BENDEN SÖYLEMESİ…

Abone Ol

Bir masa etrafında toplanıyoruz.
Çaylar, kahveler, kimi kadehini kaldırmış…
Ama cümle hep aynı:
“Bana bir şey olmaz…”
İşte asıl kırılma tam da burada başlıyor.
Çünkü dışarıda hayat, o masadaki rahatlıktan çok daha sert akıyor.
Ekonomi, herkesin sırtında görünmeyen bir yük artık.
Pazara çıkan, alışveriş yapmıyor; hesap yapıyor.
Fileler değil, sabırlar dolup taşıyor.
Ama garip bir sessizlik hâkim.
Kimse itiraz etmiyor.
Kimse yüksek sesle konuşmuyor.
Herkes kabullenmiş gibi.
“Bana dokunmayan yılan bin yaşasın…”
Toplumun en tehlikeli uyuşturucusu bu cümle.
Bir haber düşüyor önümüze…
Birinin hayatı kararmış.
Bir felaket, bir kayıp, bir çöküş…
Başımızı kaldırıyoruz.
Kısa bir “yazık” geçiyor dudaklarımızdan.
Sonra kaldığımız yerden devam.
Çünkü bize olmamış.
Henüz…
İşte tam da bu yüzden asıl kayıp ekonomi değil.
Asıl kayıp, insanın insana olan mesafesi.
Eskiden bir sokakta yürürken tanımadığımız birine “abi” derdik.
Bir kapı önünde oturan kadına “teyze” derdik.
Şimdi göz göze gelmemek için telefonlara sığınıyoruz.
Aynı apartmanda yaşıyoruz ama birbirimizi tanımıyoruz.
Aynı asansöre biniyoruz ama birbirimizden kaçıyoruz.
Bu sadece bir değişim değil.
Bu, sessiz bir çözülme.
Örf gidiyor.
Adet gidiyor.
En kötüsü…
İnsanlık, fark edilmeden eriyor.
Ve kimse dönüp şunu sormuyor:
“Bu gidiş nereye?”
Çünkü herkes hâlâ aynı cümlede ısrarcı:
“Bana bir şey olmaz…”
Oysa hayatın en acı gerçeği şu:
O haberlerde gördüğün kişi… bir gün sen olabilirsin.
Hayat kimseye ayrıcalık tanımaz.
Ne statüye bakar, ne paraya, ne de o sahte güven duygusuna.
Bir saniye…
Sadece bir saniye yeter her şeyin değişmesine.
Ama insan, başına gelmeden anlamaz.
Hep başkasının hikâyesi sanır.
Ta ki kendi hikâyesi olana kadar…
Gerçek şu:
Hepimiz aynı gemideyiz.
Ve o gemide kimse,
“bana bir şey olmaz” diyerek kurtulamaz.
O yüzden…
Biraz durmak gerekiyor.
Biraz düşünmek.
Biraz silkelenmek.
Çünkü hayat…
Dersi er ya da geç verir.
Ama verdiğinde…
Genelde çok geç olur.