Uyan Mersin!

Abone Ol

Bu şehir susuyorsa razı olduğundan değil, artık konuşma zamanının geldiğini bildiğindendir.

Bir şehir düşünün…

Denizi var.
Limanı var.
Toprağı var.
Sanayisi var.
Üniversitesi var.
Çiftçisi, işçisi, esnafı, mühendisi, öğretmeni, emeklisi, genci var.

Türkiye’nin dört bir yanından insanı aynı sofrada buluşturacak kadar büyük bir yüreği var.

Ama yıllardır aynı soruyu soruyor:

“Ben bu ülkeye bu kadar katkı veriyorum da, neden hak ettiğim karşılığı alamıyorum?”

İşte artık bu soruyu yüksek sesle sorma zamanı.

Uyan Mersin!

Çünkü mesele artık parti meselesi değildir.

Sağ-sol meselesi değildir.

İktidar-muhalefet kavgası hiç değildir.

Mesele Mersin’in hakkıdır.

Bu şehir seçimden seçime hatırlanacak bir şehir değildir.

Miting meydanında kalabalık olduğunda hatırlanıp, sandıklar kapandığında gündemden düşecek bir şehir hiç değildir.

Mersin’in güzel cümlelere değil, yatırıma, istihdama, üretime, planlamaya ve güçlü temsile ihtiyacı var.

Soruyorum:

Bu şehrin gençleri neden diplomalarını duvara asıp iş bekliyor?

Neden üniversite mezunu bir genç, kendi geleceğini kurmak yerine başka şehirlerde ve başka ülkelerde gelecek arıyor?

Neden gençlerimize yıllardır sadece “Biraz daha sabret” diyebiliyoruz?

Türkiye’de 15-24 yaş grubundaki genç işsizliği Mayıs 2026 itibarıyla yüzde 14,8.

2025 yılında gençlerin yüzde 23,3’ü ne eğitimde ne de istihdamdaydı.

Bu rakamlar sadece istatistik değildir.

Her rakamın arkasında bir genç vardır.

Bir evlat vardır.

Bir ailenin umudu vardır.

Genç işsizliği sadece boş bir cüzdan değildir.

Gelecek duygusunun zayıflamasıdır.

Bir gencin kendi ülkesinde hayat kurmak yerine başka ülkelerin vize şartlarını araştırmaya başlamasıdır.

Asıl tehlike de budur.

Bir ülke parasını kaybedebilir.

Bir yatırımını kaybedebilir.

Bir fırsatı kaçırabilir.

Ama gençlerinin umudunu kaybetmeye başlarsa, işte o zaman geleceğini kaybetme riskiyle karşı karşıya kalır.

Mersin’in gençleri bunu hak etmiyor.

Emeklilerimize bakalım…

Ömrünü bu ülkeye vermiş insanlar.

Fabrikada çalışmış.

Tarlada çalışmış.

Devlet dairesinde çalışmış.

Direksiyon sallamış.

Vergisini ödemiş.

Çocuk büyütmüş.

Şimdi pazar filesini doldururken hesap yapıyor.

Bir kilo meyveyi almadan önce iki kez düşünüyor.

Torununa harçlık verirken bile hesabını yapmak zorunda kalıyor.

Oysa kırk yıl çalışan bir insanın hayattan istediği lüks değildir.

Kirasını ödeyebilmek…

Sofrasını kurabilmek…

İlacını alabilmek…

Torununa gönül rahatlığıyla harçlık verebilmek…

Kimseye muhtaç olmadan yaşayabilmek…

Bunun adı ayrıcalık değil, insan onurudur.

Ya esnaf?

Sabah kepengini açıyor.

Kira var.

Elektrik var.

Vergi var.

Personel gideri var.

Bağ-Kur var.

Ama müşteri aynı hızla gelmiyor.

Akşam kasayı kapatırken artık ne kazandığını değil, hangi ödemeyi önce yapacağını düşünüyor.

Sanayici üretmek istiyor.

Çiftçi toprağından kopmak istemiyor.

İş insanı yatırım yapmak istiyor.

Genç girişimci kendi işini kurmak istiyor.

Fakat bütün bunların gerçekleşebilmesi için kavga değil, ortak akıl gerekiyor.

Buradan iktidara da söylüyorum.

Muhalefete de…

Belediye başkanlarına da…

Milletvekillerine de…

Siyasi parti yöneticilerine de…

Mersin sizin siyasi kariyerinizin basamağı değildir.

Bu şehir sosyal medya fotoğraflarının arka planı hiç değildir.

Mersin insanı artık kimin kimi eleştirdiğini değil, kimin ne yaptığını görmek istiyor.

Kaç genç için istihdam alanı açıldı?

Kaç yatırım Mersin’e kazandırıldı?

Kaç üreticinin önü açıldı?

Kaç esnafın sorunu çözüm için Ankara’ya taşındı?

Mersin için hangi konuda ısrar edildi?

Hangi noktada parti hesabının önüne şehir menfaati konuldu?

Çünkü siyaset yalnızca konuşmak değildir.

Bazen kendi siyasi çevrene karşı bile Mersin’in hakkını savunabilmektir.

Ve şimdi…

Gelelim bu şehrin en hassas yerine.

Şehitlerimize.

Bazı evlerin kapısı diğerlerinden daha ağır açılır.

Çünkü o kapıdan bir evlat çıkmıştır ve geri dönememiştir.

Bir annenin telefonu hâlâ rehberindedir.

Bir babanın gözü yıllar geçse de kapıya gider.

Bir çocuğun hafızasında babasının sesi kalır.

Bir eş, aynı fotoğrafa yıllarca bakar.

Böylesine büyük bir acı birkaç törenle, birkaç çelenkle, birkaç cümleyle anlatılamaz.

Şehitlik siyasi slogan değildir.

Bu milletin vicdanında taşıdığı en ağır emanettir.

Şehit ailelerini yalnızca özel günlerde hatırlayan bir anlayış istemiyorum.

Gazilerimizi yalnızca kameralar önünde hatırlayan bir anlayış istemiyorum.

Onların acısının siyasi tartışmaların gölgesinde kalmasını istemiyorum.

Devletin ve siyasetin onlara vereceği mesaj çok açık olmalı:

“Siz bu vatan için evladınızı verdiniz. Biz de size sahip çıkacağız.”

Ve bu söz yalnızca kürsülerde değil, hayatın her alanında karşılığını bulmalı.

Çünkü o tabutun üzerinde yalnızca Türk bayrağı yoktur.

Hepimizin vicdanı vardır.

Uyan Mersin!

Sen sahipsiz değilsin.

Ama artık kendi hakkına kendin sahip çıkmak zorundasın.

Tarsus’tan Anamur’a…

Erdemli’den Silifke’ye…

Mut’tan Gülnar’a…

Toroslar’dan Akdeniz’e…

Mezitli’den Yenişehir’e…

Bu şehrin insanı artık aynı soruyu sormalı:

Mersin neden hak ettiği yerde değil?

Ve daha önemlisi:

Bizi oraya kim taşıyacak?

Sadece parti tabelasına güvenenler mi?

Sadece seçim zamanı hatırlayanlar mı?

Yoksa Mersin’in sanayisini, tarımını, turizmini, lojistiğini, limanını, üniversitesini ve insan kaynağını aynı masada buluşturabilecek insanlar mı?

Mersin’in artık alkışlayanlara değil, soru soranlara ihtiyacı var.

Makam isteyenlere değil, sorumluluk alanlara…

Koltuk hesabı yapanlara değil, gerektiğinde kendi siyasi çevresine dönüp:

“Mersin’in hakkı var.”

diyebilenlere…

Çünkü bu şehir küçük değildir.

Mersin, Türkiye’nin kendisidir.

Doğudan geleni vardır.

Batıdan geleni vardır.

Yörüğü vardır.

Türkmeni vardır.

Kürt’ü vardır.

Arap’ı vardır.

Alevi’si vardır.

Sünni’si vardır.

Ama çocukları aynı okul kapısından girer.

Aynı pazardan alışveriş yapar.

Aynı iş ilanlarına bakar.

Aynı hayat pahalılığıyla mücadele eder.

Aynı şehirde gelecek kurmaya çalışır.

O halde Mersin’in ihtiyacı ayrışmak değil, birleşmektir.

Biz birbirimizle uğraşırken şehir kaybetmesin.

Biz siyasi tartışmaların içinde oyalanırken gençlerimiz geleceklerini başka yerlerde aramasın.

Biz makamları konuşurken esnaf kepenk indirmek zorunda kalmasın.

Biz birbirimize siyasi nutuklar atarken emekli pazarın son saatini beklemesin.

Ve şehit ailelerimizin kapısı yalnız kalmasın.

Artık Mersin’in yeni bir cümleye ihtiyacı var.

O cümle çok açık:

YETER ARTIK!

Yeter artık Mersin’i seçimden seçime hatırlamak.

Yeter artık gençlere sadece sabır tavsiye etmek.

Yeter artık emekliye yalnızca dayanmasını söylemek.

Yeter artık esnaftan sürekli fedakârlık beklemek.

Yeter artık çiftçiyi geleceği belirsiz bir üretime mahkûm etmek.

Yeter artık siyaseti hizmetin önüne koymak.

Bu insanlar sabretmekten yoruldu.

Şimdi sıra siyasette.

Görev siyasetçinin.

Ben Mersin’in kavga etmesini istemiyorum.

Ayağa kalkmasını istiyorum.

Bağırmasını istemiyorum.

Hakkını sormasını istiyorum.

Bir siyasi partinin arka bahçesi olmasını istemiyorum.

Türkiye’nin ön bahçesi olmasını istiyorum.

Gençlerinin kaçmayı değil, burada kalmayı hayal ettiği…

Emeklisinin ay sonunu düşünerek yaşamadığı…

Esnafının kepengini umutla açtığı…

Çiftçisinin toprağına küsmek zorunda kalmadığı…

Sanayicisinin geleceği görebildiği…

Yatırımcısının önünü görebildiği…

Şehit ailesinin kendisini yalnız hissetmediği…

Bir Mersin istiyorum.

Çok şey mi istiyoruz?

Hayır.

Sadaka istemiyoruz.

İmtiyaz istemiyoruz.

Başkasının hakkını istemiyoruz.

Biz Mersin’in hakkını istiyoruz.

Ve buradan bu şehrin gençlerine söylüyorum:

Umudunuzu kaybetmeyin.

Çünkü Mersin’in geleceği sizin ellerinizde.

Ama unutmayın:

Bir şehrin kaderi yalnızca yönetenlerin değil, soranların, takip edenlerin ve hesap sorabilen yurttaşların da elindedir.

Bugün susmak kolay.

Yarın konuşmak zor olabilir.

O yüzden…

Uyan Mersin!

Çünkü bu şehir susuyorsa razı olduğundan değil…

Vakti geldiğinde konuşacağını bildiğindendir.