Temizlik... Aslında sadece evimizin değil, karakterimizin de aynasıdır.
Bayram gelir, dip bucak temizlik yaparız. Camlar silinir, halılar yıkanır, perdeler değişir. Günlük hayatımızda da evimizin en küçük köşesindeki toza bile tahammül edemeyiz. Misafir gelecek diye günler öncesinden hazırlık yapar, yaşadığımız alanı adeta bir saraya çeviririz.
Peki ya kapımızın önü?
İşte tam da orada bambaşka birine dönüşüyoruz.
Evimizin içini gözümüz gibi korurken, ortak yaşam alanlarımızı aynı özenle sahiplenemiyoruz. Kimi zaman elimizdeki pet şişeyi, kimi zaman sigara izmaritini, kimi zaman da küçük bir ambalajı "bir şey olmaz" diyerek yere bırakıyoruz. Sonra da o sokaktan geçerken belediyeyi, komşuyu ya da başkasını suçluyoruz.
Oysa kirlettiğimiz yer, aslında kendi yaşam alanımız.
Bir dönem sosyal medyada hepimiz "çevre duyarlılığı" paylaşımları yaptık. Çöp toplama etkinlikleri düzenledik, videolar çektik, fotoğraflar paylaştık. Farkındalık oluşturduk ama farkındalığı davranışa dönüştürmekte aynı başarıyı gösteremedik. Gösteriş kolaydı, alışkanlık edinmek ise zor geldi.
Hafta sonu ailemizle pikniğe gidiyoruz. Deniz kenarında ya da yemyeşil bir ormanda oturacak en temiz yeri arıyoruz. Çocuklarımız temiz çimlerde oynasın istiyoruz. Ama dönerken geride bıraktığımız poşetler, pet şişeler ve yiyecek ambalajlarıyla o güzelliği kendi ellerimizle yok ediyoruz.
Hiç düşündünüz mü?
O çöplerin ayakları yok.
Hiçbiri yürüyerek gelmedi oraya.
Hepsi birimizin elinden çıktı.
Tarihi sokaklarda da manzara farklı değil. Yüzyılların mirası taş binaların arasında yürürken, ayağımıza takılan plastik bir bardak ya da içecek kutusu bizi tarihten koparıp bugünün umursamazlığıyla yüzleştiriyor. Geçmişe saygıyı konuşuyoruz ama geleceğe bırakacağımız çevreyi çoğu zaman ihmal ediyoruz.
Üstelik çözüm sandığımız kadar zor değil.
Çoğu yerde çöp kutusu var. Belki sadece iki adım daha fazla yürümek gerekiyor. Belki de mesele, yürümek değil; sorumluluk almaya istekli olmak.
Temiz bir şehir yalnızca belediyelerin başarısıyla oluşmaz. Belediye temizler, vatandaş korur. Bu iki görev birbirini tamamladığında sokaklar gerçekten yaşanabilir olur.
Gelin, çocuklarımıza sadece temiz evler değil, temiz sokaklar da bırakalım. Onlara çevre sevgisini nasihatlerle değil, davranışlarımızla öğretelim. Çünkü onlar bizim söylediklerimizi değil, yaptıklarımızı örnek alacak.
Güzel ülkemizin güzel insanları...
Daha temiz sahillerde yürümeyi, yemyeşil parklarda huzur bulmayı, tarih kokan sokaklarımızı gururla misafirlerimize göstermeyi hepimiz hak ediyoruz.
Belki de bunun başlangıcı, elimizdeki çöpü yere değil çöp kutusuna bırakacak kadar duyarlı olmaktan geçiyor.
Bazen koskoca bir değişim, yalnızca atılan iki küçük adımla başlar.