Önce Adalet! Kaybeden Türk de Değil, Kürt de Değil Hepimiziz

"..Emeklinin, işçinin ve esnafın ortak derdi artık geçimden öte adalet. Güven, liyakat ve emeğin değeri zayıfladığında kaybeden tüm toplum oluyor..."

Abone Ol

ÖNCE ADALET!
Aslında mesele sadece zam değil...
Sadece dolar değil...
Sadece savaş da değil...
Bizi bu satırları yazmaya iten asıl neden, toplumun adalete olan güveninin her geçen gün biraz daha aşındığını görmek.
Eskiden insanlar çalışır, alın teri döker ve karşılığını alacağına inanırdı. Bugün ise milyonlarca insanın aklındaki soru farklı:
"Ne kadar çalışırsam çalışayım, hakkımı gerçekten alabilecek miyim?"
İşte insanı yoran da, umutlarını tüketen de bu sorudur.
Bizim meselemiz kimlikler değil.
Türk olmak, Kürt olmak, Alevi olmak, Sünni olmak değil...
Çünkü pazardaki domates herkese aynı fiyattan satılıyor.
Elektrik faturası herkese aynı geliyor.
Akaryakıt istasyonunda kimseye hangi milletten olduğu sorulmuyor.
Demek ki sorun başka yerde.
Sorun; dürüst insanların kendilerini değersiz hissetmeye başlamasında...
Sorun; emeğiyle çalışan insanların hak ettiği karşılığı alamadığına inanmasında...
Sorun; liyakat yerine torpilin, emek yerine yakınlığın konuşulduğu algısının giderek güçlenmesinde...
İnsan ister istemez dönüp kendine soruyor:
"Ben neyi yanlış yaptım?"
Vergimi verdim.
Çalıştım.
Ürettim.
Kimsenin hakkını yemedim.
Emeğimle yaşamaya çalıştım.
Peki neden her geçen gün biraz daha geriye gidiyorum?
Ben de bir emekliyim.
Ve açık yüreklilikle söylüyorum...
Emekli olduktan sonra yaşam standardım ciddi şekilde düştü.
Bir zamanlar düşünmeden aldığım ürünleri bugün iki kez hesap ederek alıyorum.
Markette etikete bakıyorum.
Kasada toplam tutardan endişe ediyorum.
Arabama yakıt alırken kilometre hesabı yapıyorum.
Sanki yıllarca çalışmanın ödülünü değil, bedelini ödüyormuşum gibi hissediyorum.
Üstelik bu duyguyu yaşayan yalnız ben değilim.
Bugün milyonlarca emekli, işçi, memur ve esnaf aynı kaygıları taşıyor.
Oysa kimse lüks istemiyor.
Kimse servet peşinde koşmuyor.
İnsanlar sadece insanca yaşamak istiyor.
Evine huzurla ekmek götürmek...
Çocuğunu okutabilmek...
Emekli olduğunda kimseye muhtaç olmadan yaşayabilmek...
Bunlar bir toplumun en temel beklentileridir.
Çünkü bir ülkeyi ayakta tutan yalnızca ekonomi değildir.
Adalet olmazsa ekonomi de güçlenemez.
Güven olmazsa yatırım da büyüyemez.
Liyakat olmazsa üretim de gelişemez.
İnsanlar geleceğe inanmazsa hiçbir istatistik tek başına umut üretemez.
İşte bu yüzden yazıyoruz.
Öfkeden değil...
Kırgınlıktan...
Çünkü bu ülke hepimizin.
Türk'ün de...
Kürt'ün de...
Laz'ın da...
Çerkez'in de...
İnançlı olanın da, olmayanın da...
Hepimiz aynı hayat pahalılığıyla mücadele ediyoruz.
Hepimiz aynı pazarda alışveriş yapıyor, aynı faturaları ödüyoruz.
O halde birbirimize kim olduğumuzu değil, nasıl bir insan olduğumuzu sormalıyız.
Çünkü dürüstlük zayıflarsa güven kaybolur.
Güven kaybolursa adalet yara alır.
Adalet yara alırsa sistem sarsılır.
Sistem sarsıldığında ise kaybeden ne Türk olur ne Kürt...
Ne sağcı olur ne solcu...
Kaybeden hepimiz oluruz.
Keşke her şey daha iyi olsaydı...
Keşke emekliler yıllarca verdikleri emeğin karşılığını hissedebilseydi...
Keşke gençler geleceklerini başka ülkelerde aramak zorunda kalmasaydı...
Keşke insanlar birbirini kimliğiyle değil, karakteriyle değerlendirseydi...
Keşke adalete olan güven hiç sarsılmasaydı...
İnanın, o zaman bu satırları yazmaya da ihtiyaç kalmazdı.
Benim derdim siyaset yapmak değil.
Benim derdim; emeğin değer gördüğü, dürüst insanların kazandığı, emeklilerin huzurla yaşayabildiği, gençlerin umutla yarınlara baktığı bir Türkiye özlemidir.
Çünkü insan memleketini sevdiği için eleştirir.
Daha iyisini istediği için konuşur.
Ve daha güzel günlere inandığı için umut etmeye devam eder.
Belki bir gün yeniden adaletten, huzurdan ve umut dolu yarınlardan söz ederiz.
İşte o gün geldiğinde, bu yazıları yazmaktan ilk vazgeçecek kişi de ben olurum.