Üçüncü Yol ...

Abone Ol

"Tarihin doğru tarafında durmak" başlıklı önceki yazımda da söylemiştim.
Kemalciler ile Özgürcüler birbirini alt etmeye çalışırken, ortada unutulan tek bir gerçek var:
CHP...
Bugün herkes birbirine etiket yapıştırıyor.
Kim "mutlak butlancı", kim "seçilmişçi"...
Sanki CHP'nin bütün sorunu bundan ibaretmiş gibi.
Oysa asıl soru şu:
Bu kavganın sonunda CHP'ye ne kalacak?
Mersin'de de günlerdir aynı senaryo izleniyor.
CHP içindeki gruplar, yerel medya, hatta başka siyasi partilerin temsilcileri bile tek bir sorunun peşinde:
"Vahap Seçer hangi tarafta?"
Bence yanlış soru bu.
Doğru soru, "Vahap Seçer neden hiçbir tarafın diliyle konuşmuyor?" olmalı.
Çünkü Seçer'i tanıyanlar bilir.
O, alkış almak için konuşan siyasetçilerden değil; sonuç almak için susmasını bilenlerden.
CHP'nin bayram programında tarafını zaten açıkladı.
Mutlak butlan anlayışını kabul etmediğini, demokratik meşruiyetin ve seçilmiş iradenin yanında durduğunu söyledi.
Fakat bu açıklama kimseyi tatmin etmedi.
Çünkü insanlar açıklama değil, slogan istiyordu.
Akıl değil, öfke istiyordu.
Strateji değil, meydan okuma istiyordu.
Ama Vahap Seçer o siyaseti hiç yapmadı.
Belki de bu yüzden hâlâ anlamaya çalışıyorlar.
Seçer'i; Özgür Özel'in, Ali Mahir Başarır'ın ya da Veli Ağbaba'nın siyasi refleksleriyle okumaya çalışanlar doğal olarak yanılıyor.
Çünkü aynı partide olmak, aynı siyaset tarzına sahip olmak anlamına gelmiyor.
Peki Seçer Kemal Kılıçdaroğlu'nun yanında mı?
Ben buna da ihtimal vermiyorum.
Çünkü Seçer'in siyaset anlayışı geçmişe tutunmak değil, geleceği inşa etmek üzerine kurulu.
Üstelik bugün CHP'nin yaşadığı meşruiyet tartışmaları ortadayken, partiyi yeniden aynı tartışmaların içine çekecek bir siyasi çizginin parçası olmasını beklemek gerçekçi değil.
İşin acı tarafı şu:
İki taraf da birbirini tasfiye etmeye çalışırken, seçmen sessizce partiden uzaklaşıyor.
Kimse bunun hesabını yapmıyor.
Herkes koltuğu konuşuyor.
Kimse ülkeyi konuşmuyor.
Herkes karşı tarafı suçluyor.
Kimse CHP'nin neden iktidar alternatifi olamadığını sorgulamıyor.
Belki de CHP'nin en büyük sorunu, rakibini yenememesi değil...
Kendi içindeki kavgayı bitirememesi.
Benim gördüğüm tablo şu:
Vahap Seçer ne Kemalcilerin ne de Özgürcülerin siyasetini temsil ediyor.
O, üçüncü bir yolun mümkün olduğunu düşünüyor.
Daha akılcı...
Daha planlı...
Daha kurumsal...
Ve belki de tam da bu yüzden iki tarafın da tam olarak güvenemediği bir siyasetçi.
Çünkü kutuplaşma, gri alanları sevmez.
Oysa siyaset bazen tam da o gri alanlarda üretilir.
CHP'nin bugün sloganlara değil akla, kamplaşmaya değil kadro yenilenmesine, kişilere değil kurumsal akla ihtiyacı var.
Kemalciler de...
Özgürcüler de...
Belki bunu en son fark edecek.
O zaman da cok geç olacak