Serdar Gözübüyük’ün 12 yaşında başlayan hakemlik hayali

Türk kökenli Hollandalı hakem Serdar Gözübüyük, dördüncü kez Altın Kart ödülünü kazanarak başarısını taçlandırdı.

Abone Ol


İlhan KARAÇAY yazdı:


De Telegraaf’ın spor eki, Serdar Gözübüyük ile eşi Tuğba’nın mutluluğunu kapağına taşıdı. Dördüncü kez “Yılın en iyi hakemi” seçilen Gözübüyük, yaşadığı heyecanı, “Bu ödül bende büyük duygular uyandırdı” sözleriyle dile getirdi.

ÖDÜL TÖRENİNDEKİ FOTOĞRAFIN ARKASINDA UZUN BİR YOL VAR

Fotoğrafta Serdar Gözübüyük ile eşi Tuğba yan yana duruyor. Önlerinde açılmış bir ödül kutusu, ellerinde dördüncü Altın Kart’ın gururu var. Gazete kapağındaki görüntü, dışarıdan bakıldığında mutlu bir tören anı. Oysa o karenin arkasında otuz yıla yaklaşan bir emek, yüzlerce maç, sayısız sınav ve sessizce aşılmış birçok engel bulunuyor.

Gözübüyük ödülü alırken futbolun iki büyük ismi Ruud Gullit ile Björn Kuipers’in törene gelmesinin kendisini duygulandırdığını söyledi. Fakat teşekkür listesinin en başına ailesini ve eşini koydu. Çünkü bir hakemin başarısı yalnızca doksan dakika boyunca verdiği kararlarla oluşmuyor. Yolculuklar, antrenmanlar, fizik testleri, eleştiriler, hatalar ve yeniden sahaya çıkma cesareti evin içinde de yaşanıyor.

“Bu benim için bir çocukluk hayali. İki futbol efsanesinin bana bu ödülü vermek için burada bulunması, bunu daha da özel kılıyor.”
Serdar Gözübüyük

12 YAŞINDA KURULAN HAYAL

Gözübüyük, hakemlik yoluna 12 yaşında adım attığını anlatıyor. O yaşta birçok çocuk büyük bir futbolcu olmayı düşlerken, O oyunun başka bir yerinde durmayı seçti. Topun peşinde koşanlardan değil, oyunun adaletini ve düzenini sağlayanlardan biri olmak istedi.

Bu karar, yıllar sonra verilmiş bir meslek tercihi değildi. Çocukluk çağında başlayan, amatör sahalarda büyüyen ve her yeni görevle biraz daha ciddileşen bir hayaldi. Futbolcuların küçük kulüplerden büyük statlara yürüdüğü gibi, genç hakem de en alt kademelerden başlayıp ülkenin ve Avrupa’nın en önemli karşılaşmalarına ulaşmayı hedefledi.

Bugün elinde dört Altın Kart bulunması, o 12 yaşındaki çocuğun hayalinin karşılığı. Fakat Gözübüyük hâlâ tamamlanmış bir kariyerden söz etmiyor. Çünkü çocukluk hayalinin önünde şimdi başka bir kapı var: Büyük bir Avrupa Şampiyonası’nda sahaya çıkmak.

De Telegraaf, kapak haberinin yanı sıra iki sayfalık geniş bir dosyada, Gözübüyük’ün dördüncü Altın Kart’ını ve EK 2028 yolundaki hedefini anlattı. Fotoğraftakiler soldan sağa: Hakemlerin sponsoru ARAG’ın Genel Müdürü Kees Veenhof, ünlü futbolcu Ruud Gullit, “Yılın Hakemi” Serdar Gözübüyük, ödülü altı kez kazanan Björn Kuipers ve Gassan Diamonds’tan David Bijlsma.

16 YAŞINDAKİ HAKEMİN, YAŞINDAN BÜYÜK OLGUNLUĞU

Gözübüyük’ü gençlik yıllarından tanıyanların sıkça kullandığı bir cümle vardı: “Yaşından büyük bir olgunluk.”
Henüz 16 yaşında maç yönetirken bile oyunu okuyabiliyor, futbolcuyla arasındaki mesafeyi ayarlıyor ve düdüğü kişisel bir güç gösterisine çevirmiyordu.

O’nu yaşıtlarından ayıran en önemli özellik, karttan önce iletişimi, cezadan önce iknayı seçmesiydi. Sert görünmeye çalışmak yerine oyunun dilini öğreniyordu. Bağırarak otorite kurmak kolaydı.
Asıl güç, futbolcunun kararınızı kabul etmesini sağlamaktı.

Bu yaklaşım küçük sahalarda başladı. Zamanla Hollanda liglerine, ardından Avrupa Kupaları’na taşındı. Gözübüyük’ün hakemliği hiçbir zaman “Ben buradayım” diye bağırmadı. O, hakem ne kadar az görünürse futbolun o kadar çok görüneceğini erken yaşta anlamıştı.

Genç yaşta başlayan hakemlik yolunda, sakinlik ve doğru beden dili Gözübüyük’ün en güçlü araçları oldu.

DICK JOL’UN ANLATTIĞI “90 DAKİKALIK HAKEM”

Serdar Gözübüyük’ün kişiliğini uzun teknik değerlendirmelerden daha iyi anlatan bir sahne var.
2001 yılında Bayern Münih ile Valencia arasındaki Şampiyonlar Ligi finalini yöneten eski dünya hakemi Dick Jol, O’nu “90 dakikalık hakem” olarak tanımlıyor.

Bu tanım, yalnızca maç süresini ifade etmiyor. Gösteriş peşinde koşmayan, kulislerde dolaşmayan, protokolde görünmek istemeyen ve bütün dikkatini yöneteceği karşılaşmaya veren hakem anlamına geliyor.

“Stadyuma geliyor, arabasını park ediyor, protokol odalarına gitmiyor. Soyunma odasına geçiyor, ısınıyor, maçını yönetiyor ve evine dönüyor.”
Dick Jol

Jol’a göre Gözübüyük’ün son yıllardaki yükselişi tesadüf değildi. “Hakemlik adeta kanında dolaşıyor” diyerek O’nun sahadaki gelişimine dikkat çekti. Bu övgünün önemi şuradaydı: Gözübüyük’ün başarısı yalnızca doğru düdüklerden değil, işini gösteriye çevirmeyen karakterinden doğuyordu.

Dick Jol’un “90 dakikalık hakem” dediği Gözübüyük, bütün dikkatini yönettiği maça veriyor.

BİR TÜRK AİLESİNİN ÇOCUĞU, BİR AİLENİN ORTAK EMEĞİ

Gözübüyük’ün hikâyesi, Avrupa’daki Türk toplumunun hikâyesinden ayrı düşünülemez. Göçmen kökenli bir ailenin çocuğu olarak Hollanda futbol düzeninde yükselmek, yalnızca yetenekle açıklanabilecek bir başarı değil. Sabır, çalışma disiplini, eleştiriye dayanma gücü ve vazgeçmemek bu yolun görünmeyen parçalarıydı.

Björn Kuipers de Gözübüyük’ü anlatırken yetiştiği Türk ailesindeki “vazgeçmemek” anlayışına dikkat çekti. Bu kültür, genç hakemin başarısızlıkları kişisel yenilgi olarak değil, aşılması gereken yeni sınavlar olarak görmesini sağladı.

Bugün bu hikâyede eşi Tuğba’nın da ayrı bir yeri var. De Telegraaf’ın kapağına taşınan fotoğrafta yalnızca ödül alan bir hakem ile eşi görülmüyor. Yıllardır aynı programı, aynı gerginliği ve aynı hayali paylaşan iki insan görülüyor. Gözübüyük’ün ödül konuşmasındaki aile vurgusu, bu nedenle törensel bir teşekkür değil, başarının ortaklarına verilmiş bir haktı.

Gözübüyük, dördüncü Altın Kart’ını alırken ailesine, eşi Tuğba’ya, KNVB’ye ve kendisine sunulan fırsatlara teşekkür etti.

2009’DA BAŞLAYAN ULUSLARARASI ÇIRAKLIK


Altın Kart’ı altı kez kazanan rekortmen hakem Björn Kuipers.

Gözübüyük ile Björn Kuipers’in yolları yaklaşık 17 yıl önce kesişti. Gözübüyük 2009’da profesyonel futbola adım attığında, Kuipers Hollanda’nın uluslararası alandaki en güçlü hakemlerinden biriydi. Genç hakem, büyük Avrupa maçlarına O’nun yanında dördüncü hakem olarak gitti.

Bu görevler, dışarıdan bakıldığında yalnızca yedek hakemlik gibi görünebilir. Oysa büyük maçın hazırlığını, hakem ekibinin ilişkisini, soyunma odasındaki sessizliği ve tribün baskısını yakından öğrenmenin en önemli okuluydu. Gözübüyük, Avrupa hakemliğinin yalnızca doksan dakikadan ibaret olmadığını Kuipers’in yanında gördü.

Kuipers uluslararası kariyerini bitirdiğinde, Gözübüyük UEFA elit listesinde O’nun bıraktığı yere yükseldi. Kuipers bunu şakayla, “Elit listedeki yerimi O aldı” diye anlatıyor. Gerçekte ise bu, bir kuşaktan diğerine geçen büyük bir meslekî mirastı.

HATA YAPMAMAK DEĞİL, HATADAN SONRA AYAKTA KALMAK

Gözübüyük’ün bugünkü seviyesine yalnızca doğru kararlarla geldiğini düşünmek yanıltıcı olur. Her hakem gibi O da hata yaptı, eleştirildi ve bazı maçlardan sonra kendisini sorguladı. Asıl fark, hatanın ardından verdiği tepkiydi.

Kuipers’in yeni De Telegraaf haberindeki en değerli mesajı bu noktada ortaya çıkıyor: “Mükemmel maç yönetmek mümkün değildir. VAR kritik bir hatayı ortaya çıkarabilir. Hakem, o yanlışın maçın geri kalanını yönetmesine izin vermemelidir. Sırtını dik tutmalı, karar vermeye ve oyunu kontrol etmeye devam etmelidir.”

Gözübüyük’ün gelişimini sağlayan sistem de O’nu bir hatadan sonra silmedi. Hatasını analiz etti, eksikleri üzerinde çalıştı ve yeniden sahaya gönderdi. Bu güven, hakemin kendisini savunmaya değil, oyunu yönetmeye odaklanmasını sağladı.

100 AVRUPA MAÇI, BİR SAYIDAN ÇOK DAHA FAZLASI

Gözübüyük’ün UEFA’nın Avrupa kulüp turnuvalarında 100 maça ulaşması, bu uzun yolun en önemli duraklarından biri oldu. Şampiyonlar Ligi, Avrupa Ligi ve Konferans Ligi’nde yıllarca görev alabilmek; yalnızca kuralları bilmek değil, her sezon yeniden güven kazanmak demekti.

Fizik testleri, maç raporları, VAR uyumu, ekip çalışması ve baskı altında karar verebilme gücü…
Bunların her biri, 100 maçlık yolculuğun görünmeyen sınavlarıydı. UEFA ile KNVB’nin verdiği plaket, tek bir gecenin başarısını değil, yıllar boyunca korunan istikrarı temsil ediyordu.


Serdar Gözübüyük, 100’üncü Avrupa maçı nedeniyle UEFA ve KNVB tarafından onurlandırıldı.

TÜRK TAKIMLARINDAN UZAK TUTULAN TÜRK KÖKENLİ HAKEM

Gözübüyük’ün 100 Avrupa maçında hiçbir Türk takımının karşılaşmasını yönetmemesi dikkat çekici bir ayrıntıydı. UEFA, hakem atamalarında yalnızca gerçek tarafsızlığı değil, tarafsızlığın görünümünü de koruyor. Köken veya duygusal bağ üzerinden doğabilecek en küçük tartışma ihtimalini baştan kapatıyor.

Bu nedenle Türk kulüplerinin maçlarından uzak tutulması, Gözübüyük’e duyulan güvensizlik değil; O’nun tartışmasız hakem profilini koruma tercihiydi. Avrupa futbolunda bazen bir hakemin değeri, yönettiği maçlar kadar bilinçli biçimde verilmediği maçlarla da anlaşılır.

DÖRDÜNCÜ ALTIN KART: ÇOCUKLUK HAYALİNİN YENİ DURAĞI

De Telegraaf’ın eski milli futbolcular arasında düzenlediği oylama, Gözübüyük’ü dördüncü kez Hollanda’nın en iyi hakemi seçti. Björn Kuipers bu ödülü kariyerinde altı kez kazanmıştı. Gözübüyük şimdi o rekora iki adım uzakta.

Fakat ödülün değeri yalnızca sayıda değil. Oy verenler, büyük maçların baskısını yaşamış eski futbolculardı. Otoriteyi, iletişimi, futbolcunun psikolojisini ve hakemin oyunun akışına etkisini biliyorlardı. Gözübüyük’ü seçmeleri, sahadaki güvenin futbolun içinden gelenler tarafından kabul edilmesi anlamına geliyordu.

Altın Kart oylamasında eski milli futbolcuların büyük çoğunluğu tercihini Serdar Gözübüyük’ten yana kullandı.

GULLIT’İN ESPRİSİNDEKİ CİDDİ MESAJ

Ruud Gullit ödül töreninde Gözübüyük’ün “Avrupa Şampiyonası’na gitmek için daha ne yapmalıyım?” sorusuna esprili bir cevap verdi: “Belki ellerinin üzerinde durmalısın.” Ardından dördüncü Altın Kart’ın zaten çok şey anlattığını söyledi.

Bu sözün arkasında ciddi bir mesaj vardı. Gözübüyük Hollanda’da kendisini kanıtlamıştı. Artık beklenti, ülke içindeki yeni bir ödülden çok, büyük turnuvada sahaya çıkmasıydı.

Ruud Gullit, Gözübüyük’ü 2028 Avrupa Şampiyonası’nda görmek istediğini söyledi.

EK 2028’E GİDEN DAR YOL

2028 Avrupa Şampiyonası, Gözübüyük’ün çocukluk hayalinin bugünkü büyük hedefi. Ancak yol kolay değil. UEFA’nın uluslararası listesinde yaklaşık 35 hakem bulunuyor; turnuvaya bunların yalnızca 18’i gidecek.

Kuipers’in bu konudaki değerlendirmesi kısa ve gerçekçi: Gözübüyük’ün şansı var, ama doğru zamanda en iyi formuna ulaşmak zorunda. Geçmişte kazanılan ödüller kapıyı aralıyor; turnuva biletini ise önümüzdeki iki yıldaki performans belirleyecek.

TÜRKİYE’NİN ÇIKARMASI GEREKEN DERS

Gözübüyük’ün hikâyesi ister istemez Türkiye’deki hakemlik düzenini düşündürüyor. Türkiye’de bir derbi, hakemin bütün kariyerini gölgeleyebiliyor. Bir karar günlerce tartışılıyor, yöneticiler isim vererek hedef gösteriyor ve sosyal medya birkaç saat içinde hakemin itibarını tüketiyor.

Hollanda’da ise hakem bir maçtan ibaret görülmüyor. Yanlış yaptığında analiz ediliyor, gerekiyorsa dinlendiriliyor, eksikleri üzerinde çalışılıyor ve yeniden sahaya hazırlanıyor. Hata kabul ediliyor; fakat hatada ısrar kabul edilmiyor. Bu ayrım, yetenekli bir genci korkuyla değil özgüvenle büyütüyor.

Türkiye’de de Gözübüyük kadar yetenekli genç hakemler bulunabilir. Asıl soru, bu gençleri kaç yıl sabırla koruyabildiğimizdir. Büyük hakem yalnızca düdük yeteneğiyle değil, O’nu geliştiren ve bir hatadan sonra yok etmeyen kurumlarla yetişir.

Gözübüyük, futbolcuyla çatışmadan otorite kuran hakemlik anlayışıyla öne çıktı.

SONUÇ: ÖDÜLLERİN ARDINDA BİR İNSAN HİKÂYESİ

Serdar Gözübüyük’ün elinde bugün dört Altın Kart, arkasında 100 Avrupa maçı ve önünde 2028 Avrupa Şampiyonası hedefi var. Fakat O’nun hikâyesini değerli kılan yalnızca bu rakamlar değil.

Asıl hikâye, 12 yaşında başlayan hayalde…
16 yaşında gösterilen olgunlukta…
Protokol salonuna uğramadan soyunma odasına yürüyen “90 dakikalık hakem”de…
Bir hata sonrası yeniden sahaya çıkabilmekte…
Ailesinin, eşi Tuğba’nın ve kendisine güvenen insanların desteğinde saklı.

Gözübüyük şimdi Kuipers’in rekoruna ve Avrupa Şampiyonası’na doğru yürüyor. O hedefe ulaşıp ulaşmayacağını önümüzdeki iki yıl gösterecek. Fakat bir gerçek şimdiden değişmeyecek: Göçmen kökenli bir Türk ailesinin çocuğu, Avrupa futbolunun karar noktasında güvenin ve profesyonelliğin simgelerinden biri oldu.