YENİ PARTİ’NİN SINAVI: SÜREÇ DEĞİŞİR, İLKE DEĞİŞMEZ

Her “evet” aynı anlama gelmez.  Bir siyasi parti barışa “evet” diyebilir. Demokrasiye “evet” diyebilir. Özgürlüklerin genişlemesine “evet” diyebilir. Bunda sorun yok. Sorun, bu “evet”in karşılığında ne olduğudur.

Abone Ol

Türkiye yeni bir sürecin içine giriyor.

Siyaset yeniden barış, demokrasi, özgürlük, kardeşlik ve normalleşme kavramlarını konuşuyor.

Bu kavramların her biri değerli.

Mesele bu kavramlara karşı çıkmak değil. Mesele, bunların Türkiye'nin gerçek hayatında neye karşılık geleceğini görmek.

Bir süreç başlayabilir.

Masalar kurulabilir.

Taraflar birbirlerine yaklaşabilir.

Yeni siyasi dengeler oluşabilir.

Bütün bunlar toplum adına olumlu sonuçlar doğurabilir.

Yeni Parti'nin böyle bir sürecin karşısında durması beklenmemeli.

Barışa, demokratikleşmeye ve toplumsal huzura katkı sağlayacak her adımın desteklenmesi gerekir.

Mesele başka yerde.

Yeni Parti, demokrasi alanında somut adımlar atılmadan “evet” dememeli.

Her “evet” aynı anlama gelmez.

Bir siyasi parti barışa “evet” diyebilir.

Demokrasiye “evet” diyebilir.

Özgürlüklerin genişlemesine “evet” diyebilir.

Bunda sorun yok.

Sorun, bu “evet”in karşılığında ne olduğudur.

Demokrasi güçleniyor mu?

Hukuk devleti güçleniyor mu?

Seçilmişlerin iradesi güvence altına alınıyor mu?

Kayyum düzeni sona eriyor mu?

Siyasi tutukluluklar konusunda somut adımlar atılıyor mu?

Yargının siyasetin etkisinden çıkarılması için gerçek bir irade ortaya konuluyor mu?

Basın ve ifade özgürlüğünün önündeki engeller kaldırılıyor mu?

Muhalefetin siyasi rekabet alanı genişliyor mu?

Bu soruların cevabı verilmeden yalnızca “barış” kelimesinin cazibesine kapılarak siyasi destek vermek doğru olmaz.

Yeni Parti'nin söylemesi gereken çok açık:

“Demokratikleşme konusunda somut adımlar görmeden siyasi çek vermeyeceğiz.”

Bu bir süreç karşıtlığı değil.

Tam tersine, sürecin gerçekten demokratikleşme üretmesini istemektir.

BİR DE SÜRECİN SİYASİ HESABI VAR

Her siyasi sürecin insani ve toplumsal boyutu kadar siyasi sonucu da vardır.

Bunu görmezden gelmemek gerekiyor.

Bugün Türkiye'de konuşulan süreci yalnızca “barış süreci” olarak okumak eksik kalabilir.

Bu sürecin mevcut iktidarın siyasi geleceği üzerinde yaratacağı sonuçları da hesaba katmak gerekiyor.

AKP iktidarı açısından bu süreç ne anlama geliyor?

Erdoğan açısından ne anlama geliyor?

Önümüzdeki seçim dengelerini nasıl değiştirebilir?

Muhalefetin bugünkü konumunu nasıl etkileyebilir?

Yeni anayasa tartışmalarını nasıl şekillendirebilir?

Erdoğan'ın yeniden Cumhurbaşkanı seçilmesinin önünü açacak bir siyasi tablo oluşturabilir mi?

Bunlar sorulması gereken sorular.

Bu soruları sormak barışa karşı çıkmak değildir.

Siyasetin doğasını ciddiye almaktır.

Bir siyasi süreç, aynı anda hem toplumsal barış hedefi taşıyabilir hem de iktidarın siyasi ömrünü uzatacak sonuçlar üretebilir.

İki ihtimal birbirini dışlamaz.

Yeni Parti'nin görevi de tam burada başlıyor.

Sürecin toplumsal faydasını desteklerken, iktidarın siyasi hesabının parçası haline gelmemek.

Erdoğan yeniden seçilecekse, bunun bedeli demokrasi olmamalı

Türkiye'nin önündeki en kritik tartışmalardan biri de bu.

Bir süreç sonunda Erdoğan'ın yeniden Cumhurbaşkanı seçilmesinin önü açılacaksa, bunun hangi demokratik koşullarda gerçekleşeceği açıkça konuşulmalı.

Anayasa mı değişecek?

Seçim sistemi mi değişecek?

Muhalefetin üzerindeki baskılar sona erecek mi?

Tutuklu siyasetçilerin durumu çözülecek mi?

Kayyum uygulaması sona erecek mi?

Yargı bağımsızlığı konusunda güvence gelecek mi?

Seçimlerin eşit şartlarda yapılmasını sağlayacak düzenlemeler hayata geçecek mi?

Yeni Parti bu soruları sormadan verilecek bir desteğin siyasi sorumluluğunu da taşıyacaktır.

Bir başka ifadeyle:

Erdoğan'ın yeniden seçilmesinin yolu açılacaksa, aynı anda demokrasinin de yolu açılmalı.

İkisi birlikte yürümeli.

Birinin karşılığında diğerinden vazgeçilmemeli.

Kayyumlar, tutuklular ve seçilmişler meselesi

Türkiye'nin demokratikleşme iddiası somut meselelerde sınanacak.

Kayyum uygulaması bunların başında geliyor.

Sandıkta seçilen bir belediye başkanının yerine merkezi yönetimin başka bir isim ataması, yalnızca belediye yönetimiyle ilgili bir konu değil.

Seçmenin iradesiyle ilgili.

Hukuki bir sorun varsa elbette soruşturma yapılabilir.

Suç varsa yargılama yapılabilir.

Hesap sorulabilir.

Hukuk işletilir.

Demokratik düzenin sorunu, hukukun işletilmesi değil; seçmenin iradesinin siyasi bir yöntemle sürekli olarak etkisizleştirilmesidir.

Yeni Parti bu konuda net olmalı.

KAYYUM UYGULAMASININ NORMALLEŞMESİNE KARŞI ÇIKMALI.

Aynı tavrı kendisine yakın belediyeler için de, siyasi rakipleri için de göstermeli.

Aynı mesele cezaevlerindeki siyasetçiler açısından da geçerli.

Selahattin Demirtaş.

Can Atalay.

Başka dosyalarda özgürlüğünden mahrum bırakılan insanlar.

Bu isimlerin her birinin hukuki durumu farklı olabilir.

Siyasi görüşleri birbirinden tamamen farklı olabilir.

Yeni Parti'nin yapması gereken, dosyaların siyasi yakınlığa göre değil hukuk devleti ölçülerine göre değerlendirilmesini istemek.

Bir insanın hakkını savunmak için onunla aynı düşüncede olmak gerekmemeli.

Demokrasinin gerçek testi tam da budur.

İmamoğlu meselesi de bu tablonun dışında değil

Ekrem İmamoğlu'na yönelik süreç de aynı çerçevede ele alınmalı.

Burada mesele yalnızca bir siyasetçinin siyasi geleceği değil.

Milyonlarca seçmenin ortaya koyduğu irade var.

Aynı durum Sinem Dedetaş ve diğer seçilmişler için de geçerli.

Yeni Parti'nin savunacağı ölçü belli olmalı:

Seçmen sandıkta karar verir.

Hukuk, o kararın üzerine çıkamaz.

Bir seçilmiş hakkında suç iddiası varsa yargı devreye girer.

Yargılama bağımsız ve adil yürür.

Sonuç neyse ona göre işlem yapılır.

Siyasi iktidarın seçilmişleri etkisizleştirmek için hukuk mekanizmalarını kullanması kabul edilemez.

Bu ölçü herkes için geçerli olmalı.

YENİ PARTİ'NİN “EVET ”İNİN BİR ŞARTI OLMALI

Yeni Parti'nin bugün yapması gereken şey aslında çok açık.

Sürecin demokratikleşme üretmesini istemeli.

Fakat desteğini koşullara bağlamalı.

“Demokrasi için şu adımlar atılmalı.”

“Kayyum meselesi çözülmeli.”

“Tutuklu siyasetçilerin durumuna hukuk çerçevesinde çözüm getirilmeli.”

“Yargı bağımsızlığı güvence altına alınmalı.”

“Seçimlerin eşit şartlarda yapılmasını sağlayacak düzenlemeler yapılmalı.”

“Basın ve ifade özgürlüğü üzerindeki baskılar kaldırılmalı.”

“İktidarın ve muhalefetin eşit siyasi rekabet koşullarına sahip olması sağlanmalı.”

Bunlar gerçekleşmeden verilecek bir “evet”, siyasi açıdan fazla pahalı olabilir.

YENİ PARTİ KİMİN SÜRECİNE DÂHİL OLACAK?

Asıl soru belki de bu.

Toplumun barış ve huzur arayışının sürecine mi?

Türkiye'nin demokratikleşme sürecine mi?

Yoksa AKP'nin iktidarını tahkim edecek bir siyasi mühendisliğin içine mi?

Bu üçünün birbirinden ayrılması gerekiyor.

Yeni Parti, barış isteyen toplumun yanında durabilir.

Demokratikleşme isteyen toplumun yanında durabilir.

Farklı kimliklerin bir arada yaşayacağı bir Türkiye için çalışabilir.

Bunların hiçbiri AKP'nin siyasi hesabına destek vermeyi zorunlu kılmaz.

Barış başka, iktidarın devamlılığı başka.

Demokratikleşme başka, Erdoğan'ın yeniden seçilmesi başka.

Bu iki alan birbirine bağlanırsa Yeni Parti'nin çok dikkatli olması gerekir.

YENİ PARTİ'NİN ÖNÜNDE GERÇEK BİR FIRSAT VAR

Yeni Parti isterse bu sürecin peşinden giden bir siyasi aktör olabilir.

İsterse sürecin demokratik standartlarını belirleyen aktörlerden biri olabilir.

İkinci yol daha zor.

Daha fazla soru sormayı gerektiriyor.

Daha fazla pazarlık gücü istiyor.

Kendi tabanına da iktidara da aynı mesafede durmayı gerektiriyor.

Yine de Türkiye'nin ihtiyacı olan siyaset tam olarak bu.

Yeni Parti'nin “hayır” demesi gereken yerler olabilir.

“Evet” demesi gereken yerler de olacak.

Mesele, her ikisini de hangi ölçüyle söylediği.

Barışa evet.

Demokratikleşmeye evet.

Özgürlüğe evet.

Hukuksuzluğa hayır.

Kayyuma hayır.

Siyasi tutukluluğa hayır.

Eşitsiz seçime hayır.

İktidarın siyasi geleceğini güvence altına almak için muhalefetin haklarından vazgeçilmesine hayır.

Süreç değişir, ilke değişmez

Bugün konuşulan süreç yarın başka bir biçim alabilir.

Siyasi aktörler değişebilir.

İttifaklar değişebilir.

Erdoğan'ın siyasi geleceği değişebilir.

Yeni anayasa tartışmaları başka bir noktaya taşınabilir.

Bütün bunların üzerinde duracak bir ölçüye ihtiyaç var.

Yeni Parti o ölçüyü kurabilir.

Sürecin demokratikleşme üretmesi için yanında durabilir.

Barışın yanında durabilir.

Fakat barış adına demokrasiden vazgeçmez.

Demokratikleşme adına iktidarın siyasi hesabına ortak olmaz.

Bir siyasi liderin geleceği uğruna milyonlarca seçmenin demokratik hakkını pazarlık konusu yapmaz.

Ve en önemlisi, bugün kendisi için istediği hakkı yarın siyasi rakibi için de savunur.

Yeni Parti'nin gerçek sınavı burada.

Süreç değişir.

İktidarlar değişir.

Siyasetçiler değişir.

İlke değişmez.