TBMM’de 468 oyla kabul edilen tarihî düzenleme, uluslararası basında “Kırk yıllık çatışmayı sona erdirebilecek bir dönüm noktası” olarak değerlendirildi.
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin, PKK’nın silah bırakması ve fesih sürecinin hukuki zemine oturtulması amacıyla kabul ettiği düzenleme, dünya basınında geniş yankı buldu.
Hollanda’dan Amerika’ya, İngiltere’den Fransa ve Almanya’ya kadar pek çok ülkede yayınlanan haberlerde, Türkiye’nin kırk yılı aşkın süredir devam eden kanlı bir çatışmayı sona erdirme yolunda tarihî bir adım attığı vurgulandı.
Uluslararası basında, AK Parti, MHP ve DEM Parti başta olmak üzere farklı siyasi çevrelerin aynı düzenleme etrafında buluşmasına özellikle dikkat çekildi. Bu tablo, Türkiye’de uzun zamandır görülmeyen geniş kapsamlı bir siyasi uzlaşma olarak yorumlandı.
Ancak dış dünyanın Türkiye’ye bakışı yalnızca iyimserlikten ibaret değil.
Haber ve yorumlarda, silahların susmasının gerçek bir demokratikleşme sürecine dönüşebilmesi için, hukuk devleti, ifade özgürlüğü ve kültürel hakların yanı sıra tutuklu ve hükümlü siyasetçilerin durumu konusunda da yeni adımlar atılması gerektiği belirtiliyor.
De Telegraaf muhabiri Maarten van Aalderen, Türkiye’nin tarihî bir adım attığını kabul ederken, gelişmeyi ‘Çatışmanın sonu mu?’ sorusuyla okurlarına duyurdu.
İncelediğim dış basın yayınlarının ortak kanaati şu noktada birleşiyor: Türkiye çok önemli bir kapıyı açtı; fakat bu kapının barışa ve daha ileri bir demokrasiye açılıp açılmayacağını bundan sonra atılacak adımlar belirleyecek.
(Yazının Hollandacası en sonda.
De Nederlandse versie staat onderaan)
İlhan KARAÇAY yazdı:
Türkiye, yaklaşık yarım asırdır binlerce insanın hayatına mal olan, toplumda derin yaralar açan ve ülkenin demokratik gelişmesini de etkileyen silahlı çatışmayı sona erdirmek için, tarihî bir dönemece girdi.
PKK’nın silah bırakmasını ve örgütün tasfiyesini hukuki bir zemine oturtmayı amaçlayan yeni düzenleme, yalnızca Türkiye’de değil, dünyanın önde gelen medya kuruluşlarında da geniş yankı uyandırdı.
Dış basın bu gelişmeyi barış adına önemli bir fırsat olarak değerlendirirken, sürecin gerçek bir demokratikleşmeye dönüşebilmesi için, hukuk devleti, temel haklar ve uygulama konusunda atılacak adımlara dikkat çekiyor. Peki dünya, Türkiye’de başlayan bu yeni dönemi nasıl okuyor?
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kabul edilen yeni düzenleme, ilk bakışta yalnızca PKK mensuplarının silah bırakması, örgütün feshedilmesi ve bazı kişilerin topluma yeniden kazandırılmasıyla ilgili hukuki bir gelişme olarak görülebilir.
Oysa dünyanın Türkiye’ye bakışı, konunun bundan çok daha geniş olduğunu gösteriyor.
Uluslararası basın, Türkiye’de atılan bu adımı yalnızca bir güvenlik düzenlemesi olarak ele almıyor. Kırk yılı aşkın süredir devam eden, on binlerce insanın hayatına mal olan ve Türkiye’nin siyasi, toplumsal ve ekonomik gelişmesini derinden etkileyen bir çatışmanın sona erdirilme ihtimali üzerinde duruyor.
Daha da önemlisi, dünya basını şu sorunun cevabını arıyor: Türkiye’de silahların susması, aynı zamanda yeni bir demokratikleşme döneminin başlangıcı olabilir mi?
ÖNCE KAVRAMLARI DOĞRU YERİNE KOYALIM
Türkiye Büyük Millet Meclisi kayıtlarında düzenlemenin başlığı, “Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi” olarak yer almaktadır. TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilen düzenleme, kamuoyunda ise “Çerçeve Yasa” olarak anılmaktadır.
PKK, Türkiye’nin yanı sıra Avrupa Birliği ve Amerika Birleşik Devletleri tarafından da terör örgütü olarak kabul edilmektedir. Örgütün fesih ve silah bırakma kararı almış olması, bu hukuki statünün kendiliğinden ortadan kalktığı anlamına gelmemektedir.
Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti yürütülen çalışmaları “Terörsüz Türkiye süreci” olarak adlandırırken, uluslararası basının önemli bir bölümü “barış süreci” ifadesini kullanmaktadır. Bu haberde her iki ifade de, kullanan kurum ve yayın organına bağlı kalınarak aktarılmıştır.
EZİCİ ÇOĞUNLUK DÜNYANIN DİKKATİNİ ÇEKTİ
Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki oylamanın sonucu, dış basının özellikle dikkat çektiği konulardan biri oldu.
Düzenleme 468 milletvekilinin kabul oyuyla Meclis’ten geçti. 88 milletvekili karşı oy kullandı, 6 milletvekili ise çekimser kaldı.
Bu sonuç, uluslararası basın tarafından yalnızca sayısal bir üstünlük olarak görülmedi. Türkiye siyasetinde çok farklı noktalarda duran partilerin, yıllardır büyük görüş ayrılıklarına yol açan bir konuda ortak bir hukuki zeminde buluşabilmesi önemli bulundu.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın AK Partisi ile MHP ve DEM Parti başta olmak üzere, farklı siyasi çevrelerden gelen milletvekillerinin aynı düzenlemeye destek vermesi, Türkiye’nin çatışmalı bir meseleyi parlamento çatısı altında çözme iradesinin göstergesi olarak değerlendirildi.
Özellikle MHP ile DEM Parti’nin aynı yönde oy kullanması, dışarıdan bakıldığında olağanüstü bir siyasi gelişme olarak görülüyor.
Çünkü daha düne kadar aynı cümle içinde yan yana getirilmesi bile çok güç olan iki siyasi hareket, şimdi silahlı çatışmanın sona erdirilmesini sağlayabilecek bir düzenlemenin arkasında buluşmuş bulunuyor.
Bu tablo, Türkiye’nin sorunlarını yalnızca askerî yöntemlerle değil, siyaset ve hukuk yoluyla çözebileceğine dair dünyaya verilen önemli bir mesajdır.
MAARTEN VAN AALDEREN: “TÜRKİYE TARİHÎ BİR ADIM ATTI”
Hollanda’nın en yüksek tirajlı gazetelerinden De Telegraaf’ın, Türkiye’yi uzun yıllardır yakından izleyen muhabiri Maarten van Aalderen, gelişmeyi geniş bir haberle okurlarına duyurdu.
Van Aalderen’in haberindeki en önemli cümle daha girişte yer alıyor: “Türkiye, modern tarihinin en kanlı çatışmalarından birini sona erdirme yolunda tarihî bir adım attı.”
Bu değerlendirme önemlidir. Çünkü Van Aalderen, Türkiye’de yaşanan gelişmeleri uzun yıllardır takip eden, ülkenin siyasi yapısını ve Kürt meselesinin hassasiyetlerini yakından bilen deneyimli bir gazetecidir.
Ancak Van Aalderen, gelişmeyi kayıtsız şartsız bir başarı ilanı olarak da sunmuyor. Haberinin ana başlığında şu soruyu soruyor:
“ÇATIŞMANIN SONU MU?”
Bu soru işareti, aslında dünya basınının Türkiye’deki gelişmeye yaklaşımını özetliyor.
Ortada tarihî bir fırsat var, ancak sonuç henüz garanti değil.
PKK’nın gerçekten bütün unsurlarıyla silah bırakıp bırakmayacağı, örgütsel yapının tamamen sona erip ermeyeceği, sürecin Suriye ve Irak’taki uzantılara nasıl yansıyacağı ve Türkiye’nin bu güvenlik adımını daha kapsamlı demokratik reformlarla tamamlayıp tamamlamayacağı henüz bilinmiyor.
Van Aalderen’in haberi bu nedenle ne Türkiye’nin attığı adımı küçümsüyor ne de henüz gerçekleşmemiş sonuçları gerçekleşmiş gibi gösteriyor.
Haberin temel yaklaşımı, “tarihî umut, fakat devam eden kuşku” olarak özetlenebilir.
REUTERS: “BARIŞ SÜRECİNDE BİR DÖNÜM NOKTASI”
Dünyanın önde gelen haber ajanslarından Reuters, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin kararını, PKK ile yürütülen sürecin ilerlemesini sağlayabilecek “dönüm noktası niteliğinde bir yasa” olarak duyurdu.
Reuters haberinde, düzenlemenin PKK’nın feshedilmesi için hukuki bir çerçeve oluşturduğuna ve ağır suçlara karışmamış eski örgüt mensuplarının topluma yeniden kazandırılmasının önünü açtığına dikkat çekildi.
Haberde, kırk yılı aşkın süredir devam eden çatışmanın sona erdirilmesi bakımından önemli bir aşamaya gelindiği belirtilirken, düzenlemenin tek başına bütün sorunları çözmediği de vurgulandı.
Kürtlerin daha geniş siyasi ve kültürel hakları, terörle mücadele mevzuatının sınırları ve Abdullah Öcalan’ın gelecekteki statüsü, cevap bekleyen konular arasında gösterildi.
Reuters’ın yaklaşımında da Türkiye’nin attığı adım küçümsenmiyor. Tam tersine, gelişme açıkça tarihî bir ilerleme olarak tanımlanıyor. Ancak bu ilerlemenin daha kapsamlı reformlarla desteklenmesi gerektiği hatırlatılıyor.
AMERİKAN BASINI: SEVİNÇ, RAHATLAMA VE KUŞKU
Amerikan Associated Press Haber Ajansı, gelişmeyi “binlerce PKK mensubu için şartlı af niteliği taşıyan düzenleme” olarak okurlarına aktardı.
Associated Press, yasanın bütün örgüt mensuplarına sınırsız ve koşulsuz bir af getirmediğini özellikle belirtti. Kasten öldürme gibi ağır suçlardan hüküm giymiş kişiler ile Abdullah Öcalan’ın düzenlemenin kapsamı dışında tutulduğunu yazdı.
Ajansın Diyarbakır ve bölgedeki halkın tepkilerini ele alan ikinci haberinde ise üç duygu öne çıktı:
Sevinç, rahatlama ve kuşku.
Bölgede uzun yıllar süren çatışmaların ardından barış ve ekonomik canlanma umudu doğduğu, ancak siyasi ve kültürel haklar konusunda henüz yeterli güvence görülmediği kaydedildi.
Associated Press’in haberleri, Türkiye’deki gelişmenin yalnızca örgüt ile devlet arasındaki bir mesele olmadığını; yıllardır çatışmanın gölgesinde yaşayan insanların günlük hayatını, ekonomisini ve gelecek beklentilerini de ilgilendirdiğini dünyaya anlattı.
İNGİLİZ FİNANCIAL TIMES: TARİHÎ YASA, FAKAT SORULAR VAR
İngiliz Financial Times gazetesi de düzenlemeyi, kırk yıldan fazla süren çatışmanın sona erdirilmesini amaçlayan “tarihî bir yasa” olarak değerlendirdi.
Gazete, yasanın yürürlüğe girmesinin PKK’nın tamamen feshedildiğinin ve silahlarını teslim ettiğinin Türk makamları tarafından doğrulanması şartına bağlandığını vurguladı.
Financial Times’ın dikkat çektiği önemli noktalardan biri de çatışmanın sona ermesinin Türkiye’nin yalnızca iç güvenliğini değil, bölgesel gücünü ve Irak ile Suriye politikalarını da etkileyebilecek olmasıydı.
Ancak gazete, Türkiye’de muhalefete yönelik devam eden soruşturmalar ve tutuklamalarla, Kürt meselesindeki açılımın aynı dönemde yaşanmasının dışarıdan çelişkili bir görüntü verdiğine dikkat çekti.
Bir yanda silahların susması için tarihî bir hukuki düzenleme yapılırken, diğer yanda Türkiye’nin genel demokratik iklimine ilişkin eleştiriler devam ediyor.
İngiliz gazetesinin yaklaşımı bu nedenle açık: Atılan adım çok büyük, fakat gerçek demokratikleşmenin ölçüsü yalnızca PKK’nın silah bırakması olmayacak.
FRANSIZ LE MONDE: SİLAHSIZLANMA YASASI KÜRT MESELESİNİ TEK BAŞINA ÇÖZMÜYOR
Fransa’nın önde gelen gazetelerinden Le Monde, gelişmeye daha sorgulayıcı bir başlıkla yaklaştı: “Türkiye’de PKK’nın silahsızlanmasına ilişkin yasa, Kürt meselesini çözmüyor.”
Bu başlık, yasanın önemini reddetmiyor. Ancak silahlı örgütün ortadan kaldırılması ile yıllardır devam eden Kürt meselesinin bütünüyle çözülmesi arasında fark bulunduğunu hatırlatıyor.
Gazete, PKK mensuplarının topluma yeniden kazandırılmasını önemli bulurken, Abdullah Öcalan’ın durumunun, Kürtlerin siyasi ve kültürel taleplerinin ve daha geniş demokratik reformların henüz çözülmemiş konular olduğunu belirtiyor.
Le Monde’un değerlendirmesi, dünya basınındaki ortak yaklaşımın Fransızca ifadesi gibidir:
Silahsızlanma barış için vazgeçilmezdir, fakat kalıcı barış yalnızca silahların bırakılmasıyla kurulamaz.
ALMAN BASINI: “BARIŞA DOĞRU BİR ADIM MI?”
Alman Die Welt gazetesi de Türkiye’de kabul edilen düzenlemeyi, “Barışa doğru bir adım mı?” sorusuyla ele aldı.
Gazete, PKK mensuplarına belirli koşullarda cezaların ertelenmesi imkânı sağlandığını, ancak uygulamanın başlayabilmesi için örgütün tamamen feshedildiğinin ve bütün silahlarını bıraktığının Millî Güvenlik Kurulu tarafından doğrulanması gerektiğini yazdı.
Die Welt, önceki çözüm sürecinin 2015 yılında sona erdiğini hatırlatarak bugünkü sürece ihtiyatla yaklaştı. Düzenlemeyi barış yönünde önemli bir adım olarak değerlendirirken, şeffaflık ve daha kapsamlı demokratik reform taleplerinin devam ettiğini de aktardı.
Alman basınının kullandığı soru işareti ile De Telegraaf’ın kullandığı soru işareti birbirine çok benziyor: “Barışa doğru bir adım mı?” “Çatışmanın sonu mu?”
Demek ki Avrupa basını, atılan adımı önemli buluyor, fakat başarının ilan edilmesi için henüz erken olduğunu düşünüyor.
YUNANİSTAN VE ORTA DOĞU BASINI DA GELİŞMEYİ YAKINDAN İZLİYOR
Türkiye ile ilgili gelişmeleri yakından izleyen Yunanistan’ın Kathimerini gazetesi, düzenlemeyi “PKK ile barışı getirmeyi amaçlayan yasa” şeklinde duyurdu.
Gazete, silah bırakan örgüt mensuplarının hukuk sistemi içinde nasıl değerlendirileceğini ve topluma nasıl kazandırılacağını düzenleyen maddeleri öne çıkardı. Yasanın en önemli şartının, PKK’nın silahlarının tamamını teslim etmesi olduğu belirtildi.
Orta Doğu’nun önemli İngilizce yayınlarından Arab News ise düzenlemeyi, eski PKK mensuplarının topluma yeniden kazandırılması ve barışın sağlanması amacıyla hazırlanan bir girişim olarak değerlendirdi.
Böylece Türkiye’deki gelişmenin yalnızca Avrupa ve Amerika’da değil, Irak ve Suriye’deki dengeler nedeniyle bütün Orta Doğu’da dikkatle takip edildiği görüldü.
BU KEZ ÖNCEKİ SÜREÇTEN FARKLI OLAN NE?
Türkiye, PKK ile silahlı çatışmayı sona erdirmek amacıyla daha önce de çeşitli girişimlerde bulundu. Bunların en kapsamlısı olan 2013-2015 çözüm süreci, taraflar arasındaki karşılıklı güvensizlik ve yeniden başlayan şiddet olayları nedeniyle sona erdi.
O dönemde de süreç tamamen hukuki dayanaktan yoksun değildi. Türkiye Büyük Millet Meclisi, 10 Temmuz 2014’te 6551 sayılı “Terörün Sona Erdirilmesi ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun”u kabul etmişti. Söz konusu kanun, çözüm sürecinde hükümetin atabileceği adımlara ve kurumlar arasındaki koordinasyona genel bir hukuki çerçeve oluşturmuştu.
Bugünkü düzenlemeyi öncekinden ayıran temel özellik, fesih ve silahsızlanma sürecinin şartlarını ve bunun ceza hukuku bakımından doğuracağı sonuçları daha ayrıntılı biçimde belirlemesidir.
Yeni düzenleme; PKK’nın fiilî varlığına son verdiğinin, kontrolündeki silah ve mühimmatı teslim ettiğinin güvenlik kurumları tarafından tespit edilmesini ve bu tespitin Millî Güvenlik Kurulu kararıyla teyit edilmesini öngörüyor. Ancak bu kararın Resmî Gazete’de yayınlanmasından sonra soruşturma, kovuşturma ve mahkûmiyet hükümlerinin infazıyla ilgili erteleme işlemleri uygulanabilecek.
Dolayısıyla bugünkü adımın tarihî önemi, Türkiye’nin meseleyi ilk kez parlamentoya veya hukuka taşımasından değil; silahsızlanmanın doğrulanmasıyla eski örgüt mensuplarının hukuki durumları arasında daha açık, ayrıntılı ve şartlara bağlı bir bağ kurmasından kaynaklanıyor.
Bununla birlikte, geçmişteki çözüm sürecinin başarısızlıkla sonuçlanması, bugünkü iyimserliğin yanında ihtiyatı da zorunlu kılıyor. Yeni sürecin kaderini, verilen sözlerden çok bunların uygulanıp uygulanmayacağı belirleyecek.
DÜNYA AYNI GELİŞMEYİ ÜÇ AYRI MERCEKTEN OKUYOR
Uluslararası basında yayınlanan haberler birlikte değerlendirildiğinde, Türkiye’deki gelişmenin üç ayrı mercekten okunduğu görülüyor.
Birinci mercek güvenlik ve silahsızlanmadır. Reuters ve Associated Press gibi uluslararası haber ajansları, düzenlemenin kimleri kapsayacağını, hangi suçların kapsam dışında bırakıldığını, silahların teslim edildiğinin nasıl doğrulanacağını ve eski PKK mensuplarının topluma hangi şartlarla dönebileceğini öne çıkarıyor.
İkinci mercek demokrasi ve insan haklarıdır. Financial Times, Le Monde ve De Telegraaf gibi gazeteler, silahlı çatışmanın sona ermesinin tek başına Kürt meselesinin çözüldüğü anlamına gelmeyeceğine dikkat çekiyor. Bu yayınlar, hukuk devleti, ifade özgürlüğü ve kültürel hakların yanı sıra tutuklu ve hükümlü siyasetçilerin durumu ile demokratik siyasetin hareket alanı konusunda atılacak adımları sürecin gerçek ölçüsü olarak görüyor.
Üçüncü mercek ise bölgesel dengelerdir. Irak’ın kuzeyindeki PKK varlığının geleceği, Suriye’deki YPG/SDG yapılanmasının yeni Suriye devletine ve ordusuna nasıl entegre edileceği ve Türkiye’nin bölgedeki siyasi etkisinin nasıl değişeceği yakından izleniyor. Bu nedenle Türkiye’de başlayan süreç, yalnızca ülkenin iç meselesi olarak değil, Irak ve Suriye’nin geleceğini de etkileyebilecek bölgesel bir gelişme olarak değerlendiriliyor.
Burada önemli bir gazetecilik ayrımını da yapmak gerekiyor. Kathimerini ve Arab News gibi pek çok ülkedeki gazeteler, gelişmeyi büyük ölçüde Reuters ve Associated Press kaynaklı haberlerle okurlarına aktardı. Bu yayınlar birbirinden tamamen bağımsız değerlendirmeler olarak değil, Türkiye’deki gelişmenin ne kadar geniş bir coğrafyaya ulaştığının göstergesi olarak görülmelidir.
Ancak gerek özgün gazete haberleri gerekse uluslararası ajansların değerlendirmeleri aynı temel noktada birleşiyor: Türkiye’nin attığı adım küçümsenemez; fakat silahsızlanmanın kalıcı barışa ve gerçek demokratikleşmeye dönüşüp dönüşmeyeceğini uygulama gösterecek.
DÜNYA BASININDAKİ ORTAK BEŞ NOKTA
Farklı ülkelerdeki yayınların kullandığı ifadeler ve siyasi bakış açıları değişse de, haberlerin büyük bölümü beş temel noktada birleşiyor:
Birincisi, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kabul edilen düzenleme, kırk yılı aşkın çatışmanın sona erdirilmesi yolunda tarihî bir gelişmedir.
İkincisi, 468 milletvekilinin desteği, Türkiye siyasetinde ender rastlanan geniş bir uzlaşmayı göstermektedir.
Üçüncüsü, bu düzenleme genel ve koşulsuz bir af değildir. Ağır suçlara karışanlar ile PKK’nın üst düzey yöneticilerinin önemli bir bölümü kapsam dışında tutulmaktadır.
Dördüncüsü, yasanın uygulanması PKK’nın tamamen feshedilmesi ve bütün silahların bırakılması şartına bağlanmıştır.
Beşincisi, silahlı çatışmanın bitmesi demokratikleşmenin sonu değil, ancak başlangıcı olabilir. Kalıcı barışın hukuk devleti, ifade özgürlüğü, kültürel haklar ve demokratik siyasetin alanının genişletilmesiyle desteklenmesi gerekmektedir.
ŞEHİT AİLELERİ VE GAZİLERİN ACISI DA UNUTULMUYOR
Uluslararası basında yer alan haberler yalnızca çatışmaların sona ermesini ve yakınlarının evlerine dönmesini bekleyen ailelerin umuduna odaklanmıyor. PKK saldırılarında yakınlarını kaybeden şehit aileleri ile yıllar süren mücadelede yaralanan gazilerin kaygılarına da yer veriliyor.
Reuters’ın Türkiye’den aktardığı değerlendirmelerde, çocuklarının dağdan dönmesini bekleyen annelerin taşıdığı umutla, şehit aileleri ve gazilerin yaşadığı kırgınlığın yan yana bulunduğu görülüyor.
Bazı şehit yakınları ve gaziler, düzenlemenin ağır suçlara karışmış kişilere uygulanmasından ve yıllarca verilen mücadelenin anlamının zedelenmesinden endişe ediyor. Bu nedenle, yasanın kasten öldürme gibi ağır suçlardan hüküm giyenleri kapsam dışında bırakması, toplumdaki adalet duygusunun korunması bakımından ayrıca önem taşıyor. Kalıcı barış, yalnızca silah bırakanların topluma dönüşünü düzenlemekle sağlanamaz. Çatışmada hayatını kaybedenlerin ailelerinin, gazilerin ve terörden zarar gören bütün vatandaşların adalet duygusunun korunması gerekir.
Barışın toplumsal kabul görmesi, bir tarafın acısının diğer tarafın umuduna feda edilmemesine bağlıdır. Türkiye’nin önündeki en zor sınavlardan biri de bu hassas dengeyi kurabilmektir.
BARIŞ MI, SİYASİ HESAP MI?
Dış basında en çok tartışılan konulardan biri de Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın siyasi hedefleridir.
Bazı yayınlar, barış sürecinin Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Kürt seçmenlerin desteğini kazanmasına ve muhtemel bir erken seçim ya da yeni adaylık planına yardımcı olabileceğini öne sürüyor.
Bu ihtimal elbette göz ardı edilemez. Siyasette atılan büyük adımların siyasi sonuçları da olur.
Ancak bir girişimin siyasi sonuç doğuracak olması, o girişimin toplumsal değerini kendiliğinden ortadan kaldırmaz.
Eğer kırk yılı aşkın süredir devam eden çatışma sona erer, yeni can kayıpları önlenir, silahların yerini siyaset alır ve Türkiye daha demokratik bir yapıya kavuşursa, bundan yalnızca bir siyasi parti veya lider değil, Türkiye’nin tamamı kazanır.
Asıl ölçü, sürecin kimin hanesine kaç oy yazacağı değil, ülkeye kalıcı barış getirip getirmeyeceğidir.
SİLAHLARIN SUSMASI DEMOKRASİNİN SESİNİ YÜKSELTEBİLİR
Türkiye, terör nedeniyle çok ağır bedeller ödedi.
Askerler, polisler, öğretmenler, kamu görevlileri, köylüler, kadınlar ve çocuklar hayatlarını kaybetti. Binlerce aileye ateş düştü. Ülkenin büyük kaynakları çatışmaya harcandı. Güneydoğu Anadolu’nun ekonomik ve toplumsal gelişmesi defalarca sekteye uğradı.
Bu nedenle silahların bırakılması yalnızca bir güvenlik başarısı değildir.
Silahların ortadan kalkması, Kürt kökenli vatandaşların taleplerinin şiddetin gölgesi olmadan konuşulabilmesini; siyasi partilerin terör suçlamalarının arkasına sığınılmadan demokratik zeminde mücadele edebilmesini ve Türkiye’nin kendi meselelerini parlamento çatısı altında çözebilmesini sağlayabilir.
Gerçek bir demokratikleşmenin yolu da tam burada açılabilir.
Şiddetin yerini söz, dağın yerini Meclis, tehdidin yerini hukuk alırsa, bundan etnik kökeni ne olursa olsun bütün vatandaşlar ve Türkiye Cumhuriyeti kazançlı çıkar.
AVRUPA BİRLİĞİ’NİN ÜÇ ÖLÇÜSÜ: BARIŞ, HUKUK VE TEMEL HAKLAR
Avrupa Birliği de PKK’nın feshedilmesi ve silahsızlanması yönündeki gelişmeleri olumlu karşıladı. Avrupa Birliği adına yapılan değerlendirmede, diyaloğa ve uzlaşmaya dayanan, temel haklara ve hukuk devletine saygı gösteren güvenilir ve kapsayıcı bir barış sürecinin, Kürt meselesinin kalıcı siyasi çözümüne katkı sağlayacağı belirtildi.
Bu yaklaşım, Avrupa’nın Türkiye’deki gelişmeyi hangi ölçülerle değerlendirdiğini gösteriyor.
Avrupa Birliği için PKK’nın silah bırakması son derece önemli olmakla birlikte, tek başına yeterli görülmüyor. Sürecin kapsayıcı olması, hukuk devletinin güçlendirilmesi, temel hakların korunması ve demokratik siyasetin önünün açılması bekleniyor.
Bu nedenle Türkiye’de kabul edilen yasa, Avrupa açısından yalnızca bir güvenlik düzenlemesi değil, ülkenin demokratik geleceği bakımından da önemli bir sınavdır.
DÜNYA TÜRKİYE’YE ŞİMDİLİK “AÇIK KREDİ” VERİYOR
Dünya basınının Türkiye’deki gelişmeyi okuma biçimini tek bir cümleyle özetlemek gerekirse şöyle denilebilir: Türkiye tarihî bir kapı açtı, ancak dünyanın bu kapının ardında ne göreceği henüz belli değil.
Uluslararası basın, düzenlemeyi küçümsemiyor. “Tarihî”, “dönüm noktası”, “barışa doğru büyük adım” ve “kırk yıllık çatışmayı bitirme fırsatı” gibi güçlü ifadeler kullanıyor.
Fakat hemen arkasından sorularını sıralıyor:
PKK gerçekten bütün silahlarını bırakacak mı?
Irak’taki PKK varlığının ve Suriye’deki YPG/SDG yapılanmasının geleceği ne olacak?
Süreç geçmişte olduğu gibi yeniden kesintiye uğrayabilir mi?
Kürtlerin siyasi ve kültürel hakları konusunda yeni adımlar atılacak mı?
Haklarında soruşturma veya dava bulunan siyasetçilerin, belediye başkanlarının ve gazetecilerin durumu ne olacak?
Terörle mücadele ile demokratik hakların korunması arasında yeni ve daha sağlam bir denge kurulabilecek mi?
Bu sorular Türkiye’ye düşmanlık olarak görülmemelidir. Tam tersine, Türkiye’nin başlattığı sürecin başarıya ulaşmasını isteyen herkesin üzerinde düşünmesi gereken sorulardır.
“ÇATIŞMANIN SONU MU?” SORUSUNUN CEVABINI TÜRKİYE VERECEK
Maarten van Aalderen, haberinin başlığında haklı olarak “Çatışmanın sonu mu?” diye soruyor.
Bugün bu soruya kesin bir “evet” demek için henüz erkendir.
Ancak artık kesin bir “hayır” demek de mümkün değildir.
Çünkü bu kez yalnızca kapalı kapılar ardında yürütülen görüşmeler yoktur. Türkiye Büyük Millet Meclisi devreye girmiş, çok geniş bir siyasi çoğunluk ortaya çıkmış ve silahsızlanma sürecinin hukuki zemini oluşturulmuştur.
Türkiye şimdi dünya önünde büyük bir sınav vermektedir.
Bu sınav, yalnızca PKK’nın silah bırakıp bırakmayacağıyla ilgili değildir. Devletin, siyasetin ve toplumun çatışmadan demokrasiye geçişi ne ölçüde başarabileceği de sınanacaktır.
Dünya basını Türkiye’ye bugün ne kayıtsız şartsız alkış tutuyor ne de atılan adımı değersizleştiriyor.
Dünyanın mesajı daha ölçülü, fakat çok açıktır:
Türkiye önemli ve cesur bir adım attı. Şimdi bu adımı kalıcı barış, daha güçlü hukuk ve daha geniş demokrasiyle tamamlama zamanıdır.
******************
De Telegraaf’ı Hollandaca okumak isteyenler için:
Hollanda’nın en yüksek tirajlı gazetelerinden De Telegraaf’taki haberin Hollandacasını üstteki kupürden okuyabilirsiniz. Hollandaca bilmeyen okurlarım için, haberin Türkçesini altta sunuyorum:
KÜRTLER: TÜRKİYE’NİN YENİ PKK YASASI ÇATIŞMAYI SONA ERDİRMEYİ AMAÇLIYOR, ANCAK KUŞKULAR HENÜZ GİDERİLMİŞ DEĞİL
ÇATIŞMANIN SONU MU?
Türkiye, modern tarihinin en kanlı çatışmalarından birini sona erdirme yolunda tarihî bir adım attı. Ankara’daki parlamento, PKK’nın feshedilmesini hukuken mümkün kılan yasayı bu hafta ezici bir çoğunlukla kabul etti. Binlerce eski PKK mensubu için topluma geri dönme umudu doğabilir.
Maarten van Aalderen
Oylamanın sonucu çok şey anlatıyordu: 468 milletvekili kabul, 88 milletvekili ret oyu verdi, 6 milletvekili ise çekimser kaldı. Böylece barış yolunda önemli bir adım atılmış oldu. Yasa, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın AK Partisi ile milliyetçi MHP’nin ve Kürt yanlısı DEM Parti’nin desteğini aldı. Özellikle dikkat çekici olan, milliyetçi MHP ile Kürt yanlısı DEM Parti’nin aynı yasaya destek vermesiydi.
HAPİS CEZALARI ASKIYA ALINIYOR
Yasa, silahlarını bırakmayı taahhüt eden ve belirli ağır suçlardan sorumlu olmayan PKK mensuplarının kontrollü ve şartlı biçimde topluma geri dönüşünü öngörüyor. Daha önce PKK üyeliği veya örgüte yardım suçundan hüküm giymiş kişilerin hapis cezaları ise askıya alınabilecek.
Devam etmekte olan soruşturmalar ve davalar da geçici olarak durdurulabilecek. Suçlamanın ağırlığına bağlı olarak bu süre beş veya on yıl olacak. Bu dönem içerisinde yeni bir terör suçu işlemeyen kişiler, sürenin sonunda kalan cezaların uygulanmasından kurtulabilecek.
Düzenlemenin temel hükümleri ayrıca hemen uygulanmaya başlamayacak. Öncelikle PKK’nın gerçekten feshedildiğinin ve silahlarını bütünüyle teslim ettiğinin güvenlik kurumları tarafından tespit edilmesi gerekiyor. Bunun ardından Millî Güvenlik Kurulunun silahsızlanmaya ilişkin bu tespiti teyit etmesi gerekiyor. Ancak bundan sonra yasanın en önemli hükümleri uygulanabilecek. Daha sonra ise ilgili kişilerin başvuruda bulunabilecekleri sınırlı bir dönem başlayacak.
Olası sonuçların kapsamı, buna rağmen oldukça büyük. Tahminlere göre on binlerce kişi bu düzenlemeden yararlanabilir. Bunlar arasında özellikle hüküm giymiş PKK mensupları ile yasadışı bir örgüte destek vermekten dolayı yargılanmış kişiler bulunuyor.
Ancak herkes serbest kalmayacak. Kasten adam öldürmekten hüküm giymiş olanlar düzenlemenin dışında kalacak. 1 Haziran 2005’ten önce ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûm edilenler de düzenlemenin kapsamı dışında bırakılıyor. Bu durum, 1999 yılından beri cezaevinde bulunan PKK’nın kurucusu Abdullah Öcalan’ın bu yasa sayesinde serbest bırakılmayacağı anlamına geliyor.
Ağır şiddet suçlarından hüküm giymiş diğer PKK yöneticileri de sağlanan korumanın dışında kalacak.
Buna rağmen, 2024 yılında Öcalan’a yönelik ilk siyasi açılımı gerçekleştiren MHP lideri Devlet Bahçeli, Öcalan’ın “umut hakkı”ndan yararlanarak serbest bırakılma ihtimalinden söz etmişti. Ancak Adalet Bakanı Akın Gürlek, yasanın PKK’nın kurucusu için geçerli olmadığını açıkça ifade ederek bu umudu kesin biçimde ortadan kaldırdı.
Yaklaşık on yıldır cezaevinde bulunan Kürt siyasetçi Selahattin Demirtaş’ın durumu ise hâlâ belirsizliğini koruyor. Yeni düzenleme yalnızca PKK’nın silahsızlanmasını ve belirli ceza davalarını kapsıyor. İlgili çevreler, bunun siyasi tutuklu ve hükümlülere yönelik genel bir düzenleme olmadığını belirtiyor.
PKK ORTADAN KALKMALI
Buna rağmen yasanın kabul edilmesi, Türkiye açısından önemli bir dönüm noktasıdır. PKK ile Türkiye Cumhuriyeti arasında 1984 yılından beri devam eden ve 45 binden fazla insanın hayatına mal olan bir çatışma yaşanıyor. Buradaki amaç, örgütün kesin olarak ortadan kalkması, üyelerinin silahlarını bırakması ve Türkiye toplumuna geri dönmesidir.
Türk barış sürecinin ilk kez sağlam bir hukuki temele kavuşması da bu nedenle önem taşıyor.
Şubat 2025’te Abdullah Öcalan, cezaevinden silahlı mücadelenin sona erdirilmesi çağrısında bulundu. Bunun ardından PKK, aynı yılın mayıs ayında kendisini feshettiğini ve silahlı mücadeleye son verdiğini açıkladı. Yeni kabul edilen yasanın, bu siyasi açıklamanın Türk hukuk düzeni içerisinde gerçekten uygulanmasını güvence altına alması gerekiyor.
Suriye’deki Kürt Halk Savunma Birlikleri YPG/SDG’nin hızla zayıflaması da Ankara’nın PKK sorununu resmî olarak kapatmasını bu yıl daha kolay hâle getirdi. Suriye’deki Kürt milisleri, bağımsız konumlarının önemli bir bölümünü kaybetmiş durumda ve güçlerini Suriye ordusuna entegre etmeleri yönünde baskı altında bulunuyor.
KÜRTLER İÇİN YİNE DE UMUT VAR
Türkiye’nin güneydoğusunda yeni ve umutlu bir dönemden söz ediliyor. Askerî operasyonların ve korkunun olmadığı bir dönemden… Ancak sevinç, kuşkularla gölgeleniyor.
Yasa, Kürtlere onlarca yıldır talep ettikleri daha geniş hakları kendiliğinden vermiyor.
Yeni bir anayasa hazırlanmasından veya Kürtlerin statüsünün ve kültürel özerkliğinin güvence altına alınmasından yasada söz edilmiyor. Kürt yanlısı DEM Parti, bu nedenle düzenlemeyi yalnızca bir başlangıç olarak nitelendiriyor.
Belediye başkanlarına, siyasetçilere ve gazetecilere ne olacağı da belirsizliğini koruyor. Bu kişiler, PKK ile bağlantılı oldukları gerekçesiyle hüküm giymiş veya hapse atılmış durumda.
Aynı zamanda Kürtlerin kültürel hakları konusunda da hâlâ kaygılar bulunuyor. Öcalan’ın tutuklanmasından bu yana Kürt dili ve kültürüne yönelik baskılar önemli ölçüde azaldı. Kürt dili ve kültürü üzerindeki baskı, 1980’li yıllardaki askerî yönetim dönemine kıyasla çok daha hafif.
Ancak İnsan Hakları İzleme Örgütü gibi kuruluşlar, Kürtlerin kültürel hakları konusunda hâlâ kısıtlamalar bulunduğunu belirtiyor.
SEÇİMLER
Şimdi en büyük siyasi soru, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın barış sürecinden Kürt seçmenlerin desteğini kazanarak yararlanıp yararlanamayacağıdır.
Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin 2028 yılında yapılması planlanıyor. Ancak Ankara’da erken seçim ihtimalinin gelecek yıl gündeme gelebileceği yönünde şimdiden hesaplar yapılıyor.
Erdoğan yeniden aday olmak isterse, bu seçimde Kürtlerin desteği belirleyici olabilir. Erdoğan, kendisini PKK ile çeyrek yüzyılı aşkın süredir devam eden mücadeleye son veren lider olarak sunabilir.
Sayfanın en altındaki vurgu:
PKK’NIN KURUCUSU ABDULLAH ÖCALAN SERBEST BIRAKILMAYACAK
De Telegraaf sayfasındaki fotoğraflar:
Fotoğraflar: ANP
Kürt yanlısı DEM Partisi milletvekilleri, oylamanın ardından kazanılan başarıyı kutluyor.