz kıyıları üzerinden dünyaya satma planlarının da yeterince güvenli olmadığı, İran destekli Yemenli Husilerin son saldırılarıyla ortaya çıktı.

Husilerin, Suudi petrol ihracatı için Hürmüz Boğazı'na önemli bir alternatif rota olan Kızıldeniz'de iki Suudi petrol tankerini hedef almaları bunun somut bir delili…

Planlanan alternatif rotalar, üretici ülkelerin petrolü pazara ulaştırmak adına daha uzun ve maliyetli yollara başvurmasına neden olsa da ticaretin o temel kuralı burada da işliyor: “Asıl pahalılık, malın bulunmamasıdır.”

Körfez ülkeleri son gelişmeler ışığında, Hürmüz Boğazı'na bu kadar bağımlı kalmanın "artık uzun vadeli akıllıca bir strateji olmadığını" yaşayarak öğrendiler. Petrolü dünyaya ulaştırmanın yeni rotaları anlamında Kızıldeniz ve Umman Körfezi, Hürmüz'e hayati alternatifler haline geldi.

Aslında Suudi Arabistan bu sorunla ilk kez karşılaşmıyor. 1980'lerde İran-Irak Savaşı başladığında, gelişmelerin Hürmüz rotasını kullanan tankerleri engelleyeceği korkusuyla petrolünü Basra yerine Kızıldeniz’e aktaracak boru hattını inşa etmişti. O boru hattı olmasa, dünya ekonomisinin Hürmüz kriziyle yaşayacağı şokun altından kalkılması hayli zor bir yıkıma yol açabilirdi.

Unutulmamalı ki; Suudi Arabistan'ın 1.200 km uzunluğundaki Doğu-Batı petrol boru hattı, Basra kıyısındaki Abqaiq tesislerinden Kızıldeniz kıyısındaki Yanbu şehrine kadar tüm çölü kat ederek günlük 5 milyon varil petrolü taşıma kapasitesine sahip.

Bir başka ifadeyle, günlük dünya petrol ihtiyacının yüzde 5’i bu boru hattıyla Yanbu Limanı'na ulaşıyor. Petrol buradan ya güneye Arap Denizi'ne ya da kuzeye Süveyş Kanalı'na giden tankerlere yükleniyor.

Benzer şekilde Birleşik Arap Emirlikleri de kapanan Hürmüz Boğazı'nın 145 km güneyinde, Umman Körfezi'nde yer alan ve Hint Okyanusu’na açılan Füceyre (Fujairah) Limanı üzerinden dünya pazarlarına günlük 1,8 milyon varil petrol satabiliyor.

BAE Emirliklerinden Abu Dabi'nin devlet petrol şirketi (ADNOC), bu hatta ilaveten yine Füceyre’ye uzanacak 300 km uzunluğunda ve 3 milyar dolara mal olacağı hesaplanan yeni bir petrol boru hattının inşaatını hızlandırıyor. Mevcut hatta paralel olarak uzanacak projeyle, Füceyre üzerinden bugünkü 1,8 milyon varile ilave günlük 1,2 milyon varil petrol ihracı mümkün olabilecek..

Son Hürmüz krizinden önce başlayan ve bugün itibarıyla yarı yarıya tamamlanan boru hattının 2027 yılı başlarında bitirilmesi hedefleniyor. Ancak hattın inşası tamamlansa bile Füceyre Limanı'nın günlük 3 milyon varili aşacak petrolü depolama vb. ek tesislere uygun şekilde büyütülmesi gerekeceğinden, tam kapasite ile ihracat 2027 yılının ortalarını bulacak…

İran petrolünü ve Hürmüz’ü devre dışı bırakacak arayışlar Körfez ülkeleriyle sınırlı değil…

Ülkenin ayakta kalmasının tümüyle petrol gelirlerine bağlı olan ve yıllık bütçesinin yüzde 90’ını petrol satışından elde eden Irak, bugün Hürmüz’e o kadar bağımlı ki; boğaz trafiğinin durmasıyla nefes alamaz hale geldi.

Yeni Başbakan El-Zeydi’ nin son ABD ziyaretinde Irak yönetimi, Washington’daki ABD şirketleriyle Trump’ ın direktifleri doğrultusunda boru hattı ve yeni petrol üretim projelerinin gerçekleştirilmesi amaçlı uzun vadeli anlaşmalara imza attı.

Bununla da yetinilmedi; kriz öncesi günde 3 milyon varilden fazla petrolün ihraç edildiği Basra'daki petrol terminalinden Akdeniz kıyısındaki Türkiye'nin Ceyhan Limanı'na petrol ulaştıracak boru hattı inşası çalışmaları hızlandırıldı…

Bu hattın sadece Ceyhan’a değil, ikinci bir kolla Suriye'deki Akdeniz limanı Baniyas' a uzatılması da planlanıyor. ABD’nin "kritik bir enerji koridoru" olarak adlandırdığı Baniyas' a, bu boru hattı aracılığıyla günde yaklaşık 2 milyon varil petrol akıtılabilecek.

Irak, ihracat alternatiflerini çeşitlendirmek amacıyla Basra'dan Ürdün’ün Akabe Limanı'na petrol taşıyacak boru hattı projesini hayata geçirmek için de yoğun çaba gösteriyor.

Amaç; petrolü Akabe’den Kızıldeniz’ e ulaştırıp Asya'ya ve daha uzak ülkelere ya da Süveyş üzerinden Avrupa’ ya ulaştırmak…

Ancak bu yatırımların hayata geçmesi hem zaman alacak hem de maliyetleri artıracaktır. Kaldı ki İran ile birlikte hareket eden Yemen’deki Husilerin son saldırıları, bu alternatif güzergâhların da ciddi güvenlik riskleri taşıdığını kanıtladı.

Uzmanlara göre, Hürmüz Boğazı'nı bypass edecek yeni projeler zamanında tamamlanabilirse 2028 yılı sonu itibarıyla günde 7,3 milyon varil ek taşıma kapasitesi sağlayabilir. Analistler, bu projelerin Hürmüz üzerinden Körfez ülkeleri ve Irak’ın kriz öncesi toplam 23 milyon varillik günlük petrol ihracatının önemli bir kısmını üstlenebileceği görüşünde.

Tabii, Yemen’deki Husilerin Kızıldeniz'i Aden Körfezi'ne bağlayan Bab el-Mandeb Boğazı'nda gemi trafiğini sekteye uğratmaması koşuluyla…

Kaldı ki kara boru hatlarını bekleyen riskler de az değil. Örneğin Suudi Arabistan'ın 1.200 km’lik can damarı olan Doğu-Batı boru hattı, Mayıs 2019'da Husilerin insansız hava aracı saldırısı sonucu kapatılmak zorunda kalmıştı.

Öte yandan petrol boru hatları, gemilerle taşınan Sıvılaştırılmış Doğal Gaz (LNG) tedarikindeki devasa krizleri çözmeye yetmiyor. Kriz öncesinde dünya doğal gaz arzının %20’si Katar LNG'siyle karşılanıyor ve başta Japonya ile Güney Kore olmak üzere Asya'nın gereksinimini sağlıyordu. Hürmüz’ün kapanması bu hayati güzergâhı da tamamen kilitledi.

Çözüm ise Suriye iç savaşından önce planlanan ve esasen o savaşın ortaya çıkmasındaki en önemli nedenlerden biri sayılan projede yatıyor: Katar doğal gazının Ürdün ve Suriye üzerinden Akdeniz’e, Türkiye üzerinden de Avrupa’ya ulaştırılması…

Hayli karmaşık ve iç içe geçmiş bu kaotik tablo; bölgesel savaşın nasıl sönümleneceğine ve Hürmüz krizinin çözüme kavuşup kavuşamayacağı gibi etmenlerle şekillenecek…

Bekleyip göreceğiz…