Siyasi bilinci olan, programlara bakan, adayları inceleyen ve kendi değerlendirmesine göre oy kullananlar istisna…
Irkçı oyların baskısıyla Türk aday göstermeyen partilere karşı, siyasette varlığımızı hissettirmek için sandıkta güçlü bir mesaj vermek için DENK Partisi tercihimdir.
Yurttaşlarımız, “Türkler sandığa gitmiyor” iddiasının aksine, seçmen sandıklarına akın akın gidiyorlar ve gidecekler.
Amsterdam’da DENK Partisi’nin birinciliği ele alacağı konuşuluyor.
İlhan KARAÇAY yazdı:
Hollanda’da yarın yapılacak olan yerel seçimlerde, özellikle Belediye Meclisleri için kıyasıya bir yarış yaşanacak. Ülkede yaşayan Türkler adaylarını seçmek için seçim sandıklarına akın edecek.
Ne var ki, Hollanda medyasında seçimlerden sonra sık sık dile getirilen bir iddia var.
Özellikle bazı siyasetçiler ve medya kuruluşları, her seçim sonrasında “Türkler sandığa gitmiyor” ya da “Türklerin seçimlere katılım oranı yüzde 30 civarında kalıyor” şeklinde değerlendirmeler yapıyor.
Ben ise yıllardır seçim sonuçlarını tek tek inceleyen bir gazeteci olarak, bu iddiaların gerçeği yansıtmadığını yazdım durdum. Her seçimden sonra günlerce süren çalışmalar yaptım. Özellikle 342 Belediye’nin seçimlerinde, tercihli oy listelerini tek tek inceledim. Bu çalışmalarımda gördüğüm tablo, medyada anlatılanlardan çok farklı.
Çünkü Türk seçmenlerin kullandığı tercihli oylar listelerde açıkça görülüyor. Bu oyların toplamı incelendiğinde Türk seçmenlerin katılım oranının birçok yerde yüzde 70 hatta yüzde 75 seviyelerine ulaştığını görmek mümkün oluyor.
Az sonra okuyacağınız bir gazete haberine göre, Hollandalı seçmenlerin, Amsterdam’ın bazı bölgelerinde oy kullanma yüzdesi 20’yi bulmuyor. Amsterdam genelinde ise bu yüzde 46’yı geçmiyor.
Buna rağmen Hollanda medyası çoğu zaman farklı bir tablo çiziyor. Türk oylarının bazı bölgelerde çok etkili olmasından rahatsızlık duyan çevreler, sonuçları çarpıtarak Türk seçmenlerin sandığa gitmediği izlenimini vermeye çalışıyor.
Oysa gerçek durum farklı. Türk seçmenler özellikle yerel seçimlerde sandığa daha fazla gidiyor. Bunun önemli bir nedeni de yerel seçimlerde yüzlerce Türk kökenli adayın listelerde yer alması.
Bu adaylar seçim günü seçmenlerle birebir temas kuruyor, insanları sandığa gitmeye teşvik ediyor ve birçok yerde seçmenleri özel araçlarla sandık başına taşıyor.
Ben de her seçimde mutlaka sandık başına gider ve bana verilmiş olan demokratik hakkımı kullanırım.
Hollandalı siyasetçiler ve medya kuruluşları bu gerçeği çoğu zaman bilmiyor ya da hesaplarına katmıyor. Bu nedenle ortaya çıkan tablo da çoğu zaman eksik ve yanıltıcı oluyor.
KİME OY VERMELİYİZ?
Yarın, Hollanda’da yapılacak olan Belediye Meclisi seçimlerinde, geçen defalarda olduğu gibi, oyumu kullanarak ferahlayacağım. Siz de, başkalarınca seçilecek olanlar tarafından yönetilmeyi istemiyorsanız, size verilen demokratik hakkınızı kullanarak, kendinizin tercih edeceği yöneticileri seçin ve ferahlayın!
Her şeyden önce şunu açıkça söylemek gerekir. Siyasi bilinci olan, ülke yönetimi ile yakından ilgilenen, programlara bakan, adayları inceleyen ve kendi değerlendirmesine göre oy kullanan tüm seçmen yurttaşlarımızı bu sözlerin dışında tutuyorum. Çünkü bilinçli seçmen zaten ne yapacağını bilir ve kimsenin tavsiyesine ihtiyaç duymaz.
Ancak toplumumuzda maalesef başka bir gerçek daha var.
Yukarıda da belirtmiştim: Irkçı oyları kaybetmemek için bazı siyasi partiler yıllardır aday listelerinde Türk isimlerine yer vermekten özellikle kaçınmaktadır. Bu durum yalnızca Türkleri değil, Hollanda’da yaşayan birçok yabancıyı da siyasetin dışında bırakmaktadır.
İşte tam bu noktada DENK Partisi ortaya çıkmıştır. Hollanda’daki birçok yabancı kökenli seçmen için siyasette bir kapı açmıştır. Bu nedenle toplumdan dışlanan birçok insan, kendisini ifade edebileceği bir alan olarak DENK’i tercih etmektedir.
Elbette DENK hakkında farklı görüşler vardır. Hollandalı bazı çevreler bu partiyi yıllardır “Erdoğan’ın uzun kolu” olarak göstermektedir.
Sol kesimdeki bazı çevreler ise, DENK’i mezhepçilik yapmakla suçlamakta ve adeta aforoz etmektedir. Hatta bazı dostlarımız da bu partiye yönelik ciddi eleştiriler dile getirmektedir.
BİR DOSTUM İLE ARAMIZDA GEÇEN KISA AMA DÜŞÜNDÜRÜCÜ BİR SOHBET
Bir dostumdan gelen mesaj da aklıma geldi. Aslında toplum içinde yapılan birçok tartışmanın küçük bir örneği gibiydi bu yazışma.
“Günaydın İlhan abi.
Bu DENK şarlatanları gerçekten samimi olsalar ben de sonuna kadar desteklerim. Ama Den Haag’da selefi gruplarla birlikte hareket ederek farklı inançlı insanlara nasıl ayrımcılık yaptıklarını bir bilsen. Buna Aleviler de dahil. Kendi savunmadıklarını Hristiyan toplumundan hak olarak istiyorlar.”
Mesajı okuyunca gülümsedim. Çünkü bu tür eleştirileri ilk defa duymuyordum. Son yıllarda birçok çevreden benzer değerlendirmeler yapılmıştı.
Ben de kendisine şöyle cevap yazdım: ‘Canım,
Sen ne düşünüyorsan onu yapma hakkına sahipsin. Demokrasi zaten bunun için var.
Ama ben bir haber yazarken tarafsız olmak zorundayım. Benim işim toplumdaki gelişmeleri aktarmak. Haberci için Müslüman toplum önemli bir gerçektir.
Mezhep tartışmalarına girmem doğru olmaz. O konuda yorum yapmam. Ama hak edeni de överim.
Sizi Alevi Derneğini övdüğüm gibi.
Sizin yaptığınız çalışmaları övdüğüm için bazıları da benim için “Kendisi Alevi olduğu için övüp duruyor” diyormuş.
Varsın öyle olsun.
İnsanlar konuşur. Önyargıların sonu yoktur.
Ama seçim söz konusu olduğunda ben meseleye başka bir açıdan bakıyorum.
Ben mezhepçilik üzerinden değil, Türklük ve Müslüman toplumun siyasette görünür olması açısından bakıyorum. Bu yüzden de seçimlerde DENK’i destekleyeceğim.
Diğer tartışmalarla da sen mücadele edersin.’
Bir süre sonra aynı dosttan yine bir mesaj geldi. Oldukça sakin ve samimi bir dille yazmıştı.
“Anladım İlhan abi.
Senin işinin kolay olmadığını biliyorum. Bak sana da ‘Alevi olduğu için övüyor’ demişler. Bitmez bunların önyargıları. Aya da gitseler model aynı model.
Ama yine de insanın aklına şu soru geliyor. Müslüman toplum ayrımcılık yaptığında bunu görmeyecek miyiz, konuşmayacak mıyız, duymayacak mıyız?”
Mesajın sonunda da bir gülümseme işareti koymuştu.
Bu kısa yazışma aslında Hollanda’daki Türk toplumunda yapılan tartışmaların küçük bir özeti gibiydi. Farklı görüşler, farklı hassasiyetler, farklı bakış açıları.
Ama bütün bu tartışmaların ortasında değişmeyen bir gerçek var. Hollanda siyasetinde güçlü bir şekilde var olabilmek. Ve sesimizi duyurabilmek.
Bu eleştirileri tamamen yok saymak mümkün değildir. Her siyasi parti eleştirilebilir. Her partinin eksikleri ve hataları olabilir. Demokrasi zaten bunun için vardır.
Ancak bir başka gerçeği de görmek gerekir.
Hollanda parlamentosunda yabancıların, Türklerin ve Türkiye’nin meselelerini açıkça dile getiren kaç kişi vardır?
Bir dönem Tunahan Kuzu ve Selçuk Öztürk bunu yaptı. Bugün Stefan van Baarle ve Doğukan Ergin aynı kürsüde konuşuyor. Onların parlamentoda söylediği her söz, Hollanda medyası aracılığıyla bütün ülkeye duyuruluyor. Yabancılarla ilgili bir mesele gündeme geldiğinde, Türkler hakkında bir tartışma çıktığında ya da Türkiye ile ilgili bir konu konuşulduğunda bu ses mutlaka duyuluyor.
Bu nedenle DENK’in parlamentoda bulunması bazıları için sıradan bir siyasi varlık gibi görünebilir. Ancak yabancılar, Türkler ve Türkiye açısından bakıldığında bunun değeri gerçekten büyüktür.
Varsayalım ki DENK’in bazı görüşleri bizim görüşlerimizle birebir örtüşmüyor olsun. Varsayalım ki bazı konularda farklı düşünelim. Buna rağmen onların mecliste bulunması yine de önemlidir. Çünkü orada konuşulan her söz Hollanda kamuoyuna ulaşmaktadır.
Bir başka yol da vardır.
Eğer birileri DENK’in kendi görüşlerini tam olarak yansıtmadığını düşünüyorsa, bunun da demokratik bir çözümü vardır. O insanlar partiye üye olabilir. Parti içinde söz sahibi olabilir. Kongrelerde el kaldırarak kendi düşüncelerine daha yakın adayların seçilmesini sağlayabilir. Demokrasi tam olarak bunun için vardır.
Velhasıl şunu açıkça söylemek gerekir.
Bugünkü şartlarda DENK Partisi, yabancılar için de, Türkler için de ve Türkiye için de Hollanda siyasetinde önemli bir varlıktır.
Bu nedenle benim kişisel tavsiyem şudur.
Irkçı oyların baskısıyla Türk aday göstermeyen partilere karşı, siyasette varlığımızı hissettirmek için sandıkta güçlü bir mesaj vermek gerekir.
O mesajın adresi de bugünün şartlarında DENK Partisi’dir.
MADALYONUN DİĞER YANI
Hollanda’nın önde gelen gazetelerinden De Telegraaf’ta, Kiki Jane van Iterson imzasıyla yayımlanan haberde, 2022 seçimlerinde bazı mahallelerde katılımın yüzde 20’nin bile altına düştüğüne dikkat çekiliyor.
Habere göre Amsterdam’daki belediye meclisi seçimlerinde genel katılım oranı yüzde 46,6’da kaldı. Ancak bu oran şehir genelinde eşit dağılmadı. Özellikle Amsterdam’ın bazı bölgelerinde sandığa gitme oranı çok daha düşük seviyelerde kaldı.
Amsterdam’da 2022 yılında yapılan belediye meclisi seçimlerinde sandığa katılımın oldukça düşük kalması, yaklaşan seçimler öncesinde yeniden tartışma konusu oldu. Özellikle Amsterdam Batı’daki bazı mahallelerde katılım oranlarının son derece düşük olması, yerel siyaset çevrelerinde yeni bir “dip nokta” yaşanabileceği endişesini gündeme getirdi.
En dikkat çekici örneklerden biri Osdorp-Midden oldu. Bu bölgede seçmenlerin yalnızca yüzde 18’i oy kullandı. Sloterdijk’teki iş merkezleri bölgesinde ise katılım oranı yüzde 17’ye kadar geriledi.
Gazete, bu düşüşün önceki seçimlere kıyasla oldukça belirgin olduğuna işaret ediyor. Örneğin 2018 seçimlerinde Osdorp-Midden’de katılım yüzde 34 seviyesindeydi. Sloterdijk’te ise o dönem katılım yaklaşık yüzde 70’e kadar çıkmıştı. Bu nedenle son seçimlerde yaşanan düşüş yerel siyasetçiler için ciddi bir uyarı olarak değerlendiriliyor.
De Telegraaf muhabiri, Amsterdam Batı’daki Osdorp Meydanı’nda seçmenlerle konuşarak insanların sandığa gitmemesinin nedenlerini araştırdı.
Günlük alışverişe çıkan genç bir anne, küçük çocuğuyla birlikte süpermarkete giderken seçimlerle ilgili soruya oldukça açık bir yanıt veriyor.
Genç kadın, seçimlerin kendisini pek ilgilendirmediğini söylüyor. “Bütün bunlar bana çok uzak geliyor. Açıkçası ilgimi çekmiyor. Belki de bu yüzden oy vermedim” diyerek seçimlere mesafeli yaklaşımını anlatıyor.
Bazı seçmenler oy kullanmanın önemli bir hak olduğunu düşünse de, birçok kişi oyunun gerçekten bir şeyi değiştireceğine inanmadığını dile getiriyor.
Osdorp’ta konuşulan bir başka seçmen ise, siyasetin kendisi için fazla karmaşık olduğunu söylüyor. Belediyeden gelen bilgi broşürlerinin çok uzun ve anlaşılması zor olduğunu belirterek şöyle konuşuyor: “Her şey çok karmaşık görünüyor. Takip etmek zor. Üstelik seçimlerden önce yığınla bilgi gönderiliyor, kalın kalın broşürler. Ama benim yapacak daha iyi işlerim var.”
Gazeteye göre yerel siyasete duyulan mesafenin arkasında yalnızca ilgisizlik değil, aynı zamanda şehir yönetimine olan uzaklık hissi de bulunuyor.
Haberde dikkat çekilen bir başka konu da bilgi eksikliği. Osdorp Meydanı’nda KPN mağazası önünde bekleyen yaşlı bir kadın, seçimlerden söz edilince şaşkınlığını gizleyemiyor ve şu soruyu soruyor: “Yine mi oy kullanacağız? Ne zaman?”
Bu durum bazı seçmenlerin seçim tarihleri ve yerel seçimlerin önemi konusunda yeterince bilgi sahibi olmadığını da ortaya koyuyor.
2022 seçim sonuçları incelendiğinde, sandığa giden seçmenler arasında bazı bölgelerde farklı siyasi tercihler dikkat çekiyor. Osdorp’ta sandığa giden seçmenler arasında DENK Partisi yüzde 21 oyla en büyük parti oldu. Sloterdijk bölgesinde ise GroenLinks yüzde 17 ile en fazla oyu alan parti olarak öne çıktı.
De Telegraaf’a göre seçimlere katılımın artırılması için en önemli soru şu: İnsanlar sandığa nasıl çekilebilir?
32 yaşındaki Luc’a göre bunun cevabı aslında oldukça basit: “Amsterdamlıları dinlemek.”
Gazete, 2022’de yaşanan düşük katılımın ardından yaklaşan seçimlerde, daha da düşük bir katılım oranının ortaya çıkabileceği uyarısında bulunarak şehir yönetimi ve siyasi partilerin seçmenleri yeniden sandığa yönlendirmek için ciddi bir çaba göstermesi gerektiğini vurguluyor.