Türkiye'nin En Büyük İhtiyacı: Birbirimizi Yenmek Değil, Birlikte Kazanmak

Her sabah yeni bir gündeme uyanıyoruz.

Abone Ol

Bir gün ekonomiyi konuşuyoruz, ertesi gün adaleti… Sonra eğitim, sağlık, güvenlik, tarım, emekliler, gençler, esnaf ve çiftçiler… Başlıklar değişiyor, tartışmalar değişiyor; ancak insanların omuzlarındaki yorgunluk aynı kalıyor.

Bugün bu ülkenin gençleri yalnızca hayal kurmak istemiyor. Kurdukları hayalleri kendi vatanlarında gerçekleştirebilecekleri bir gelecek arıyor.

Emekliler, yıllarca verdikleri emeğin karşılığında sadece maaş değil; huzur ve güven içinde yaşayabilecekleri bir hayat bekliyor.

Çiftçi toprağını terk etmek istemiyor; alın terinin karşılığını alabileceği bir düzen istiyor.

Esnaf, sabah kepengini açarken "Bugün ayakta kalabilecek miyim?" kaygısını değil, bereket umudunu yaşamak istiyor.

İş insanı yatırım yaparken belirsizlikten değil, hukuktan ve istikrardan güç almak istiyor.

Anne ve babalar ise çocuklarına kaygı dolu yarınlar değil, umut dolu bir gelecek bırakmanın hayalini kuruyor.

Aslında hepimizin özlemi aynı...

Daha adil bir ülke.

Daha güçlü bir ekonomi.

Daha nitelikli bir eğitim.

Daha güvenli bir gelecek.

Ve belki de hepsinden önemlisi; birbirini dinleyebilen, anlayabilen ve saygı gösterebilen bir toplum.

Ne yazık ki uzun yıllardır farklı düşüncelerimizi bir zenginlik olarak görmek yerine, ayrışmanın ve kutuplaşmanın aracı hâline getiriyoruz. Oysa aynı bayrağın altında yaşayan insanlar olarak birbirimizin rakibi değil, aynı geleceğin ortaklarıyız.

Siyasetin görevi toplumu öfkeyle ayrıştırmak değil, sorunlara çözüm üretmektir.

Muhalefetin görevi yalnızca eleştirmek değil, uygulanabilir alternatifler ortaya koymaktır.

İktidarın görevi ise sadece ülkeyi yönetmek değil; toplumun her kesimine güven veren, adalet duygusunu güçlendiren bir anlayış sergilemektir.

Vatandaşın sorumluluğu da yalnızca şikâyet etmek değildir. Sorgulayan, üreten, demokratik haklarını kullanan ve ülkesinin geleceğine sahip çıkan bireyler olmaktır.

Türkiye, tarihi boyunca nice zorlukları birlik ve dayanışma ruhuyla aşmış büyük bir devlettir. Bugün de aynı iradeye ve aynı güce sahiptir.

Çünkü bu ülkenin en büyük zenginliği ne yer altı kaynaklarıdır ne de stratejik konumudur.

Asıl zenginliği; çalışkan insanları, köklü değerleri, üretme azmi ve her şeye rağmen yeniden ayağa kalkabilme iradesidir.

Artık birbirini alkışlayan ya da yuhalayan kalabalıklar olmayı bırakıp, ortak hedeflere birlikte yürüyen güçlü bir millet olma zamanıdır.

Çünkü çocuklarımız bizden kavgalarımızı değil, onlara bırakacağımız geleceği miras alacak.

Ve unutmayalım...

Bir ülke, birbirine benzeyen insanların değil; farklılıklarına rağmen birbirine saygı duyan insanların omuzlarında yükselir.

Burhan Savtekin
Siyasi Strateji ve Planlama Uzmanı