Devletin klasik tanımını hepimiz biliriz: Bir ülkede (yurtta) siyasi iktidar altında örgütlenmiş toplumsal yapı. Elbette bu yapıyı örgütleyecek olan millet ya da milletler topluluğudur. Millet ya da milletler topluluğu bir toprak bütünlüğü sağlamadan devlet yapısını oluşturamaz. Böyle olunca diyebiliriz ki devlet, bir toprak parçası sütünde kurulan egemenlik ve yaratılan bir hukuk sistemi ile oluşan organizasyondur.
Yani, ülke, millet, egemenlik ve hukuk kavramları devletin temel kavramlarıdır.
Burada, zihnimizi açacak bir noktaya daha değinmeliyiz: Devlet sözcüğünün kökeni ve dilimize geldiği dildeki anlamı… Devlet dilimize Arapçadan gelmiş. ( devle- dövlet). Anlmı, “elden ele geçen, el değiştiren, (iktidar kast ediliyor.)
//Devlet sözcüğünün anlamı bugünlerde yaşadıklarımız bağlamında düşünüşmeye değer.//
Devletin görevi şu şekilde belirginleştirilebilir: Vatandaşlarının sağlığını, esenliğini, güvenliğini, huzurunu ve refahını sağlamak; temel hak ve hürriyetlerini koruyarak ülkede hukukun üstünlüğünü tesis etmektir.
Devletin bu görevini yapabilmesi için sahip olması gereken özellikleri şunlardır: Sağlam yapı, güvenilirlik ve güç…
Devlete gücünü ideolojisi verir. Bu ideoloji, anayasa ile hukuki çerçeve kazanır, ülke, anayasa tarafından çerçevesi çizilen hukukla yönetilir. Yönetimin temel amacı, yukarıda söylenen görevlerini yapabilmek için ülke ekonomisini sağlam zemine oturtmak, geliştirmek, toplumsal refahın temeli haline getirmek olmalıdır.