Halk Sevgisi Olmadan Mizah Olmaz

Abone Ol

Kemal Sunal, Zeki Alasya, Metin Akpınar ve Şener Şen…
Bu isimlerin ortak bir özelliği vardı: halk sevgisi.

Onlar halktan biriydi.
Sahneye çıktıklarında yukarıdan bakmadılar;
karşısındakini küçültmediler.
İnsanlarla konuşurken güldürürlerdi,
çünkü sevgiyle konuşurlardı.

Kemal Sunal’ın gülüşü küfürden gelmezdi;
mahallenin içtenliğinden gelirdi.
Zeki Alasya ile Metin Akpınar’ın mizahı,
sadece zekâ değil, şefkat taşırdı.
Şener Şen’in sertliği bile
insanı incitmeden ders verirdi.

Bu yüzden gülerdik.
Çünkü gülmenin arkasında sevgi vardı.
Sevgi olmayan yerde kahkaha olur belki,
ama kalıcılık olmaz.

Bunlar Sanatçıydı… Şimdi Sahne Gürültüyle Dolu

Bu ülke bir daha bu isimler gibi sanatçılar çıkaramadı.
Ama onların filmleri, skeçleri, replikleri hâlâ yaşıyor.
Çünkü güldürürken aşağılamadılar,
eleştirirken küçültmediler,
mizah yaparken küfre sığınmadılar.

Mizahı akıl, vicdan ve toplumsal sorumluluk üzerine kurdular.
Bu yüzden eskimediler.

Bugün ise sahnelerde ve ekranlarda bambaşka bir tablo var.

Komedyen Cem Yılmaz’ın dijital platformda yayınlanan CMXXIV adlı gösterisi, kadınlar ve yaş kavramı üzerinden kurduğu dil nedeniyle haklı tepkilerin hedefi oldu.
Bu münferit bir gaf değil.
Bu, daha büyük bir çürümenin parçası.

Kadının yaşıyla dalga geçmek,
bedeni ve zamanı aşağılamak;
mizah değildir.
Bu, kolay alkıştır.

“Kaos” ve Küfürlü Mizah Meselesi

Son yıllarda popülerleşen Kaos gibi programlar, küfürlü dili ve sınır zorlamayı mizahın merkezine koymuş durumda.
Özellikle Hayrettin Karaoğuz’un sunduğu yapımlarda bu dil, “şaşırtmak”, “çarpıcı olmak” ve genç, internet odaklı kitleyi yakalamak adına bilinçli bir tercih olarak sunuluyor.

Burada durup sormak gerekiyor:

Küfür gerçekten mizahın vazgeçilmez bir parçası mı,
yoksa üretim zayıfladığında başvurulan bir kestirme yol mu?

“Kaos” örneğinde görülen şey şudur:
Küfür, eleştirinin yerine geçmiştir.
Sınır zorlamak, düşünce üretmenin önüne geçmiştir.
Şaşırtmak, derinliğin yerini almıştır.

Bu bir tercih olabilir.
Ama bu tercihin adı sanat değildir.

Zekâ Yorulunca Ne Olur?

Zekâ yorulunca küfür devreye girer.
İncelik tükendiğinde ses yükselir.
Söylenecek söz kalmayınca,
sınır ihlali alkış toplar.

Bugün bu tarz programların ve bazı stand-up’ların popüler olmasının sebebi budur:
Hızlı tüketilen, çabuk tepki veren, sorgulamayan bir izleyici profili.

Ama unutulan bir gerçek var:

Hızlı tüketilen mizah, hızlı unutulur.

Neden Hâlâ Onlar İzleniyor?

Kemal Sunal hâlâ izleniyor çünkü küfretmedi.
Şener Şen hâlâ referans çünkü bağırmadı.
Zeki Alasya – Metin Akpınar hâlâ örnek çünkü kimseyi aşağılamadı.

Onlar güldürürken
insanı incitmediler.

Bugün ise sahnede şunu görüyoruz:

— Espri yerine küfür
— Eleştiri yerine aşağılama
— Mizah yerine gürültü

Bu bir tarz değil,
bir tükenmişlik göstergesidir.

Son Söz

Bu yazı bir yasak çağrısı değildir.
Bu yazı bir “iptal kültürü” metni de değildir.

Bu yazı şunu açıkça söylüyor:

Küfürle ayakta kalan mizah,
kalıcı olamaz.

Kalıcı olan;
akıl, vicdan ve inceliktir.

Ve ne yazık ki bugün,
ekranlarda ve sahnelerde
kalıcı olanı değil,
kolay olanı izliyoruz.

Sevgi yoksa mizah gürültüdür.
Sevgi varsa, söz kalır.

— Yazar Fikret Yalçın