Mersin siyaset kulislerinin en çok merak ettiği soru bu…
İlgili ilgisiz herkes, başkanın ağzından çıkacak açıklamayı bekliyor.
Daha önce ekip anlayışı içerisinde birlikte çalıştığı Milletvekili Gülcan Kış'ın sessiz sedasız CHP'de kalması, Seçer'in de CHP'de kalacağının en önemli işareti gibi görünüyor.
Ancak herkes, son sözü doğrudan Vahap Seçer'den duymayı bekliyor.
Her ne kadar yazımızın başlığı "Kalacak mı, gidecek mi?" olsa da süreci Vahap Seçer'in penceresinden değerlendirmek gerekiyor.
Kabul edelim ki bu konuda ciddi bir mahalle baskısı var.
Ancak Seçer, her zamanki duruşunu ve üslubunu korumayı sürdürüyor.
İtidalli…
Kontrollü…
Sessiz ama öfkeli…
Partisinin yaşadığı gerçekleri, siyasi erk tarafından kriminalize edilmesini belki de partiden ayrılanlardan daha fazla dert ediyor; üzerinde düşünüyor ve çözüm yolları arıyor.
Türkiye Belediyeler Birliği Başkanı olduktan sonra üstlendiği sorumluluk çok daha arttı. Seçer bugün artık hareket etme makamından çok; düşünme, planlama ve strateji belirleme makamında bulunuyor.
Özgür Özel'in grup toplantısında Yavaş, Karalar ve Seçer'in isimlerini özellikle zikrederek belediye başkanlarını yeni parti konusunda zorlamaması ve önlerini açması bana göre oldukça anlamlıydı.
Bu sözlerin arkasında önemli bir diplomasi trafiğinin yattığını düşünüyorum.
Yani Özgür Özel'in bu hamlesi; siyasi olgunluk taşıyan, taraflarıyla konuşulmuş ve planlanmış bir adımdı. Böylece belediye başkanları siyasi baskı altında kalmadan hizmetlerine devam edecek, gündemleri halk olmaya devam edecek ve mümkün olduğunca apolitik bir süreç yaşayacaklardı.
Öte yandan, havuz medyasına bağlı bazı gazetecilerin Vahap Seçer'in CHP'de kalacağını, hatta Kemal Kılıçdaroğlu'nun Cumhurbaşkanı adayı olacağını öne süren değerlendirmeleri; Seçer'in sürece bakış açısıyla da plan ve stratejisiyle de örtüşmüyor.
Merak edenler için söyleyeyim…
Uzun yıllar profesyonel olarak takip ettiğim Vahap Seçer'in, Kemal Kılıçdaroğlu ile siyasi yol arkadaşlığı dönemi artık geride kaldı. Hele ki süreci duygusal ve rövanşist bir anlayışla yöneten bir Kılıçdaroğlu ile yeniden aynı siyasi zeminde buluşmasını mümkün görmüyorum.
Öznesi Kemal Kılıçdaroğlu olan meşhur Altılı Masa sürecinde ve mutlak butlana konu olan 38. Kurultay gibi tarihi kırılmalarda arabuluculuk gibi önemli görevler üstlenen Seçer'in, Kemal Bey'e tanıdığı siyasi kredinin artık tükendiğini düşünüyorum.
Çünkü Seçer, Kemal Kılıçdaroğlu'nun siyasal yolculuğunun son anına kadar yanında durmuş; kendisinin büyükşehir belediye başkan adayı olmamasına rağmen görev süresi boyunca saygıda kusur etmemiştir. Bazı siyasi kimlikler gibi ne kürsüye çıktığında gözyaşı dökmüş ne de kürsüden inerken sevincinden zıplamıştır. Velhasıl, partili ve insan olmanın gerektirdiği nezaket neyse onu yapmıştır.
Gelinen noktada Seçer'in geride bıraktığı Kemal Bey ile bugün karşısındaki Kemal Bey aynı kişi değildir.
Peki, buna rağmen neden CHP'de kalmayı tercih etsin?
Çünkü CHP, Kemal Bey'in değil.
Seçer bunun farkında.
CHP aynı zamanda onun da partisi.
Kalıp mücadele etmeyi, normalleşme sürecine katkı sunmayı tercih ederse bunu kimsenin yadırgamaması gerekir.
Çünkü CHP'nin bugün, dünden çok daha fazla aklıselim siyasi kimliklere ihtiyacı var.
Uzun lafın kısası…
Kimileri macerayı tercih eder, kimileri mecrasını.
Bu, hayata nasıl baktığınızla ilgilidir.
Seçer de düşünce olarak dinamik, siyaset tarzı olarak ise statik bir kimliktir.
Yeni oluşum, mensubu olduğu sol geleneğin ihtiyaçlarına ne kadar cevap verecek?
Türkiye'nin geleceğine nasıl yön verecek?
Siyasi iktidarın hukuku kullanarak oluşturduğu bu yapay fırtına dindiğinde nasıl bir tahribat ortaya çıkacak?
Eminim ki herkes slogan atarken, Vahap Seçer bugün en çok bunları düşünüyor.