Hollanda’da Büyüyen, Türkiye’de İz Bırakan Bir Başarı Destanı

Abone Ol

Kars’ın Susuz ilçesine bağlı Erdağı Köyü’nden Hollanda’ya uzanan yolculuk… Dil bilmeden başlayan mücadele, bugün Avrupa’nın en tanınmış Türk yatırım gruplarından birine dönüştü.

Edelstaal Group’un kurucuları arasında yer alan Turgut Torunoğulları, sanayiden turizme uzanan yatırımlarıyla Avrupa’da binlerce kişiye ulaşan uluslararası bir organizasyon oluşturdu.

HOTİAD Başkanlığı, DEİK ve Dünya Türk İş Konseyi’ndeki (DTİK) görevleri sırasında yalnızca iş dünyasını değil, Avrupa’da yaşayan Türk toplumunun ortak meselelerini de Ankara’nın gündemine taşıdı.

Üç aylık Triptik uygulamasının iki yıllık geçici ithalat hakkına dönüştürülmesi için yürütülen girişimlerin öncü isimleri arasında yer aldı; daha sonra da otomobil kullanımındaki mağduriyetin giderilmesi için Ankara’da bizzat temaslarda bulunarak yönetmelik değişikliğine katkı sağladı.

Bedelli askerlikten gurbetçilerin gümrük sorunlarına kadar pek çok konuda yürüttüğü çalışmalar, onu yalnızca başarılı bir iş insanı değil, Avrupa Türklerinin haklarını savunan etkili bir sivil toplum temsilcisi hâline getirdi.

Türkiye’de ORKA Hotels yatırımlarıyla turizm sektörüne de güçlü bir giriş yapan Torunoğulları ailesi, sanayide oluşturduğu kalite anlayışını turizme de taşıdı; eğitime yaptığı yatırımlarla doğduğu Kars’a kalıcı eserler kazandırdı.

İkinci kuşak da önemli görevler üstlendi. Ercan Torunoğulları, Türkiye Turizm Tanıtım ve Geliştirme Ajansı (TGA) Ege Bölgesi Yönetim Kurulu Başkanlığı’nın ardından AK Parti Genel Merkez Dış İlişkiler Başkan Yardımcılığı görevine getirildi. Ertan ve Aykut Torunoğulları spor kulüplerinin yönetimlerinde görev alırken, Erdal Torunoğulları da iş dünyasındaki yönetim tecrübesini spor camiasına taşıdı.

Yarım asrı aşan gazetecilik tanıklığı, arşiv belgeleri, fotoğraflar ve birebir gözlemler ışığında hazırlanan bu biyografi; yalnızca bir ailenin değil, Avrupa’daki Türk girişimciliğinin gelişim sürecini de belgeleyen kapsamlı bir çalışma niteliği taşıyor.

Başarı, bazen rakamlarla ölçülür; bazen de aldığı ödüllerle tescillenir. Turgut Torunoğulları’nın yıllar boyunca Türkiye ve Avrupa’da layık görüldüğü ödüller, yalnızca iş hayatındaki başarısını değil, iki ülke arasında kurduğu köprüleri, topluma yaptığı katkıları ve geride bıraktığı kalıcı izi de belgelemektedir.

(Yazıların Hollandacasını en altta bulacaksınız.
De Nederlandse versie staat onderaan)


İlhan KARAÇAY yazdı:

Değerli Okurlarım,

Gazetecilik hayatım boyunca binlerce insanla görüştüm.
Cumhurbaşkanlarıyla konuştum.
Başbakanlarla röportajlar yaptım.
Bakanları dinledim.
Büyükelçilerle aynı masada oturdum.
Dünyanın tanınmış sanatçılarını, sporcularını ve iş insanlarını yakından izledim.
Yarım asrı aşan gazetecilik hayatım boyunca hep aynı gerçeği gördüm.

Bazı insanlar yalnızca kendi hayatlarını değiştirir.
Bazıları ise yaşadıkları toplumun kaderine dokunur.
Bugün anlatacağım hikâye, işte ikinci gruba giren insanların hikâyesidir.

Aslında bu dosyayı hazırlarken amacım yalnızca başarılı bir iş insanının biyografisini yazmak değildi. Çünkü başarı, sadece kurulan şirketlerle, yapılan yatırımlarla ya da kazanılan parayla ölçülmez. Bir insanın gerçek büyüklüğü, arkasında bıraktığı izlerle anlaşılır.

Turgut Torunoğulları’nın hikâyesi de tam böyle başlıyor.
1958 yılında Kars’ın Susuz ilçesine bağlı Erdağı Köyü’nde dünyaya gelen bir çocuk…
Henüz yirmi bir yaşındayken daha iyi bir gelecek kurabilmek için Hollanda’nın yolunu tutuyor.
Yanında büyük bir sermaye yok.
Hazır bir işi de yok.
Dil bilmiyor.
Kimseyi tanımıyor.
Önünde nasıl bir hayat bulunduğunu da kestiremiyor.
Ama bildiği tek bir şey var: Başarmadan geri dönmeyecek.

Bu karar, genç bir gurbetçinin kendi kendine verdiği sıradan bir söz değildi.
Aslında kırk yılı aşacak iş hayatının temelini oluşturacak kararlılığın ilk ifadesiydi.
Bugün geriye dönüp baktığımızda karşımızda yalnızca Edelstaal Group’un kurucularından birini görmüyoruz.
Sanayiden turizme uzanan uluslararası yatırımları…
Avrupa’daki Türk girişimcileri temsil eden çalışmaları…
Hollanda Türk İşadamları Derneği HOTİAD’daki öncü rolünü…
DEİK ve Dünya Türk İş Konseyi’nde üstlendiği görevleri…

Ve doğup büyüdüğü Kars’a kazandırdığı eğitim yatırımlarını da görüyoruz.
Ancak bunların hiçbiri bir günde gerçekleşmedi.
Her büyük başarının görünmeyen bir başlangıcı vardır.

ÖNCE BUGÜNKÜ ZİRVEYE BAKALIM…

Şimdi isterseniz zamanın akışını kısa bir süreliğine değiştirelim. Sizlere tanıtmaya çalışacağım Turgut Torunoğulları ve kardeşlerinin, bu meşakkatli yolculuktaki ilk yıllarını anlatmadan önce, bugün ulaştıkları noktayı görmekte yarar var. Çünkü bazen bir başarı hikâyesinin değerini anlayabilmek için, önce zirveyi görmek; ardından o zirveye çıkan zorlu yolu birlikte yürümek gerekir. Şimdi sözü, Torunoğulları ailesinin iş dünyasında, sivil toplumda ve Türkiye ile Avrupa arasında üstlendiği önemli görevlere bırakıyoruz.

HOTİAD’DA YENİ BİR DÖNEM

Turgut Torunoğulları, Dernek çalışmalarında kısa sürede dikkat çeken isimlerden biri oldu.
Yeni iş kuran girişimcilere yol gösteriyor…
Kurumlar arasındaki ilişkilerin gelişmesi için yoğun çaba harcıyordu.

Bu çalışmalarının sonucunda Hollanda Türk İşadamları Derneği HOTİAD Başkanlığı görevine seçildi.
Ancak o, bu görevi hiçbir zaman bir makam olarak görmedi.
Ona göre başkanlık, daha fazla sorumluluk üstlenmek demekti.
Artık yalnızca kendi şirketini değil, yüzlerce Türk iş insanının beklentilerini de temsil ediyordu.
Kapısı herkese açıktı.
İlk şirketini kurmaya hazırlanan genç girişimciye de…

Yıllardır ticaret yapan deneyimli iş insanına da aynı yakınlığı gösteriyordu.
Çünkü onun anlayışına göre bilgi paylaşıldıkça çoğalıyor, tecrübe aktarıldıkça değer kazanıyordu.
Bu anlayışla HOTİAD döneminde yalnızca olağan toplantılar yapılmadı.
İş dünyasını ilgilendiren konularda seminerler düzenlendi.
Bakanlar davet edildi.
Belediye başkanlarıyla buluşmalar gerçekleştirildi.
Büyükelçiler…
Başkonsoloslar…
Ekonomi temsilcileri…
Akademisyenler…
Bankacılar…
Aynı masa etrafında bir araya getirildi.

Amaç yalnızca toplantı yapmak değildi.
Birbirini tanıyan insanların birlikte üretmesini sağlamaktı.
Torunoğulları, iş dünyasında güvenin en büyük sermaye olduğuna inanıyordu.
Bu nedenle kurulan her yeni dostluğu, geleceğe yapılmış bir yatırım olarak değerlendiriyordu.

TÜRKİYE İLE HOLLANDA ARASINDA EKONOMİ KÖPRÜSÜ

HOTİAD’daki çalışmaları zamanla Hollanda sınırlarını da aştı.
Türkiye ile Avrupa arasındaki ekonomik ilişkilerin gelişmesine büyük önem veriyordu.
Türkiye’den gelen heyetlerin Hollanda temaslarında aktif rol üstlendi.
Türk iş dünyası kuruluşlarını sık sık Hollandalı muhataplarla bir araya getirdi.
Aynı şekilde Hollandalı yatırımcıların Türkiye’yi daha yakından tanımaları için de önemli girişimlerde bulundu.

Ona göre ekonomi yalnızca rakamlardan ibaret değildi.
Ekonomi, insanlar arasında kurulan güven ilişkisiydi.
Bu nedenle resmî toplantılar kadar birebir görüşmelere de büyük önem veriyordu.
Çünkü bazen bir fincan kahve eşliğinde yapılan samimi bir sohbet, haftalar süren resmî yazışmalardan daha kalıcı sonuçlar doğurabiliyordu.

DEİK VE DTİK İLE DAHA GENİŞ BİR SORUMLULUK

HOTİAD’daki başarılı çalışmaları onu daha geniş bir platforma taşıdı.
Daha sonra Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) bünyesinde faaliyet gösteren Dünya Türk İş Konseyi’nin (DTİK) Avrupa yapılanmasında önemli görevler üstlendi.
Böylece temsil ettiği alan yalnızca Hollanda ile sınırlı kalmadı.
Avrupa’nın farklı ülkelerinde faaliyet gösteren Türk iş insanlarının meseleleri de çalışma alanına dâhil oldu.

Görev yaptığı süre boyunca Türkiye ile Avrupa arasındaki ekonomik ilişkilerin güçlenmesi için yoğun bir diplomasi yürüttü.
Toplantılar düzenledi.
Resmî temaslarda bulundu.
Türk iş dünyasının beklentilerini ilgili makamlara aktardı.
Onun temel yaklaşımı hiç değişmedi: Güçlü bir diaspora, ancak güçlü bir ekonomiyle mümkün olabilirdi.

OTOMOBİL VE ASKERLİK SORUNU: GURBETÇİLERİN HAYATINI KOLAYLAŞTIRAN GİRİŞİMLER

Turgut Torunoğulları’nın iş dünyasındaki faaliyetleri genişledikçe, Avrupa’da yaşayan Türklerin ortak sorunları da gündeminin önemli bir parçası hâline geldi. Özellikle yurtdışından Türkiye’ye otomobilleriyle gelen gurbetçilerin yaşadığı sıkıntılar üzerinde önemle durdu.

O yıllarda uygulanan üç aylık Triptik sistemi, özellikle emekliler için büyük mağduriyet yaratıyordu. Süre dolduğunda araçların yeniden yurtdışına çıkarılması zorunluluğu, binlerce kilometrelik ek yolculuklar ve ciddi maddi külfet anlamına geliyordu.

Torunoğulları, önce HOTİAD, daha sonra DEİK ve DTİK’deki görevleri sırasında bu sorunu Ankara’nın gündemine taşıyan isimlerden biri oldu. İlgili bakanlıklarla yapılan görüşmeler, hazırlanan raporlar ve sürdürülen girişimler sonucunda önemli bir düzenleme gerçekleştirildi. Yıllardır uygulanan üç aylık Triptik sistemi kaldırılarak, yurtdışından getirilen araçlar için iki yıllık geçici ithalat hakkı tanındı. Daha sonraki yıllarda bu hak emekliler açısından daha da genişletildi.

Ancak Torunoğulları’nın bu konudaki mücadelesi bununla da sınırlı kalmadı.

BAKANIN YANLIŞ BİLDİĞİNİ ANKARA’DA DÜZELTTİRDİ

Turgut Torunoğulları’nın, Avrupa’da yaşayan Türkler adına yürüttüğü girişimler arasında, belki de en çok ses getirenlerden biri, yurtdışından Türkiye’ye otomobilleriyle giden gurbetçilerin yaşadığı büyük mağduriyetin giderilmesi oldu.

Yıllar boyunca uygulanan kurallar, gurbetçilerin hayatını adeta çekilmez hâle getiriyordu. Türkiye’ye iki yıllık geçici ithalat hakkıyla getirilen bir otomobili, araç sahibi yanında bulunsa bile, direksiyon başına başkası geçemiyor. Kurala aykırı kullanım tespit edildiğinde ise ağır para cezaları uygulanıyor, hatta otomobil gümrüğe çekiliyordu. Bu uygulama, özellikle uzun yol yapan aileler için büyük sıkıntılara yol açıyordu.

Sorun, Amsterdam’da Torunoğulları’nın otelinde düzenlenen bir toplantıda yeniden gündeme geldi. Ticaret Bakanı’nın da katıldığı toplantıda, salondan bu konuda bir soru yöneltildi.

Bakan, iddiaların doğru olmadığını belirterek, sert bir ifadeyle, Bunlar doğru değil. Araç sahibi bagajda bile olsa, otomobili bir başkası kullanabilir.” dedi.

Ancak kısa süre içinde anlaşıldı ki, Bakan’a verilen bilgi yanlıştı. Mevcut gümrük mevzuatı, böyle bir kullanıma izin vermiyordu ve gurbetçiler yıllardır bu nedenle ciddi mağduriyetler yaşıyordu.

Bu konu günlerce tartışılılırken, Turgut Torunoğulları Ankara’ya giderek ilgili bakanlıklar ve yetkililerle doğrudan görüşmeler yaptı.
Sorunun yalnızca münferit birkaç kişiyi değil, Avrupa’da yaşayan yüz binlerce Türk vatandaşını ilgilendirdiğini belgeleriyle ortaya koydu. Yapılan girişimler sonuç verdi ve mevzuat yeniden ele alındı. Sonunda, yıllardır şikâyet konusu olan uygulama değiştirilerek gurbetçilerin yaşadığı önemli bir mağduriyet giderildi.

Aslında bu, Turgut Torunoğulları’nın gurbetçiler adına verdiği ilk mücadele değildi.

Yıllar önce de, Türkiye’ye otomobille gelen gurbetçilerin üç aylık Triptik uygulamasının kaldırılarak iki yıllık geçici ithalat hakkına dönüştürülmesi için yürütülen çalışmaların öncü isimleri arasında yer almıştı. Avrupa’da yaşayan Türklerin hayatını kolaylaştıran bu tarihî düzenleme, yüz binlerce aile için büyük bir rahatlama sağlamıştı.

Aradan yıllar geçtikten sonra, aynı konuda yeniden devreye girmesi ve bu kez de yanlış uygulamanın düzeltilmesine katkı sağlaması, Turgut Torunoğulları’nın yalnızca başarılı bir iş insanı olmadığını; toplumun ortak meselelerini kendi meselesi olarak gören bir sivil toplum temsilcisi olduğunu bir kez daha ortaya koydu.

Bugün Avrupa’da yaşayan sayısız gurbetçi, belki bu değişikliklerin perde arkasında verilen mücadeleyi bilmiyor. Ancak Türkiye’ye otomobilleriyle daha rahat gidebilmeleri ve yıllardır yaşanan önemli bir sorunun çözüme kavuşması, bu girişimlerin en somut sonucu olarak tarihteki yerini aldı.

BEDELLİ ASKERLİK KONUSUNDA DA GÜNDEMDEYDİ

Torunoğulları’nın üzerinde durduğu tek konu otomobil düzenlemesi değildi.
Yurtdışında yaşayan Türk vatandaşlarını yakından ilgilendiren bedelli askerlik uygulaması da gündemindeki önemli başlıklardan biriydi.
Özellikle yüksek bedeller nedeniyle birçok vatandaşın yaşadığı sıkıntılar, yapılan toplantılarda ve resmî temaslarda dile getirildi.
İş dünyasının temsilcileriyle birlikte yürütülen girişimlerde, uygulamanın daha ulaşılabilir hâle gelmesi gerektiği savunuldu.
Torunoğulları da bu süreçte, Avrupa’daki Türk toplumunun beklentilerini ilgili makamlara aktaran isimler arasında yer aldı.

TORUNOĞULLARI’NDA İKİNCİ KUŞAK SAHNEYE ÇIKIYOR



Bir şirket kurmak zordur.
Onu büyütmek daha zordur.
Ama belki de en zor olanı, kurulan yapıyı gelecek kuşaklara sağlıklı biçimde devredebilmektir.
Dünya genelinde aile şirketlerinin önemli bir bölümü, ikinci kuşağa geçiş sürecinde güç kaybeder.
Kurucunun bilgi ve tecrübesi kurumsallaşamazsa, yılların emeği kısa sürede dağılabilir.
Torunoğulları ailesi ise bu gerçeğin farkındaydı.
Bu nedenle büyümenin yanında, sürekliliğe de önem verdi.

Kardeşlerin yıllar içinde farklı alanlarda üstlendikleri sorumluluklar, grubun tek kişiye bağlı kalmadan gelişmesini sağladı.
Zamanla yeni kuşak da bu yapının içine katıldı.
Böylece aile şirketi, kurumsal bir gelecek hazırlamaya başladı.

ERCAN TORUNOĞULLARI: YENİ KUŞAĞIN ULUSLARARASI TEMSİLCİSİ

Torunoğulları ailesinin ikinci kuşağını temsil eden Turgut Torunoğulları’nın oğlu Ercan Torunoğulları, Hollanda’daki eğitiminin ardından grup şirketlerinde üstlendiği görevlerle iş hayatına katıldı. Özellikle turizm sektöründeki yatırımların geliştirilmesinde aktif rol aldı.

Turizm alanındaki çalışmaları, Türkiye Turizm Tanıtım ve Geliştirme Ajansı (TGA) Ege Bölgesi Yönetim Kurulu Başkanlığı görevine seçilmesiyle daha geniş bir boyut kazandı. Bu görevde, Türkiye’nin turizm potansiyelinin tanıtılması ve sektörün gelişmesine yönelik çalışmalara katkı sundu.

BAŞKAN VE YARDIMCISI: AK Parti Genel Merkez Dış İlişkiler Başkan Yardımcılığı görevine getirilen Ercan Torunoğulları, şimdiki Başkan Zafer Sırakaya ile.

Ercan Torunoğulları, son olarak AK Parti Genel Merkez Dış İlişkiler Başkan Yardımcılığı görevine getirildi. Bu görevle birlikte, uluslararası ilişkiler alanında Türkiye’nin dış temaslarına katkı sağlayan önemli bir sorumluluk üstlenmiş oldu.

Ercan Torunoğulları’nın iş dünyasındaki deneyimini kamu görevleriyle birleştirmesi, Torunoğulları ailesinin yıllar içinde oluşturduğu uluslararası birikim ve temsil anlayışının yeni kuşakta da devam ettiğini göstermesi bakımından dikkat çekmektedir.

ERTAN TORUNOĞULLARI: FENERBAHÇE YÖNETİMİNDE SORUMLULUK ÜSTLENDİ

Torunoğulları ailesinin iş dünyasında edindiği yönetim tecrübesi, zaman içinde spor camiasına da yansıdı. Bu sürecin öne çıkan isimlerinden biri olan Ertan Torunoğulları, Türkiye’nin en büyük spor kulüplerinden Fenerbahçe Spor Kulübü Yönetim Kurulu’nda görev alarak önemli sorumluluklar üstlendi.

İş hayatında kazandığı organizasyon ve yönetim deneyimini kulüp çalışmalarına da taşıyan Ertan Torunoğulları, görev yaptığı dönemde Fenerbahçe’nin kurumsal yapısına katkı sağlayan yöneticiler arasında yer aldı. Büyük bir camiada yöneticilik yapmak, yalnızca iş dünyasında elde edilen başarının değil, güvenilirlik ve temsil kabiliyetinin de bir göstergesi olarak değerlendirildi.

Torunoğulları ailesinin farklı alanlarda üstlendiği görevler dikkate alındığında, Ertan Torunoğulları’nın Fenerbahçe yönetimindeki çalışmaları da bu çok yönlü temsil anlayışının önemli halkalarından biri olarak öne çıkmaktadır.

AYKUT TORUNOĞULLARI: BEŞİKTAŞ’TA YÖNETİM SORUMLULUĞU

Torunoğulları ailesinin spor dünyasındaki temsilini sürdüren isimlerden biri de Aykut Torunoğulları oldu. İş hayatında edindiği yönetim tecrübesini spor yöneticiliğine de taşıyan Aykut Torunoğulları, Beşiktaş Jimnastik Kulübü Yönetim Kurulu’nda görev üstlendi.

Türkiye’nin köklü spor kulüplerinden biri olan Beşiktaş’ta üstlendiği görev süresince, kulübün kurumsal çalışmalarına katkıda bulundu. Büyük bir spor kulübünün yönetiminde yer almak, yalnızca iş dünyasında kazanılan deneyimin değil, aynı zamanda güven ve temsil yeteneğinin de bir göstergesi olarak değerlendirildi.

Torunoğulları ailesinin farklı kuşaklarda ve farklı alanlarda üstlendiği sorumluluklar dikkate alındığında, Aykut Torunoğulları’nın Beşiktaş yönetimindeki görevi de bu çok yönlü temsil anlayışının önemli örneklerinden biri olarak öne çıkmaktadır.

ERDAL TORUNOĞULLARI: BEŞİKTAŞ’A UZANAN YÖNETİCİLİK DENEYİMİ

Torunoğulları ailesinin iş dünyasında oluşturduğu yönetim anlayışı, spor camiasında da karşılık buldu. Ailenin önemli isimlerinden Erdal Torunoğulları da, Beşiktaş Jimnastik Kulübü Yönetim Kurulu’nda üstlendiği görevlerle bu temsil zincirinin dikkat çeken halkalarından biri oldu.

İş yaşamında kazandığı yönetim tecrübesini Beşiktaş’taki çalışmalarına da yansıtan Erdal Torunoğulları, kulübün yönetiminde aktif sorumluluk üstlendi. Türkiye’nin en köklü spor kulüplerinden birinde görev almak, yalnızca yöneticilik deneyimini değil, aynı zamanda güvenilirliği ve temsil kabiliyetini de ortaya koyan önemli bir sorumluluk olarak değerlendirildi.

Torunoğulları ailesinin farklı fertlerinin iş dünyası, sivil toplum ve spor yönetiminde üstlendikleri görevler birlikte değerlendirildiğinde, Erdal Torunoğulları’nın Beşiktaş’taki yöneticiliği de bu çok yönlü hizmet anlayışının önemli örneklerinden biri olarak öne çıkmaktadır.

İLK KUŞAK İŞÇİYDİ, YENİ KUŞAK YÖNETİYOR

Yukarıdaki tablo, yalnızca Torunoğulları ailesinin başarısını anlatmıyor. Aynı zamanda Avrupa’ya bir zamanlar işçi olarak gelen Türklerin yarım asrı aşan değişiminin de somut bir göstergesidir. Fabrikalarda çalışan ilk kuşak, zamanla kendi şirketlerini kurdu; iş dünyasında, sivil toplum kuruluşlarında ve spor kulüplerinde yönetici konumuna yükseldi. Bugün ise çocukları ve torunları, yalnızca özel sektörde değil, devlet kurumlarında ve uluslararası ilişkiler alanında da önemli görevler üstleniyor. Bu gelişim, Türk toplumunun çalışarak, üreterek ve kendini sürekli geliştirerek ulaştığı seviyenin en anlamlı örneklerinden biridir.

SADECE KENDİ ŞİRKETİ İÇİN ÇALIŞMADI

Bu çalışmalar, onun hayatındaki önemli bir gerçeği de ortaya koyuyordu.
Turgut Torunoğulları, elde ettiği birikimi yalnızca kendi şirketlerinin büyümesi için kullanmadı.
Avrupa’da yaşayan Türk toplumunun ortak meselelerinin çözümü için de zaman ayırdı.
Bu nedenle onun hikâyesi yalnızca başarılı bir girişimcinin hikâyesi değildir.
Aynı zamanda yaşadığı toplumun sorunlarını gündeme taşıyan, çözüm arayan ve kamu yararı için sorumluluk üstlenen bir iş insanının hikâyesidir.

HOLLANDA’DA BİR SOKAĞI SATIN ALDI

Gazetecilik hayatım boyunca binlerce haber yazdım.
Bazıları yayımlandığı gün unutuldu.
Bazıları ise yıllar boyunca hafızalarda kaldı.
Turgut Torunoğulları hakkında yazdığım haberlerden biri de bunlardandı.
Başlığı şöyleydi: “Bir Türk uzun bir sokağı satın aldı.”

Haberi yazarken başlığın bu kadar ilgi göreceğini doğrusu ben de tahmin etmemiştim.
Türkiye’de gazeteler haberi manşetlerine taşıdı.
Yurt dışında yaşayan Türkler büyük bir gururla birbirlerine gönderdi.
Çünkü haber yalnızca bir gayrimenkul alımını anlatmıyordu.
O başlık, Avrupa’da ekmek parası için yola çıkan bir insanın nerelere ulaşabileceğinin sembolü hâline gelmişti.
Den Bosch’ta yıllar içinde işyerleri satın alınmış…
Yanındaki binalar değerlendirilmiş…
Yeni yatırımlar yapılmış…
Ve sonunda aynı cadde üzerindeki mülklerin büyük bölümü Torunoğulları Grubu’nun bünyesine katılmıştı.
İnsanlar bunu duyunca doğal olarak şaşırıyordu.

“Bir sokağı satın alan adam…”
Aslında bu ifade, biraz da gazeteciliğin dikkat çekici başlık geleneğinin ürünüdür.
Ama haberin özü doğrudur.
Ortada, yıllar süren emeğin sonunda ortaya çıkmış olağanüstü bir başarı vardı.
Benim için ise bu haberin başka bir anlamı vardı.
Yıllar önce kapı kapı dolaşarak tencere satan bir insanın, aynı şehirde büyük yatırımlara imza atmasını belgelemek…
Gazetecilik mesleğinin insana yaşattığı en güzel duygulardan biriydi.

“PANNEMAN”DAN “TENCERE KRALI”NA



Simtronic’in İtalya’daki üretim yeri ve tencereler.

Hollandalılar onu uzun yıllar tek bir isimle tanıdı.
“Panneman…”
Yani…
“Tencereci.”
Bu lakap küçümseyici değildi.
Tam tersine…
Onun başarı hikâyesinin başladığı noktayı anlatıyordu.
Kapı kapı dolaşan genç satış elemanı…
Yıllar içinde kendi markasını kurdu.
Uluslararası pazarlara açıldı.
Binlerce satış temsilcisinden oluşan organizasyonlar yönetti.
İtalya’da üretim ortaklığına girdi.
Avrupa’nın dört bir yanında faaliyet gösteren bir grubun başına geçti.

İlginç olan şuydu: İnsanlar onun “Panneman” lakabını unutmadı.
Ama o da hiçbir zaman o günleri unutmadı.
Çünkü başladığı yeri unutan insanların, vardıkları yerin değerini de zamanla kaybettiklerine inanıyordu.

TENCERE KRALLIĞI’NDAN TURİZM SULTANLIĞI’NA

Turgut Torunoğulları’nın iş hayatı yalnızca sanayi ve uluslararası pazarlamayla sınırlı kalmadı.
Yıllar içinde elde edilen tecrübe ve birikim, bu kez bambaşka bir sektöre yöneldi.
Turizm…
1990’lı yıllarda Türkiye’de turizm yatırımlarının hız kazandığı dönemde, Torunoğulları ailesi de bu alana yatırım yapma kararı aldı.
Amaç, yalnızca otel işletmek değildi.
Uluslararası standartlarda, yabancı turistlerin güvenle tercih edeceği tesisler kurmaktı.
Bu anlayışla ORKA Hotels markası doğdu.

ORKA HOTELS’İN BÜYÜMESİ

İlk yatırımların ardından grup, turizm sektöründe adım adım büyümeye başladı.
Marmaris…
İçmeler…
Fethiye…
Ölüdeniz…
Türkiye’nin en önemli turizm merkezlerinde gerçekleştirilen yatırımlar, zamanla büyük bir zincire dönüştü.

Grubun en dikkat çeken yatırımlarından biri, Marmaris-İçmeler’in en güzel koylarından birinde inşa edilen Sentido Orka Lotus Beach oldu.
Daha sonra farklı oteller…
Yeni tatil köyleri…
Eğlence parkları…
Ve yeni projeler birbirini izledi.

Yıllar içinde ORKA Hotels, Türkiye turizminin tanınan markalarından biri hâline geldi.
Bu büyüme sırasında da Torunoğulları’nın iş anlayışı değişmedi.
Kalite…
Uzun vadeli yatırım…
Uluslararası ortaklık…
Sürdürülebilir büyüme…

Sanayide benimsediği ilkeleri turizm sektörüne de taşıdı.
Nitekim birçok projede yabancı ortaklarla çalışmayı tercih etti.
Ona göre uluslararası ortaklıklar yalnızca finansal güç sağlamıyor, aynı zamanda farklı ülkelerin bilgi ve tecrübelerini de bir araya getiriyordu.

KAZANDIĞI YERİ DEĞİL, GELDİĞİ YERİ DÜŞÜNDÜ

İş hayatındaki başarılar büyüdükçe, Turgut Torunoğulları’nın hiç değişmeyen bir yönü vardı.
Doğduğu topraklarla bağını hiç koparmadı.
Kars…
Çocukluğunun geçtiği Erdağı Köyü…
Onun için yalnızca bir doğum yeri değildi.
Hayata başladığı…
Çalışmayı öğrendiği…
İlk hayallerini kurduğu yerdi.
Bu nedenle yıllar sonra elde ettiği imkânları yalnızca yeni ticari yatırımlar için kullanmayı düşünmedi.
Doğduğu şehre kalıcı eserler bırakmak istedi.
Çünkü ona göre gerçek başarı, yalnızca şirket kurmakla ölçülmezdi.
İnsanların hayatına dokunan eserler bırakabilmek de en az ticari başarı kadar değerliydi.

EĞİTİME YAPILAN YATIRIM

Bu anlayışın en somut örneği, Kars’ta gerçekleştirilen eğitim yatırımları oldu.
Torunoğulları ailesinin katkısıyla 12 derslikli Faik ve Fikriye Torunoğulları Sağlık Meslek Lisesi için protokol imzalandı.
Bunun yanında, Susuz ilçesine bağlı Erdağı Köyü’ndeki okulun onarılması ve yeni bölümler eklenmesi de aynı projenin önemli parçaları arasında yer aldı.
Sağlık Meslek Lisesi’ne anne ve babasının adı verildi.
Bu tercih yalnızca aile büyüklerine duyulan saygının değil, aile değerlerinin gelecek kuşaklara taşınmasının da bir göstergesiydi.

Bu yatırımların amacı yalnızca yeni okul binaları yapmak değildi.
Amaç, çocuklara daha iyi eğitim imkânı sunmaktı.
Çünkü Turgut Torunoğulları’nın sık sık dile getirdiği bir düşünce vardı:
“İnsana yapılan yatırım, hiçbir zaman değerini kaybetmez.”

ŞİMDİ HİKÂYENİN BAŞLANGICI OLAN 1980 YILINA DÖNELİM

Bugün gördüğünüz bu tablo, elbette bir günde ortaya çıkmadı. Başarılı şirketlerin, uluslararası görevlerin ve topluma bırakılan eserlerin arkasında uzun yıllara yayılan zorlu bir mücadele vardı. Dilini bilmediği bir ülkede sıfırdan başlayan bir hayat… Defalarca denenen, vazgeçilmeyen bir yolculuk… Şimdi gelin, bu hikâyenin başladığı 1980 yılına dönelim ve bütün bu başarının nasıl adım adım inşa edildiğini birlikte izleyelim.

KARS’TAN HOLLANDA’YA UZANAN İLK YOL

Bugün Avrupa’da başarıya ulaşmış Türk girişimciler anlatılırken, çoğu zaman ulaştıkları nokta konuşulur. Oysa asıl önemli olan, o noktaya hangi şartlarda ulaşıldığıdır.
Turgut Torunoğulları’nın hikâyesi de gösterişli toplantı salonlarında ya da büyük şirketlerin yönetim odalarında başlamadı.
Her şey, Kars’ın Susuz ilçesine bağlı Erdağı Köyü’nde başladı.
1958 yılında dünyaya gelen Turgut Torunoğulları’nın çocukluğu, Doğu Anadolu’nun sert ikliminde geçti. Kış aylarının uzun sürdüğü, geçimin büyük ölçüde hayvancılık ve tarıma dayandığı yıllardı. Çocuklar küçük yaşlardan itibaren çalışmayı öğreniyor, aile dayanışmasının önemini yaşayarak görüyordu.

Geçim büyük ölçüde hayvancılık ve tarıma dayanırdı.
Çocuklar küçük yaşlardan itibaren çalışmayı öğrenirdi.

Bugün iş dünyasında disiplin, sabır ve dayanıklılık olarak tanımlanan birçok özellik, aslında o yıllarda günlük hayatın doğal bir parçasıydı.
Erken kalkmak…
Çalışmadan hiçbir şey elde edilemeyeceğini bilmek…
Aile dayanışmasının önemini yaşayarak öğrenmek…

Belki de ileride kuracağı büyük organizasyonların temeli, farkında olmadan o yıllarda atılıyordu.

O günlerde hiç kimse, Erdağı Köyü’nde büyüyen bu çocuğun yıllar sonra Avrupa’nın birçok ülkesinde faaliyet gösterecek şirketlerin başına geçeceğini tahmin etmiyordu.

Ama hayat, en büyük hikâyelerini çoğu zaman en mütevazı yerlerde başlatır.
1970’li yılların sonuna gelindiğinde Türkiye ekonomik bakımdan zor günler yaşıyordu.
İşsizlik artıyor, gençler geleceklerini başka ülkelerde aramaya başlıyordu.
Avrupa ise artık milyonlarca göçmenin yaşadığı yeni bir döneme girmişti.
Hollanda’da da binlerce Türk, fabrikalarda çalışıyor, ailelerini geçindirmeye uğraşıyordu.

Kimileri birkaç yıl sonra Türkiye’ye dönmenin hesabını yapıyor, kimileri ise çocuklarının geleceğini artık Avrupa’da kuruyordu.

Disiplin… Sabır… Çalışmadan hiçbir şey elde edilemeyeceği düşüncesi…
İleride iş hayatında en çok öne çıkacak özelliklerinin temeli de işte o yıllarda atılıyordu.
1970’li yılların sonuna gelindiğinde Türkiye ekonomik bakımdan zor günler yaşıyordu.
İşsizlik artıyor, gençler geleceklerini başka ülkelerde aramaya başlıyordu.
Turgut Torunoğulları da 1980 yılında Hollanda’ya geldi.


Hayat arkadaşlığı, yalnızca aynı evi paylaşmak değildir. Turgut Torunoğulları’nın genç yaşta evlendiği eşi Erdegül Hanım, yoğun iş temposu, sayısız seyahat, toplantılar ve sosyal sorumluluklarla geçen uzun yıllar boyunca daima eşinin yanında oldu. Sessiz ama güçlü desteğiyle, ailenin huzurunu koruyan, çocukların yetişmesinde büyük emek veren ve Turgut Torunoğulları’nın başarı yolculuğunun görünmeyen kahramanlarından biri olarak bu hikâyedeki yerini aldı.

Henüz yirmi bir yaşındaydı.
Yeni evlenmişti.
İlk günlerde eşiyle birlikte kayınpederinin yanında kaldı.
Yeni bir ülke…
Yeni bir dil…
Yeni insanlar…
Ve belirsizliklerle dolu yeni bir hayat…

İlk aylar düşündüğünden çok daha zor geçti.
İş arıyordu. Ama iş bulamıyordu.
Günler haftaları, haftalar ayları kovaladı.
Yaklaşık altı ay boyunca düzenli bir işe giremedi.
Türkiye’deki ailesi endişelenmeye başlamıştı.


Daha sonraları hayvan ticareti ile uğraşan baba rahmetli Faik Torunoğulları.

Babası, yıllar önce Almanya’da çalışmış, daha sonra Türkiye’ye dönerek ticaret ve hayvancılıkla uğraşmayı tercih etmişti.
Oğlunun da geri dönmesini istiyordu.
“Gel artık…” diyordu.”Burada da hayat var.”

Belki birçok genç, ailesinin bu çağrısına kulak verirdi.
Ama Turgut Torunoğulları farklı düşündü.
Henüz hiçbir şey başaramadan geri dönmek istemiyordu.
Yıllar sonra o günleri anlatırken bu kararlılığı tek cümleyle özetleyecekti: “Başarısız olarak dönmeyi kendime yakıştıramadım.”

Bu cümle, onun hayatının özeti gibiydi.
Çünkü ilerleyen yıllarda karşısına çıkan her engelde aynı tavrı gösterecekti.
Önce mücadele edecek…
Eksiklerini tamamlayacak…
Sonra yeniden deneyecekti.
İlk engelde vazgeçmek, onun hayatında hiçbir zaman bir seçenek olmayacaktı.

İLK KAPI YÜZÜNE KAPANDI

İş arayışı sürerken, bir tercümanın yardımıyla Hollanda’daki bir lastik fabrikasına başvurdu.
Beklediği haber gelmedi.
Başvurusu reddedilmişti.
Sebep ise son derece açıktı.
Hollandaca bilmiyordu.
İşveren, dili bilmeyen genç bir göçmeni işe almak istememişti.
Birçok insan için bu, umutların kırıldığı bir an olabilirdi.

Turgut Torunoğulları ise olaya bambaşka bir gözle baktı.
Fabrikaya kızmadı.
Sistemi suçlamadı.
Şanssızlığından yakınmadı.
Önce kendisine döndü ve eksikliğini gördü.
Sorun çalışkan olmaması değildi.
Sorun, Hollandaca bilmemesiydi.
O hâlde yapılacak şey belliydi.
Önce dili öğrenecekti.

O yıllarda göçmenler için gönüllü öğretmenlerin verdiği ücretsiz Hollandaca kursları düzenleniyordu.
Bu kurslara düzenli olarak devam etti.
Kısa süre içinde günlük konuşmaları rahatlıkla yapabilecek seviyeye ulaştı.
Ardından birçok kişinin cesaret edemeyeceği bir şey yaptı.
Kendisini geri çeviren fabrikanın kapısını yeniden çaldı.

Bu kez şartlar değişmişti.
Kapı açıldı.
İşe kabul edildi.
Dışarıdan bakıldığında küçük gibi görünen bu olay, aslında bütün iş hayatını özetleyen önemli bir dönüm noktasıydı.

Hayatı boyunca karşısına çıkan engelleri kader olarak görmedi.
Önce eksiklerini tamamladı.
Sonra yeniden denedi.
Şirket kurarken de…
Yeni pazarlara girerken de…
Turizm yatırımlarında da…
Sivil toplum çalışmalarında da aynı anlayışla hareket edecekti.
Engelleri konuşmak yerine, onları aşmanın yollarını arayacaktı.

Fabrikada çalışmaya başlamasıyla birlikte düzenli bir gelire kavuştu.
Artık maaşı vardı.
Ancak kısa süre içinde önemli bir gerçeği fark etti.
Maaşı geçimini sağlıyordu.
Ama hayallerini gerçekleştirmeye yetmiyordu.
İşte o günlerde çevresine daha dikkatli bakmaya başladı.
İnsanların ihtiyaçlarını gözlemliyor…
Yeni fırsatlar arıyor…
Boş zamanlarında sürekli yeni iş fikirleri üzerinde düşünüyordu.
Henüz farkında değildi ama girişimci kimliği yavaş yavaş şekillenmeye başlamıştı.

ARKADAŞININ EVİNDE GÖRDÜĞÜ MANZARA

Bir gün iş çıkışında bir arkadaşını ziyaret etti.
Kapıyı açar açmaz şaşkına döndü.
Ev, alışılmışın dışında bir kalabalıkla doluydu.
İnsanlar büyük bir dikkatle televizyona bakıyordu.
O yıllarda Hollanda’da yaşayan Türk ailelerinin televizyon seçenekleri bugünkü kadar zengin değildi.
Türkiye’den yayın yapan özel televizyon kanalları henüz yoktu.
İnsanlar memleket hasretini, Türkiye’den getirilen video kasetlerle gidermeye çalışıyordu.
Türk filmleri…
Komedi programları…
Sanatçıların konser kayıtları…
Kasetler elden ele dolaşıyor, akşamları evlerde adeta küçük sinema salonları kuruluyordu.

Turgut Torunoğulları bu manzarayı dikkatle izledi.
İnsanların yalnızca film seyretmediğini gördü.
Onlar, memleket özlemini gideriyordu.
İşte o anda zihninde yeni bir fikir oluştu.
Burada önemli bir ihtiyaç vardı.
Ve bu ihtiyaç aynı zamanda yeni bir iş fırsatı anlamına geliyordu.

Bazen büyük girişimler, aylar süren toplantılarda doğmaz.
Bazen bir arkadaş ziyaretinde görülen sıradan bir manzara, insanın bütün hayatını değiştirebilir.
Turgut Torunoğulları’nın girişimcilik yolculuğunda da böyle oldu.
O akşam gördüğü kalabalık, onu video kaset ticaretine götüren ilk adım oldu.
Ve o adım, daha sonra birbirini takip edecek çok daha büyük yatırımların başlangıcına dönüştü.

HERKES AYNI İŞİ YAPMAYA BAŞLAYINCA…

Garajda başlayan video kaset işi, beklediğinden daha kısa sürede büyüdü.
Avrupa’daki Türkler arasında kulaktan kulağa yayılan bu girişim ona önemli bir kazanç sağlamıştı.
Fabrikadaki mesaisinin ardından kendi işini yürütüyor, insanların memleket hasretini bir nebze olsun gidermelerine de katkıda bulunuyordu.

Ancak piyasalar sürekli değişiyordu.
Bir süre sonra video kaset kiralama işinin kazançlı olduğu herkes tarafından fark edildi.
Yeni girişimciler aynı alana yönelmeye başladı.
Kaset sayısı arttı.
Kiralama noktaları çoğaldı.
Rekabet her geçen gün biraz daha sertleşti.
Dün büyük ilgi gören iş, yavaş yavaş eski cazibesini kaybediyordu.

Turgut Torunoğulları bu değişimi dikkatle izledi.
Birçok kişi, kazancı azalsa bile alıştığı işi sürdürmeyi tercih eder.
O ise farklı düşünüyordu.
Girişimcilik, yalnızca doğru zamanda bir işe girmekten ibaret değildi.
Aynı zamanda o işten doğru zamanda çıkabilmeyi de gerektiriyordu.

Video kaset işinin geleceğinin eskisi kadar parlak olmayacağını gördüğü gün, yeni fırsatlar aramaya başladı. Bu karar, daha sonra iş hayatında defalarca uygulayacağı önemli bir ilkenin ilk örneği olacaktı. Duygularıyla değil… Şartlara bakarak karar veriyordu.
Tam da bu sırada karşısına hiç beklemediği yeni bir teklif çıktı.

AVRUPA’DA VİDEO KASET TİCARETİNİN GERÇEK HİKAYESİ: BU İŞİ HULKİ SANER’LE BEN BAŞLATTIM!

Geçmişe dönüp baktığımda, Avrupa’daki Türk toplumunun tarihine sadece bir gazeteci olarak tanıklık etmediğimi, aynı zamanda onların sosyo-kültürel hayatını şekillendiren çok büyük ilklerin altında imzam olduğunu görürüm.

Açık ve net bir şekilde ifade etmeliyim: Avrupa’da Türk sinemasını evlere sokan o ilk yasal video kaset işini, Yeşilçam’ın efsane yapımcısı ve yönetmeni Hulki Saner ile birlikte bizzat ben başlattım.

1970’lerin sonu ve 1980’lerin başında Avrupa’daki Türk işçilerinin memleket hasretini, kültürel açlığını en iyi gözlemleyen insanlardan biriydim. O dönemde piyasada korkunç bir korsan film furyası dönüyordu. Kalitesiz, kaçak kasetler elden ele geziyordu. İşte bu karmaşayı bitirmek ve bu işi tamamen yasal, profesyonel bir zemine oturtmak için Yeşilçam’ın dâhisi Hulki Saner ile kafa kafaya verdik.

Hulki Saner ile kurduğumuz bu güçlü ortaklıkla, Türkiye’deki en popüler sinema filmlerinin Avrupa haklarını satın aldık. Filmleri yüksek kaliteli, yasal video kaset formatlarına dönüştürerek Avrupa genelinde muazzam bir dağıtım ağı kurduk. Hollanda’dan Almanya’ya, Belçika’dan Fransa’ya kadar her Türk kahvehanesi, bakkalı ve kurulan ilk video kulüpleri bizim dağıttığımız bu kasetlerle doldu. Türk insanı sinemayla, kültürüyle ilk kez bu kadar organize ve yasal bir şekilde buluştu.

Biz bu devasa sektörü sıfırdan inşa edip kapıları sonuna kadar açtıktan sonradır ki, Turgut Torunoğulları ve diğer girişimci dostlarımız bu yoldan yürüdü, ticaretini yaptı ve sektörü kendi kulvarlarında büyüttüler. Turgut’un video ticaretindeki başarısı bu açılan kapıdan geçerek yazılmıştır.

Özetle; Avrupa’da video kaset ticaretinin miladı, benim Hulki Saner ile attığım o cesur ve vizyoner adımdır. İlk harcı biz koyduk, ilk kaseti biz döndürdük. Gerisi, bizim başlattığımız bu büyük akımın dalga dalga yayılmasından ibarettir.

BİR TELEFONLA DEĞİŞEN HAYAT

Video kaset işinden çekilmeyi düşündüğü günlerde, hiç beklemediği bir telefon aldı.
Arayan kişi, çelik sektöründe faaliyet gösteren bir firmadan tanıdığı bir isimdi.
Kısa bir görüşmenin ardından ona şu teklifi yaptı: “Bizim ürünlerimizi satmayı düşünür müsün?”

Teklif cazipti.
Ama kolay değildi.
Çünkü çelik sektörü, video kaset ticaretine hiç benzemiyordu.
Bu alan teknik bilgi gerektiriyordu.
Ürünleri tanımak gerekiyordu.
Müşterileri tanımak gerekiyordu.
Piyasayı öğrenmek gerekiyordu.

Birçok kişi böyle bir teklif karşısında “Ben bu işi bilmiyorum.” diyerek geri çekilebilirdi.
Turgut Torunoğulları ise yine aynı yolu seçti.
Önce öğrenmeye karar verdi.
İşe başlamadan önce günlerini depolarda geçirdi.
Çelik ürünlerini tek tek inceledi.
Hangi ürünün nerede kullanıldığını öğrendi.
Kaliteleri arasındaki farkları araştırdı.
Fiyatları ezberledi.
Müşterilerin en çok hangi ürünleri tercih ettiğini anlamaya çalıştı.
Kısa süre içinde yalnızca satış yapan biri değil, ürününü tanıyan bir satıcı hâline geldi.

Bu yaklaşım, ileride kuracağı bütün şirketlerin temel anlayışı olacaktı.
Önce işi öğrenmek…
Sonra yatırım yapmak…
İlk aylarda Hollanda’nın dört bir yanını dolaştı.
Sabah erken saatlerde yola çıkıyor…
Sanayi bölgelerini geziyor…
Fabrika sahipleriyle görüşüyor…
Atölyeleri ziyaret ediyor…
Yeni müşteriler bulmaya çalışıyordu.
Her görüşme siparişle sonuçlanmıyordu.
Kapısından geri çevrildiği firmalar da oluyordu.

Ancak o, bunu hiçbir zaman başarısızlık olarak görmedi.
Her reddedilişten sonra bir sonraki kapıyı çalmaya devam etti.
Çünkü artık çok iyi biliyordu.
Başarı, tek bir büyük fırsatın değil…
Yüzlerce küçük denemenin sonunda geliyordu.

KENDİ ŞİRKETİNİ KURMA KARARI

Geçen süre içinde önemli bir tecrübe kazanmıştı.
Piyasayı tanıyordu.
Müşterileri tanıyordu.
Ürünleri tanıyordu.
Ve en önemlisi…
Bu sektörde büyüyebileceğine inanıyordu.

Artık başkalarının şirketleri adına çalışmak yerine, kendi şirketini kurmanın zamanının geldiğini düşünüyordu. Bu karar, hayatındaki en büyük dönüm noktalarından biriydi.
Çünkü maaşlı bir işi bırakıp girişimci olmak, yalnızca cesaret değil, büyük bir sorumluluk da gerektiriyordu.
Sermayesi sınırlıydı.
İmkânları bugünkü gibi değildi.
Ama güveni vardı.
Çalışma azmi vardı.
Ve yıllardır biriktirdiği tecrübe vardı.
İşte bu üç güçle ilk adımı attı.
Böylece Edelstaal’ın temelleri atılmış oldu.

O gün belki kimse bunun yıllar sonra Avrupa’nın saygın çelik şirketlerinden birine dönüşeceğini tahmin etmiyordu. Ama Turgut Torunoğulları’nın aklında artık çok daha büyük hedefler vardı. Şirket sadece ticaret yapan bir firma olmayacaktı. Güvenilirliğiyle tanınacaktı. Verdiği söz zamanında yerine getirilecekti. Kaliteden taviz verilmeyecekti. Müşteri memnuniyeti her şeyin önünde tutulacaktı.

Yıllar içinde şirket büyüdü.
Müşteri sayısı arttı.
Yeni yatırımlar geldi.
Ancak değişmeyen tek şey, kuruluş yıllarında benimsediği çalışma anlayışı oldu.
Çünkü sağlam şirketler, yalnızca güçlü sermayeyle değil, sağlam ilkeler üzerine kurulur.
Ve Edelstaal’ın büyümesinin arkasında da işte bu anlayış vardı.

EDELSTAAL’IN DOĞUŞU

Kendi şirketini kurma kararı, Turgut Torunoğulları’nın iş hayatındaki en önemli dönüm noktalarından biriydi.
Artık hedefi yalnızca satış yapmak değildi.
Kalıcı bir marka oluşturmak istiyordu.
Şirket büyüdükçe yeni bir ihtiyaç ortaya çıktı.
Artık yalnızca ürün satmak yeterli değildi.
Kendi markalarını oluşturmanın zamanı gelmişti.

İşte bu düşünce, ilerleyen yıllarda Avrupa’nın en tanınmış Türk markalarından biri hâline gelecek Edelstaal adının doğuşunu hazırladı.
“Edelstaal”, Hollandacada “paslanmaz çelik” anlamına geliyordu.
Bu isim rastgele seçilmedi.
Markanın bütün felsefesini yansıtıyordu.
Dayanıklılık…
Kalite…
Uzun ömür…

Şirket de aynı ilkeler üzerine kuruluyordu.
Kısa vadeli kazanç yerine uzun vadeli güven…
Ucuzluk yerine kalite…
Bir defalık satış yerine yıllarca sürecek müşteri memnuniyeti…
Bu ilkeler, Edelstaal’ın kurumsal kimliğinin temel taşları oldu.

GÜVEN, EN BÜYÜK SERMAYE

Şirket büyüdükçe ürün yelpazesi de genişledi.
Başlangıçta belirli ürünlerle yola çıkan Edelstaal, zaman içinde ev yaşamına yönelik farklı ürün gruplarını da bünyesine kattı.
Satış organizasyonu yalnızca Hollanda ile sınırlı kalmadı.
Yeni ülkeler…
Yeni müşteriler…
Yeni pazarlar…
Her yeni ülke, farklı çalışma kültürlerini de beraberinde getiriyordu.
Fakat değişmeyen tek şey vardı.
Kalite anlayışı.

Turgut Torunoğulları’na göre bir şirketin en büyük sermayesi, kasasındaki para değil; müşterisinin duyduğu güvendi.
Bu nedenle verilen söz mutlaka tutulmalıydı.
Teslim tarihi gecikmeyecekti.
Ürün kalitesinden taviz verilmeyecekti.
Satış sonrasında müşteri yalnız bırakılmayacaktı.

Bugün iş dünyasında sıkça kullanılan “itibar sermayesi” kavramını, Torunoğulları ailesi daha o yıllarda günlük çalışma hayatının doğal bir parçası hâline getirmişti.
İşte bu anlayış sayesinde Edelstaal, yalnızca ticari bir marka değil, güveni temsil eden bir isim olarak da tanınmaya başladı.

KARDEŞLERİN KATILMASIYLA GÜÇLENEN YAPI

Başarı büyüdükçe sorumluluk da büyüyordu.
Artık tek başına koşmanın yeterli olmadığını biliyordu.
Kalıcı bir kurum oluşturmak gerekiyordu.
En büyük gücü ise her zaman olduğu gibi ailesiydi.
Zaman içinde kardeşleri de işin içine katıldı.

Önce Erdal Torunoğulları…
Ardından Aykut…
Daha sonra Ertan…
En sonda da oğlu Ercan…

Her biri farklı alanlarda sorumluluk üstlendi.
Ancak görev dağılımı yalnızca kardeşlik bağına göre yapılmadı.
Kimin hangi konuda daha başarılı olduğu dikkatle değerlendirildi.
Birisi organizasyonda öne çıkıyordu.
Diğeri finans konularında daha güçlüydü.
Bir başkası müşteri ilişkilerinde başarılıydı.
Herkes, en iyi olduğu alanda görev aldı.

Bu anlayış sayesinde şirket büyürken aile içindeki güven de güçlenmeye devam etti.
Yıllar sonra gerçekleştirilecek sanayi yatırımlarının…
Turizm projelerinin…
Uluslararası ortaklıkların…
Ve sosyal sorumluluk çalışmalarının temelinde de işte bu aile dayanışması bulunacaktı.

Böylece küçük bir girişim olarak başlayan şirket, sağlam ilkeler üzerine kurulu kurumsal bir yapıya dönüşmeye başladı.
Ve Edelstaal’ın büyümesi artık yalnızca Hollanda ile sınırlı kalmayacaktı.

SATIŞTAN ÇOK, İNSAN YETİŞTİRMEYİ ÖNEMSİYORDU

Torunoğulları’nın tencere pazarlaması için oluşturduğu Türk kadınları grubu, azımsanacak bir grup değildi. Hollanda’da yüzlerce, Avrupa’da binlerce kadın bu pazarlama işindeydi. Fotoğrafta, pazarlamacılarla yapılan bir toplantı görülüyor.

Turgut Torunoğulları’nın o yıllardaki çalışma arkadaşları, onun satış yapma biçiminden çok insanlarla kurduğu ilişkiyi hatırlıyorlardı.
Çünkü onun için başarı, o gün kaç takım tencere satıldığıyla ölçülmüyordu.
Asıl mesele, ertesi gün aynı heyecanla yeniden çalışabilecek bir ekip oluşturabilmekti.
Kapı kapı dolaşan satış temsilcileri sabah erkenden bir araya geliyor, günün programını yapıyor, ardından herkes kendi bölgesine dağılıyordu.
Akşam olduğunda ise yeniden buluşuluyor…
Günün değerlendirmesi yapılıyor…
Başarılı yöntemler konuşuluyor…
Yaşanan sıkıntılar paylaşılıyor…
Yeni başlayanlara tecrübeler aktarılıyordu.

Torunoğulları’nın en çok önem verdiği konu buydu.
Kimsenin tek başına mücadele etmesini istemiyordu.
Ona göre başarı, paylaşıldıkça büyüyen bir değerdi.
Bu anlayış sayesinde organizasyon sürekli gelişti.
Yeni başlayanlar kısa sürede tecrübe kazanıyor…
Tecrübe kazananlar ekip lideri oluyor…

Ekip liderleri de yeni ekipler kuruyordu.
Büyüme tesadüflere bırakılmıyor, planlı bir şekilde gerçekleştiriliyordu.
Torunoğulları’nın dikkat çeken özelliklerinden biri de başarıyı hiçbir zaman yalnızca kendisine mal etmemesiydi.
Her fırsatta ekip arkadaşlarından söz ediyor…
Başarının ortak emekle geldiğini vurguluyordu.

İlerleyen yıllarda kardeşlerinin şirkete katılmasıyla oluşacak kurumsal yapının temelleri de aslında bu ekip anlayışı üzerine kurulmuştu.
Bir başka önemli konu ise disiplindi.
Randevular zamanında yapılacaktı.
Ürün eksiksiz tanıtılacaktı.
Satıştan sonra müşteriyle ilişki kesilmeyecekti.
Memnuniyet mutlaka takip edilecekti.

Bugün “müşteri memnuniyeti” diye tanımlanan anlayışı, onlar daha o yıllarda günlük çalışma düzenlerinin ayrılmaz bir parçası hâline getirmişlerdi.
Gerçekten de daha sonraki yıllarda Edelstaal Group’un farklı sektörlerde aynı başarıyı gösterebilmesinin temelinde, işte bu ilk yıllarda oluşturulan çalışma kültürü vardı.
Çünkü şirketler yalnızca ürün satarak büyümez.
İnsan yetiştirerek büyür.

HAYATINI DEĞİŞTİREN TOPLANTI

Tam bu dönemde Amerika’dan şirket yöneticileri Hollanda’ya geldi.
Yapılan değerlendirme toplantısı, Turgut Torunoğulları’nın hayatındaki en önemli dönüm noktalarından biri olacaktı.
Toplantıda yöneltilen sorulara verdiği cevaplar dikkat çekmişti.
Yöneticiler, karşılarında yalnızca başarılı bir satış temsilcisi görmüyordu.
Onlar, insan yönetebilen bir organizatör görüyordu.
Oysa Turgut Torunoğulları’nın aklında hâlâ işi bırakma düşüncesi vardı.
Yıllar sonra o günleri anlatırken, tencere satışını uzun yıllar sürdüreceğini hiç düşünmediğini söyleyecekti.
Fakat o toplantının sonunda yapılan teklif, bütün planlarını değiştirdi.

ORTAKLIK KAPISI AÇILIYOR

Şirket yöneticileri genç satış temsilcisinde yalnızca satış başarısını değil, liderlik yeteneğini de fark etmişti.
Çünkü şirkette ondan daha fazla satış yapan insanlar vardı.
Ancak herkes ekip kuramıyordu.
Herkes insan yetiştiremiyordu.
Herkes çalışma arkadaşlarını aynı hedef etrafında birleştiremiyordu.

Torunoğulları’nın en büyük farkı buydu.
Yeni başlayanların yanında duruyor…
Onları cesaretlendiriyor…
Sorunları dinliyor…
Çözüm üretiyordu.
Yalnızca bugünü değil, yarını da düşünüyordu.
Toplantılarda sadece eleştirmiyor…
Yeni öneriler de getiriyordu.
Henüz resmî bir yönetici değildi.

Ama davranışları çoktan yöneticilik sorumluluğunu taşımaya başlamıştı.
Amerikalı yöneticiler bunu gördüler.
Ve sonunda ona daha fazla sorumluluk verdiler.
Ardından da ortaklık teklif ettiler.
Bu teklif, maaşlı bir çalışanın şirket ortağına dönüşmesinden çok daha büyük bir anlam taşıyordu.

Artık yalnızca kendi başarısından değil…
Şirketin geleceğinden de sorumlu olacaktı.
İşte Turgut Torunoğulları’nın girişimcilik hikâyesindeki en önemli dönüm noktalarından biri böyle başladı.

ORTAKLIK TEKLİFİ VE YENİ BİR DÖNEM

Toplantının ardından yapılan teklif, Turgut Torunoğulları’nın iş hayatındaki en önemli dönüm noktalarından biri oldu.
Şirket yöneticileri ona önce daha fazla sorumluluk önerdi.
Ardından hiç beklemediği ikinci teklif geldi.

Genç yaşta böyle bir teklif almak kolay rastlanan bir durum değildi.
Çünkü uluslararası şirketler, ortaklarını yalnızca satış rakamlarına bakarak seçmez.
Karaktere bakarlar.
Disipline bakarlar.
İnsan ilişkilerine bakarlar.
Ve en önemlisi, geleceğe ne katabileceğine bakarlar.

Şirket yöneticileri, Turgut Torunoğulları’nda bütün bu özellikleri görmüşlerdi.
Ancak Torunoğulları hemen “evet” demedi.
Hayatı boyunca önemli kararlarını aceleyle vermemişti.
Bu kez de aynı yolu izledi.
Teklifi değerlendirdi.
Şirketin geleceğini düşündü.
Kendi hedeflerini gözden geçirdi.
Bu ortaklığın yalnızca daha fazla kazanç mı sağlayacağını, yoksa gerçekten yeni bir gelecek mi açacağını sorguladı.
Sonunda kararını verdi.
Artık yalnızca satış organizasyonunda çalışan bir isim olmayacaktı.
Şirketin geleceğinde söz sahibi olan ortaklardan biri olarak yeni bir döneme adım atacaktı.

AVRUPA’YA YAYILAN ORGANİZASYON

Ortaklığın ardından büyüme çok daha hızlandı.
Kurulan sistem zaman içinde dev bir organizasyona dönüştü.

Önce Hollanda…
Ardından Belçika, Fransa, İsviçre, Avusturya ve İtalya…
Sonra Portekiz, Yunanistan, Polonya, Macaristan ve Rusya…
Daha sonra Güney Afrika, Malezya, Filipinler, Meksika, Avustralya, Japonya ve Amerika Birleşik Devletleri…

Her yeni ülke, Edelstaal’ın büyüyen vizyonunun yeni bir halkası oldu.
Bu büyüme yalnızca yeni pazarlar anlamına gelmiyordu.
Aynı zamanda yeni insanlar…
Yeni ekipler…
Yeni yöneticiler…
Ve yeni başarı hikâyeleri demekti.
Binlerce kişi bu organizasyon içinde görev aldı.

Bir zamanlar Hollanda’da iş bulabilmek için fabrika kapılarında bekleyen genç göçmen, artık binlerce kişiye iş imkânı sağlayan uluslararası bir organizasyonun yöneticileri arasında yer alıyordu.

Bu başarı, tesadüflerin değil; yıllar boyunca sürdürülen disiplinli çalışmanın sonucuydu.
İlk günkü çalışma anlayışı hiç değişmedi.
Dürüstlük…
Kalite…
Disiplin…
Ve güven…

Şirket büyüdü, ülkeler çoğaldı, yatırımlar arttı.
Ama bu dört temel ilke değişmeden kaldı.
İşte Edelstaal’ın uluslararası başarısının arkasındaki en önemli güç de buydu.

BAŞARIYI PAYLAŞMAYI TERCİH ETTİ

Turgut Torunoğulları, hiçbir zaman bu başarıyı yalnızca kendisine mal etmedi.
Her fırsatta birlikte çalıştığı insanlardan söz etti.
Kardeşlerinden…
Yöneticilerden…
Satış ekiplerinden…
Ve emeği geçen herkesten…
Ona göre büyük başarılar tek kişinin eseri olamazdı.
Doğru insanları aynı hedef etrafında buluşturabilmek de en az ticari başarı kadar önemliydi.
Belki de bu nedenle kurduğu organizasyon yıllar geçmesine rağmen büyümeye devam etti.
Çünkü insanların yalnızca çalıştığı değil, kendilerini ait hissettikleri bir kurum oluşturmayı başarmıştı.

AVRUPA’DAKİ TÜRK GİRİŞİMCİLERİN ORTAK SESİ

Edelstaal büyüyor…
Yeni ülkelerde yeni organizasyonlar kuruluyor…
Yatırımlar her geçen yıl genişliyordu.
Ancak Turgut Torunoğulları, iş hayatında yükseldikçe başka bir gerçeği daha yakından görmeye başladı.
Avrupa’daki Türk girişimcileri artık ekonomik hayatın önemli aktörleri hâline gelmişti.
Binlerce şirket kurulmuş…
On binlerce kişiye istihdam sağlanmış…
Milyarlarca avroluk ticaret hacmine ulaşılmıştı.
Buna rağmen iş insanlarının ortak sorunlarını güçlü biçimde dile getirecek bir platforma ihtiyaç vardı.

Vergi mevzuatı…
İş gücü…
Yatırım…
İhracat…
Finansmana erişim…
Resmî kurumlarla ilişkiler…
Bu konuların hemen hepsi, birçok girişimcinin ortak gündemiydi.

Torunoğulları’na göre bu meseleler tek tek değil, ortak bir sesle dile getirilmeliydi.
İşte bu düşünce onu Hollanda Türk İşadamları Derneği HOTİAD’da aktif görev almaya yöneltti.

KAZANDIĞIN YERİ UNUTMADI, GELDİĞİN YERİ HİÇ UNUTMADI

Aile içi bütünleşme

Anadolu’da sıkça söylenen bir söz vardır: “Kazandığın yeri unutma, ama geldiğin yeri hiç unutma.”
Turgut Torunoğulları’nın hayatına bakıldığında, bu anlayışın izlerini açıkça görmek mümkündür.
Avrupa’da geçen uzun yıllara rağmen Kars ile bağını hiçbir zaman koparmadı.
Her ziyaretinde yalnızca ailesini görmekle yetinmedi.
Çevresini dikkatle gözlemledi.
Öğretmenlerle konuştu.
Yerel yöneticileri dinledi.
Gençlerle sohbet etti.
İhtiyaçları anlamaya çalıştı.
Çünkü ona göre kalıcı yardım, gerçek ihtiyacı doğru tespit etmekle başlardı.
Bu nedenle eğitim projeleri onun için sıradan bir hayır işi değildi.
İnsana yapılan yatırımın, geride bırakılabilecek en değerli miras olduğuna inanıyordu.
Sık sık dile getirdiği düşünce de buydu: “İnsana yapılan yatırım, hiçbir zaman değerini kaybetmez.”

VEFA, SADECE BİR DUYGU DEĞİLDİR

Dönemin Kars Valisi Mehmet Ufuk Erden, eğitime verilen desteğin Kars adına önemli bir kazanım olduğunu vurgularken, Torunoğulları ailesinin yalnızca bir okul değil, gelecek kuşaklara kalacak kalıcı eserler kazandırdığını ifade ediyordu.

Gerçekten de bu yatırımların değeri açılış törenleriyle sınırlı değildi.
O sınıflarda eğitim görecek çocuklar…
Meslek sahibi olacak gençler…
Hayatlarına yeni bir yön verecek öğrenciler…
Asıl eser onlardı.

FOTOĞRAFLARIN ANLATTIĞI TARİH

Gazetecilik hayatım boyunca binlerce fotoğraf çektim.
Ben hiçbir kareye yalnızca bir fotoğraf olarak bakmadım.
Her kare benim için geleceğe bırakılmış bir belgeydi.
Turgut Torunoğulları ile yıllar boyunca çektiğimiz fotoğraflar da yalnızca iki kişinin aynı karede yer aldığı görüntüler değildir.
Onlar, Avrupa’daki Türk girişimciliğinin gelişim sürecini belgeleyen sessiz tanıklardır.
Her fotoğrafın arkasında bir toplantı vardır.
Bir yatırım vardır.
Bir karar vardır.
Bir dostluk vardır.
Ve çoğu zaman uzun yılların emeği vardır.

GENÇLERE BIRAKILAN EN BÜYÜK DERS

Bugün gençler, başarıya çok kısa sürede ulaşabileceklerini düşünebiliyor.
Oysa ne gazetecilikte ne de iş hayatında bunun kestirme bir yolu vardır.
Hiçbir önemli kapı kendiliğinden açılmaz.
Her kapının arkasında emek vardır.
Sabır vardır.
Kendini geliştirmek vardır.
Ve bazen defalarca reddedilmeyi göze almak vardır.

Bu yazıda anlatılan hayat hikâyesi de bunu gösteriyor.
Dil bilmediği için iş bulamayan genç bir gurbetçiden…
Uluslararası toplantılarda görüşü alınan bir iş insanına uzanan yol…
Bir gecede yaşanmadı.
Yüzlerce küçük adımın birleşmesiyle oluştu.
Gençlerin bu yazıdan almasını istediğim en önemli ders de budur.

YARIM ASIRLIK DOSTLUĞUN TANIKLIĞI

Gazetecilik mesleğinde en büyük avantajlardan biri, insanları yalnızca başarılarının zirvesinde değil, o başarıya giden uzun yol boyunca da izleyebilmektir.
Benim Turgut Torunoğulları ile tanışıklığım da böyle gelişti.
Onu yalnızca bugün ulaştığı noktada tanımadım.
Farklı dönemlerde…
Farklı şartlarda…
Farklı görevler üstlenirken izledim.
Bazen bir fabrika ziyaretinde…
Bazen bir iş dünyası toplantısında…
Bazen Ankara’da bakanlarla yapılan görüşmelerde…
Bazen de Avrupa’daki Türk toplumunun sorunlarının ele alındığı platformlarda aynı masada bulunduk.

Bu yüzden bu satırlar, dışarıdan yapılmış bir gözlemin ürünü değildir.
Yıllara yayılan gazetecilik tanıklığının doğal sonucudur.
Gazetecilikte insanlar hakkında hüküm vermek kolay değildir.
Çünkü zaman, herkesi gerçek kimliğiyle ortaya çıkarır.
Bir insanı bir gün tanıyabilirsiniz.
Bir röportaj yapabilirsiniz.
Bir toplantıda birlikte bulunabilirsiniz.
Ama karakterini anlamak için yılların geçmesi gerekir.

Benim Turgut Torunoğulları hakkında en çok dikkatimi çeken özelliklerden biri, bulunduğu makam ne olursa olsun değişmeyen tavrı oldu.
İlk tanıştığımız yıllardaki mütevazılığı neyse…
Bugün de aynı çizgiyi koruyor.

İş hayatında büyüdükçe çevresi genişledi.
Devlet adamlarıyla çalıştı.
Bakanlarla görüştü.
Uluslararası toplantılara katıldı.
Büyük yatırımlar gerçekleştirdi.
Ama hiçbir zaman ulaşılmaz bir insan olmadı.
Kapısını çalan herkesi dinlemeye çalışan tavrını hiç değiştirmedi.
Belki de bu yüzden, yıllar içinde yalnızca iş ortakları değil, kalıcı dostluklar da kazandı.

Gazetecilik hayatım boyunca çok sayıda başarılı iş insanıyla tanıştım.
Bazıları büyük servetler kazandı.
Bazıları büyük şirketler kurdu.
Ancak zaman içinde şunu gördüm:
İnsanların hafızasında kalan, servetleri değil; karakterleridir.
Turgut Torunoğulları’nın en güçlü yönlerinden biri de budur.

Başarılarını anlatırken kendisini öne çıkarmaktan çok, birlikte yol yürüdüğü insanlardan söz etmeyi tercih eder.
Kardeşlerinden…
Çalışma arkadaşlarından…
Ortaklarından…
Ve emeği geçen herkesten…

Başarıyı paylaşmayı bilen insanların kurduğu eserler daha uzun ömürlü olur.
Bugün geriye dönüp baktığımda, onun hikâyesini yalnızca bir iş insanının yükselişi olarak görmüyorum.
Bu hikâye aynı zamanda Avrupa’da yaşayan Türk toplumunun son kırk elli yılda geçirdiği değişimin de bir özetidir.
İlk kuşağın verdiği mücadele…
İkinci kuşağın büyüttüğü şirketler…
Uluslararası pazarlara açılan markalar…
Türkiye ile Avrupa arasında kurulan ekonomik köprüler…
Hepsi bu hikâyenin parçalarıdır.

Bu nedenle Turgut Torunoğulları’nın hayatı, yalnızca ailesi için değil, Avrupa’daki Türk girişimcilik tarihini araştıracak gelecek kuşaklar için de önemli bir belge niteliği taşımaktadır.

GAZETECİ GÖZÜYLE TURGUT TORUNOĞULLARI

Gazetecilikte en büyük güvencem, hiçbir zaman yalnızca hafızam olmadı.
Belgeler…
Fotoğraflar…
Gazete kupürleri…
Röportaj notları…
Ve yıllar boyunca titizlikle oluşturduğum arşiv…

Bugün geriye dönüp baktığımda, Turgut Torunoğulları’nın yarım asrı aşan iş hayatını adım adım izleyebildiğimi görüyorum.
Bir açılış töreninde çekilmiş fotoğraf…
Bir bakanla yapılan görüşme…
Bir iş konseyi toplantısı…
Bir okul temel atma töreni…
İlk bakışta birbirinden bağımsız gibi görünen bu kareler, aslında aynı hikâyenin farklı sayfalarını oluşturuyor.

Gazetecilikte zamanın en büyük tanık olduğuna inanırım.
Çünkü insanlar unutabilir.
Anlatılanlar zamanla değişebilir.
Ama belgeler konuşmaya devam eder.
Yıllar önce çekilmiş bir fotoğraf, bazen sayfalarca yazının anlatamadığını tek başına anlatır.
Arşivimde bulunan fotoğraflara baktığımda yalnızca Turgut Torunoğulları’nı görmüyorum.
Avrupa’daki Türk girişimciliğinin gelişimini görüyorum.
İlk kuşağın verdiği mücadeleyi görüyorum.
İmkânsız gibi görünen şartlarda kurulan şirketleri görüyorum.
Türkiye ile Avrupa arasında kurulan ticari ilişkilerin adım adım nasıl geliştiğini görüyorum.

Birçok toplantının bugün unutulmuş olması mümkündür.
Ancak o toplantılarda alınan kararların etkileri hâlâ devam ediyor.
Bugün Avrupa’da faaliyet gösteren binlerce Türk şirketi…
Türkiye ile milyarlarca avroluk ticaret hacmi…
Uluslararası iş birlikleri…
Bütün bunlar, yıllar boyunca verilen ortak emeğin sonucudur.
Turgut Torunoğulları da bu sürecin içinde yer alan önemli isimlerden biridir.

Onun katkısını yalnızca kurduğu şirketlerle değerlendirmek eksik olur.
Sivil toplum kuruluşlarında üstlendiği görevler…
Türkiye ile Avrupa arasında yürüttüğü temaslar…
Genç girişimcilere verdiği destek…
Ve eğitime yaptığı katkılar…
Bu hikâyenin ayrılmaz parçalarıdır.

Gazetecilik hayatım boyunca sayısız röportaj yaptım.
Birçok başarılı insan tanıdım.
Fakat uzun yıllar sonra geriye dönüp baktığınızda akılda kalanlar, çoğu zaman rakamlar değil; insanların bıraktığı izler oluyor.
İşte bu yüzden bu yazıyı hazırlarken yalnızca ticari başarıları sıralamayı yeterli görmedim.

Asıl önemli olan, o başarıların arkasındaki insanı anlatabilmekti.
Bir köyden başlayan yolculuğun…
Sabırla…
Çalışmayla…
Disiplinle…
Ve güvenle nasıl uluslararası bir başarıya dönüştüğünü gösterebilmekti.
Çünkü gelecek kuşaklara ilham verecek olan yalnızca sonuç değildir.
O sonuca giden yoldur.

BELGELERİN ANLATTIĞI HİKÂYE

Başarılı şirketlerin büyük bölümü güçlü bir fikirle kurulur.
Ancak o şirketlerin uzun yıllar ayakta kalmasını sağlayan şey, yalnızca iyi bir fikir değildir.
Asıl belirleyici olan, kurumsal bir kültür oluşturabilmektir.
Turgut Torunoğulları’nın en önemli başarılarından biri de burada ortaya çıkıyor.

Şirket büyürken aile bireyleri de bu gelişimin doğal bir parçası hâline geldi.
Ancak hiçbir görev yalnızca aile bağı nedeniyle verilmedi.
Sorumluluklar, bilgiye, tecrübeye ve yetkinliğe göre paylaştırıldı.
Bu anlayış sayesinde aile şirketi olmanın sıcaklığı korunurken, kurumsallığın gerektirdiği disiplin de ihmal edilmedi.

Yıllar içinde ikinci kuşak da iş hayatında sorumluluk üstlenmeye başladı.
Yeni kuşak, değişen dünya şartlarını daha yakından takip ediyor…
Dijitalleşmeyi…
Uluslararası pazarlamayı…
Yeni yatırım modellerini…
Ve küresel rekabeti farklı bir bakış açısıyla değerlendiriyordu.

Birinci kuşağın tecrübesiyle ikinci kuşağın dinamizmi birleşince ortaya daha güçlü bir yapı çıktı.
Bu, birçok aile şirketinin başaramadığı önemli bir dönüşümdü.
Çünkü aile şirketlerinde en büyük sorunlardan biri, kuşak değişimidir.

Kurucu kuşağın oluşturduğu değerleri koruyarak yeni kuşağa devredebilmek kolay değildir.
Torunoğulları ailesi bu süreci planlı bir şekilde yönetmeye çalıştı.
Kararlar ortak akılla alındı.
Tecrübeye saygı gösterildi.
Genç kuşağın önerilerine de kulak verildi.
Böylece şirket yalnızca büyümedi.
Kendisini yenilemeyi de başardı.

AİLE İÇİNDEKİ GÜVEN

Turgut Torunoğulları’nın iş hayatında sıkça vurguladığı konulardan biri güvendi.
Bu güven yalnızca müşterilerle kurulan ilişkiyi kapsamıyordu.
Aile içindeki güven de aynı derecede önemliydi.

Ortaklıklar uzun yıllar devam edecekse, bunun temelinde karşılıklı saygı bulunmalıydı.
Farklı görüşler olabilirdi.
Farklı değerlendirmeler yapılabilirdi.
Ancak ortak hedef hiçbir zaman unutulmamalıydı.
Bu anlayış sayesinde aile içinde oluşan dayanışma, şirketlerin büyümesine de olumlu yansıdı.
Yıllar boyunca gerçekleştirilen yatırımların arkasında yalnızca ekonomik hesaplar değil, birbirine güvenen insanların ortak emeği vardı.

BAŞARIYI DEVRETMEK

Birçok girişimci başarılı bir şirket kurabilir.
Ancak çok azı o başarıyı kendisinden sonra da sürdürebilecek bir yapı oluşturabilir.
Gerçek kurucular, yalnızca bugünü değil, yarını da düşünürler.
Kurdukları sistemi kişilere bağlı olmaktan çıkarıp kurumlara dönüştürmeye çalışırlar.
Turgut Torunoğulları’nın yaklaşımı da bu yönde oldu.
Yeni kuşağın sorumluluk almasını destekledi.
Tecrübelerini paylaşmaktan kaçınmadı.
Çünkü ona göre bilgi saklanacak bir değer değil, aktarılacak bir mirastı.

Bugün geriye dönüp bakıldığında, Torunoğulları ailesinin hikâyesi yalnızca bir girişimcilik hikâyesi değildir.
Aynı zamanda kuşaktan kuşağa aktarılan çalışma ahlakının…
Sorumluluk duygusunun…
Ve aile dayanışmasının da hikâyesidir.
İşte kalıcı başarıların gerçek sırrı da burada yatmaktadır.

BİR AİLE ŞİRKETİNDEN KURUM KÜLTÜRÜNE

Gazetecilik mesleğinde yıllar içinde edindiğim en önemli tecrübelerden biri şudur:
İnsanları bir konuşmalarına bakarak değerlendiremezsiniz.
Bir ödül töreninde yapılan konuşma…
Bir televizyon programındaki açıklamalar…
Ya da bir röportaj…
Bunlar, bir insanı tanımak için yeterli değildir.
Gerçek karakter, yıllar içinde ortaya çıkar.

Ben Turgut Torunoğulları’nı tek bir röportajda tanımadım.
Tek bir toplantıda da tanımadım.
Yıllar boyunca farklı ortamlarda gözlemledim.
Bazen yoğun geçen iş görüşmelerinde…
Bazen dost meclislerinde…
Bazen Ankara’da yapılan resmî temaslarda…
Bazen de Avrupa’nın çeşitli şehirlerinde düzenlenen ekonomi toplantılarında…

İnsanlar, farklı şartlarda gerçek yüzlerini gösterirler.
Başarılı olduklarında…
Eleştirildiklerinde…
Bir kriz yaşandığında…
Beklenmedik bir sorun çıktığında…
İşte karakter en çok o zaman ortaya çıkar.

Turgut Torunoğulları’nı uzun yıllar boyunca izlerken dikkatimi çeken ilk özellik, sakinliğiydi.
Sorunlar karşısında paniğe kapıldığını hiç görmedim.
Önce dinlemeyi tercih ederdi.
Sonra düşünürdü.
Ardından kararını verirdi.
Belki de iş hayatındaki başarısının en önemli sebeplerinden biri buydu.
Çünkü acele verilen kararlar, çoğu zaman uzun vadede daha büyük sorunlara yol açar.

DİNLEMEYİ BİLEN BİR İNSAN

Bugün birçok yönetici konuşmayı sever.
Fikirlerini anlatmayı…
Kendisini ön plana çıkarmayı…
Oysa iyi yöneticilerin önemli bir özelliği daha vardır.
Dinlemeyi bilirler.

Turgut Torunoğulları’nın bu yönünü yıllar boyunca birçok kez gördüm.
Bir toplantıda en genç girişimcinin görüşünü de dikkatle dinlerdi.
Yılların tecrübesine sahip bir sanayiciyi de…
Bir kamu görevlisini de…
Bir öğrenciyi de…
Çünkü ona göre iyi fikirlerin makamı olmazdı.
Doğru düşünce, beklenmedik bir yerden de gelebilirdi.

GÖSTERİŞTEN UZAK

İş dünyasında bazı insanlar başarılarını anlatmayı sever.
Büyük yatırımlarını…
Yeni projelerini…
Sürekli gündemde olmayı isterler.
Turgut Torunoğulları ise daha farklı bir yol izledi.
Yaptığı işleri konuşmaktan çok, tamamlamayı tercih etti.
Bu nedenle birçok çalışmasını kamuoyu sonradan öğrendi.

Özellikle eğitime yönelik katkılarında bunu açıkça gördüm.
Yapılan yardımın duyulmasından çok, amacına ulaşmasını önemsiyordu.
Bu tavır, onun kişiliğini en iyi anlatan özelliklerden biridir.

GÜVEN VEREN İNSANLAR

Gazetecilikte zamanla şunu öğreniyorsunuz.
Bazı insanlar ilk tanışmada güçlü bir etki bırakırlar.
Ancak zaman içinde o etki kaybolur.
Bazıları ise ilk bakışta çok dikkat çekmez.
Ama yıllar geçtikçe onlara duyulan güven giderek artar.
Turgut Torunoğulları, ikinci grupta yer alan insanlardan biridir.

Onu tanıyan birçok kişinin ortak değerlendirmesi de budur.
Söz verdiği zaman yerine getirmeye çalışır.
Üstlendiği sorumluluğu takip eder.
Yarım bırakılan işlerden hoşlanmaz.
Belki de bu yüzden iş hayatında kurduğu ilişkilerin önemli bölümü uzun yıllar devam etmiştir.

BUGÜNDEN YARINA KALACAK OLAN

Gazetecilik hayatım boyunca binlerce haber yazdım.
Yüzlerce röportaj yaptım.
Onlarca kitap hazırladım.
Geride dönüp baktığımda şunu görüyorum:
İnsanlar bir süre sonra rakamları unutuyor.
Makamları da unutuyor.
Ama karakteri unutmuyor.

Bu yazıda anlatılan hayat hikâyesi de yalnızca ticari başarıların hikâyesi değildir.
Asıl anlatılan, bir insanın çalışarak, dürüst davranarak, güven kazanarak ve geldiği toprakları unutmadan nasıl iz bırakabileceğidir.
İşte benim gazeteci olarak gördüğüm ve gelecek kuşaklara aktarmak istediğim asıl hikâye de budur.

BİR GAZETECİNİN NOT DEFTERİNDEN

Bu röportajı yazarken zaman zaman kendi kendime şu soruyu sordum:
“Neden Turgut Torunoğulları?”
Çünkü Avrupa’da başarılı olmuş başka iş insanları da var.
Büyük yatırımlar yapanlar…
Uluslararası şirketler kuranlar…
Adlarını iş dünyasına yazdıranlar…
Elbette var.
Ancak gazetecilikte yalnızca başarı yeterli değildir.

Bir insanın hikâyesini kitaplaştırmaya değer kılan, geride bıraktığı izin toplum açısından taşıdığı anlamdır.
Turgut Torunoğulları’nın hayatını önemli kılan da budur.
Onun hikâyesinde yalnızca kişisel başarı yoktur.
Avrupa’daki Türk toplumunun gelişim süreci de vardır.
İlk kuşağın çektiği sıkıntılar vardır.
Göçmenlik yıllarının zorlukları vardır.
Yokluk içinde başlayan mücadele vardır.
Kurulan ilk şirketler…
İlk ihracatlar…
İlk uluslararası ortaklıklar…

Ve sonunda Avrupa’nın saygın iş insanları arasında yer alma başarısı vardır.
Bu nedenle bu yazı, tek bir kişinin biyografisi olmanın ötesinde, bir dönemin de tanıklığını yapmaktadır.

TANIK OLDUĞUM DEĞİŞİM

Ben Hollanda’ya geldiğim yıllarda Türklerin büyük bölümü fabrikalarda çalışıyordu.
Hayatın tek hedefi, biraz para biriktirip Türkiye’ye dönmekti.
Sonra yıllar geçti.
Küçük dükkânlar açıldı.
İlk şirketler kuruldu.
İlk ihracatlar başladı.
Türk girişimciler Avrupa ekonomisinin önemli aktörlerinden biri hâline geldi.
Ardından iş dünyasında söz sahibi olan bir kuşak yetişti.

Bugün artık Avrupa’da binlerce Türk şirketi faaliyet gösteriyor.
On binlerce insana iş imkânı sağlıyor.
Milyarlarca avroluk ticaret gerçekleştiriyor.
Turgut Torunoğulları da bu dönüşümün içinde yer alan isimlerden biridir.
Onun hikâyesini anlatırken aslında Avrupa’daki Türk girişimciliğinin gelişim sürecini de anlatmış oldum.

NEDEN YAZDIM?

Gazetecilik yalnızca günlük haber üretmek değildir.
Bugünün haberini yazarsınız.
Yarın yeni bir haber gelir.
Fakat bazı hayatlar vardır ki, yalnızca gazete sayfalarında kalmamalıdır.
Kitaplara geçmelidir.
Çünkü gelecek kuşakların da onları tanımaya hakkı vardır.

Ben bu yazıyı, tam da bu düşünceyle hazırladım.
Yıllar boyunca tuttuğum notları…
Çektiğim fotoğrafları…
Yaptığım röportajları…
Ve tanıklıklarımı…
Tek bir çatı altında toplamaya çalıştım.
Amacım övgü yazmak değildi.
Belge bırakmaktı.
Çünkü belgeler, yıllar sonra da konuşmaya devam eder.

GELECEK KUŞAKLARA

Bugün bu yazıyı okuyan gençlerden bir kısmı, belki Turgut Torunoğulları’nı ilk kez tanıyacak.
Belki de adını daha önce hiç duymamış olacak.
Amayazıyı bitirdiklerinde şunu görmelerini isterim:
Hiçbir başarı tesadüfen gelmez.

Dilini bilmediğiniz bir ülkede iş arayarak başlarsınız.
Kapılar yüzünüze kapanır.
Eksiklerinizi tamamlarsınız.
Tekrar denersiniz.
Çalışırsınız.
Sabredersiniz.
Güven kazanırsınız.Ve yıllar sonra insanlar size yalnızca kurduğunuz şirketler için değil, bıraktığınız iz için de saygı duyarlar.
İşte bu yazıda anlatılan asıl hikâye budur.

Gazetecilik hayatım boyunca pek çok biyografi yazdım.
Ancak bazı insanlar vardır ki, onların hikâyesi yalnızca kendilerine ait değildir.
Bir toplumun ortak hafızasının da parçasıdır.
Turgut Torunoğulları’nın hikâyesi de bunlardan biridir.
Kars’ın Erdağı Köyü’nde başlayan bir yolculuk…
Hollanda’da umut arayan genç bir gurbetçi…
Uluslararası iş dünyasında saygın bir girişimci…
Toplum meselelerinde sorumluluk üstlenen bir sivil toplum insanı…
Ve doğduğu topraklara vefa borcunu unutmayan bir hayırsever…

Bir hayatı anlamlı kılan, yalnızca ulaştığı nokta değildir.
O noktaya nasıl ulaştığı ve geride ne bıraktığıdır.
Turgut Torunoğulları’nın hikâyesi de tam olarak bunu anlatmaktadır.

DEĞİŞMEYEN AİLE FELSEFESİ

Kuşaklar değişebilir.
Sektörler değişebilir.
Teknoloji değişebilir.
Ama bazı ilkeler değişmez.
Torunoğulları ailesinde dikkat çeken nokta da buydu.
Kurucu kuşağın benimsediği çalışma disiplini…
Verilen söze bağlılık…
İnsana duyulan saygı…
Ve uzun vadeli düşünme anlayışı…
Yeni kuşağa aktarılmaya çalışılıyordu.
Çünkü güçlü şirketler yalnızca sermayeyle değil, kurum kültürüyle ayakta kalırlar.
Bu kültür oluşmadığında, en büyük yatırımlar bile zaman içinde değerini kaybedebilir.
Torunoğulları Grubu’nun farklı sektörlerde uzun yıllar faaliyet gösterebilmesinin arkasındaki en önemli nedenlerden biri de bu kurumsal anlayıştır.

BAŞARIYI PAYLAŞAN BİR AİLE

Kitabın başından beri dikkat çeken ortak özelliklerden biri de budur.
Bu hikâye hiçbir zaman tek bir kişinin hikâyesi olmadı.
Elbette lokomotif isim Turgut Torunoğulları’ydı.
Ancak kardeşleri Erdal, Ali, Ertan, Aykut ve Yavuz’un üstlendikleri görevler, grubun farklı alanlarda büyümesine önemli katkı sağladı.

Daha sonra yeni kuşağın da yönetime katılmasıyla bu yapı daha da güçlendi.
Bu nedenle bugün Torunoğulları Grubu’na bakıldığında yalnızca başarılı şirketler görülmüyor.
Aynı zamanda yıllar içinde oluşturulmuş bir ekip ruhu da görülüyor.
Belki de bu biyografinin verdiği en önemli mesajlardan biri budur:
Başarı tek başına kazanılabilir.
Ama kalıcı başarı, birlikte çalışmayı başarabilen insanların eseridir.

ADAMLIKLA ÖLÇÜLEN BAŞARI

Gazetecilik hayatım boyunca çok sayıda başarılı insan tanıdım.
Servetiyle konuşulanlar oldu…
Makamıyla öne çıkanlar oldu…
Büyük şirketler kuranlar…
Uluslararası ödüller alanlar…
Ama yıllar içinde şunu öğrendim:
Bir insanın gerçek değeri, banka hesaplarıyla değil; arkasından söylenen sözlerle ölçülür.
Turgut Torunoğulları’nı anlatırken yıllar önce kullandığım bir ifade vardı: “Adam gibi adam.”

Aradan geçen bunca yıla rağmen bugün de aynı kanaatteyim.
Bu sözü gelişigüzel kullanmadım.
Çünkü benim için “adam gibi adam” olmak, yalnızca dürüst olmak değildir.
Verdiği sözü tutmaktır.
İnsan ayırmamaktır.
Başarıya ulaştığında başladığı yeri unutmamaktır.
İhtiyaç sahibine el uzatmaktır.
Kazandığını yalnızca kendisi için değil, toplum için de değerlendirmektir.

Yıllar boyunca Turgut Torunoğulları’nı izlerken bu özelliklerin her birine defalarca tanıklık ettim.
Belki de bu yüzden, onu anlatırken aklıma önce şirketleri değil, karakteri geliyor.
Çünkü şirketler büyüyebilir.
Markalar değişebilir.
Yatırımlar el değiştirebilir.
Ama karakter değişmez.
İnsanı kalıcı yapan da budur.

İNSAN YETİŞTİRMEK

Bir şirket kurabilirsiniz.
Bir marka oluşturabilirsiniz.
Yeni yatırımlar yapabilirsiniz.
Ama bütün bunlardan daha zor bir şey vardır:
İnsan yetiştirmek.

Yıllar içinde Turgut Torunoğulları’nın yanında çalışan pek çok kişi, daha sonra kendi sorumluluklarını üstlenmiş, yöneticilik yapmış ve önemli görevler üstlenmiştir.
Yeni başlayanlara güvenmesi…
Onlara sorumluluk vermesi…
Başarıyı paylaşması…
Ekip ruhunu her zaman önde tutması…
Kurduğu yapının uzun ömürlü olmasının en önemli nedenlerinden biri olmuştur.

GELECEĞİ DÜŞÜNEN BİR GİRİŞİMCİ

Dünya değişiyor.
Teknoloji gelişiyor.
Rekabet her geçen gün daha da sertleşiyor.
Artık yalnızca bulunduğunuz şehirle değil, dünyanın öbür ucundaki şirketlerle de rekabet ediyorsunuz.
Bunun bilincinde olan Turgut Torunoğulları, yeni kuşağın yalnızca bugünün şartlarına değil, geleceğin ekonomisine de hazırlanması gerektiğini her fırsatta dile getirmiştir.
Dijitalleşme…
Yeni teknolojiler…
Uluslararası iş birlikleri…
Kurumsallaşma…
Ona göre bunlar artık tercih değil, zorunluluktu.

GELECEK NESİLLERE

DTİK Avrupa Temsilciler Kurulu Başkanlığı dönemindeki konuşmalarında üzerinde özellikle durduğu bir konu vardı.
Yeni kuşak…
Avrupa’da doğup büyüyen Türk gençleri…
Onlara göre artık hedef, yalnızca kendi şirketini büyütmek değildi.
Birlikte büyümekti.

Bir konuşmasında, Avrupa’daki Türk girişimcilerin artık yalnızca kendi ülkelerinde iş yapan insanlar olmadığını, bulundukları ülkelerin ekonomilerine yön veren, marka oluşturan ve istihdam sağlayan güçlü bir topluluk hâline geldiğini vurguluyordu.
Ardından da şu düşünceyi dile getiriyordu: “Tek başımıza başarılı olabiliriz ama birlikte olursak çok daha güçlüyüz.”
Bu söz, yalnızca bir toplantının sloganı değildi.
Aslında onun bütün iş hayatını özetleyen bir cümleydi.

SON SÖZÜM

Bu dosyayı hazırlarken amacım yalnızca Turgut Torunoğulları’nın hayatını anlatmak değildi.
Asıl amacım, Avrupa’daki Türk girişimciliğinin son yarım yüzyıllık gelişimini, bu gelişime yön veren isimlerden biri üzerinden gelecek kuşaklara belgelemekti.
Çünkü toplumların hafızasını yalnızca devlet adamları oluşturmaz.
Sanatçılar…
Bilim insanları…
Gazeteciler…
Sporcular…
Ve girişimciler de yaşadıkları döneme iz bırakırlar.

Turgut Torunoğulları da Avrupa’daki Türk toplumunun ortak hafızasında önemli bir yere sahiptir.
Onun hikâyesi, yalnızca bir şirketin büyüme hikâyesi değildir.
Aynı zamanda çalışmanın…
Dürüstlüğün…
Disiplinin…
Güvenin…
Ve vefanın insana neler kazandırabileceğinin somut bir örneğidir.

Yarım asrı aşan gazetecilik hayatım boyunca çok sayıda devlet başkanı, başbakan, bakan, sanatçı, sporcu ve iş insanıyla görüştüm.
Başarı hikâyeleri dinledim.
Yükselişlere de tanıklık ettim, düşüşlere de…

Bana göre kalıcı olan, servet değil; karakterdir.
Makam değil; geride bırakılan izdir.
Turgut Torunoğulları’nın hikâyesi de tam bunu anlatıyor.
Kars’ın Erdağı Köyü’nde başlayan yolculuk…
Hollanda’da iş arayan genç bir gurbetçinin mücadelesi…
Kurulan şirketler…
Uluslararası yatırımlar…
Sivil toplum çalışmaları…
Türkiye ile Avrupa arasında kurulan ekonomik köprüler…
Ve sonunda doğduğu topraklara bırakılan kalıcı eserler…
Hepsi aynı hayatın parçalarıdır.

Bir insanın gerçek başarısı, yalnızca ne kazandığıyla değil…
Arkasında ne bıraktığıyla ölçülür.
Turgut Torunoğulları’nın ardında bıraktığı miras da yalnızca şirketler değildir.
Yetiştirdiği insanlar…
Destek olduğu gençler…
Kurduğu kurumlar…
Ve eğitime kazandırdığı eserlerdir.
İşte bu nedenle, bu çalışmayı yalnızca bir biyografi olarak değil; Avrupa’daki Türk girişimciliğinin yakın tarihine düşülmüş bir tanıklık olarak görüyorum.

TORUNOĞULLARI’NIN BAŞARISININ TESCİLİ ALDIĞI ÖDÜLLERDİR

Ödüle doymayan değil, ödüle gark edilen adam

Bir insanın başarısı yalnızca kurduğu şirketlerle, yaptığı yatırımlarla ya da ulaştığı ekonomik güçle ölçülmez. Bazen geride bıraktığı izler, üstlendiği sorumluluklar ve topluma sağladığı katkılar da çeşitli kurumlar tarafından ödüllerle tescil edilir.

Turgut Torunoğulları’nın hayatına baktığımızda da böyle bir tabloyla karşılaşıyoruz. Onun aldığı ödüller, yalnızca ticari başarılarının değil; Türkiye ile Avrupa arasında kurduğu ekonomik ve sosyal köprülerin, eğitime verdiği desteğin, turizme yaptığı yatırımların ve Avrupa’da yaşayan Türk toplumuna sunduğu hizmetlerin de birer takdir ifadesi oldu.

Bu nedenle Turgut Torunoğulları için “ödüle doymayan adam” demek doğru olmaz. Daha doğru bir ifadeyle, o, başarıları nedeniyle yıllar boyunca ödüllere layık görülen, adeta ödüllerle taçlandırılan bir iş insanıdır.


İlk ödüllerinden birini, henüz faaliyetlerini mütevazı bir iş insanı olarak sürdürdüğü yıllarda, Bülent Türker’in düzenlediği bir organizasyonda “En Başarılı İşadamı” seçilerek aldı.


Ben de o gün kendisine, ödül yerine geçmese de, yayımladığım “Türkiye-Hollanda Arasında 400 Yıllık Resmî İlişkiler ve Hollanda’ya Türk Göçünün 50’nci Yılı” adlı kitabımı armağan ederek bu anlamlı güne küçük bir katkıda bulunmuştum.

Yıllar içinde aldığı ödüller birbirini izledi. Bunlardan biri de Turizm ve Tanıtma Platformu (TUTAP) tarafından verilen “Kültür ve Turizm Elçisi” unvanıydı.

Türkiye’nin tanıtımına yaptığı katkılar, turizm yatırımları ve ülkesini uluslararası platformlarda başarıyla temsil etmesi nedeniyle verilen bu berat, TUTAP Yönetim Kurulu Başkanı Fikret Yıldız tarafından takdim edildi.

Beratta yer alan şu ifadeler, bu ödülün anlamını en güzel şekilde özetliyordu: “Ülkemizin tanıtımı adına göstermiş olduğunuz ilgi ve duyarlılık, Türkiyemize olan sevdamızın bir neticesidir. Bu sorumluluk, ülkemizin tarihî, kültürel ve doğal zenginliklerini tanıma ve tanıtma adına da önemli bir misyon üstlenmeyi gerektirir. Bu çerçevede Türkiye’nin Kültür ve Turizm Elçisi olmayı kabul ettiğiniz için teşekkür ederim.”

TORUNOĞULLARI’NIN ALDIĞI AMA AVRUPALI TÜRKLER’E İTHAF ETTİĞİ ÖDÜLLER

Aradan geçen yıllar içinde Turgut Torunoğulları’nın aldığı ödüller yalnızca Türkiye’de değil, Avrupa’da da dikkat çekti. Kendisine verilen her ödülü, yalnızca şahsı adına değil, Avrupa’da yaşayan Türk toplumunun ortak başarısı olarak değerlendirdiğini sık sık dile getirdi.

Yıllar içinde aldığı ödüllerden bazıları şunlardır:

EKOVİTRİN’DEN “YILIN STARLARI ÖDÜLÜ”

Uluslararası ekonomi ve iş dünyasına yönelik yayın yapan EKOVİTRİN’in düzenlediği 16’ncı Yılın Starları Ödülleri kapsamında, 2017 yılında Turgut Torunoğulları bu prestijli ödüle layık görüldü.

TAVAK’TAN “BOSPHORUS AWARDS”

Türkiye-Avrupa Eğitim ve Bilimsel Araştırmalar Vakfı (TAVAK), Maltepe Belediyesi ve Brandday.net iş birliğiyle düzenlenen 2. Bosphorus Awards töreninde, Avrupa’dan seçilen sekiz isimden biri olarak Turgut Torunoğulları da ödüllendirildi.


‘Bosphorus Awards Ödülü’,
8’i Avrupa, 8’i de Türkiye’den olmak üzere 16 kişiden biri olan Turgut Torunoğulları’na da verildi.

TEMADER’DEN “ÜSTÜN HİZMET VE BARIŞ ÖDÜLÜ”

2011 yılında, Tüm Terör Mağdurları ve Aileleri Güçbirliği Derneği (TEMADER) ile Şehit Aileleri ve Gaziler Spor Kulübü tarafından verilen Üstün Hizmet ve Barış Ödülü, Ankara Dedeman Oteli’nde düzenlenen törende Sağlık Bakan Yardımcısı Agâh Kafkas tarafından takdim edildi.

YENİ ARAYIŞLAR’DAN “KENT VE YAŞAM ÖDÜLÜ”

Yeni Arayışlar Kulübü tarafından verilen Kent ve Yaşam Ödülü, Türkiye ile Avrupa arasında kurduğu ekonomik ve sosyal köprüler dolayısıyla Turgut Torunoğulları’na verildi.

İPEKYOL DERGİSİ’NDEN “AVRUPA’DA YILIN İŞADAMI”

Hulisi Kılıç, Prof. Dr. Cemal Okuyan ve Seyfullah Türksoy’dan oluşan seçici kurulun kararıyla verilen Avrupa’da Yılın İşadamı Ödülü, Torunoğulları’nın Türkiye ve Hollanda’daki girişimcilik başarılarının uluslararası düzeyde takdir edildiğinin önemli göstergelerinden biri oldu.

NETUBA’DAN “DOSTLUK VE BARIŞ ÖDÜLÜ”

Hollanda-Türkiye İş Konseyi (NETUBA), kuruluşunun 25’inci yılı dolayısıyla düzenlediği törende, iki ülke arasındaki ekonomik ve sosyal ilişkilere yaptığı katkılar nedeniyle Turgut Torunoğulları’nı Dostluk ve Barış Ödülü ile onurlandırdı.

NİHAYET…

Bu sayfalarda anlatılanlar, yalnızca bir iş insanının ticari başarılarının hikâyesi değildir.
Kars’ın Susuz ilçesine bağlı Erdağı Köyü’nden başlayan bir yolculuğun; çalışmanın, sabrın, dürüstlüğün ve güvenin uluslararası ölçekte nasıl bir başarıya dönüşebileceğinin belgesidir. Yıllar boyunca aldığı ödüller ise bu yolculuğun en görünür nişanelerinden biri olmuştur. Ancak Turgut Torunoğulları’nın gerçek mirası, aldığı plaketler değil; kurduğu kurumlar, yetiştirdiği insanlar, Türkiye ile Avrupa arasında oluşturduğu köprüler ve ardında bıraktığı kalıcı eserlerdir.

Çünkü bazı insanlar servet bırakır; bazıları ise unutulmayacak bir iz bırakır. Turgut Torunoğulları da geride yalnızca başarılı şirketler değil, örnek alınacak bir hayat hikâyesi bırakan isimlerden biri oldu.