BU ÜLKEYİ OMUZLARINDA TAŞIYAN BİR KUŞAK VARDI

Abone Ol

Bugün yanımızdan sessizce geçen o yaşlı insanlar, yalnızca kendi hayatlarını değil, bu ülkenin bastırılmış hafızasını da taşıyor. Otobüs duraklarında, parklarda, banklarda gördüğümüz o yüzler; yenilmiş değil, unutturulmak istenmiş bir tarihin tanıkları. Biz aceleyle geçerken, onlar hâlâ soruyor: Bu ülke şimdi kimin omuzlarında?

Bir ülke taşırlar omuzlarında,

Ağırdır, sessizdir.

Unutuldukça çöker tarih,

Hatırlandıkça doğrulur.

Onlar takvim yapraklarından ibaret değildi. Bir dönemi, bir kırılmayı, bir umudu sırtlandılar. Ülke ağırdı; ama bırakmak hiçbir zaman seçenek olmadı. Bugün hâlâ yanımızdan geçerken, aslında bize bakıyorlar. Bir şey sorar gibi. Bir şey bekler gibi.

68–78 kuşağı… Henüz çok gençken dünyayla sert biçimde tanışanlar. Kitabı kendine siper edenler. Okumayı bir ayrıcalık değil, bir sorumluluk bildiler. Çünkü biliyorlardı: Cehalet, iktidarın en güvenli zırhıdır. Suskunluk ise en uzun karanlık.

Ceplerinde para yoktu belki,

Ama gelecek vardı.

Bir kitabın arasından

Adaleti çekip çıkardılar.

Meydanlar gördüler, coplar gördüler, mahkeme salonları gördüler. Kimi hücrelerde yaşlandı, kimi sürgünde susturulmak istendi, kimi adını bir darağacına bıraktı. Ama hiçbiri, başını öne eğerek yürümedi. Yenildiler denildi; oysa teslim olmadılar.

Geriye bakmadılar gittiler,

Çünkü arkada kalan

Bir ülkeydi.

Ve o ülke,

Onlara bakıyordu.

O kuşak akşam eve dönerken koltuğunun altında gazete taşırdı. Çoğu zaman bir kitap… Çünkü bilmek, onlar için yalnızca öğrenmek değil; hayatta kalmak ve direnmekti. “Bana dokunmayan” demediler. Tarafsızlığı seçmediler. Çünkü tarafsızlığın, zulmün en konforlu biçimi olduğunu biliyorlardı.

Cehalet bir zincirdi,

Okuyarak kırdılar.

Korku bir duvardı,

Yürüyerek aştılar.

Bugün zaman başka akıyor. Günler ekranlarda eriyor. Herkes konuşuyor ama kimse söz almıyor. Bilgi sınırsız, anlam eksik. Hakikat hızlıca etiketleniyor, sonra sessizce kenara bırakılıyor. Dün meydanlarda copla bastırılan itiraz, bugün bir tuşla görünmez kılınabiliyor. Yasaklar değişiyor, yöntemler güncelleniyor; baskının dili ise tanıdık.

Çok şey biliyoruz,

Az şeye inanıyoruz.

Her şey görünür,

Vicdan gizli.

Bu bir nostalji değil. Bu bir hatırlatma da değil yalnızca. Bu bir hesaplaşma. O kuşağın ödediği bedellerle ne yaptık? Hapishanelerden, sürgünlerden, darağaçlarından süzülen o deneyimi neye dönüştürdük? Hafızayı bir yük gibi yere mi bıraktık, yoksa devralıp çoğaltabildik mi? Onlar susturulmaya çalışıldı; biz ise çoğu zaman gönüllü olarak sustuk. İşte asıl hesap burada.

Ama tarih tek yönlü akmaz. Hafıza yalnızca geçmişi anlatmaz; geleceği de çağırır. O insanlar hâlâ aramızdaysa, omuzlar hâlâ çökmediyse, bu ülke için söz bitmemiş demektir. Çünkü bir kuşak teslim olmadıysa, teslim olmamak hâlâ mümkündür.

Hesap sorulmamış bir geçmiş,

Umut vermez.

Ama devralınmış bir direniş,

Geleceği ayağa kaldırır.

Bir gün biz de yaşlanacağız. Bir gün adımlarımız yavaşlayacak. O gün yanımızdan geçenler bize bakıp ne görecek? Sadece susmuş, izleyerek eskimiş yüzler mi; yoksa bir duruşu, bir itirazı, bir cesareti devralmış insanlar mı?

Bazı insanlar yaşlanmaz.

Bazı insanlar,

Bir ülkeyi omuzlarında taşır.

Ve bazı omuzlar,

Geleceği hâlâ mümkün kılar.