Siyasette bazı dönemler vardır ki, tartışmaların merkezinde isimler görünür; oysa asıl kavga kişiler arasında değil, ilkeler üzerindedir. Bugün yaşadığımız süreç de tam olarak böyledir.
Bu nedenle benim için mesele CHP değildir.
Mesele, bir genel başkan da değildir.
Mesele, kimin yönetimde olduğu ya da yarın kimin olacağı hiç değildir.
Mesele, demokratik meşruiyetin hangi yöntemlerle korunacağıdır.
Son günlerde sıkça duyduğumuz "CHP'de kalıyorum" cümlesini de bu çerçevede değerlendiriyorum. Elbette herkesin bulunduğu siyasi yapıda kalma ya da ayrılma hakkı vardır. Bu, demokrasinin doğal sonucudur. Ancak siyaset, yalnızca bireysel tercihlerden ibaret değildir. Özellikle olağanüstü dönemlerde verilen her karar, aynı zamanda siyasi bir anlam da taşır.
Benim açımdan bu söz, yalnızca bir parti üyeliğinin devam ettiğini ifade etmiyor. Aynı zamanda seçilmiş bir yönetimin ve iktidara yürüyen bir partinin geleceğinin, yargı süreçleri üzerinden şekillenmesini kabullenen bir siyasi tutumu da temsil ediyor.
İşte itirazım tam da buradadır.
Çünkü demokrasi yalnızca sandığın kurulması değildir; sandıktan çıkan iradenin korunmasıdır. Seçilmiş kadroların kaderi, üyelerin ve delegelerin iradesi yerine başka süreçlerle belirlenmeye başladığında, tartışılan artık sadece bir partinin iç meselesi değildir. Tartışılan, demokrasinin kendisidir.
Bugün yaşananlara sadece bugünün penceresinden bakarsak büyük resmi kaçırırız. Çünkü demokrasiler bir gecede yıkılmaz. Önce istisnalar normalleşir. Sonra normal olan unutulur. En sonunda ise toplum, haklarının ne zaman ve nasıl aşındığını fark edemez hâle gelir.
Tarih bunun sayısız örneğiyle doludur.
Bir ülkede hukukun siyaseti koruması beklenirken, siyaset hukuk üzerinden yeniden şekillendirilmeye başlanırsa, mesele artık sadece hukukçuların ya da siyasetçilerin meselesi olmaktan çıkar. Bu, millet iradesinin sınandığı bir eşiktir.
İşte bu yüzden benim meselem kişiler değildir.
Koltuklar gelip geçicidir.
Genel başkanlar değişir.
Yönetimler değişir.
Ama ilkeler bir kez aşındığında, onları yeniden inşa etmek yıllar alır.
Bugün hoşumuza giden bir yöntem, yarın hiç istemediğimiz sonuçların kapısını aralayabilir. Hukuk, kişilere göre işletilmeye başlandığında, hiçbir siyasi görüş kendisini güvende hissedemez. Çünkü ilkesizliğin kazananı olmaz.
Bu nedenle "Ne pahasına olursa olsun partide kalırım." anlayışını, ilkesel bir duruştan ziyade ortaya çıkan fiili durumu kabullenmenin siyasi bir ifadesi olarak görüyorum. Mücadele etmek yerine uyum sağlamanın, itiraz etmek yerine sessiz kalmanın, zamanla mevcut tabloya meşruiyet kazandıracağına inanıyorum.
Benim itirazım ne bir isme ne de bir makamadır.
Benim itirazım, demokrasinin temel ilkelerinin tartışmalı süreçlerin gölgesinde zayıflamasınadır.
Çünkü bugün bir siyasi parti için normal görülen bir yöntem, yarın başka bir partiye, başka bir belediyeye ya da sandıkta ortaya çıkan herhangi bir iradeye de uygulanabilir. Demokrasi, yalnızca kendi düşüncemizi temsil edenler için savunulduğunda değil; herkes için aynı ilkeler talep edildiğinde gerçek anlamını bulur.
Sonuç olarak tekrar ifade etmek isterim:
Benim meselem CHP değildir.
Benim meselem kişiler değildir.
Benim meselem, ilkelerdir.
Çünkü kişiler değişir.
Siyasi dengeler değişir.
İktidarlar değişir.
Ama ilkeler kaybedildiğinde, geriye yalnızca güç mücadelesi kalır.
Ve bir ülkede ilkeler kaybolduğunda, kazanan hiçbir zaman demokrasi olmaz.
Yusuf Ziya AK