Kendine Demokrat Olanlar...
1 Temmuz 2026 tarihinde Toroslar Belediye Meclisi'nde yaşanan olaylar hâlâ hafızalardaki yerini koruyor.
Meclis toplantısının ardından yaşanan gerginlik sırasında gazetecilik görevimi yerine getiriyor, kamu adına görüntü almaya çalışıyordum.
O sırada telefonum zorla elimden alınmak istendi.
Ardından yaşananlar ise sıradan bir arbede değil, organize olduğu izlenimini veren bir linç girişimine dönüştü.
O gün yaşananları kamuoyuyla paylaşıldı.
Türkiye Gazeteciler Konfederasyonu, gazeteci federasyonları ve çok sayıda gazeteciler cemiyeti olayı açık ifadelerle kınadı.
Ancak beni en çok düşündüren, saldırının kendisinden çok sonrasında yaşanan sessizlik oldu.
Özellikle CHP ve DEM Parti yöneticilerinin sessizliği...
Kendilerini demokrasi, insan hakları ve ifade özgürlüğünün savunucusu olarak tanımlayan bu yöneticiler, görüntüleri izlemelerine rağmen tek bir tepki ortaya koymadılar.
Oysa aynı görüntülerde bana yönelik fiziki saldırı bütün açıklığıyla görülüyordu.
Şunu sormak hakkımdır:
Eğer aynı saldırı kendi siyasi görüşlerinden bir meclis üyesine ya da gazeteciye yapılmış olsaydı yine aynı sessizlik mi yaşanacaktı?
İşte bu nedenle eleştirim, bir siyasi partinin bütün seçmenlerine ya da üyelerine değil; bu olay karşısında sessiz kalan CHP ve DEM Parti yöneticilerinedir.
Çünkü demokrasi; yalnızca kendine yapılan haksızlığa itiraz etmek değildir.
Demokrasi, haksızlığa uğrayan kişinin kimliğine, siyasi görüşüne veya dünya görüşüne bakmadan aynı vicdanı gösterebilmektir.
Basın özgürlüğü de böyledir.
Gazetecilik Maskesi Altında Yürütülen Algı Operasyonları
Gazetecilik; bilgi üretme, doğruları araştırma ve kamuoyunu aydınlatma mesleğidir. Ne yazık ki son yıllarda bu kutsal meslek, gazetecilikle ilgisi olmayan, künyesi dahi bulunmayan internet siteleri ve sosyal medya hesapları nedeniyle büyük yara almaktadır.
Bugün Mersin'de yaşananların önemli bir bölümü haber üretmekten çok algı üretmeye dönüşmüş durumda.
Bir bakıyorsunuz Ankara'da hazırlanan bir metin, birkaç dakika sonra Mersin'de künyesiz bir internet sitesinde yayımlanıyor. Ardından aynı merkezden çıkmış gibi birbirini tekrar eden haberler...
"Resti çekti..."
"Görüşmeler başladı..."
"Satıldı..."
"Neden hâlâ harekete geçmiyor?"
Bunlar gerçekten haber mi?
Yoksa birilerine mesaj vermek, siyasi dengeleri etkilemek, belediye başkanları üzerinde baskı oluşturmak ya da kamuoyunu yönlendirmek amacıyla servis edilen işaret fişekleri mi?
Bunun takdirini artık Mersin halkı yapacaktır.
Bizim çağrımız çok nettir.
Kimin yazdığı belli olmayan, künyesi bulunmayan, arkasındaki finansman yapısı bilinmeyen internet sitelerine itibar edilmemelidir.
Gazetecilik; emeği, birikimi ve sorumluluğu olan insanların mesleğidir. Yıllarını bu işe vermiş, doğrusu ve yanlışıyla kamuoyu önünde hesap veren gazeteciler ile kimliği belirsiz yapıların aynı kefeye konulması mümkün değildir.
Elbette herkes özgürdür.
İsteyen partisinde kalır, isteyen başka bir partiye geçer. Bu tamamen kişisel ve siyasi bir tercihtir.
Aynı şekilde belediye başkanlarının başarılarını ya da başarısızlıklarını, partilerinde kalıp kalmayacaklarını değerlendirecek olan da sosyal medya trolleri veya algı merkezleri değil, sandıkta oy kullanan Mersin halkıdır.