İlhan KARAÇAY yazdı:
CORENDON’UN YENİ SEYAHAT VİZYONU YEŞİM CANDAN’A EMANET
Şirket, Amsterdam-Zuid’ın seçkin caddelerinden Cornelis Schuytstraat’ta ilk Corendon Travel Boutique’i açtı. 28 Ağustos 2026’da resmen açılan ve ertesi günden itibaren ziyaretçilerini kabul etmeye başlayan bu yeni mekân, yalnızca tatil satılan bir acente olarak değil, tatilin daha yolculuğa çıkmadan başladığı bir deneyim merkezi olarak tasarlandı.
Günlük yönetim, Hollanda kamuoyunun yazar, köşe yazarı, radyo ve televizyon sunucusu olarak tanıdığı Yeşim Candan’a verildi. Corendon açısından bu tercih tesadüf değildir. Candan daha önce şirketin Halkla İlişkiler bölümünde çalışmış, kurucu ortak Atilay Uslu ile yıllara dayanan bir ilişki kurmuştu. Turizm ise O’nun hayatına sonradan girmiş bir alan değil, çocukluğundan beri içinde bulunduğu bir dünyaydı.
“TEKLİF GELDİĞİNDE BİR SANİYE BİLE TEREDDÜT ETMEDİM”
Corendon CEO’su Günay Uslu’nun teklifini neden hemen kabul ettiği sorulduğunda Candan’ın cevabı, kişiliğini de özetliyordu: “Bu görev bana bütünüyle uyuyor. Günay bana sorduğunda bir saniye bile tereddüt etmedim. Benim adım Yeşim ama şaka yollu hep ‘Yes, I am’ derim. Yeni meydan okumalara neredeyse her zaman “evet” derim. Corendon’un özel bir girişimcilik zihniyeti var. İmkânsızlıkları düşünmek yerine, ‘Neden olmasın?’ diye soruyor.”
Bu sözler, O’nun daha önce kurduğu YES I’M markasını da hatırlatıyor.
Yeşim adını İngilizce “Yes, I am” ifadesine dönüştüren Candan için “evet” yalnızca bir kelime değil, yeni bir başlangıca hazır olma biçimidir.
REİSTÜRK’TE UÇAK BİLETLERİNİN ARASINDA BÜYÜDÜ
Yeşim Candan’ın anne ve babası yıllar önce Ankara yakınlarındaki bir köyden Rotterdam’a taşındı. Orada Türkiye ve Fas seyahatlerinde uzmanlaşan Reisturk adlı seyahat acentesini kurdular. Candan, acentede geçen çocukluk yıllarını şöyle anlatıyor: “Ben kelimenin tam anlamıyla uçak biletlerinin arasında büyüdüm. Küçük bir kızken seyahat belgelerini götürür, müşterilere kahve yapar, temizlik yapar ve elimden gelen her işe yardım ederdim. Annemle babam rezervasyonları yapardı ve dükkân her zaman çok kalabalıktı. İnsanların seyahat danışmanlarına ne kadar büyük güven duyduklarını yakından gördüm.”
Yeni görevi, bu nedenle yalnızca kariyer değişikliği değil, anne ve babasına bir saygı duruşudur. Babasının, uçuşunu kaçıran bir müşterinin gece yarısı telefonuyla uyandığında bile hemen yeni bilet aramaya başladığını hatırlıyor. Candan’a göre iyi bir seyahat acentesinin özü, sattığı paketten önce müşterisine karşı duyduğu sorumluluktur.
“BENİM İÇİN BU, EVE DÖNMEK GİBİ”
Corendon’un resmi tanıtımında Yeşim Candan, yeni görevini yalnızca bir iş değişikliği olarak değil, başladığı yere dönüş olarak anlatıyor. Yıllar boyunca medya, girişimcilik ve toplumsal tartışmalarda edindiği deneyimi şimdi yeniden seyahat dünyasına taşıyor.
“Benim için bu, eve dönmek gibi. Anne ve babamın seyahat acentesinde büyüdüm ve tatil seçiminde kişisel temasın ne kadar önemli olduğunu biliyorum. Medyada soru sormayı, girişimcilikte ise beklememeyi öğrendim. Burada bu iki deneyimi bir arada kullanabilirim.”
SEYAHAT DANIŞMANI DEĞİL, “REISCOACH” OLMAK İSTİYOR
Candan, Travel Boutique’te elbette tatil satacak. Fakat kendisini yalnızca rezervasyon yapan bir görevli olarak görmüyor. “Reiscoach”, yani seyahat koçu olmayı hedefliyor. Müşterinin elinde hazırlanmış bir planla gelmesini beklemek yerine önce O’nu dinlemek istiyor: Dinlenmeye mi ihtiyacı var, macera mı arıyor, ailesiyle nitelikli zaman mı geçirmek istiyor? Tatil seçimi bu ihtiyaçlardan hareketle yapılacak.
“İnsanların tamamen hazırlanmış bir planla gelmesi gerekmiyor. Ben önce neye ihtiyaç duyduklarını duymak istiyorum. Onları ne mutlu eder? Dinlenmeye mi, maceraya mı, aileleriyle kaliteli zamana mı ihtiyaçları var? Doğru tatili oradan hareketle birlikte bulacağız.”
Yeşim Candan, kendi çocuklarıyla ilk kez her şey dâhil bir tatile çıktığında, tatil kavramını yeniden keşfettiğini söylüyor. Bir tatil evinde alışveriş, yemek, bulaşık ve planlama devam ettiği için özellikle çocuklu ailelerin dinlenemediğini; gerçekten dinlenmenin bazen bütün bu işlerden kurtulmakla mümkün olduğunu düşünüyor.
OTEL LOBİSİ, AIRPORT LOUNGE VE MAHALLE SICAKLIĞI
Travel Boutique’in iç mekânında otel lobisi ile airport lounge havası birleştirildi. Ziyaretçiler yalnızca rezervasyon için değil, kahve içmek, yeni destinasyonlar hakkında bilgi almak ve sohbet etmek için de içeri girebilecek. Çiçekler karşıdaki çiçekçiden, şaraplar komşu esnaftan, ikramlar ise aynı caddedeki işletmelerden gelecek. Otel tanıtımları, kitap sunumları, ilham toplantıları ve mahalle buluşmaları düzenlenecek.
Yeşim Candan’ın Amsterdam-Zuid’da uzun yıllardır yaşaması bu yaklaşım için önemli. Çocuklarının okulundan Nyenrode çevresine, girişimci ağlarından esnaf birliğine kadar geniş bir çevresi var. O da bu ağı Travel Boutique’e taşımayı planlıyor.
“İçeri giren insanların kendilerini hemen hoş karşılanmış hissetmelerini, oturmalarını ve belki planladıklarından daha uzun kalmalarını istiyorum. Evime gelenlere önce yiyecek ve içecek ikram ederim. Bizim ailede böyledir. Travel Boutique’te de aynı duyguyu yaratmak istiyorum.”
Corendon, yeni mekânla mevcut seyahat acentesi ortaklarına rakip olmayı hedeflemediğini özellikle vurguluyor. Boutique yalnızca Corendon’un kendi ürünlerini satacak. Şirketin klasik paket tatillerinin yanı sıra By June villaları, özel butik oteller, lüks resortlar, cruise seyahatleri ve premium konaklama seçenekleri yeni müşteri kitlesine anlatılacak.
“İNSANLAR, HAYDİ CORENDON’A UĞRAYALIM DESİNLER”
Travel Boutique’in iç mekân tasarımı. Corendon, dijital dünyada yeniden değer
kazanan kişisel temas ve misafirperverlik üzerine yeni bir model kuruyor.
Candan’ın bir yıl sonrası için kurduğu hayal, satış rakamlarından önce mekânın yarattığı merakla ilgilidir. İnsanların yalnızca tatil almak için değil, içeride ne olduğunu görmek için sıraya girmesini; “Haydi Corendon’a uğrayalım” demesini istiyor. Bu hedef, yeni işin özünü anlatıyor: Önce insan, sonra güven, ardından seyahat.
ŞİMDİ, BU YENİ GÖREVİN ARDINDAKİ HAYAT HİKÂYESİNE BAKALIM ve YEŞİM CANDAN’I TANIYALIM
Corendon’daki yeni görevin neden Yeşim Candan’a verildiğini anlamak için O’nun yalnızca bugünkü ünvanına bakmak yetmez. Rotterdam’ın yoksul bir mahallesinden başlayıp iş dünyasına, entegrasyon çalışmalarına, siyasete, yazarlığa, radyo ve televizyona, kadın hakları mücadelesine uzanan hayatı, yeni işinin de gerçek arka planını oluşturuyor.
1968’DE BAŞLAYAN AİLE HİKÂYESİ
Yeşim Candan’ın büyükbabası 1968 yılında Ankara yakınlarındaki Tuz Gölü havzasından Hollanda’ya geldi. Aile, Hollanda’daki ilk Türk göçmen kuşağının çalışma ve tutunma mücadelesini yaşadı. Babası Rotterdam’daki ilk Müslüman kasaplardan birini açtı; daha sonra farklı dükkânlar ve Reisturk seyahat acentesi geldi. Candan, ailesini her zaman girişimci olarak gördüğünü söylerken çocukluğunda zihnine yerleşen cümleyi de açıklıyordu: “Kazanmak için yaşa, kaybetmek başarısızlara aittir. İçinden çıktığım semt bana kavgayı öğretti. Buna rağmen hep birleştirmeden yana oldum. Bana engel olmalarına izin vermedim.”
1975: ROTTERDAM-WEST’TE “KÜÇÜK TÜRKİYE”NİN ÇOCUĞU
Yeşim Candan, 12 Mayıs 1975’te Rotterdam’da doğdu. Çocukluğu Rotterdam-West’te, yoksulluğun, sokak kavgalarının ve uyuşturucu sorununun hissedildiği bir çevrede geçti. Polislerin sık görüldüğü sokaklarında neredeyse bütün çocuklar Türk olduğu için yaşadığı yer “Küçük Türkiye” diye anılıyordu. Hollandacayı ilkokulda öğrendi. “Ayrımcılık gerçeğini biliyorum. Rotterdam-West’te yoksul bir semtte büyüdüm. Benim oturduğum sokak “Küçük Türkiye” idi. Hep Türk çocuklarıyla oynadım ve Hollandacayı ilkokulda öğrendim. Eskiden Türkler arasında gruplaşmalar yoktu. Bölünmemiş bir toplumduk ve o toplumun bir parçası olmaktan gurur duyuyordum.”
Yıllar sonra fırsat eşitliğini tartışırken kullandığı “Benim beşiğim bir gettodaydı” sözü, bu çocukluk deneyiminin kısa ama güçlü bir özetidir: “Beşiğinizin nerede olduğu genellikle geleceğinizi belirler. Her zaman değil elbette. Çünkü benim beşiğim bir gettodaydı ve çok çalışarak bulunduğum yere geldim. Ama bu, yoksul bir mahallede doğan her çocuk için geçerli bir kural değildir.”
İKİ KÜLTÜRÜN ARASINDA DEĞİL, İKİSİNİN DE İÇİNDE
Yeşim Candan’ın gençlik yıllarından bir başka kare.
Candan’ın kimlik anlayışı, hayatının ilk yıllarından itibaren Hollanda’da büyümek ile Türk bir aile tarafından yetiştirilmek arasındaki bağı kabul etmeye dayanıyordu. O, bu iki yönün birbirini yok etmesini değil, birbirini tamamlamasını savundu. Eski bir röportajındaki sözleri bu yaklaşımı açıklıyordu: “Bütün hayatım boyunca Hollanda’da yaşadım, ama anne ve babam Türk. Hollanda toplumu beni yetiştirdi, ailem ise kim olduğumu ve nereden geldiğimi öğretti. Bunlardan birini seçmemi istemek, hayatımın yarısını inkâr etmemi istemektir.”
Nyenrode yıllarında elinde kırmızı şarapla bir toplantıya katıldığında, dininin buna izin verip vermediğinin sorulduğunu; kendisini yürekten Türk hissettiğini söylediğinde ise yine şaşkınlıkla karşılandığını anlatmıştı. Cevabı kesindi: “Milliyet, nerede büyüdüğünle değil, seni kimin yetiştirdiğiyle ilgilidir. Benden köklerimi inkâr etmemi isteyemezsiniz. İnsanların artık at gözlüklerini çıkarmasının zamanı geldi. İki kültürlü biri olarak ne yapsanız yine yanlış sayılıyorsunuz.”
EĞİTİMDEN İŞ DÜNYASINA: NYENRODE, KLM CARGO VE RECKITT BENCKISER
Ortaöğrenimin ardından Rotterdam International School of Economics’te okudu. Dünyanın farklı kültürlerinden öğrencilerle aynı ortamda bulunması, insan ve kültür meselelerine ilgisini büyüttü. Daha sonra Nyenrode Business Universiteit’te işletme eğitimi aldı. Bitirme çalışmasını KLM Cargo’da yaptı. Profesyonel hayatına uluslararası tüketim ürünleri şirketi Reckitt Benckiser’de başladı.
Fakat kurumsal kariyer, toplumdaki önyargılara ve yetenek kaybına karşı duyduğu rahatsızlığı gidermiyordu. Fas’ta profesörlük yapmış bir kişinin Hollanda’da yıllarca iş bulamamasına, MBA eğitimi almış bir Türk gencinin asbest temizlemek zorunda kalmasına isyan ediyordu. Bu örneklerin yalnızca kişisel dram değil, Hollanda ekonomisinin de kaybı olduğunu düşünüyordu.
“HOLLANDSE OBAMA” DİYE TANITILDI, ÖNYARGILARA SERT ÇIKTI
De Telegraaf, 32 yaşındaki Yeşim Candan’ı yüksek eğitimli göçmen kökenli yeni kuşağın simgelerinden biri olarak tanıtırken “Hollandse Obama” benzetmesini kullandı. Haber, O’nun De Baak’ta önyargıları kırmak için yürüttüğü çalışmaları anlatıyor ve başlığa şu keskin cevabı taşıyordu: “Türkler tembel mi? Bence asıl Hollandalılar tembel!”
Bu cümle, bilimsel bir genelleme değil, göçmenleri kolayca “tembel” diye yaftalayan zihniyete yöneltilmiş bilinçli bir ters köşeydi. Candan’ın kamusal üslubu böyle şekillendi: Önce dikkat çekmek, sonra yerleşmiş kanaatin arkasındaki çifte standardı göstermek.
Aynı haberde, karşılaştığı bir boyacının kendisine “Tatlım, sen hangi ırktansın?” diye sorduğu aktarılıyordu. Candan’ın itirazı, köken sorusunun tek başına sorulmasına değil; bütün kişiliğinin bu soruya indirgenmesineydi.
“ALLOCHTOON” YERİNE “BICULTUREEL”
Yeşim Candan’ın Hollanda’daki toplumsal tartışmaya en kalıcı katkılarından biri, “allochtoon” kelimesine karşı “bicultureel”, yani iki kültürlü kavramını savunmasıdır. “Allochtoon” insanların önce yabancılığını, sonra kişiliğini hatırlatan bir damgaya dönüşmüştü. Candan ise ikinci kültürün kusur değil, birikim ve güç olduğunu anlatmak istiyordu.
De Baak Management Centrum VNO-NCW’de çalışırken bu düşünceyi iş dünyasına taşıdı. Mesajı, şirketlerin çeşitliliği bir sosyal yardım konusu gibi değil, uluslararası rekabet, yeni pazarlar ve farklı bakış açıları sağlayan ekonomik değer olarak görmesiydi.
“INSPIRATIE VOOR INTEGRATIE”:
SORUN DEĞİL, ÇÖZÜM ÜRETEN GENÇLER
De Baak bünyesinde başlattığı “Inspiratie voor Integratie” yarışmasına 125 proje başvurdu. On beş genç girişimci, cezaevi ziyaretinden entegrasyon oyununa, kültürlerarası tiyatrodan sanal müzeye ve inançlararası yardım konserine uzanan fikirlerini geliştirmek için eğitim aldı.
“Finalistlerimiz alınlarına bir damga vurulup bir kutuya sıkıştırılmaktan bıktılar. Sürekli ‘allochtoon’ diye görülmekten ve kendilerini açıklamak zorunda kalmaktan bıktılar. Onlar rol modellerdir. İki kültürlülerin gücünü göstermeliler.”
Projenin olumlu dili, dönemin Başbakanı Jan Peter Balkenende, Ahmed Aboutaleb, Kraliçe Máxima ve Neelie Kroes gibi farklı çevrelerden isimleri bir araya getirdi. Candan’ın asıl başarısı, entegrasyon tartışmasını yalnızca suç, işsizlik ve uyumsuzluk başlıklarından çıkarıp yetenek, girişim ve rol model kavramlarıyla buluşturmasıydı.
“Inspiratie voor Integratie” projelerinden birinde gençlerle çalışma. Amaç, gençleri sorunların nesnesi değil, çözümün öznesi hâline getirmekti.
2009: YES I’M, KENDİ ADINDAN ÇIKAN ÖZGÜVEN ÇAĞRISI
2009’un sonunda YES I’M adlı şirketini kurdu. Kendi adından ürettiği bu marka, “Kim olduğunla ve yapabildiklerinle gurur duy” mesajını taşıyordu. Candan; çeşitlilik, yetenek geliştirme, ağ kurma ve ilham konularında dersler ve atölyeler verdi; toplantı yöneticisi, sunucu ve tartışma moderatörü olarak görev yaptı.
YES I’M, hem Yeşim Candan’ın kurduğu şirketin adı hem de yeni meydan okumalara “evet” deme felsefesiydi.
2010: PARTİJ ÉÉN İLE “DUTCH DREAM” ARAYIŞI
2010’da Partij Eén hareketini başlattı. Hareket, sol ve sağ etiketlerinden önce değerlere dayanan yeni bir siyaset arıyordu. Girişimcilik ile idealizmi, bireysel sorumluluk ile sürdürülebilirliği aynı çatı altında buluşturmak; korku ve kutuplaşma yerine bağlantı, insan ve çeşitlilik kavramlarını öne çıkarmak istiyordu.
Partij Eén, Hollanda’nın fırsatlar ülkesi olduğuna ilişkin “Dutch Dream” düşüncesini savundu. Sosyal sistemin insanları edilgenleştirmemesini, girişimcilik eğitiminin ilkokulda başlamasını ve kültürel çeşitliliğin ekonomik fırsat olarak görülmesini önerdi. Candan listenin başına geçmekten çok, hareketi bir arada tutan kurucu rolünde kalacağını açıklamıştı.
Parti beklediği seçmen desteğini oluşturamadı ve parlamento yolculuğu başlamadan sona erdi. Buna rağmen Candan’ın risk alma isteğini gösterdi. 2010’da aldığı Aletta van Nu Ödülü, bu siyasi girişimin toplumsal görünürlüğünü tescilledi.
Partij Eén buluşmalarından görüntüler. Hareket, korku siyasetine karşı girişimcilik,
idealizm ve çeşitlilik vurgusu yaptı.
2011: “NEDERLAND, WORD WAKKER!”
Yeşim Candan, 2011’de ilk kitabı “Nederland, word wakker!”ı yayınladı. Kitapta entegrasyonun neden başarısız olduğunu sorgularken hem Hollanda toplumuna hem göçmen kökenli topluluklara ayna tuttu. “Hollanda ile Türkiye arasında seçim yapmak, annemle babam arasında seçim yapmak gibidir” diyerek dayatılan sadakat sınavına itiraz etti.
Jan Peter Balkenende karşılıklı saygı mesajını överken, Frits Bolkestein O’nu “sokak savaşçısı” diye tanımladı. Guus Hiddink ise kitabı çok kültürlü toplumu anlamak isteyenlere önerdi. Candan kitabın ilk nüshasını da Hiddink’e sundu.
“Nederland, word wakker!”, Yeşim Candan’ın Hollanda’ya ve göçmen kökenli topluluklara birlikte yönelttiği uyanış çağrısıydı.
2018: “ERDOĞAN’IN ŞEFKATİ İLE RUTTE’NİN SOĞUKLUĞU ARASINDA”
De Volkskrant’ta Yeşim Candan’ın görüşlerine yer verilen gazete sayfası.
30 Haziran 2018’de de Volkskrant’ta yayınlanan uzun yazısı, Yeşim Candan’ın en çok yankı uyandıran çıkışlarından biri oldu. Türkiye’deki seçim gecesi Amsterdam’daki Mercatorplein’de Erdoğan’ın zaferini kutlayan gençleri görünce şaşırmış, burada doğup büyüyen insanların neden kendilerini uzaktaki bir lidere bu kadar güçlü biçimde bağladıklarını sorgulamıştı.
Yazı iki tarafa birden yöneliyordu. Erdoğan yönetiminin Türk toplumundaki bölünmeleri derinleştirdiğini söylüyor; aynı zamanda Mark Rutte’nin “Pleur op”, yani “Defolup gidin” söyleminin, dışlanan Türk gençlerini Erdoğan’ın kucağına ittiğini savunuyordu. De Volkskrant yazıyı “Erdoğan’ın şefkati ile Rutte’nin soğukluğu arasında” ve “Türk Hollandalılar iki popülist akım arasında sıkışıyor” mesajlarıyla sundu.
“Karına ‘Defol git’ dersen, eninde sonunda O’nu başka bir erkeğin kucağına itersin. Hollandalı genç Türkler arasında tanık olduğumuz budur. Erdoğan onlara ‘Siz benim vatandaşlarımsınız, lideriniz benim’ diyor ve gurur duyacakları bir kimlik sunuyor.”
Candan, Türk toplumuna da sorumluluk çağrısı yaptı. İslamcılar ile laikler aynı fikirde olmasa bile konuşmayı sürdürmeli, tehdit ve yıldırmaya izin vermemeliydi. Son sözü, iki ülkenin liderlerinden bağımsız yaşama iradesiydi: “Asıl liderlik, buradaki toplum yaşamında ayakta kalmanın sorumluluğunu taşımaktır. Kendi yaşamına yön vermektir. Bunun için Rutte’ye veya Erdoğan’a ihtiyaç yoktur.”
Hollanda’daki Türk toplumunun aidiyet tartışmasını anlatan çizim.
De Volkskrant’ın, Hollandalı Türklerin Erdoğan ile Rutte arasında sıkışmışlığını anlatan yazı için yayınladığı illüstrasyon.
RUTTE’YE: “NEDEN BU GENÇLERİN BAŞBAKANI OLMUYORSUNUZ?”
Rotterdam olaylarından sonra katıldığı RTL Late Night yayınında, Başbakan Mark Rutte’ye doğrudan bir soru yöneltti. Hollanda’da doğan gençlerin neden Türkiye Cumhurbaşkanı’nı lider olarak gördüğünü sorguladı: “Neden kendinizi bu gençlerin başbakanı olmaya zorlamıyorsunuz? O zaman bu gençler Türk diasporasını tercih etmezlerdi. Bu gençler, Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı lider olarak görüyorlar.”
Rutte’nin cevabı yalnızca “Bu iyi bir soru” oldu; ardından başka bir konuya geçti. Candan yıllar sonra Rutte’nin kölelik geçmişi için özür dilemesini ve Fas kökenli bir çocukla Baarnlı (Zenginler köyü) bir çocuğun aynı fırsatlara sahip olmadığını kabul etmesini ele aldı. Eski “Defol git” söylemi ile yeni fırsat eşitliği dili arasındaki farkı “180 derecelik dönüş” olarak değerlendirdi.
“Defol git”ten, “Seni görüyorum”a… Bu ani dönüşün arkasında ne var? Yoksa bu, çocuk bakımı yardımları skandalı için yapılan bir makyaj mı?”
Bu yorumunda, Vergi Dairesi’ndeki soyad ayrımcılığını, çocukların yoksulluğunu ve zengin ile fakir arasındaki uçurumu hatırlattı. Rutte’nin yeni sözlerini olumlu bulurken, bunların neden ancak on iki yıllık iktidarın ardından söylendiğini sormaktan vazgeçmedi.
YAZARLIK, RADYO VE TELEVİZYONDA TARTIŞMADAN KAÇMAYAN SES
Yeşim Candan; RTL Nieuws, De Telegraaf ve de Volkskrant için yazdı. NPO Radio 2’de “Wild in de Middag” programını sundu, televizyon tartışmalarında yer aldı ve 2026 baharında Het Parool’un köşe yazarları arasına katıldı. Kimlik, siyaset, kadın erkek ilişkileri, ayrımcılık ve ifade özgürlüğü gibi konularda doğrudan konuşması hem geniş destek hem sert tepki doğurdu.
2024’te D66 tartışmalarının ardından “Kendimi kazığa bağlanıp yakılmış gibi hissettim” derken, Hollanda’da ırkçılık, kadın hakları ve eşcinsel hakları için mücadele eden iki kültürlü özgür bir kadına yeterince alan açılmadığını savundu. Kendisini korumak için sessizleşmek yerine, kamusal alandaki sözünü sürdürdü.
2023: D66 LİSTESİNDE YALNIZCA 24 SAAT
2023 genel seçimleri öncesinde D66’nın taslak aday listesinde 11’inci sıraya yerleştirildi. Milletvekilliği ihtimali doğmuştu. Ancak geçmişte Sigrid Kaag için kullandığı ağır ifade ve 2018 ile 2019’da Forum voor Democratie ile yaptığı adaylık görüşmeleri gündeme geldi. D66’ya zarar vermek istemediğini belirterek bir gün sonra adaylıktan çekildi.
Olay, geçmişte yazılmış bir köşe yazısının siyasette yıllar sonra nasıl geri dönebildiğini gösterdi. Candan, partiye geçmiş görüşmelerini bildirmesi gerektiğini sonradan anladığını söyledi. Yaşadığı hayal kırıklığı büyük olsa da, medyadan ve tartışmalardan çekilmedi.
2025: EXPEDITIE ROBINSON’DA KISA AMA ÖĞRETİCİ MACERA
2025’te RTL 4’ün Expeditie Robinson yarışmasına katıldı. Ada macerası kısa sürdü; kaybettiği mücadeleden sonra yarışmaya ilk veda eden isim oldu. Fakat deneyimi başarısızlık diye saklamak yerine, kendi sınırlarını, ekip ilişkilerini ve hayatındaki öncelikleri yeniden düşünmesine yol açan bir yüzleşme olarak anlattı.
2026: KADIN CİNAYETLERİNE KARŞI “11 RED FLAGS”
Son yıllarda kadın cinayetleri, yakın ilişkide şiddet ve “intieme terreur” Candan’ın temel mücadele alanlarından biri oldu. Dünya Kadınlar Günü’nde kırmızı topuklu ayakkabılarla düzenlenen eylemlere öncülük etti. 2026’da yayınlanan “11 Red Flags, Een toxische relatie herkennen en stoppen” adlı kitabında, zehirli bir ilişkinin erken uyarı işaretlerini anlattı.
Sevgi bombardımanı, kıskançlık, kontrol, arkadaş ve aileden uzaklaştırma, takip ve fiziksel şiddet gibi aşamaları gerçek kadın hikâyeleri ve uzman görüşleriyle ele aldı. Kitabın mesajı açıktı: Sevgi güvenli hissettirmeli; sahip olmak değil özgür bırakmak olmalıdır.
BENİM YEŞİM CANDAN İLE HATIRAM
Yeşim Candan, yıllar önce Corendon’un Public Affairs bölümünde çalışırken yaptığım bir ziyaret sırasında fotoğrafımı çekmiş ve sosyal medyada şu notu paylaşmıştı: “İlhan Karaçay, Hürriyet’in Hollanda’daki ilk gazetecilerinden. Bana çok öğüt veren bilge bir adam. Beni eleştiriyor ve bana cesaret veriyor.”
Bu sözler beni elbette mutlu etmişti. Fakat daha önemlisi, Candan’ın eleştiriden kaçmadığını gösteriyordu. O, yalnızca alkış duymak isteyenlerden değildir. Eleştiriyi dinler, gerektiğinde karşı çıkar, tartışır ve sonunda kendi kararını verir. Yıllardır izlediğim Yeşim Candan’ın en belirgin özelliklerinden biri budur.
DÜNÜN REISTURK’U İLE BUGÜNÜN TRAVEL BOUTIQUE’İ ARASINDAKİ KÖPRÜ
Yeşim Candan’ın hayatında birbirinden çok farklı görünen işler vardır: Kasap ve seyahat acentesi işleten göçmen bir ailenin çocuğu, Nyenrode mezunu işletmeci, entegrasyon öncüsü, yeni parti kurucusu, yazar, sunucu, kadın hakları savunucusu ve turizm yöneticisi. Fakat bütün bu rollerin merkezinde aynı iki kavram bulunur: insanları birbirine bağlamak ve insanın kendi hayatının sorumluluğunu alması.
Partij Eén parlamentoya giremedi, D66 adaylığı yalnızca bir gün sürdü, Expeditie Robinson macerası ilk elenmeyle bitti. Kullandığı bazı sözler sert bulundu, siyasi arayışları eleştirildi. Fakat Candan her kırılmadan sonra başka bir kapı açtı. Corendon’un uçak kapısını andıran Travel Boutique cephesi, bu bakımdan yalnızca mimari bir fikir değil, O’nun hayatının yeni kapısıdır.
Rotterdam’daki Reisturk’ta kahve taşıyan ve biletlerin arasında büyüyen küçük Yeşim, bugün Amsterdam-Zuid’da müşterilerini dinleyip onlara seyahat yolculuğu çizmek istiyor. Aradan geçen yıllar O’nu çok farklı alanlara götürdü; ama turizme dönüşü, başladığı yere daha büyük bir deneyimle dönmek anlamına geliyor. “Seyahat yalnızca gidilecek yer değildir. Yaşadığınız duygu, biriktirdiğiniz hatıralar ve edindiğiniz deneyimlerdir. İlk temastan eve döndüğünüz ana kadar gerçek bir deneyim yaratmak istiyoruz.”