MERSİN DENİZİNİ DEĞİL, GELECEĞİNİ KAYBEDİYOR!

Abone Ol

Mersin’in sahilleri yalnızca turizm alanı değil, bu kentin yaşam damarlarıdır. Limanı, balıkçılığı, tarımı, turizmi ve kıyıda yaşayan binlerce insanın geçimi doğrudan denizle bağlantılıdır. Ancak bugün kıyılara baktığımızda mavinin yanında plastik, atık ve ihmali de görüyoruz.
Son dönemde artan mikroplastik kirliliği artık görmezden gelinemeyecek boyuta ulaştı. Sağlık meslek örgütleri ve çevre platformları uyarıyor, konu Türkiye Büyük Millet Meclisine taşınıyor, vatandaşlar ise karşılaştıkları kirliliği kamuoyuyla paylaşıyor.
Bütün bu uyarılara rağmen hâlâ denize girmenin güvenli olup olmadığını tartışıyoruz. Mersinli bir anne çocuğunu denize sokarken endişe duyuyor; balıkçı tuttuğu balığa, çiftçi kullandığı suya, vatandaş ise tükettiği gıdaya kuşkuyla bakıyor.
Bu tablo, Mersin denizinin kaderine terk edildiğini göstermiyor mu?
BU, SAHİLDEKİ BİRKAÇ ŞİŞE MESELESİ DEĞİLDİR
Mikroplastik, kıyıda gördüğümüz pet şişe, poşet veya ambalajdan ibaret değildir. Gözle görülmesi zor bu parçacıklar doğada kolayca yok olmaz; deniz canlılarının bünyesine, oradan da sofralarımıza ulaşabilir.
Bu nedenle Mersin’de yaşananlar yalnızca çevre kirliliği değil; halk sağlığı, gıda güvenliği, turizm, ekonomi ve kamu yönetimi meselesidir. Mersin Sağlık Platformunun konuyu acil halk sağlığı krizi olarak değerlendirmesi bu açıdan önemlidir.
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının denetimlerinde ihlaller tespit edilmiş, işletmelere cezalar uygulanmış ve lisanssız tesisler kapatılmıştır. Ancak şu sorular hâlâ yanıt bekliyor:
• Bu ihlaller bugün tespit edilebiliyorsa, daha önce neden görülmedi?
• Denetimlere rağmen sahiller neden bu hâle geldi?
• Cezalara rağmen kirlilik neden sürüyor?
Açık olan şudur: Yalnızca ceza kesmek yetmez. Sahilden plastik toplamak gerekli olsa da asıl görev, atığın denize ulaşmasını engellemektir. Musluk açıkken yerleri silerek bu sorun çözülemez.
AVRUPA TEMİZ KALACAK, MERSİN KİRLENECEK ÖYLE Mİ?
Türkiye’nin Avrupa’dan plastik atık ithal etmesi de tartışmanın önemli başlıklarından biridir. Avrupa kendi şehirlerini, toprağını ve denizlerini korurken atıklarının bir bölümünü Türkiye’ye gönderiyor. Taşıma, ayrıştırma ve geri dönüşüm süreçlerinin çevresel bedelini ise Mersin, Adana ve Akdeniz kıyıları ödüyor.
Bunun adı sürdürülebilir ticaret olamaz. Gelecek kuşakların yaşam hakkını bugünkü kazanca feda etmek, ekonomik faaliyet değil, ağır bir sorumsuzluktur.
Kirliliği tek bir tesise veya sektöre bağlamak doğru değildir. Liman faaliyetleri, sanayi tesisleri, geri dönüşüm işletmeleri, dereler, drenaj kanalları, tarımsal faaliyetler, balıkçılık, sera atıkları ve bilinçsiz tüketim birlikte değerlendirilmelidir. Ancak kaynakların çokluğu sorumluluğu ortadan kaldırmaz; tersine, ortak, güçlü ve şeffaf bir yönetim gerektirir.
BU MESELEDE PARTİ ROZETLERİNİ ÇIKARIN!
Mersin’in denizi ne iktidarın ne de muhalefetin malıdır. Deniz hepimizindir.
Merkezi yönetim, Mersin Büyükşehir Belediyesi, ilçe belediyeleri, MESKİ, Devlet Su İşleri, liman yönetimi, üniversiteler, meslek odaları ve sanayi kuruluşları aynı masada buluşmalıdır.
Hiçbir kurum diğerini suçlayarak sorumluluktan kurtulamaz. Bakanlık belediyeyi, belediye Bakanlığı işaret ederek görevini erteleyemez. Milletvekilleri yalnızca soru önergesi vermekle, siyasi partiler de basın açıklaması yapmakla yetinemez.
Denize karışan plastik siyasi görüş sormuyor; balığın midesine girerken parti ayrımı yapmıyor. Mersin’in artık açıklamaya değil, sonuç almaya ihtiyacı var.
MERSİN HALKI ŞEFFAFLIK İSTİYOR
Mersinliler şu soruların yanıtını bekliyor:
• Kirliliğin ana kaynakları bilimsel olarak tespit edildi mi?
• Hangi bölgelerde denize girmek güvenlidir?
• Denizden, derelerden ve drenaj kanallarından düzenli numune alınıyor mu?
• Sonuçlar neden kamuoyuyla açık biçimde paylaşılmıyor?
• Geri dönüşüm tesislerinin atık suları gerçek zamanlı olarak denetleniyor mu?
• Kaç tesis kurallara aykırı çalışıyor?
• Kesilen cezalar caydırıcı mı?
• İthal edilen plastik atık ülkeye girdikten sonra son durağına kadar izleniyor mu?
• Mersin Körfezi için bütçesi, takvimi ve sorumluları belirlenmiş bir ekosistem iyileştirme planı var mı?
Bu yanıtlar kapalı raporlarda kalmamalıdır. Halkın erişebileceği güncel bir dijital sistem kurulmalı; ölçüm sonuçları, denetimler, ihlaller ve cezalar isim, tarih ve konum bilgileriyle yayımlanmalıdır.
Çevre konusunda şeffaflık bir lütuf değil, halkın temel hakkıdır.
ELEŞTİRİDEN UYGULAMAYA: MERSİN İÇİN 90 GÜNLÜK EYLEM PLANI
Bu çağrı eleştiriyle sınırlı kalmamalıdır. Sorumlu kurumları, takvimi ve ölçülebilir hedefleri belirlenmiş bir plan derhâl uygulanmalıdır.
İlk 30 gün: Koordinasyon ve başlangıç ölçümü
• Mersin Valiliği, Bakanlığın il müdürlüğü, Büyükşehir Belediyesi, ilçe belediyeleri, MESKİ, DSİ, liman yönetimi, üniversiteler ve meslek odalarının katılımıyla bir Mersin Kıyı ve Deniz Kirliliği Koordinasyon Kurulu kurmalıdır.
• Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü koordinasyonunda kıyı, deniz, dere ağızları, drenaj kanalları, liman çevresi ve sanayi bölgelerini kapsayan başlangıç haritası hazırlanmalıdır.
• İlk ay içinde en az 20 sabit noktadan numune alınmalıdır: 10 kıyı ve deniz noktası, 5 dere veya drenaj çıkışı, 3 liman ve sanayi etkilenim noktası, 2 referans noktası.
• MESKİ ve DSİ su girişlerinden, Bakanlık İl Müdürlüğü ise deniz ve kıyı noktalarından numune almalıdır.
• Numuneler mikroplastiğin yanı sıra askıda katı madde, ağır metal, petrol türevleri, fekal kirlilik ve gerekli diğer göstergeler bakımından analiz edilmelidir. Üniversiteler ve bağımsız uzmanlar sürece gözlemci olarak katılmalı; numune zinciri ve laboratuvar yöntemi kayıt altına alınmalıdır.
31–60. günler: Düzenli izleme ve açık veri
• Bakanlık İl Müdürlüğü, kıyı ve deniz noktalarında en az aylık; dere ağızları, drenaj kanalları ve sanayi etkilenim noktalarında en az iki haftada bir numune alma takvimi yayımlamalıdır.
• Yağış, taşkın veya olağan dışı kirlilik ihbarı sonrasında ilgili noktadan 48 saat içinde ek numune alınmalıdır.
• Mersin Büyükşehir Belediyesi, tüm kurumların verilerini tek bir Açık Deniz ve Kıyı Verisi Portalında yayımlamalıdır.
• Portalda numune noktası, tarih, analiz yöntemi, sonuç, yasal sınır veya referans değer, laboratuvar, denetim tarihi, ihlal türü, yaptırım ve düzeltme süresi yer almalıdır. Veriler, sonuçların kesinleşmesinden en geç 10 iş günü içinde yayımlanmalıdır.
• İl Sağlık Müdürlüğü, halk sağlığı açısından risk oluşturan sonuçlarda denize girme, balıkçılık veya tüketim konusunda açık ve gerekçeli uyarılar yayımlamalıdır.
61–90. günler: Denetim, yaptırım ve kaynakta önleme
• Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü, yüksek riskli tesisleri en az ayda bir, diğer tesisleri en az üç ayda bir denetlemelidir.
• Atık su deşarjı bulunan tesislerde ölçümler bağımsız laboratuvarlarla doğrulanmalı; uygun tesislerde sürekli ölçüm cihazları kurulmalıdır.
• Liman yönetimi, gemi ve terminal kaynaklı plastik atıkların teslim, taşıma ve bertaraf kayıtlarını elektronik ortamda tutmalı; bu kayıtlar Bakanlık ve belediye tarafından denetlenmelidir.
• İhlal tespitinde kirlilik derhâl durdurulmalı; mevzuata göre para cezası, faaliyet durdurma, lisans iptali veya gerekli durumlarda adli bildirim uygulanmalıdır. Tekrarlanan ihlallerde en yüksek caydırıcı yaptırım kullanılmalı; kapatılan tesislerin durumu kamuya açık biçimde izlenmelidir.
• Mersin Büyükşehir Belediyesi ve ilçe belediyeleri, dere ağızları ve yoğun kullanılan sahillerde atık tutucu bariyerler, yağmur suyu ızgaraları ve düzenli temizlik programları oluşturmalıdır. Bunlar, kirliliği kaynağında önlemenin yerine geçmemelidir.
• Valilik, 90 günün sonunda ölçüm sonuçlarını, denetimleri, ihlalleri, yaptırımları ve sonraki altı aylık hedefleri içeren kamuya açık bir değerlendirme raporu yayımlamalıdır.
Planın başarısı toplantı sayısıyla değil, ölçülebilir sonuçlarla değerlendirilmelidir. Her kurum için sorumlu birim, son tarih ve performans göstergesi belirlenmeli; gecikmeler açık veri portalında gösterilmelidir.
DENİZ SUSUYOR DİYE HESAP SORMAYACAĞINI SANMAYIN
Mersin’in denizi konuşamaz, kendisine bırakılan atığın hesabını soramaz. Ancak yapılan hiçbir şeyi de unutmaz. Kıyıya bıraktığımız atık dalgayla geri döner; görmezden geldiğimiz mikroplastik sofralarımıza ulaşır. Bunun bedelini turizmci, balıkçı, esnaf ve bütün Mersin öder.
Bir şehir yalnızca yolları, binaları ve beton yatırımlarıyla büyümez. Suyunu, toprağını, havasını ve denizini koruyabildiği ölçüde gelişir. Denizi ölü, sahili kirli, suyu şüpheli bir kentin gerçek anlamda zengin olduğundan söz edilemez.
Buradan merkezi yönetime, yerel yönetimlere, milletvekillerine ve bütün siyasi partilere sesleniyorum:
Mersin’in denizini seçim meydanlarında kullanılacak bir konuşma başlığına çevirmeyin. Bu meseleyi siyasi hesaplaşmaların arasında boğmayın. Bilim insanlarını dinleyin, denetimleri bağımsızlaştırın, sonuçları halka açıklayın ve kirleten kim olursa olsun karşısında durun.
Çünkü burada kaybedilen yalnızca birkaç kilometrelik sahil değildir. Mersin’in sağlığı, turizmi ve ekonomisi de risk altındadır.
Son sözüm şudur:
Mersin, denizi olan bir şehir değildir.
Mersin, deniziyle var olan bir şehirdir.
O deniz giderse geriye yalnızca kıyısında yaşayan, fakat Akdeniz’e hasret bırakılmış bir şehir kalır.
Mersin’in denizini korumak bir çevrecilik tercihi değil, bu şehre karşı namus borcudur.
Artık hiç kimsenin “Haberimiz yoktu” deme hakkı yoktur.