Tarih ve Tekerrür…

Abone Ol

“Tarih”i “tekerrür” diye tarif ediyorlar/ Hiç ibret alınsaydı, tekerrür mü ederdi?”

Mehmet Akif

Tarih 15 Eylül 2000...

Mersin' de yayın hayatına başlayan Yeni Gazete için Kaleme aldığım makaleye "Ülke Olarak Cinnetteyiz..." başlığını verirken Cinnet vurgusunu boşuna yapmamıştım...

Cinnet' in o makaleye konu olan başlıca argümanları şöyleydi:

-Çalkantılarla geçen benim 'kayıp yıllar' olarak nitelendirdiğim 90' larda krizden krize sürüklenen Ülke bir kez daha ekonomik darboğaza girmiş, bunu aşmak için de IMF Ecevit' in koalisyon hükümeti tarafından yardıma çağırılmıştı...

IMF, O dönemin en çok konuşulan, adeta "gölge başbakan" gibi muamele gören İtalyan Carlo Cottarelli adlı görevlisini Türkiye Masası Şefi olarak Ankara' ya göndermişti ve Cotarelli IMF destekli enflasyonu düşürme programının uygulanmasına nezaret ediyordu...

Bakanların da katıldığı Antalya'daki bir seminerde Cotarelli; büyümeyi frenleme ve ücretleri gelecekteki enflasyon hedefine göre sınırlama yönünde IMF' in dayattığı acı reçetenin tavizsiz uygulanmasını söyleyince Antalya' da onu ayakta alkışlayan bakanlar ve ekonomi kurmayları, ‘karakolda doğru söyler, mahkemede şaşar’ misali Ankara’ ya gelince yükselen tepkiler sonucu çark etmişlerdi:

Programın temelini oluşturan "ücretlerin neredeyse dondurulması, faizlerin enflasyon üzerine çıkarılması gibi can yakıcı önlemler paketiyle ilgili detaylar Ankara' ya ulaşınca, dönemin koalisyon hükümetinin başındaki Ecevit ve iktidarın sözcüleri, IMF şefini hedef tahtasına oturtmuş, alkış tutanlar da sus pus olmuşlardı...

Ecevit' in, Cottarelli' ye yönelik; "milli gurur, işlerimize kimseyi karıştırmayız, dış vesayete hayır" çıkışı ise ters etki yapmış, diken üzerindeki piyasalarda faizlerin bir anda fırlamasına yol açmıştı.

Piyasalar bununla kalmayacak süren öncü sarsıntılar ardından 2001 Şubatında 'anayasa kitapçığının fırlatılmasıyla' sosyal, siyasal, ekonomik her anlamda Cumhuriyet tarihinin en büyük depremlerinden birine yakalanacaktık...

-Makalemde Cotoralli' ye 'sert çıkan' dönemin Türk-İş sendika başkanı Bayram Meral' e ve oğlunun borsa spekülasyonlarına da değiniyordum:

Meral, tam da o günlerde Cottarelli’ye "Biz açlık sınırındayız, IMF bize ders veremez" diyerek meydan okurken, medyada oğlunun borsada ciddi manipülasyonlar yaptığı veya büyük zarara uğradığı haberleri yer alıyordu. Ben de makalemde "Belki Bayram Meral’in oğlu o zaman borsada zarar etmez" diyerek dönemin popülist sendikacılık anlayışına göndermede bulunmuştum...

-Ve bardağı taşıran damla Yazının yayınlanmasından iki gün önce, 13 Eylül 2000 Çarşamba günü Türkiye tarihine "Kayıp Trilyon Davası" olarak geçen süreçte çok sıcak bir gelişme yaşanıyor, kapatılan Refah Partisi lideri Necmettin Erbakan hakkında hapis cezası kesinleştiği için Ankara Altınoluk'taki evine jandarma timleri gönderiliyordu..

Ülke bir anda "Erbakan tutuklanıyor mu?" diye ayağa kalkarken Başbakan Ecevit ilk dakikalarda kameralar karşısına geçip, "Yargı bağımsızdır, müdahale edemeyiz" diyordu.

'bağımsız yargıyla” övünen ve “müdahale edemeyiz” diyen Ecevit gerilen ortam sonucu 3 saat içinde Adalet Bakanlığını devreye sokacak ve cezanın ertelenmesini sağlayacaktı...

İktidar medyaya "Ecevit krizi çözdü" haberlerini servis ederek popülizmi bir başka zirveye taşıyordu...

14 Eylül’de kaleme aldığım makale 15 Eylül 2000 Cuma günü yayınlandığında ülkenin genel görünümü şöyleydi;

İktidar "efelenmelerinin" faturası çıkmaya başlamış, gecelik faizler %37’lerden %54’e fırlamıştı. Sıfırların atılmadığı o günlerde ise dolar kuru 645.000 TL civarındaydı.

Koalisyonun başındaki Ecevit' i 15 Eylül makalemde yer verdiğim "Dolar 1 milyona fırlasın sen de rahat et" cümlesinden sadece 6 ay sonra, Şubat 2001'de gelen krizle dolar 1 milyon barajını da yıkıp geçti...

O barajın yıkılması bankaların iflasına yol açmakla kalmadı.

Mecliste en çok milletvekiline sahip Ecevit' in DSP' si, koalisyon ortağı Bahçeli' nin MHP' si ve Yılmaz' ın ANAP'ı baraj altında kaldı, yeni kurulan AK Parti iktidar olurken tüm muhalefeti, 1999 seçimlerinde baraj altı kalıp meclis dışına çıkarılan CHP temsil edecekti...

15 Eylül 2000 tarihli makalemi 'geçmişten dersler çıkarılır' umuduyla yeniden yayınlıyorum…

**

Toplumca Cinnetteyiz…

Anlamakta güçlük çektiğimiz, çok tuhaf günler geçiriyoruz. Önce hastamızı tedavi için çağırdığımız uzmana kesip biçme gerektiğini söyledi diye azarlamalarımızla başladı tuhaflıklar.

Cottarelli' yi Antalya'da seminere davet eden koca koca bakanlar adam orda çıkıp doğruları söyledi diye başbakanın önüne yem olarak atacaklarına neden belediye başkanlarından tutunda bayram Meral' a kadar kendileri susup adamı muhatap ettiklerini bir düşünselseler.

Aylardır söylüyoruz. Türkiye ilk defa bu kadar ciddi bir istikrar programını bu denli sahipsiz götürüyor. Programı eleştirmek herkesin hakkı da sahip çıkma anı gelince herkes kaçıyor.

Bu program gökten zembille inmedi. Duvara dayanmış toslamış bir ekonomiyi kurtarmak üzere dünya yardıma çağrıldı. Yalvarmalar sonucu IMF, ağa babalarımızın isteği ile dünya bankasını da yanına alarak imdada geldi.

Kötü mü oldu? Yıllık % 140 larda gezen faizler hızla %30 lara kadar geriledi. Bu sayede gelecek yıl programın arkasında durulursa son 13 yılın tek açık vermeyen bütçesi gerçekleşecek.

Hem de bu depremden çıkmış büyük tahriplere uğramış bir ülkede %7 ler civarında bir büyüme ile…

Bunun tek yolu var. Uzmanların dediğini dinlemek koşuluyla. IMF desteğiyle geçen yıl bir dolar borçlanamayan hazine dışardan üstelik düşük faizle dilediği miktarda dış borç bulabiliyor.

Bunu sağlayan da IMF…

Ama biz Necati doğru' nun deyimi ile efeleniyor hothotlanıyoruz.

Neymiş iç işlerimize kimseyi karıştırmazmışız.

“Karıştırma da tekrar yüksek faiz sonucu 20 milyar doları rantiyecinin cebine koy o zaman. Faizler tekrar %140 lara çıksın, dolar bir milyona fırlasın sen de rahat et, ülkede herkes zil takıp oynasın.

Bakarsınız, Bayram Meral'in oğlu o zaman borsada zarar etmez de para kazanmağa başlar.

Ecevit halkı bıraktığı 77 lerin halkı sanıyor. Kendisi yiğitlenecek insanlar da “aferin kara oğlana” diyecekler.

Geçti o dönem. Artık internette yer alan haberlerden öğreniyoruz ki, ülkenin tüm ekonomik rakamları şeffaf olmak zorunda. Tüm dünyaya internet ortamında her ay 4 kez Merkez bankamız IMF e verdiği taahhüt çerçevesinde stand by e uygun bilanço yayınlamak zorunda.

Hükümet efelenmenin bedelini faizlerin %30 lardan %50 lere tırmanması olarak öderken yapılan yanlışlar yaratılan bunalım yetmemiş ki birde siyasi bunalım yaratılıyor.

Erbakan için yakalama emirleri çıkarılıp evine jandarma timleri gönderiliyor. Olayları değerlendiren başbakan yargı bağımsızdır müdahale edilemez derken üç saat içinde adalet bakanı devreye girerek infaz dört ay erteleniyor.

Gazetelere de el altından bunun başbakanca sağlandığı haberleri pompalanıyor.

Popülizmin başka adı olabilir mi. Buna artık kim inanır.

Neden bu kadar bunalım düşkünü olduk.

Acaba iktidar bu işi götüremeyeceğini anladı da kaçmak için inanılmaz saçma sapan gerekçeler mi yaratıyor?

Anlamak mümkün değil .. “