BİLGİSAYAR BİLİMİ ALANINDA BİRİNCİLİĞİ KAZANAN BEDİR TEKİNERDOĞAN HOLLANDA’DA ZİRVEYE OTURDU

Abone Ol

Dünya genelindeki akademisyenlerin bilimsel çalışmalarını, yayınlarını ve etkilerini analiz ederek sıralama yapan uluslararası bir değerlendirme platformu olan ScholarGPS’e göre, yaklaşık 30 milyon bilim insanı arasında ilk yüzde 0.05’lik dilime giren Tekinerdoğan, sadece Hollanda’da değil, dünya çapında da en üst düzey akademisyenler arasında yer almıştır.

Tekinerdoğan’ın, aynı zamanda Wageningen Üniversitesi bünyesinde bütün akademik alanlar içinde birinci sıraya yerleşmesi, onun bilimsel gücünün sınır tanımadığını açıkça ortaya koymaktadır.

Göçmen bir ailenin çocuğu olarak başladığı yolculukta, bugün bilim dünyasının zirvesine çıkan Prof. Dr. Bedir Tekinerdoğan, sadece akademik başarısıyla değil, medeniyet ve değerler üzerine ortaya koyduğu düşüncelerle de dikkat çekiyor.


İlhan KARAÇAY’ın haberi:

Dünyada pek çok alanda yarışmalar düzenlenir. Kimi zaman spor sahalarında nefes kesen mücadelelere tanık oluruz. Kimi zaman sanat dünyasında en güzel eserler ödüllendirilir. Kimi zaman da mutfaklardan sahnelere uzanan yarışmalarla yetenekler sergilenir. Bilimden teknolojiye, edebiyattan müziğe kadar uzanan bu geniş yelpazede, insanlığın en iyiyi arama çabası hiç durmadan devam eder.

Ancak bu kez yapılan öyle bir değerlendirme var ki, sonucu yalnızca birincilikle sınırlı kalmadı. Tüm dünyadan milyonlarca bilim insanının yer aldığı bir analiz sonucunda ortaya çıkan bu tablo, adeta dillere destan bir başarıyı gözler önüne serdi. Üstelik bu başarı, doğrudan bilim dünyasını ilgilendiren ve insanlığın geleceğini şekillendiren bir alana ait.

Söz konusu alan bilgisayar bilimidir. Günümüz dünyasında bilgisayar bilimi, sadece yazılım üretmekten ibaret değildir. Bu alan; yapay zekâdan veri analizine, akıllı sistemlerden dijital altyapılara kadar hayatın hemen her noktasına dokunan bir bilim dalıdır. Bugün kullandığımız telefonlardan sağlık sistemlerine, ulaşımdan güvenliğe kadar pek çok kritik yapı, bu bilimin sağladığı imkânlarla ayakta durmaktadır. Kısacası bilgisayar bilimi, modern dünyanın görünmeyen ama vazgeçilmez omurgasıdır.

İşte tam da bu alanda yapılan uluslararası bir değerlendirme, dikkatleri Hollanda’ya çevirdi.

‘GÖÇMEN ÇOCUKLUĞU’NDAN AKADEMİK ZİRVEYE


Hollanda’da bilim dünyası, bu kez yalnızca bir akademik başarıyı değil, çok daha derin bir tartışmayı beraberinde getiren çarpıcı bir gelişmeyi konuşuyor. Tekinerdoğan’ın, aynı zamanda Wageningen Üniversitesi bünyesinde bütün akademik alanlar içinde birinci sıraya yerleşmesi, bu çarpıcı başarının en somut göstergelerinden biri olarak öne çıkıyor.

Yıllar boyunca “misafir işçi” olarak anılan bir toplumun çocukları, bugün sadece üretim alanında değil, düşünce dünyasında ve akademik zirvede de söz sahibi hale geliyor.

Wageningen Üniversitesi Bilgi Teknolojisi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Bedir Tekinerdoğan’ın bilgisayar bilimi alanında, Hollanda’nın en iyisi seçilmesi, ilk bakışta bir başarı haberi gibi görünse de, aslında çok daha geniş bir hikayenin kapısını aralıyor.

BU SADECE BİR BAŞARI HİKAYESİ DEĞİL

Bedir Tekinerdoğan, Profesör ünvanını aldığı sırada, Başkonsolos Zafer Ateş tarafından kutlanmıştı.

Bu hikaye, yalnızca bir bilim insanının kariyer yolculuğu değildir. Bu hikaye aynı zamanda, “medeniyet kimin” sorusunu yeniden gündeme getiren bir zihinsel dönüşümün de işaretidir. Çünkü Tekinerdoğan’ın akademik başarısı kadar dikkat çeken bir başka yönü, medeniyet, değerler ve kültürel üstünlük tartışmalarına getirdiği eleştirel bakıştır.

SAYILARIN ORTAYA KOYDUĞU GERÇEK

Sayılar gösteriyor ki, bu başarı tesadüf değildir. Dünya genelindeki akademisyenlerin bilimsel çalışmalarını, yayınlarını ve etkilerini analiz ederek sıralama yapan uluslararası bir değerlendirme platformu olan ScholarGPS’in verilerine göre, yaklaşık 30 milyon bilim insanı arasında ilk yüzde 0.05’lik dilime giren Tekinerdoğan, bu alandaki yerini tesadüflerle değil, güçlü bir bilimsel birikimle elde etmiştir.

25 yılı aşkın akademik kariyerinde, yazılım mühendisliği, sistem mühendisliği, yapay zekâ ve akıllı sistemler gibi alanlarda, 500’den fazla bilimsel yayına imza atan Tekinerdoğan, bilimsel üretkenliği kadar düşünsel derinliğiyle de dikkat çekmektedir. Onu farklı kılan yalnızca ne ürettiği değil, aynı zamanda nasıl düşündüğüdür.

Nitekim Tekinerdoğan’ın kaleme aldığı değerlendirmelerde, günümüz dünyasında sıkça karşılaşılan bir anlayışa dikkat çekiliyor.

DEĞERLER KİMİN

Batı değerlerinin “en gelişmiş aşama” olarak sunulması ve diğer kültürlerin bu noktaya ulaşması gereken yapılar olarak görülmesi, ona göre sorgulanması gereken bir yaklaşım. Bu düşünce çoğu zaman açıkça ifade edilmese de, politika metinlerinden akademik tartışmalara kadar birçok alanda kendini hissettiriyor.

Tekinerdoğan’a göre asıl sorun, değerlerin kendisinde değil, bu değerlere yüklenen sahiplik iddiasında yatıyor. Adalet, özgürlük ve insan hakları gibi kavramlar evrensel olarak kabul edilirken, bunların tek bir medeniyetin ürünü gibi sunulması, diğer toplumları geri ya da eksik olarak konumlandıran bir bakış açısını da beraberinde getiriyor.

İKİ KÜLTÜR ARASINDA YETİŞEN BİR BİLİM İNSANI

Bu noktada Tekinerdoğan’ın kendi hayat hikayesi, teorik tartışmaların ötesine geçerek somut bir örnek sunuyor.
Adıyamanlı bir işçi ailesinin çocuğu olarak dört yaşında Hollanda’ya gelen ve iki kültür arasında büyüyen bir isim olarak, farklı değer dünyalarının birbirini dışlamak yerine zenginleştirebileceğini bizzat deneyimlemiş bir bilim insanı olarak konuşuyor.

Onun ifadesiyle, Hollanda eğitimi ona eleştirel düşünmeyi kazandırırken, Türk aile yapısı dayanışmayı ve bağlılığı öğretmiştir. Avrupa felsefesi sorgulamayı derinleştirirken, İslam düşüncesi içsel disiplini ve saygıyı güçlendirmiştir. Bu farklı kaynaklar çatışmamış, aksine birbirini tamamlamıştır.

MEDENİYET ÇATIŞIR MI?

Bu bakış açısı, günümüzde giderek daha fazla tartışılan “medeniyetler çatışması” tezine de farklı bir perspektif sunmaktadır. Tekinerdoğan’a göre medeniyetler çatışmak zorunda değildir. Aksine, birbirinden öğrenebilir, gelişebilir ve ortak bir insanlık değerleri etrafında buluşabilir.

Tarih ise bunun tersine örneklerle doludur. Avrupa’nın sömürgecilik döneminde “medeniyet götürme” iddiasıyla yapılan uygulamalar, milyonlarca insanın hayatına mal olmuştur. Özgürlük ve insan haklarını savunduğunu söyleyen toplumların aynı anda kölelik sistemini sürdürmesi, bu çelişkinin en çarpıcı örneklerinden biridir.

Bugün ise benzer durumlar daha farklı biçimlerde karşımıza çıkmaktadır. İnsan hakları ve demokrasi söylemleri evrensel değerler olarak sunulurken, uygulamada çifte standartların ortaya çıkması bu değerlerin inandırıcılığını zedelemektedir. Bazı ihlaller sert şekilde eleştirilirken, bazıları görmezden gelinebilmekte ya da “karmaşık” olarak tanımlanarak ertelenebilmektedir.

Tekinerdoğan’a göre bu durumun temelinde “ahlaki kesinlik” olarak adlandırılabilecek bir yaklaşım yatmaktadır. Bir toplumun kendi değerlerini nihai ve en yüksek aşama olarak görmesi, zamanla eleştirel düşüncenin zayıflamasına ve kör noktaların oluşmasına yol açmaktadır.

Oysa gerçek medeniyet, sahip olunacak bir şey değil, taşınacak bir sorumluluktur. Bir toplumun ne kadar gelişmiş olduğu, ekonomik gücüyle ya da teknolojik ilerlemesiyle değil, insan onuruna ne ölçüde saygı gösterdiğiyle ölçülmelidir.

Bu nedenle Tekinerdoğan, medeniyet kavramına farklı bir çerçeve öneriyor. Ona göre hiçbir medeniyet evrensel değerlerin sahibi değildir. Tüm medeniyetler bu değerlerin taşıyıcısı ve emanetçisidir.

Bu yaklaşım, hem akademik hem de toplumsal düzeyde yeni bir tartışmanın kapısını aralamaktadır. Çünkü mesele artık “hangi medeniyet üstün” sorusu değil, “kim bu değerleri gerçekten uyguluyor” sorusudur.

BU BAŞARI NEYİ ANLATIYOR?



Bedir Tekinerdoğan’ın, Profesörlük ünvanını diğer Türk prfesörler ile paylaştığı an.

Prof. Dr. Bedir Tekinerdoğan’ın Hollanda’da birinci seçilmesi, bu nedenle sadece bir bilimsel başarı olarak görülmemelidir. Bu başarı, aynı zamanda göçmen kökenli bir neslin sadece ekonomik değil, entelektüel ve ahlaki düzeyde de söz sahibi hale geldiğinin bir göstergesidir.

Sayılar gösteriyor ki, Türk kökenli akademisyenler uluslararası bilim dünyasında her geçen gün daha görünür hale gelmektedir. Bu yükseliş, bireysel başarıların ötesinde bir toplumsal dönüşüme işaret etmektedir.

Bugün gelinen noktada, bir zamanlar “uyum sağlaması beklenen” toplumların çocukları, artık değerleri tartışan, sorgulayan ve yeniden tanımlayan bir konuma ulaşmıştır.

Ve belki de asıl soru artık şudur: Medeniyet kimin?
Yoksa medeniyet, insanlığın ortak mirası mıdır?